evden eve nakliyat eşya depolama Nakliyat nakliye uluslararası evden eve nakliyat gebze nakliyat

Bu detay açıklamalardan sonra, günümüzde gelişen olaylara bakarak, 29 Ekim 2019 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi'nden çıkan "Ermeni Tasarısı"na nasıl bakmamız gerek, bu kararı nasıl okumamız gerek?

ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve diğer emperyalist sömürgenler, kendi çıkarları doğrultusunda yaptıkları katliamlar, soykırımlar günümüzde dahi devam ederken, 1915 tarihinde parçalayıp, yok etmek için birlikte mücadele ettikleri Osmanlı Devleti'nin, kendi topraklarını ve kendi vatandaşlarını korumak adına almak zorunda kaldığı bir karardan dolayı, bugün Türkiye Cumhuriyeti Devletimizi adeta sanık sandalyesine oturtmak istiyorlar. Günümüzde, Kurtuluş Savaşımız sonrası kurulmuş olan son devletimiz Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Milletimizi mesnetsiz soykırım iddiaları ile itham ederek, bu asılsız iftira ve ithamlarla,  emperyalist sömürgenlerin kendi siyasi ve ekonomik çıkarları doğrultusunda, milli ve manevi benliğimize kara çalmaya, gelecek nesillerimiz üzerinde bir utanç vesikası bırakmaya çalışmaktadırlar.

1915 tarihinde yaşanan olaylar, temiz bir akıl ve temiz bir vicdanla, tamamen objektif ve tarafsız bir gözle değerlendirildiği zaman gerçekler gün gibi aşikar önümüzde durmaktadır. Ve aslında bu karar bir kez daha göstermiştir ki, yüzyıllardır bu topraklar üzerinde kirli ellerin müdahale etmediği sürece, barış ve huzur içinde birlikte yaşadığımız Ermeniler üzerinden Türkiye'ye karşı örtülü bir operasyon yapılmakta ve Ermeniler bir kez daha Türkiye'ye yönelik siyasete alet edilmektedirler. Bu bile aslında, ABD başta olmak üzere, bu kararı destekleyenlerin ikiyüzlülüğünü de ortaya koymaktadır. 

Bu yazı içinde sizlere, konuya vakıf olduğum 40 yıllık süre zarfında ( ki konudan ilk defa 1979 tarihinde henüz çocuk yaşlarda iken, ASALA terör örgütü tarafından şehit edilen, Lahey Büyükelçimizin oğlu Ahmet Benler'in katledilmesi ile olmuştur) bu konu özelinde oluşturduğum belge ve kitaplar üzerinden binlerce arşiv doküman sunabilirim. Ayrıca, Devletimizin ve konuyla ilgili kuruluşların kendi arşivlerinde, Osmanlı Arşivleri de dahil, yüz binlerce sayfalık belge, bilgi ve dokümanlar, yerli ve yabancı araştırmacılara, gerçekleri görmek ve bilmek isteyenlere açık durumdadır.

Fakat sizlerle özellikle bazı yabancı tarihi şahısların, Ermeni Soykırımı iddialarına yönelik yaptıkları tarihi açıklamaları ve bazı yazılı belgeleri paylaşmak istiyorum. Bu birkaç açıklama dahi, o dönem yaşanan acıların aslında ne olduğunu, hangi düşünce ve hedeflerle bu acılara neden olduklarını, hangi ülkelerin kendi çıkarları uğruna bu acılara neden olduklarını, kimlerin sorumlu olduğunu ve kimlerin bu acılardan zarar gördüklerini çok net ortaya koymaktadır.

Bu açıklamalar ve belgeler, Türkiye'nin kabul etmediği Ermeni Soykırımı iddialarına karşı, Ermeni tezlerine dayanak teşkil eden kişilerden, bu tezlerin kabulü için bizzat olayların içinde yer alan kişilerden ve bu tezleri destekleyen ülkelerin arşivlerinden alınmıştır. Ve sizler de göreceksiniz ki, aslında kendi ellerinde bulunan bu tarz binlerce belge ve açıklamalara temiz bir akıl ve vicdan ile bakmak isteseler, bu iddialarla ülkemize yönelik Ermeni Soykırımı kararlarını kendi ülke parlamentolarından çıkarma hadsizliğini gösteremeyecekler ve tarihi gerçekleri çarpıtmaya, Dünya kamuoyunu kandırmaya çalışmayacaklardır. Fakat bu ülkeler, Ermeni konusuna, kendi siyasi ve ekonomik çıkarları doğrultusunda,  tek taraflı, sabit fikirli ve "Hıristiyan din kardeşliği" çerçevesinde bakarak, gerçekleri çarpıtma yolunda gitmeye devam etmektedirler. Ve tabii ki bu durumun devamına, özellikle Ermeni Diasporası ve şu anki Ermenistan Devleti de fiili davranışları ile destek vermektedirler.

