Evden eve nakliyat Nakliyat Ümraniye Nakliyat Depolama Uluslararası nakliyat Uluslararası evden eve Nakliyat Yurtdışı Kargo
rexpert
İDO

         Hoş  geldin sayın dost, hoş geldin. Ölüler evine hoş geldin. Bu evde yaşayan her şey ölüdür. Daha doğrusu her şey yaşar görünürsede aslında ölüdür. Bina yenidir. İçinde hiç oturulmamıştır. Nedeni, bütün bu objeler ve bunların koruyucusu olan sevahil-i baide kaptanlarından Tuncay Alpman nam bendeniz de laid up edilmiş bir gemi misali denizden karaya savrulmuş ve bu evin dört duvarı arasına hapsedilmişim. Bir kaptan denizden ayrılınca yaşayabilir mi? Evet, canlıyım. Fiziken yaşıyorum ama 06.04.2013  tarihinde İtalya’nın Livorno Limanı’nda M/V Oyster’ın iskele tavasından karaya adım attığım anda ruhen öldüm ben. Şimdi gördüğünüz ruhsuz bedenimdir. Şimdi ben yaşayan bir ölü, bir zombiyim.

 

            Ama anlayan yokki. Her şeyin para ile ölçülüp her şeyin kıstasının para olduğu bu kahpe dünyada ilk iş görüşmesine gittiğin şirketin personel müdürü olacak adam ilk önce kaptan kaç para maaş istiyorsun demiyor mu?

 

            Ulan! kaptanlık para ile değerlendirilebilecek bir onur mudur?

 

            Bir gemiye kumanda etmenin ayaklarının altında titreyen güverteleri hissetmenin, güverteye çullanan suların firengi deliklerinden akıp gitmesinin, yalpaya düşen geminin yalpalarını seyretmenin, puruvadan çullanıp vasatta patlayan dalgaların gemiyi inletmesinin, 9-10 kuvvetinde bir fırtına içerisindeyken  köprüüstünde geyik muhabbeti yaparak kahve içmenin zevki nerededir ya dost.

 

            İşte şimdi çoktan mazi olan o güzelim günlerin daüssılası ile çoktan Aliağa, Singapur, Hindistan vb. gibi sayısız gemi mezbahalarında terk-i can eden o güzelim, mağrur gemilerin, yedi denizlerin çiçeklerinden toplanmış olan yetim ve öksüz objelerimle şu dört duvar arasında gök gemisine tayinimi bekliyorum.

 

            Ya dost! Bu objelere obje diyerek bakma. Onları anla ve sev, onları tanı. Sen inanmazsın bilyorum ama onlar canlıdır. Severler, hissederler. Seveni bilir ve tanırlar. Bakma öyle sessiz, sakin ve ruhsuz durduklarına. Çünkü onlarında yaşam gayeleri ellerinden alınmıştır tıpkı benim gibi. Ama hapiste de olsalar yaşam yinede güzeldir. Onlar, muhtelif gemilerden toplanıp bu eve hapsedilmiş eşsiz, muhterem kutsal emanetlerdir.

 

Filika Pusulası

Yazıcılı Barograf

 

            Bendenizin berhayat olduğu müddetçe hayatları garanti altındadır. Bir daha asla bir gemide görev alamayacaklardır, tıpkı benim gibi. Ama dedim ya hapiste de olsalar yinede hayat, yaşamak güzeldir. Dediğim gibi ben hayatta iken hayatları garanti altındadır ama benim gök gemisine tayinim çıktıktan sonrası …… Hayalesselat.

 

            Onun için can dostlar onları malzeme olarak görmeyin. Onlar düşünen, seven, sevilen, hisseden, sevildiklerini bilen canlı nesnelerdir. Onlara seven bir kaptan gözü ile bakın, yalvarırım.

