Tayfun Timoçin

tayfuntimocin@hotmail.com 21 Mayıs 2018 Pazartesi 16:10 DİĞER KÖŞE YAZILARI

MARMARA’NIN OKSİJENİ

 
MARMARA’NIN OKSİJENİ
           
            Marmara Denizi hepimizin gözbebeği. Değilse bile öyle olmalı. Çünkü dünyada tüm kıyılarıyla tek devlete ait olan tek iç denizdir Marmara. Bundan 50 yıl, 100 yıl öncesini hayal etmeye çalışıyorum. Kim bilir ne güzeldi İzmit Körfezi mesela. O Bayramoğlu’nun çevresi, ister yelkenli, ister kürekli bir kayıkla kim bilir ne büyük keyif veriyordu. Fokların oynaştığı mağaraları, kılıçbalıkları, ıstakozları ile Marmara ne büyülü, ne hoş bir yerdi. Bugün Marmara’da kalan fokları saymak için herhalde ellerimizin parmakları yeter. Yetmezse ayaklarımızdan parmak borç alabiliriz ama daha fazlasına gereksinim var mı bilemiyorum. Gerçi İmralı çevresindeki seyir ve avlanma yasağı, balık çeşitliliğine olumlu katkı yaptı, 2 yıldır Gemlik Körfezi’nde uygulanan belirli tipte balıkçılık yasağı ise epey hayırlı sonuçlar vermekte. Lakin Marmara’nın kirlenmesi durmuyor, duramıyor.

            Elbette sanayi gelişecek, elbette insanoğlunun sanayi tesislerine gereksinimi var. Elbette sanayide çalışan insanların oturacağı evler inşa edilecek, eve ihtiyacımız var. Elbette bunların alt yapıları olacak, o da bir ihtiyaç. Ama sanırım hepimiz itiraf ederiz ki Marmara, uzun zaman boyunca foseptik olarak kullanıldı. O yetmedi, çöp kutusu zannettik. Sanayi geliştikçe, endüstriyel atıklar, bol miktarda kimyasal denize boca edildi, halen edilmekte. Balığın avlanması başka şey, kalan canlı türlerinin avlansalar-avlanmasalar yaşayabilmeleri için gerekli şartların sürüyor veya sürmüyor olması başka şey. Bunu neden söyledim?
Bakınız 1954’ten bu yana, sabırla ve bitmeyen bir azimle, her türlü zorluğu ve olanaksızlığı aşarak Marmara Denizi’ni bilimsel olarak inceleyen, hakkındaki tüm verileri kaydeden ve yayımlayan bir proje var: MAREM. (Marmara Denizi’nin Değişen Oşinografik Şartlarının İzlenmesi – Marmara Environmental Monitoring Project). Proje, 2006 yılından bu yana Sevinç-Erdal İnönü Vakfı bünyesinde çalışmalarını sürdürüyor. Başında Hidrobiyolog M. Levent Artüz var. 

2012 yılında Artüz, bir basın toplantısı düzenleyerek kamuoyunu uyarmış, Marmara’da durumun içler acısı olduğunu, pek çok yerde “oksijen oranının sıfır” olduğunun tespit edildiğini anlatmış, adeta haykırmıştı: “Marmara Denizi’nin başta en önemli göstergesi olan suda erimiş oksijen değerlerinde geçmiş senelere kıyasla, çok daha fazla alanda oksijensiz bölgelere rastlanmaktadır. Marmara, canlıların yaşayıp, büyüyüp, üreyeceği oksijen miktarına sahip değil. Marmara Denizi çok büyük risk altında; ciddi bir şekilde tür çeşitliliği erozyonuna uğramış vaziyette.”
Bu, çok önemli bir çığlıktı. Biz denizciler bu çığlığı çevremize duyurmaya gayret ettik, ne kadar başarılı olduk bilemiyorum şu anda. Aradan 6 sene geçti. Yeni verileri bekliyoruz. Konuya ilgi duyanlar www.marem.org sitesindeki tonla veri ve bilgiden yararlanabilir.