1.Belge/Açıklama:

Adı, Hovannes Katchaznouni ( Ovanes Kaçaznuni ) 28 Mayıs 1918'de kurulan Ermenistan Devleti'nin ilk başbakanıdır. Bu görevde 13 ay boyunca kalmıştır. Taşnaksutyun Partisi'nin kurucularındandır. Ermeni Milliyetçiliğinin ve Siyasal İdeolojisinin önemli liderlerinden ve fikir adamlarından biridir.

Kaçaznuni, şimdiki Romanya'nın başkenti Bükreş'te,1923 yılı Nisan ayında, Ermeni Taşnaksutyun Partisi'nin yurtdışında yapılan konferanslarından birinde kürsüde hazırladığı raporu bir tebliğ şeklinde sunmaktadır. Fakat işin ilginç yanı, Kaçaznuni'nin bu raporu 1923 yılında kitap haline getirilmesine ve yayınlanmasına  rağmen, Ermenistan'ın ilk Başbakanının bu tarihi raporunun Ermenistan'da bugün dahi yasaklı olmasıdır. Oldukça uzun olan bu tarihi raporda şu ifadeler bir itiraf ve kabul niteliğindedir.

"Korkarım ki, benim son kanaatim - ki bunu telaffuz etmek gayet zordur, ama ben sadece vicdanımın sesini dinleyerek bunu söyleyeceğim. Ve bu konferans katılımcılarının toptan tepkisini, belki de öfkesini çekecektir."

" Ben buna hazırlıklıyım. Sözlerim, köklü kanaatlerin ve net bir bilincin sonucudur. Zira ben düşünmek, anlamak, muhakeme etmek, değerlendirmek ve duruş belirleyebilme yeteneğine sahibim".

"1914 sonbaharında, Türkiye henüz savaşan taraflardan birine katılmamışken, fakat savaş hazırlıkları içindeyken, Güney Kafkasya'da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni Gönüllü Birlikleri oluşturulmaya başlandı".

"Sadece birkaç hafta önce, Erzurum'da yapılan kongrede, Taşnaksutyun Partisi bu birliklerin Türkiye'ye karşı gerçekleştirdikleri askeri eylemlere aktif biçimde katıldı".

"Bu gönüllü birliklerin kurulması gerekir miydi sorusu, günümüzde elbette anlamsızdır. Tarihsel olayların kendine özgü bir mantığı vardır. Ancak yine de hataydı."

"Ermeni Gönüllü Birlikleri kuruldu ve Türklere karşı faaliyetlere başladı. Bu gelişme, Ermeni halkının, hemen hemen çeyrek yüzyıl boyunca beslemiş olduğu psikolojik ortamın doğal ve kaçınılmaz bir sonucuydu. Bu psikoloji, kendini bir biçimde bulmalıydı ve onu buldu".

"Ermeni Gönüllü Birliklerinin kurulması bir yanlışsa, bu yanlış, kökleri uzak geçmişte aranacak bir siyasal çizginin doğal devamı ve sonucudur. Biz bu gönüllü harekete aktif biçimde katıldık. Bu katılım, partimizin kongre kararına rağmen yapıldı."

"1914 kışı ve 1915 yılının ilk ayları, Rusya Ermenileri açısından, bir heyecanlanma ve umut dönemiydi. Biz kayıtsız ve şartsız Rusya'ya yönelmiş durumdaydık."

"Herhangi bir gerekçe yokken, zafer havasına kapılmıştık. Rusya'daki Çar hükümetinin, Güney Kafkasya Ermenistan'ı ile Türkiye'deki Ermenilerin bulunduğu yerlerin birleşmesi ile oluşacak Büyük Ermenistan'ın bağımsızlığını bize armağan edeceğinden emindik."

"Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin boş sözlerine büyük önem vererek ve kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık."

"1915 yaz ve sonbahar döneminde, Türkiye Ermenileri zorunlu göçe ( tehcire ) tabi tutuldu. Türkler savunma içgüdüsü ile hareket etmişlerdi. Tehcir kararı amacına uygundu. Kitlesel sürgünler ve baskınlar gerçekleştirildi.Bütün bunlar Ermeni davasına ölümcül bir darbe vurdu."

"Kötü kaderden şikayet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim milli psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir."

"Denizden denize Ermenistan projesi gibi emperyalist bir talebe kapıldık. Ve ne acıdır ki kışkırtıldık. Türk, Kürt demeden Müslüman nüfusu katlettik. Yaptığımız bütün bu terör eylemlerinin amacı Batı kamuoyunu kazanmaktı."

"İsteyen herkes bizi kolayca atlattı, ihanet etti."

Ovanes Kaçaznuni'nin 1923 yılı Bükreş Taşnaksutyun Partisi Kongresi'nde yaptığı yukarıdaki açıklamaları, Ermenistan ve Rusya arşivlerinde bulunmaktadır. Bu açıklamaları ile emperyalistlere alet olduklarını, Osmanlı'ya ihanet ettiklerini, Osmanlı Devleti'nin tehcir kararının doğru olduğunu, bu raporun satır aralarında detaylı bir şekilde açıkça itiraf etmektedir.

2.Belge/Açıklama;

Tarih 20 Ekim 1921. Fransa ile Türkiye arasında Ankara Antlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma ile, Türkiye'nin güney sınırları çizilmiş ve Fransa, Anadolu topraklarından ayrılacaktır. Fransa'yı temsilen Ankara'da bulunan Fransız Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı M. Henri Franklin-Bouillon Adana'ya geçerek, Ermeni halkın ileri gelenleri ve din adamları ile bir toplantı yapar. Toplantının amacı, Ankara Anlaşması sonrası, Adana ve civar yerlerinden hızla ayrılmakta olan Ermenilerin toplu olarak ayrılmalarını, göç etmelerini durdurmaktır. Türk ve Fransız yetkililer, Ermenilere, hiç bir zarar gelmeyeceğini, savaş döneminde işlemiş oldukları suçlardan dolayı ceza almayacaklarını, Fransız ve Türk hükümetlerinin bunu garanti ettiklerini söylemişlerdir. Ayrıca söz alan Bouillon, Türklerin sözüne güvenilir insanlar olduklarını belirterek, göçün durdurulmasını istemiştir. Bunun üzerine söz alan Ermeni cemaat lideri şu sözleri söylemiştir;

"Teşekkür ederiz. Bizim için iyilik yapmak istiyorsanız, artık bizi himaye etmeyiniz. Eğer siz ve sizin Adana'ya gönderdiğiniz generalleriniz, Hükümet memurlarınız, bize bu şekilde anlatmış olsalar ve bize ümit vermeselerdi, bizi bir takım tatlı emeller arkasında koşturacak teşvik edici sözler söylemeselerdi, biz de Türkler karşısında alnı açık gezecek ve ta asırlardan beri olduğu gibi, yine yan yana ve kardeş gibi yaşayacaktık. Fakat, heyhat geçti. Biz Türk komşularımızın mukaddesatına tecavüz ettik, evlerini yakıp yıktık, insani olmayan bir çok fenalık yaptık. Maalesef bu bir hakikattir. Biz de insanız. Onların yüzüne ne suretle bakacağız? Bakacak yüzümüz kalmamıştır. Bize iyilik yapmak istiyor musunuz? Bizi serbest bırakın. Biz mazinin acılarını, cezasını affettirmek için ağlayalım."