                                  

            Bakın şu devasa stim düdüğüne. Kim bilir hangi çiçeğin bacasında denize, rüzgara, fırtınalara kafa tutmuştu yıllarca. Sesini salıverdim mi en az üç mil mesafeye duyurur yeri göğü inletirdi. Şimdi ne stimli düdük kaldı ve de ne stimli makine ile yürütülen gemi. İşte son kalan numünelerden biri de bendenizin fakirhanesine mihman olma şerefini bahşetti bana. Şimdi ise yıllarca star olmuş, şaşalı bir hayat sürdükten sonra devrini tamamlayıp, şöhretini kaybetmiş, unutulup yalnızlığa terk edilmiş bir sahne starı gibi ufacık giriş holünün salona açılan kapısının iskele yakasında sessiz sakin ama vakur karşısında ki makine telgrafı ile baş başa günler, geceler, haftalar ve hatta aylar, yıllar boyu dertleşip eski güzel geri gelmeyecek olan günlerin hayalleri ile yaşayıp gidiyorlar.

 

            Düdük. Gemisi ile limanlara girip çıkıyor, romörkörlere sancağa, iskeleye gelmeleri için kumanda ederken  kah üç kere kah iki kere çalıyor, selam için koyveriyor sesini ta en az üç mil mesafeye duyurmacasına. Siz tabi duymuyorsunuz ama ben duyuyorum. Birde benim gibi laid up edilmiş dinazorlar, kaptan eskileri duyuyor.

 

            Karşısındaki makine telgrafı, stampa alışamadı yerine, yadırgıyor. Ben burada ne arıyorum, burası neresi diyor. Bu düdük de ne. Ne işi var burada diye sessiz sessiz soruyor kendine. Hala kabullenemedi kaderini, isyan ediyor. Kumanda kollarını tutan ceket yenleri bir karış sırmalı kaptanların ellerinin sıcaklığını özlemiş. Ama heyhat onun kollarını tutan kaptanlar çoktan demir attılar son limana, bir daha çıkmamak üzere. Bundan sonra onun kollarını sadece temizlikçi Sündüz gibi kadınlar tutacak toz bezi ile ve de bu alelacaip kazulet gibi şey neye yarar acep diyerekten.

 

            Birde bendeniz tutuyorum bazen. Ara sıra meslektaşlarımın muazzez hatıralarını zedelemekten korkarak ve de şimdi çoktan gök gemisinde göreve başlamış olan tanımadığım, bilmediğim muhterem kaptanların ellerinin sıcaklığını taşıyan kolları zaman zaman hareket ettirip hayalimde ki makineye kumanda ediyorum.

 

            Biliyorum ve stampada biliyor ki artık ne kumandaları iletebileceği makine kontrol paneli ne de manevra yapabilecek bir makine var. Zavallı stampam kapalı devre çalışıyor. Çınlamalar makine dairesinden değil, direkt bağlanmış kendi içinden geliyor. Yine de insana huzur veriyor, mutlu oluyoruz ben  ve stampam.

 

            Sonra…

 

            Sonrası derin bir iç çekiş ve yalnızlık ve de pişmanlık ki el ayak tutarken o güzel günlerin hiç bitmeyeceğini  sanıp bu zilleti yaşamamak için bir okyanus geçişinde denizin kollarına uzanmamak.

 

            Bakınız. Orijinal kutusunda tam takım bir çherup parakete. Yeni yetme zabitleri bırak birçok genç kaptanın dahi sadece resimlerini gördüğü, seyir esnasında hiç kullanmadığı, artık gemilerde bulunmayan, kullanılmayan, çoktan tedavülden kalkmış tarihin tozlu raflarına süpürülmüş bir mekanik harikası çherup pareketası. Ulan! şimdiki modern gemilerde kıç üstü kasarasında parakete pabucu bile yok sen neden bahsediyorsun? Evet. Paraketam sessiz, sakin bir dinginlik içinde mütevekkilane kaderine razı bekliyor. Yanında yıldızların içinde birer yıldız olan fenerlerimle birlikte. Şimdilerde şavkı yanmayan kendini bile aydınlatma yeteneğinden mahrum fenerlerimle. Bu fenerler bir zamanlar yıldızların içinde yıldızdılar. Yeşil ışıklı sancak, kırmızı ışıklı borda feneri, puruva veya işaret sereninde veya kendine özgü mahal-i mahsusunda puruva ve grandi silyon fenerleri, gemi pupasında yalnız pupa feneri ve de yardımcı fenerlerim. Gümrük, karantina, tehlike, arıza, manevra vb. gibi özel görevli fenerlerim. Hepsi hepsi bir daha asla bir gemide görev alamayacaklarının  kendilerine ait mevkilerde gecenin içinde ışık saçamayacaklarının bilincindeler. Bakmayın sessiz durduklarına. Her şeyin farkındalar. Ama asaletlerinden susmayı yeğliyorlar.

