Tamer GÜLERYÜZ

guleryuztattoo@hotmail.com 10 Eylül 2018 Pazartesi 23:52 DİĞER KÖŞE YAZILARI

ZEHİRLİ ASLAN BALIKLARI VE DATÇA

ZEHİRLİ ASLAN BALIKLARI VE DATÇA

       Zehirli aslan balıkları ve tropikal denizkestaneleri Datça’yı tehdit mi ediyor? Araştırılması lazım. Tam 21 yıl önce dalış yaptığım Datça’da önemli değişimler tespit ettim. Daha fazla  ‘’karettakaretta, deniz kaplumbağası  görürken daha az balık gördüm. Türlerdeki boyut kalitesi düşerken aslan balığı, boru balığı, 20cm dikenleri olan dev denizkestaneleri gibi yeni türler de ortaya çıkmış. Orfoz, lahosbalıkları daha derinlere çekilmiş, sığ olan bölgelerde büyük balık kalmamış. Eskiden az gördüğüm çipura balıkları artış gösterirken büyük sinarit balıklarını görmek zorlaşmış. Balıkçılar, balıkları derine kaçıran şeyin deniz kaplumbağalarının çoğalması olduğunu söylüyorlar. Balıklara zarar vermese bile balıklar dev kaplumbağalardan korkuyorlarmış. Bu görüş ne kadar doğru bilemem ama iklim değişikliği ve gemilerin balast sularının bize yeni türleri getirdiği görülüyor. Benim gibi amatör bir serbest dalıcının bilimsel olmayan gözlemleri de bunu destekliyor.


Deniz Kaplumbağası / Datça

Nasıl olursa olsun Datça muhteşem doğasıyla yine kucakladı beni.21 yıllık hasret bitmişti. 1997 kasımında askere gitmeden önce uzun süre misafir olduğum Kara İncir Koyu ve güzelim adaları beklemişti hiç değişmeden beni. Fok balıklarının yaşam süreleri 20, 30 yıl sürdüğüne göre Apti’yi tekrar görme şansım olacaktı belki de. Eski yazılarımdan hatırlarsınız fok balığı Apti’yi.  İlk işim onu eskiden gördüğüm adaya yüzerek geçmek olacaktı. Müthiş heyecanlıydım.

Saat biraz geç olsa da kalacağımız pansiyona eşyalarımızı attığım gibi, dalış malzemelerimi, zıpkınımı ve video kameramı alıp doğru Kara İncir Koyu’nun sol tarafındaki adalarına yüzmek için kendimi suya bıraktım. Sanki her şey aynı idi, her taşı hatırlıyor daha önceki anılar ile yaşadığım an birbirine karışıyordu. Balıklar aynı taşların ardından o zaman gördüğüm balıkların aynısı gibi çıkıyordu. Adanın 40 metrelere kadar düşen duvarına gelince heyecanım iyice arttı. Önümdeki sonsuz lacivert muhteşem danslarla sürü halinde görüşüme aniden girip çıkan melanurya ve kupes balıkları ile bir doluyor, bir boşalıyordu. Balıkların çılgın dansı ardında parlayan kocaman bir kuyruk bana orkinosların avlağına girdiğimi anlattı. Tabi orkinosa zıpkın atmayı aklımdan bile geçirmiyordum. İstanbul’dan gelirken yanıma aldığım 110 cm tüfeğimi ilk günden kaybetmek istemiyordum. Zaten onlarda bana kuyruk parıltılarından başka bir şey göstermiyorlardı.  Ama yine de sayelerinde balıkların dansı ile tarif edilemez güzellikler içinde kalmıştım. Bir süre seyrettikten sonra bulunduğum yerden aşağılara 18 metre sallandım adanın basamaklarından birinde elimde zıpkınım agoşona yattım.  Nereden çıktığını anlamadığım bir orfoz tam karşımda bana kelebek dansı yaparken gözlerim arka planda daha önceleri buralarda gördüğüm sinaritleri aradı. Orfozla ilgilenmiyordum. Avı bu sene de yasaktı ve sanki atmayacağımı o da bilir gibi önümden gitmiyordu. Sinaritler ortada gözükmüyordu ama sargoz ve çipuralarda fena değildi.  Yaklaşık 2 kiloluk bir çipuraya zıpkınımı salladıktan sonra yukarıya yükseldim. Ben yukarı çıkarken yılan gibi kayarak giden bir müren de bu kargaşadan pay almak için az önce gördüğüm ahtapotun peşine düşmüştü. Bu kadar canlıyı bir arada barındıran doğası ile Datça hala bozulmamıştı. Etrafta zıpkınla avlanacak çok balık olduğu söylenemezdi. Uzun agaşonlardan sonra kiloluk birde domuz balığı vurdum.  Domuz balığının başındaki renkli çizgiler balıkla beraber söndü, kayboldu. O güzel renkler solunca domuz balığı kara, koca dikenli sert bir balık oldu elimde. Derisi zımpara gibiydi.Eti çok lezzetli olan bu güçlü ve kemikli balığı taktım belime. Akşam yemeğimizi garantiye almıştım. Av bitmişti.Bu arada çıkarken aklıma ortalarda görülmeyen fok balığı Apti geldi. Yakınlarda olsa çipuramı elimden alır mıydı acaba? Keşke olsa da balıklarımı ona versem diye düşündüm, ama yoktu…