Kaynak: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt:XXVI. Sayfa:177  Ankara 1960. Naklen, İ.Gencer-S.Özel, Türk İnkılap Tarihi  7.Basım Der Yay. İstanbul, 2000, Sayfa: 167

Bu konuşmadan cesaret alan bir başka Ermeni de şu konuşmayı yapmıştır;

"Avrupa diplomatları, siz artık bizim üzerimizden ellerinizi çekin. Sizler, himaye tarzında bizlerin işlerine müdahale ettiğiniz müddetten beri, emellerinize sadık kaldığınızdan beri, bütün mevcudiyetimiz tehlike ve ateşe girmiştir. Asırlardan beri yan yana yaşadığımız, nan (ekmek) ve nimetleriyle büyüdüğümüz ve bu suretle müşfikane muamelelerinden daima kuvvet ve feyiz aldığımız Türkleri bizimle baş başa bırakınız. Sizin müdahale ettiğiniz zamandan beri büyük felaketler gördük ve Türklere karşı sizin tahrikinizle, sizin teşvikinizle fena hareket ettik ve onların nazarında bihakkın, zalim ve onlara karşı mütecaviz vaziyette kaldık."

Kaynak: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt:XXVI. Sayfa:177  Ankara 1960. Naklen, İ.Gencer-S.Özel, Türk İnkılap Tarihi  7.Basım Der Yay. İstanbul, 2000, Sayfa: 167

3.Belge/Açıklama;

Ünlü Macar Doğu Bilimcisi A. Vambery Ermenilerin çıkardıkları olayları, Amerikan misyonerlerinin abartarak nasıl yaydığını şöyle anlatıyor;

"Amerikan misyonerleri, Protestan Ermeni Devleti kurmayı tasarlıyorlardı. Bunun için büyük paralar topluyorlar, Ruslardan aldıkları silahlarla Ermenileri silahlandırıyorlardı. Ermenileri kışkırtarak yaptırdıkları ayaklanmalarla, pek çok Müslümanın ölümüne sebep olmuşlardı. Bu arada çıkan olaylarda 3-4 Ermeni ölmüş ise, Ermeni çevreler bunu İstanbul'da 3-4 Bin Ermeni öldürüldü diye yayıyor; Amerikalı misyonerler ise, Protestan gazetelerine  'İşte Sultan  Abdülhamid yine 40.000 suçsuz Ermeni'yi katlettirdi' şeklinde haberler yayıyorlardı."

Kaynak: Erich Feigle "Friedrich Parrot - Arminius Vambery, MarksSykes"

Türk Ermeni İlişkileri ATAM-Ankara, 2000, Sayfa 16

4.Belge/Açıklama;

Bu noktada, aynı konuya bir  başka belge daha sunmak yerinde olacaktır.

Aynı tarihte olan olaylarda ortaya çıkan can kaybının, bir kaç hafta sonra aynı olaya ilişkin olarak haber ajansında nasıl abartılarak verildiğine dair yüzlerce belgeden sadece biridir bu belge. Bu tür faaliyetlerin, yaşanan olayların son derece abartılarak ABD ve Avrupa kamuoyunda,Ermenilerin lehine olacak şekilde, Osmanlı ve Türk olgusuna karşı önyargılı bakış açısını oluşturmak için yapıldığı aşikardır.

Emekli Büyükelçimiz Kamuran Gürün, yazmış olduğu Ermeni Dosyası adlı eserinde Fransız arşivlerine dayanarak şu bilgiyi vermektedir.

"6 Şubat 1920 günü, İstanbul Ermeni Patriği Zaven, Maraş'ta 2.000 Ermeni'nin katledildiğini telgrafla Nubar Paşa'ya bildiriyordu. Bu rakam 25 Şubat'ta da Reuters Haber Ajansı'nda 70.000 olarak ilan edildi... Halbuki, Maraş'a hücum eden Fransız ve Ermeni birlikleri komutanı General Gourraud'un Fransa Hükümeti'ne çektiği telgrafta ise, ' Ermeni Lejyonu halen 1.496 kişidir ' diyordu".