Sis Düdüğü

 

            Sekstantlarım… Yıllar boyu dünyayı keşfeden kaptanların gözü ve kulağı olan en azgın fırtınaların ortasında kaptana mevkiini gösteren mübarek ve kutlu alet. GPS denen tembel aleti icat edilmeden evvel kaptanların, ikinci kaptanların eli, ayağı, gözü kulağı olan en kötü havalarda, kasırgaların ortasında bile dünyanın hangi noktasında bulunulduğunu gösteren, hesaplayan kutsal ve muhteşem alet. Aydan, güneşten, seçilmiş yıldızlardan, seyyarelerden, kutup yıldızından rasat yaparak kaptana yardımcı olan kıymetlim benim. Ne olur öyle boynu bükük durmayın. Unutmayın ki altın çamura düşmekle değerinden bir şey kaybetmez. Olsun varsın, şimdiki modern gemilerde teftiş macunu kabulünden sekstant bulundurulsa bile acaba layıkı ile kullanabilecek zabit veya kaptan kaldı mı ki? GPS denen tembellik aleti gelip kuruldu hesap kamaralarına. Eee, boşuna dememişler “ Delikli demir geldi. Mertlik bozuldu” diye. Olsun be kıymetlilerim. Rahat rahat uyuyun. Benim manevi korumam altındasınız. Rahatça dertleşin yanınızdaki pergel, cetvel-i müvazi, pertavsız, kronometre, stp.watch gibi seyire yardımcı mesai arkadaşlarınızla. Evet bir çiçeğin hesap kamarasında değilsiniz. Biliyorum. Hiç bir yere gitmeyen küçücük bir odada hep bir aradasınız ama elimden gelen bu be cancağızlarım.

Sekstant

 

            Artık üzerine rota çizilemeyen haritalarım. Tashihleri yapılamayan, miadı dolmuş, yenilenemeyen seyir yardımcı kitaplarım, almanaklarım affediniz beni. Sizleri böyle manevi işgenceye duçar ettiğim için üzgünüm.

 

            Vardiya sp saatlerim, devir takometrelerim… Dümen yalpa müşirlerim, termometre, higrometre, barometre, barograflarım. Karşı evin balkonundan başka yere odaklanamayan polerosum, dürbünüm, manevra düdüğüm. Başa kıça kumanda ettiğim walke-talke cihazım, artık susmuş daktilom. Senelerce dünya denizlerinden sesimizi duyuran, dış dünya ile yegane bağlantımızı sağlayan maniplelerim, life boat radyo telgraf cihazlarım artık kendini kurtarmaktan aciz roketatarlarım, muhtelif gemilerin salonlarını süsleyen resimlerim. Kendilerini barındıran salonların şeref mevkilerinde asılı iken söküme giden gemilerinin akibetine uğrayıp sokağa atılan kedi, köpek misali bir yana fırlatılıp atılan resimlerim. İsim levhalarım.

Barometre

            Hani derler ya; Baki kalan şu gök kubbede bir hoş seda imiş. İşte şimdi o hoş seda bile yok da çoktan parçalanmış gemilerden kurtarabildiğim gemi isim levhalarım.

 

            Ve de yazı masam. Yetmişli yıllardan müdevver üstünde geceler boyu çalışıp imtihanlara hazırlandığım, omzumdaki apolette dört sırmayı hak edebilmek için ömrümü harcadığım, gözlerimden yaş akıttığım yazı masam, kitaplarım, otlarım ve benim dünyam.

 

            Biliyorum. Az kaldı. Akıbet  birgün benim de tayin emrim gelecek. Ordinom kesilecek gök gemisine. Hayat pistinde geri dönülmez noktayı çoktan geçtim. Pist sonunun ışıkları göründü. Havalanmaya çok az kaldı. Sonrasında sizlerin akıbetini düşünmek bile istemiyorum. Ama şimdi gerçekten mutluyum.

 

            Sizlere sahip olduğum için mutluyum. Haneme mihman olduğunuz için mutluyum. Sizleri çok ama çok seviyorum. İyiki varsınız.

                                                                                                                                                                                                                                           15.08.2014 - Gümüşyaka               

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
yukarı çık