Rojhat Basut ile  Datça'da Zıpkınla Balık Avı

İkinci günümde civardaki kayalıkların etrafında zıpkınsız sadece dalış kameramla gezinmeye karar verdim. Nasılsa çok efor sarf etmeyecektim. Zira üçüncü günümde Datça’nın önemli zıpkıncılarından Rojhat Basut’un davetlisi idim. Üzerimdeki ince smooth dalış elbisemi yırtmamak için taşlara sürtünmemeye dikkat ederek kendimce amatör çekimler yapıyordum. Dar bir geçitten geçerken birden kayaların altındaki aslan balıklarını gördüm. O an kendimi çok şanslı hissetim.  Genelde taş altında sürtünmeden etkilenmediği için tercih ettiğim 3 mm. jarse elbisemi giymiş olsa idim, rahatça gireceğim taşların altında aslan balıkları tarafından sokulma ihtimalim çok fazla olurdu. Datça’da bu türü ilk defa görüyordum ve tedbir almak aklıma bile gelmemişti. Sularımızda hiçbir düşmanı olmayan bu zehirli balıkların yayılmasının çok kötü sonuçlar doğuracağını düşünerek kaygılandım.


Zehirli Aslan Balığı / Datça

Kısa sürede genelde çok derin olmayan ve sakin kayaların altında veya yanında bu balıklardan çok miktarda gördükçe tehlikenin büyüklüğübeni ürkütüyordu. Plajlarda gözükmese bile kayalık yerlerde yüzmeyi seven insanlar muhakkak dikkat etmeli. Çünkü diğer balıkları tehdit eden bu tür aynı zamanda insanlar için de tehlike yaratıyordu. Çarptığında büyük  acı veren balığın yüzgeçlerinde,  alerjisi olan insanların ölümüne bile sebep olabilecek türde ve miktarda zehir taşıdığını herkes bilir.Aslan balığının haricinde ortası elma büyüklüğünde, dikenleri 20 cm uzunlukta, zehirli deniz kestaneleri ‘’diademasetosum,,  da her tarafı sarmaya başlamış.


Zehirli Deniz Kestanesi / Datça

Kızıl Deniz ve Hint Okyanusu’nda görülen bu türlerin Datça’da ne işi vardı? Nasıl gelmişlerdi? Etkileri ne olurdu? Nasıl önlem alabilirdik? Kafamda bu sorularla yüzerken benim aklıma çözüm olarak dalgıç ve zıpkıncılardan kurulu bir avcı ekibi kurmak geldi. Bu zehirli balıklar çeşitli teşviklerle deneyimli zıpkıncılar tarafından toplanabilir, işlenerek ekonomiye kazandırılabilinir. Denizlerimizin ekosistemini allak bullak edecek bu işgalden korumak üzere bir an önce bir şeyler yapmak gerektiği muhakkak. Akdeniz’de uzun zamandır derin dalış yapan Kazım Polat ve Rojhat Basut bu balıklarla çok derinlerde karşılaşmadıklarını söylediler. Benim de tespitlerim bu yöndeydi. Fethiye’den tanıdığım değerli zıpkıncı arkadaşımız Tuncer Aydın, gurubunda aslan balığıyla mücadele için ucu kelebeksiz şiş önerisinde bulunmuştu. Kelebeksiz şişten balığı çıkarmak daha kolay ve tehlikesiz olur muhakkak.  İyi bir zıpkıncı ve araştırmacı olan Tuncer Aydın’ın bu önerisi mantıklı geliyor. Tabii bunların hepsini tartışmak gerekiyor. Zıpkın ile balık avı amatör bir uğraş. Bu zor ve pahalı sporu yapanların hepsinin ayrı bir işi gücü var. Sanırım biraz teşvikle bu mücadeleye katkı sağlanabilir. Bayramın ikinci günü bu düşünceler ile geçti.

