sultanbeyli escort kartal escort maltepe escort tuzla escort ataşehir escort ümraniye escort pendik escort
rexpert
İDO

 

 Suadiye’de orkinos… Sarıyer’de kılıç balığı… Fenerbahçe’de fok… Kulağa garip geliyor değil mi? Sadece 100 sene önce bu haberler normal karşılanır, balıkçılar balığa çıkmak için hazırlıklarını yaparmış. Daha da öncesinde ise 1600’lüyıllarda yaşayan Evliya Çelebi, İstanbul’un sekizinci kurucusu Kral Yağfur dönemini anlatırken; Kralın, Karun Hazinelerini sarfedip İstanbul’da Sarayburnu’nda deniz kenarına direkler üzerine tılsımlar inşa ettirdiğini yazmıştır. Balıkların miktarı o kadar akıl almazmış ki balık bolluğunu bu tılsımlara yorup, her gün bir tılsımı işleyip, deniz dibinde olan balıkları karaya vurdurup, bütün insanlar çeşit çeşit balıkları avlayıp geçinirler diye yazmış. Evliya Çelebi balık çeşitliğini ve bolluğunu anlatırken, “Nice bin balık’’, ‘’Yüz binlerce çeşit balık’’, ‘’Balık çeşitlerinin sayısını Allah bilir’’, Balıkları büyüklüğünü ‘’Sanki her biri birer ejderhadır.’’ diye anlatır… Yani o yıllardan bu yana İstanbul’da son 50-60 yıla kadar balık hala çok bolmuş. Marmara Denizi’ndeki balıkların bir çoğu göçmendir. Göçmeni, yerleşik veya gezici balıklar olarak sınıflandırırsak bunlardan göçmen olanlar kışı Marmara’nın derin sularında veya Boğazlar’dan Akdeniz’e inip orada geçirirken daha ılıman zamanlarda ise Karadeniz’i seçerler. Koca denizlerin balığı bu geçişlerde toplanır, sürüler halinde İstanbul Boğazı’nı doldurur. O zamanlar iptidai yöntemlerle bile o kadar çok balık yakalanırmışki Osmanlının son dönemlerinde alınan dış borçlara karşılık, balıktan alınan vergi gelirleri teminat olarak gösterilirmiş. Tarihte bu göçlerle ilgili enteresan notlar da vardır. İstanbul balıkhanesi eski müdürü Karekin Deveciyan’ın Türkiye’de Balık ve Balıkçılık adlı çok değerli eserinde yazdığı notlar içinde 1910, 1911 ve 1912 yıllarında torikler her zaman yaptıkları gibi Akdeniz’e geçmediler; Boğaziçi’nde, Haliç’te ve Marmara’nın koylarında kaldılar. Bu bölgelerdeki büyük miktarda yerli balığı yiyip bitirdiler ve uskumrularla lüferleri mahvettiler. Öyle ki, bu yıllarda alışılmış zamanlarda ne uskumru ne de çiroz avlanabildi. Bu sebeple balıkçılar ‘’Allah torikleri kırmadıkça uskumrunun yüzünü göremeyeceğiz.’’ diyorlardı… O zamanlarda bile daha pahalı olan uskumru balığını avlamak için toriklerin kırılmasını temenni edenler vardı. Bugün bu dilekleri kabul olanlar sayesinde balıkçı tezgahlarında bir tek torik gördüğümüzde parmakla gösterip seviniyoruz maalesef. Şu an yaşayan eski balıkçılara bile bugünün balıkçılığı sorulduğunda radarlar çıktıktan sonra bolca balık avladık, teknoloji geliştikçe aşırı ve bilinçsiz avlanmayla balık türlerini tükettik, çocuklarımız balıkları tanımaz oldu diyor. Editör Emine Gürsoy Naskali’nin çok değerli Balık Kitabı adlı eserinde tarihçi yazarlardan Aylin Doğan eski balıkçılarla olan röportajlarında balıkçılık adına nasıl yanlışlar yapıldığına dair önemli ipuçları var. Daha yakın zaman önce 20 metre tekne ile adalarda 1000 kasa balık avlayanlar o zamanlar hatalı davrandıklarını, çoğu balığın ziyan olduğunu ve duydukları pişmanlıklarını anlatıyor.