Kaynak: Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Türk Tarih Kurumu- 1983, Ankara. sayfa: 287

Archives des Affaires Etrangeres de France (AAEF)-Franız Arşivi

Levant 1918-29 (Armenie) Volume:8 Folio:180

5.Belge/Açıklama;

Günümüzde, hatta 1916 yılından itibaren başlayan süreçte, Ermeni iddialarına önemli bir dayanak/belge olarak kabul edilen Mavi Kitap isimli bir yayın bulunmaktadır. Bu kitap 1916 yılında, James Bryce ve Arnold Toynbee tarafından yazılmıştır. Kitabın asıl adı "Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermenilere Yönelik Muamele 1915-1916"'dır. Bilinen adıyla Mavi Kitap. Bu kitabın ilk nüshası Toynbee tarafından yazılmış ve "Wellington House" tarafından bir broşür olarak basılmıştır. Daha sonra 1975 yılında ABD'de bir Ermeni yayınevi tarafından tekrar  basılmıştır. 2005 yılında Türkçe'ye çevrilerek yayınlanan bu kitap, dönemin İngiliz Hükümeti tarafından, tamamen İngiliz politikaları ve çıkarlarını gerek kendi, gerek Dünya kamuoyunda haklı göstermek için  tasarlanmış ve bir savaş propagandası aracı olarak kullanılmıştır.

Bu kitabın içindeki bütün referanslar, Fransa-Marsilya'da çıkan Armenia gazetesi, İngiltere-Londra'da çıkan Ararat gazetesi, ABD-New York'ta çıkan Gotchnag ( Taşnak ) gazetesi, Gürcistan_Tiflis'te çıkan Horizon gazetesi ile o dönem Anadolu'da bulunan Protestan misyonerlerden aldıkları bilgileri nakleden Amerika'daki Ermeni Mezalimi Komitesi'dir. Tamamen tek taraflı sabit düşünce ile ele alınan bu kitabın tabii ki objektif bakış açısı ile yazılmasını beklemek pek de mantıklı olmasa gerek.

Propaganda amacıyla kaleme alınan bu kitap, uluslararası arenada uzun yıllar Türkiye ve Türkler aleyhine bir delil olarak kullanılmıştır. Uluslararası arenada Türkiye'nin soykırım yapmadığını büyük bir cesaret ve fedakarlıkla savunan ABD'li Tarihçi Justin Mc Carthy yazmış olduğu "Willington House and Turcs" isimli eserinde şöyle demektedir.

"Zaten eserin kaleme alındığı ofis olarak bilinen Wellington House, İngiliz politikalarını uluslararası alanda desteklemek amacıyla kurulan ve bu yönde birçok rapora imza atan kuruluştur. İlmi ve gerçeklik kaygılarından daha çok, politik amaçlar güdülerek yanlı raporlar hazırlanmıştır. The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire, 1915-1916 (Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermenilere Karşı Muamele, 1915-1916) adlı kitap Arnold Toynbee'nin İngiliz Propaganda faaliyetlerine yaptığı en büyük katkıdır. Bu kitap görünüşte Viscount Bryce'ın bir eseridir, fakat gerçekte neredeyse tamamı Toynbee'nin kendi ürünüdür. Kitabın girişinde yayınlanan resmi hikaye, Bryce'ın Ermeniler tarafından kendisine gönderilen kayıtları okuduğunda hayret ve korku içinde kaldığını anlatmaktadır. Bu yüzden de o gerçekleri toplayarak bir kitap yazmaya karar vermiştir. Böyle bir kitap telif edip edemeyeceğini Toynbee'ye sormuştur. Daha sonra birlikte bu kitabı Dışişleri Bakanı olan Lord Grey'e sunmuşlardır. Lord Grey de bunu Parlamentoda prezente etmiştir. Parlamento bu kitaptan çok etkilenmiş ve bir "talimatla" yayınlanmasını istemiştir. Aslında bunların hiçbiri gerçek değildi. Gerçek olan, Wellington Evi'nin bir propaganda cildi için Bryce'den talepte bulunması ve Büro'nun elemanlarından Toynbee'nin bu çalışmayı derleyebileceğini teklif etmesinden ibarettir.

Bryce Raporu'nun objektif gözlemcilerin raporlarının bir derlemesi olduğu sanılmaktadır. Oysa gerçekte, yayınlanan raporların ana kaynağını Ermeni bireyler ve Ermeni örgütlerin göndermiş olduğu mektuplar oluşturmaktaydı. Ararat ve Gotçnak gibi Ermeni gazeteleri de kaynaklar arasındaydı. Fakat, belgelerin ana kaynakları Amerikan misyonerleri ve misyonerlik örgütleriydi. Bunların sağladığı materyaller hakkında neden bu kadar şüphe duyulduğunu anlayabilmek için, misyonerlerin kendilerinin incelenmesi gerekmektedir."