Bayramın üçüncü günü Rojhat sözleştiğimiz çekek yerinden beni aldı ve mavi sularda dalış başladı. Aşağılarda daha serin olan su, yüzeyde 27 derece idi. Görüş 20, yer yer 25 metreyi buluyordu. Benim gibi yıllarca bulanık Marmara Denizi’nde avlanmış biri için şartlar muhteşemdi. Yalnız handikaplarda vardı. Bir kere çok temiz olan suda agoşonlar 2 dakika olmazsa seni gören balık gelmiyordu.İkincisi Marmara Denizi için derin sayılan 15 metre Datça için sığ idi. Çok iyi bir derin su zıpkıncısı olan Rojhat fazla derine inmeden, benim de adapte olabilmem için 20 metrelerdeki taşlarda badi sistemi ile dalmamızı önerdi, uygundu.  İlk günden antrenmansız yapılan daha derin dalışlar tehlikeliydi. Birkaç boş dalıştan sonra 19 metrede taşın içinde bir grida gördüğünü söyledi. Ben de beklemeden inip taşa temkinli olarak yaklaştım ama balığın sadece kuyruğu gözüküyordu. Bu sefer ben soluklanırken badim indi ve balığın o taştan çıkıp başka bir taşa girdiğini söyledi. Bu arada şamandıramız olduğu halde çok yakınımızdan tekneler geçiyordu. Bayram dolayısı ile tekneler çoğalmıştı.Süratli gezinti tekneleri aşağıdayken beni huzursuz ettiği için bu balığı boş verip daha sakin bir yere gitmeyi önerdim. Rojhat balığın girdiği kovuğu gördüğünü bir kez daha inmek istediğini söyledi. Bu sefer yanımıza teknedeki arkadaşımız gelince biraz daha rahatlayıp, şamandırayı ona verdim ve 10 saniye arayla peş peşe daldık. Ben 15 metrelerde daha dibe ulaşmadan Rojhat’ın tetiği taşın içine boşalttığını gördüm. Yanına geldiğimde balığı söndürmesi için ikinci zıpkını verdim. Sönmüş balığı taştan çıkardıktan sonra bota dönerken dipte bir karettakaretta sanki bize el sallıyordu. Zıpkınıma monteli su altı kameramı açıp sizler için lacivert derinliklerde ki dev deniz kaplumbağasını ürkütmemeye çalışarak birkaç kare çektim. Bota çıktığımızda Rojhat’ınsmooth elbisesinin kolu biraz yırtılmıştı. Derin sularda dalarken ve botta rüzgardan korunmak  için şart olan smooth elbiseler ne kadar kaliteli olursa olsun keskin kayalara bazen teslim oluyordu. Neyse ki kolayca yapıştırıp tamir oluyordu. Benim yanımdaki yedek elbisemi giymesini teklif etsem de badim kabul etmeyip, dalışa benim tek devam etmemi önerdi. Saat daha erkendi. Biraz daha korunaklı yerlerde sargoz ve çipura avlamak için suya indiğimde sanki balığın kokusunu alıyordum. Marmara Denizi’nde ki 1,5 hatta 2 kiloluk karagözler burada olmasa bile gördüğüm balıkların en irilerinden kısa sürede limitimi doldurup çıktım. Güzel bir Datça günü olmuştu. Datça hala çok güzeldi…


 Grida Balığı / Datça


Datça'da Çipura

                    

Datça'da Grida, Çipura, Kefal ve Sargoz
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • enver ertürk - 15 Eylül 2018 Cumartesi 19:59
    Tamer, tebrikler.. Gidip gezmiş ve hiç yapmadığım, bundan sonra da yapamayacağımı biliyorum, dalmış kadar oldum. Gözümüzde canlandırdın. Kalemine sağlık. Ama şu resimleri çektirirken biraz gülümse yahu :)
  • Burak Savran - 13 Eylül 2018 Perşembe 19:01
    Guzel tecrubeler guzel bir datca hikayesi bukadar guzel anlatilamaz okurken sanki oradaymis hissi tattiriyor sanki sizin yaptiklarinizi yasadiklarinizi Ben yasamisim gibi hissettim kaleminize saglik,nefesine saglik.
  • Devrim CELEBOĞLU - 13 Eylül 2018 Perşembe 09:03
    Emeğine sağlık kardesim,belgesel tadında mükemmel bir yazı olmuş ayrıca ülkede doğaya karşı hala duyarlı insanların olması beni çok mutlu etti.
  • mustafa ilkuçan - 13 Eylül 2018 Perşembe 07:57
    Güzel yazı için teşekkürler.Aslan balığı için bir belgesel izlemiştim.El zıpkınıyla vurup,kapağını + veya x şeklinde kestikleri kovalara sokup çektiklerinde kendiliğinden çıkıyordu.Aslan balığını halkın menüsüne koyabilmek için yemek tarifleri üretmeye çalışıyorlardı.Belgeseli bulursam pltformlarda paylaşacağım.Kolaylıklar diliyorum.
  • Aycan Alkım - 12 Eylül 2018 Çarşamba 22:47
    Muhteşem sizinle birlikte suyun içindeydim...Emeğinize yüreğinize kaleminize sağlık
  • Süleyman Arat - 12 Eylül 2018 Çarşamba 21:36
    Yazıyı çok beğendim. Daha da önemlisi deniz kestaneleri ve zehirli balıklarla mücadele konusunda arayışlarınız, fikir üretmeniz, duyarlılığınız çok etkileyici.
DÖVİZ KURLARI
USD 6.1906     EURO 7.2866     IMKB 99292     ALTIN 239,366