 

            Yani şöyle bir baktığımızda Bizans’tan Osmanlı’ya ve günümüzün Türkiye’sine geldiğimizde çok değerli belgelerle birlikte balıkların son 50-60 yılda süratle azaldığı, katlanarak tükendiği anlaşılıyor. Bunun birçok sebebi olmalı muhakkak. Bunlardan en önemlisinin plastik atıklar ve çevre kirliği olduğu aşikar. Son iki senede Tuzla’dan Bostancı’ya kadar olan kıyılarda belli dönemlerde benim gözümle şahit olduğum toplu halde kalkan, vatoz gibi dip balıkları ölümleri oldu. Bu kıyılardan her suya girip daldığımda şeytan minarelerinin yemi olan ters dönmüş ölü balıkları gördüğümde karamsarlığa düşüyorum. Kalkan balığı gibi 25-30 yıl yaşayabilen bir balığın ve erginliğe ulaştıktan sonra ortalama 10.000.000 ‘’yanlış yazmadım sizde yanlış okumuyorsunuz on milyon’’ yumurta bırakabildiği halde bu değerli balık artık sularımızda çok nadir görülüyor. Balıkların öldüğü her iki dönemde de basında kanalizasyonlardan gelen kimyasal atık söylentileri ve kötü kokulardan bahsedildi. Bu gibi dip balıkları çevre kirliliğinden en fazla etkilenen türlerden olduğu için milyonlarca yumurta bıraksa da 4 yaşındaki erginliğine erişemeden yok oluyor. Bunun haricinde yumurtlama döneminde av yasaklarına uymayan veya usulsüz avlananlar görülüyor. Bu insanların umursamaz davranışları herkesi olumsuz etkiliyor. Balıkçı esnafımızda artık çaresiz, avlayacak balık bulamıyor. Teknesini denize süremiyor, ağını doluya atamıyor. Av yasağında onların mağduriyetini giderecek yeni formüller bulmak lazım. Boğazlardaki dalyanlardan, köprüdeki amatör balıkçılara kadar sorup,sorgulamak lazım. Araştırma için değerli bilim insanlarımızın önereceği çözümler muhakkak ki yetkililerimiz tarafından değerlendirilir. Acil çözüm üretmemiz lazım. Marmara Denizi ölmeden bir şeyler yapmak şart oldu… Marmara Denizi’nin plankton patlaması yaşarken nefes alması gerekiyor. Avlanması yasak olan kabuklular ve deniz hıyarı gibi denizlerin doğal filtresi işlevini gören canlılar azalıyor.

 

Oksijensiz kalan Marmara Denizi bir gün içine çökerse artık buradan dönüş olmaz. Göz açıp kapayıncaya kadar bataklığa döner… Bu makaleyi yazarken içinden notlar aldığım iki kitaptan birisi ‘’Karekin Deveciyan’ın Türkiye’de Balık ve Balıkçılık’’ adlı incelemesi.  Diğeri ise çok değerli araştırmacı yazarların bir araya getirdiği ‘’Editör, Emine Gürsoy Naskali’nin  Balık Kitabı’’ Her sayfası balıkçılık tarihimizde nereden nereye geldiğimiz hakkında açık ip uçları ve bilgiler vermekte. Bu ip uçları elimizdeyken yaptığımız yanlışları bulabiliriz. Balıklara ne oldu? 50-60 yıl önceki bolluğa nasıl geri dönebiliriz? İster amatör balıkçı olun, ister bilim insanı fikir ve önerileriniz çok önemli olabilir. Çözüm bulunursa eminim yetkililer gerekeni yapacaktır…Saygılarımla…

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
yukarı çık