"Amerikan Protestan misyonerler 1915 ile 1923 yılları arasında tam sekiz yıl boyunca sürekli Türkleri kötülüme politikasıyla meşgul olmuşlardır.Kendi misyoner örgütlerini kurmak bunların amaçlarından sadece biri idi, fakat asıl amaçları çok daha iyiydi. Bunların temel amacı, aslında, açlık çeken Ermeni ve Süryani Hıristiyanlara yiyecek temin edebilmek ve yetimlere koruma/barınma sağlayabilmek için para toplamaktı. Bu gerçekten iyi bir amaçtı. Bunlar oldukça sessiz araçlar kullanarak para toplamaktaydılar. Ancak bunların propagandası her açıdan Türkleri kötülemekteydi, çünkü hiçbir şey korkunç bir düşmanın baskıları altında ezilen ve kurtuluşları için katkıda bulunulmazsa ölecekleri şeklinde bir tablo çizilmesi kadar yardım toplamayı kolaylaştıramazdı."

"Misyonerlerin bütün yazılarında Türkler hiçbir zaman kurbanlar olarak gösterilmemiştir, Ermeniler ise hep kurbandır bu yazınlarda. Ermeniler asla öldürmemişlerdir, Türkler ise sürekli katletmektedirler. Türklerin yetimlere zulmettikleri, Türklerin her şeyi yakıp yıktığı, Türklerin Ermeni kadınları açık artırmayla sattığı, Anadolu'nun doğusunun tamamında Ermenilerin çoğunlukta olduğu, bütün genç Ermeni erkeklerin Türkler tarafından öldürüldüğü, bütün Hıristiyan kadınların tek tek Türklerin tecavüzüne uğradığı düşünülmekteydi. Türkler eğitimden nefret etmekte ve sürekli olarak eğitimlilere zulüm etmekteydi. Hiçbir Hıristiyan asla Osmanlı hükümetinin bir parçası olamamıştı. Türkler Hıristiyanlara ihtiyaç duyuyorlardı, çünkü kendileri ırk olarak "doktor, diş hekimi, terzi, marangoz, ve azıcık yetenek isteyen bütün meslekler ve ticaret" konusunda yeteneksizlerdi. Misyonerler ayrıca, Türklerin şimdi Ermenileri katlettiğini yazmakta ve Türkler beyni olan tek halk olan Ermenileri yok ettikleri için ve akılsız Türkler ülkeyi kendi başlarına yönetemeyecekleri için Batılıların Osmanlı İmparatorluğu'nu yönetmek zorunda kalacağını yazmaktaydılar."

"Protestan misyonerliğinin esas propagandası, şüphesiz, dinseldi. Amerikan yardım örgütlerinin lideri olan James L. Barton şöyle yazmaktaydı, "(Ermeniler) kendi hatalarından dolayı acı çekmiyorlar, onlar hiç bir Hıristiyan gücünün kendilerini koruyamayacağı topraklar üzerinde bulunduklarından dolayı ve gerçek anlamda İsa'yı kalplerinden söküp atıp, yerine Muhammed'i koymadıkları için acı çekmekteydiler."

"Misyonerlerle İngiliz Propaganda Bürosu arasında tam bir işbirliği vardı. Toynbee'ye malzemeler göndermekte ve karşılığında da Wellington Evi'nin propaganda materyallerini dağıtmaktaydılar. Mesela, Toynbee'nin Ermeni Vahşetleri adlı kitabı, Amerika'da, misyoner yardım kuruluşları tarafından üç bin adet dağıtılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri Yönetimi de, devletin dağıtım sistemlerini kullanmak suretiyle misyonerlik materyallerini gidecekleri yerlere göndermiştir. Amerikan Yönetimi, belirli bölümlerinden alıntılar yapmaları için misyonerlere gizli belgeler de vermiştir. Bunu da Toynbee'nin izlediği metotla kamufle etmişlerdir, "Her ne koşulda olunursa olunsun kaynak açıklanmaz."

"Misyoner kuruluşların liderleri arasında Toynbee'ye en fazla propaganda malzemesi sağlayanlar James Barton ve William Rockwell idi. James Barton misyonerlik faaliyetlerini Anadolu'da sürdürmekteydi. O Kongre için çalışan bir papazdı ve Dış Misyonlar için Amerikan Komiserler Kurulu'nun başıydı. Bu Amerikan misyonerlik gruplarının en büyüğü idi. Barton ayrıca temel yardım kuruluşu olan Ermeni ve Süryaniler İçin Amerikan Yardım Komitesi'nin de başkanıydı."