Diyebilirsiniz ki, avlanma yasağı sayesinde çeşitlilik artıyor. Haklısınız, bu bir zenginleşmedir ama denizin kirlenmesi ve oksijenin azalması, yukarıda da belirttiğim gibi başka şeydir. Biz insanların başını çektiği besin zinciri gereği tüm canlılar bir şekilde beslenmek zorunda. Eğer besin olmaz veya kalmazsa, canlılar da hayatta kalmayı sürdüremezler. Ve işin en önemli tarafı, besin başta olmak üzere hayatın tümü, oksijene bağlıdır.
Şu durumda oksijenin ne olduğunu ve nasıl ve neden bittiğine göz atmakta yarar var.

Ana kirletici fosfattır. Fosfor formunda denize atılır. Nitrojen, yani azot ana kirletici değildir, kirletici olmak bir yana, atmosferimizin yüzde 78’ini nitrojen oluşturmaktadır. Ancak bunların varlığı, amonyak ve dışkının varlığının en belirgin kanıtıdır.

Çözülmüş halde denize dökülen azot ve fosfor bileşiklerini içeren besinler, fitoplankton adı verilen, yüzen mikroskobik deniz bitkilerinin gelişmesini sağlarlar. Bu fitoplanktonlar, besin zinciri içinde başka organizmalara yemek olur, onları besler veya ölür ve derinlere çökerek bakteriler tarafından tamamen ayrıştırılırlar. Yani ortadan kaldırılırlar. Bu kaderi paylaşmayan tek canlı türü yoktur. Bu ayrıştırma işlemi oksijen kullanır. Bizim konumuzda, olay denizde geçtiği için kullanılan oksijen denize aittir. Ölü organizma var, bakteri var ama oksijen yok olunca ne olur? Bakteriler öncelikle yedek oksijen ararlar. Mesela sülfatta bulunan oksijeni kullanmaya başlarlar. Elbette nihayetinde o da biter. Ekosistem (yani doğal kaynaklar) zamanla artan bu fitoplankton ve buna bağlı bakteri aktivitesinin yükünü kaldıramaz hale gelir ve elinde avucunda bulunan tüm oksijeni harcadıktan sonra iflas bayrağını çeker. Oksijen bitince de hayat biter.

Sayın Artüz ve pek çok bilim insanının Marmara için attığı çığlığın ardında bu korkutucu gerçek vardır.

Peki azot ve fosfor denize nasıl dökülür?

Türkiye nüfusunun yüzde 23’ü Marmara Denizi kıyısında yaşıyor. Bu, sabit yaşayanların oranı. Bir de iş için, turizm için gelip gidenleri katınca oran yüzde 25’in üzerine çıkıyor. Bütün bu insanlar, yani biz, yiyip içip, artıklarımızı denize boca ediyoruz. Nereye gidiyor bizim kanalizasyon? Marmara’nın etrafı sanayi. Sanayi demek kimyasal atık demek. Dereler, boyahanelerin ve diğer üreticilerin attıkları zehirli kimyasallarla bitmiş ve tükenmiş durumda. Derelerden su yerine kimyasal akıyor artık. Akarsuların rengi değişik, hepimiz de bunun farkındayız. O derelerin denize dökülmesi ayrı dert, dökülmeden önce tarlaların o derelerin sularıyla sulanması ve bizim de o suyla büyüyen zerzevatı satın alıp yememiz ayrı dert.

Bu sorunlar uzunca bir süredir söylenip duruyor ve ufak tefek kıpırtılar, olumlu gelişmeler de elbette oluyor. Ama derelerin içler acısı durumu, sanayinin neden olduğu kirlilik halen çözülebilmiş değil.

Bilim insanları “Marmara’da oksjien kalmadı” diye çığlık atarken çoğumuz öylece bakıyoruz, anlamıyoruz ne demek istediklerini. Sanırım şimdi biraz daha anlaşılır olmuştur.

Dedim ya, Marmara hepimizin gözbebeği. Değilse bile öyle olmalı. Marmara’nın kirlenmesi, kendi kalbimize hançer sokmaktan başka bir şey değildir zira.

                                                                                                                                                                                                                                                                                          ALARGA - Tayfun Timoçin
YORUM EKLE
    YORUMLAR
DÖVİZ KURLARI
USD 4.7275     EURO 5.4833     IMKB 95057     ALTIN 192,737