"William Rockwell de Columbia İlahiyat Semineri'nde faaliyet gösteren bir papazdı. O aynı zamanda Amerikan Komitesi'nin baş propagandacısıydı. Toynbee'ye kaynak sağlama konusunda bu ikisine İsviçre'den de Leopold Favre katılmaktaydı. Favre, Birinci Dünya Savaşı'ndaki Ermeni vahşetleri koleksiyonlarından ilkini, Quelques Documents sur le sort des Armeniens en 1915, meydana getirmiş olan kişidir. Mısır Başbakanlığı yapmış olan Boghos Nubar Paşa da şimdi Ermeni Ulusal Delegasyonu'nun başında bulunmaktaydı ve o da belge sağlamada katkılarda bulunmaktaydı."

"Barton, Rockwell, Favre ve Nubar... bütün bu insanlar Toynbee'ye malzeme sağlamaktaydılar, el yazmalarını okumaktalar, düzeltme önerilerinde bulunmaktalar ve tashih yapmaktaydılar. Nubar bir belge hakkında Toynbee'ye bir mektup yazarak, bu belgenin Türklere çok sempatik davrandığını hissettiğini belirtmiş ve Toynbee de Türkleri savunan bu bölümü iptal etmiştir."

"Mavi Kitap'taki belgelerde, kaynakların çoğu belirtilmemektedir. Mantıklı bir şekilde bunun söz konusu kaynakları korumak amacıyla yapıldığı iddia edilmektedir. Bu kaynaklar, A, B, C, X, F gibi harflerle temsil edilmekte ya da kaynaklar için "bir seyyah" veya "yabancı bir sakin" gibi kelimeler kullanılmaktaydı. Yer isimleri de gizlenmekteydi."

"Mavi Kitap ile olan ana problem yazdıklarının tamamının gerçek dışı olması değildir. Belgelerin bazıları kesin bir şekilde doğrudur. Esas problem, diğer tarafa hiçbir şekilde söz hakkı verilmemesidir. Sanki hiçbir Türk ölmemiş, hiçbir Ermeni öldürmemiştir. Ermeni çetelerden, Osmanlı Parlamentosu'ndaki Ermeni temsilcilerin Ruslarla işbirliği yaparak Türklere karşı savaşan silahlı çetelere liderlik ettiklerinden, Osmanlı memurlarının/subaylarının katledilmesinden, Osmanlıların iletişim hatlarının Ermeniler tarafından kesilmesinden, Osmanlı şehirlerini ele geçirmeye teşebbüs etmelerinden, Van'da giriştikleri kitle katliamlarından, bir milyondan fazla Müslümanın Ruslar ve Ermeniler tarafından göçe zorlanmasından hiç söz edilmemektedir. Buna rağmen Bryce, "Mümkün olan bütün kaynaklarla görüşülmüştür" diyebilmektedir."

"Toynbee'nin The Armenian Atrocities -Ermeni Vahşeti, the Murder of a Nation- Bir Milletin Katli adlı eserlerine kısaca bakmakta yarar vardır. Toynbee Ermeni Vahşeti'nde, Bryce Raporu'ndaki suçlamalar ve delilleri özetlemekte, fakat bütün suçu Almanlara yıkmak için büyük çaba harcamaktadır, bunu için de "Kahire'den telgrafları" ve New York'taki Ermeni yayınlarında çıkan mektupları delil olarak kullanmak suretiyle iddialarını kanıtlamaktadır. Bu küçük kitap, tipik bir propaganda kitabı olarak Türklerin "şeytanlıklarının" bir kataloğu niteliğindedir. Ancak, Toynbee'nin yazılarındaki bir olaydan bahsetmeye değer: Toynbee kitabında, İskenderiye'ye gelen Ermeni mülteciler korkunç acılar çekmekteydi, "hastalık, kötü hava koşulları ve açlıktan ölmekteydiler" diye yazmaktaydı. Bu ifadeler, bu insanların bakımını üstlenen İskenderiye'deki İngilizleri biraz üzdü. İngiliz misyonunun İskenderiye'deki başkanları, Dış İlişkiler Ofisi'ne zehir zemberek mektuplarla Ermeni mültecileri beslediklerini ve Ermenilerin açlık ya da hastalıktan ölmediğini yazarak şikayetlerini dile getirdiler. Hem ölümler, hem de doğumlar tamamiyle normal seyrinde gitmekteydi. Toynbee özür dilemek zorunda kaldı."

"Toynbee'nin bir başka kitabı olan The Murderous Tyranny of the Turks-Türklerin Katil Tiranlığı, bazı alıntıları açısından ve Wellington Evi'nin ürettiği kitap türüne bir örnek olması açısından ilginçtir. Temsilen birkaç seçme yapacak olursak: Toynbee, 'Türkler kendilerinden daha üstün olan halkları sakatlamak ve çarpıtmakla uğraşmaktadırlar' demektedir. Toynbee'nin iddiasına göre, başlangıcından itibaren bütün Türk tarihi boyunca bu böyle olmuştur, Türkler "daha üstün" olan halkları sakatlamış ve ezmişlerdir. Böylesine ırkçı bir ifadenin ele alınmasına gerek bile bulunmamaktadır. Toynbee'ye göre, 1913 yılında Türkler Arnavutları yok etmeye çalışmışlardır, bu kesin ve açık bir yalandır. Yine Toynbee'ye göre, Balkan savaşlarından sonra Türkler "kendi toprakları üzerinde kalan bütün Yunanlar ve Slavları yok etmişlerdir". Bu, Toynbee'ye göre ölmüş olmaları gereken ama gerçekte yaşamakta olan ve Türklerin Kurtuluş Savaşı sırasında Türklere karşı savaşan tüm Yunanları oldukça şaşırtmış olmalı. Toynbee ayrıca, Türklerin Araplara saldırdığını, ve aslında bu saldırı ile birlikte bütün Arapları yok etmeyi planladıklarını iddia etmektedir. Toynbee'ye göre, Türkler hiçbir medeniyete sahip değildir: "Onlar, askeri şiddet ve hile geleneğinden başka bir şeye sahip olmamışlardır." Aslında bu, bir kitabın ve bir tarihçinin değersizliğinin inanılmaz bir hicvidir."

"Turkey: a Past and a Future-Türkiye: Geçmiş ve Gelecek adlı kitabında, Toynbee suçlamalarda bulunurken çok daha mutedil davranmakta ve Almanları, Ermenilerin öldürülmesi için emir vermekle değil, sadece suç ortaklığı ile itham etmektedir. Almanlarla mukayese edildiğinde Türkler bundan da faydalanmaktadır. Kitabın bilimselliği en iyi şekilde, ilave edilen bir haritada görülmektedir. Bu harita, gerçekte bölge nüfusunun üçte ikisinden fazlası Müslüman olmasına rağmen Doğu Anadolu nüfusunu "Ermeni" olarak göstermektedir.

Kaynak: Justin Mc Carthy-Wellington House and Turkcs.

Mavi Kitap isimli bu yayına yapılan en büyük eleştiri, tıpkı diğerlerinde olduğu gibi, büyük ölçüde yaşamlarını kaybedenlerin ve Batılı misyonların ispatlanabilir belgelere dayanmayan, son derece yanlış, iftira dolu hatıralarına ve anlatımlarına dayanmasıdır. Sadece söylemlerdir. Ve bu söylemler üzerinden bir Devlete ve bir Millete soykırım iftirası atılmaktadır.

Bir önemli detayı daha burada ifade etmek gerekir. Mavi Kitap, aslında İngiliz politikalarını bir propaganda amacıyla, oluşturulmuş düzmece bilgilere dayanarak yayınlanmış olan bütün kitapların seri adıdır. Bu amaçla yayınlanmış tüm kitaplar kapakları Mavi olduğu için bu isimle anılmaktadır. Ermeniler için de bu tür bir yayın hazırladıklarından dolayı, ismi Mavi Kitap olarak belirtilmiştir.

İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU / DEVAM EDECEK...

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
  • Ömer
    Ömer 28.11.2019

    ???? cok dogru gercekleri her zaman sakladilar

Son Dakika Haberleri
yukarı çık