© © 2026 Deniz Ticaret Gazetesi

Nükleer Konteyner Gemisi İçin “Pink Corridor”

Maersk, Lloyd’s Register ve ABD-İngiltere limanları, nükleer tahrikli bir konteyner gemisinin transatlantik rotada işletilmesini değerlendirmek üzere “Pink Corridor” projesini başlattı.

Lloyd’s Register, A.P. Moller – Maersk ile ABD ve İngiltere’deki Charleston ve Felixstowe limanlarının iş birliğinde başlatılan “Pink Corridor” projesi, gelecekte nükleer enerjiyle çalışan bir konteyner gemisinin ABD-İngiltere arasındaki transatlantik ticaret rotasında işletilmesinin uygulanabilirliğini araştıracak.

Deniz taşımacılığında karbonsuzlaşma hedefleri doğrultusunda alternatif yakıt ve enerji teknolojilerine yönelik çalışmalar hız kazanırken, sektör bu kez nükleer enerjinin ticari konteyner taşımacılığında kullanımını değerlendirmeye hazırlanıyor.

Lloyd’s Register, A.P. Moller – Maersk, ABD’nin Port of Charleston ve İngiltere’nin Port of Felixstowe işletmecileri tarafından başlatılan “Pink Corridor” projesi, gelecekte nükleer tahrikli bir konteyner gemisinin transatlantik bir ticaret koridorunda güvenli ve ticari olarak işletilip işletilemeyeceğini inceleyecek.

İlk aşamada gemi inşa edilmeyecek

Projenin ilk aşamasında herhangi bir nükleer konteyner gemisinin inşası söz konusu olmayacak. Çalışmanın önceliğini, böyle bir geminin teknik, operasyonel, hukuki ve düzenleyici açıdan uygulanabilirliğini ortaya koyacak kavramsal bir model oluşturulması oluşturacak.

Bu kapsamda nükleer tahrikli bir konteyner gemisinin ABD ve İngiltere limanlarına kabul edilmesi, güvenli şekilde işletilmesi ve ticari faaliyet yürütmesi için gerekli koşullar değerlendirilecek.

Nükleer ve fiziksel güvenlik masada

Pink Corridor çalışmasının önemli başlıkları arasında nükleer güvenlik, fiziksel güvenlik ve siber güvenlik yer alıyor.

Bunun yanında olası acil durumlara müdahale, liman operasyonları, sigorta ve sorumluluk mekanizmaları ile nükleer ve denizcilik mevzuatının birbiriyle uyumlu hale getirilmesi de araştırılacak.

Özellikle iki ülkenin farklı denizcilik ve nükleer düzenleme sistemleri arasında nasıl bir koordinasyon sağlanabileceği, projenin kritik çalışma alanlarından biri olacak.

Maersk’in nükleer enerji araştırmaları sürüyor

Pink Corridor, Lloyd’s Register’ın nükleer teknolojilerin ticari denizcilikte kullanımına yönelik daha önce yürüttüğü çalışmaların devamı niteliğinde bulunuyor.

Lloyd’s Register ve CORE POWER tarafından geliştirilen araştırmalar, yeni nesil nükleer teknolojilerin ticari gemilerde kullanılabilmesi için teknik ve düzenleyici gereklilikleri ele alıyor.

Maersk de 2024 yılında bu çalışmalara katılarak konteyner gemilerinde nükleer enerji üretim sistemlerinin teknik ve düzenleyici gerekliliklerini incelemeye başlamıştı.

Sonuçlar ikinci aşamanın önünü açacak

Pink Corridor’un ilk fazında elde edilecek sonuçlar, projenin daha ileri bir aşamaya taşınıp taşınmayacağını belirleyecek.

İkinci aşamaya geçilmesi halinde gemi konseptinin daha ayrıntılı biçimde geliştirilmesi, lisanslama, mevzuat, liman altyapısı, operasyonel prosedürler ve güvenlik gerekliliklerinin daha kapsamlı şekilde ele alınması bekleniyor.

Bu yönüyle proje yalnızca belirli bir transatlantik rota için fizibilite çalışması olmanın ötesinde, gelecekte ticari nükleer gemilerin farklı ülkelerde faaliyet göstermesine yönelik düzenleyici bir model oluşturma potansiyeli taşıyor.

Ticari denizcilikte nükleer enerji yeniden gündemde

Denizcilik sektörünün 2050 net sıfır emisyon hedeflerine yönelik çözüm arayışları, nükleer enerjiyi yeniden ticari deniz taşımacılığının gündemine taşıyor.

Özellikle uzun mesafeli sefer yapan, yüksek enerji ihtiyacına sahip büyük gemiler açısından nükleer tahrik; yüksek enerji yoğunluğu ve uzun süreli operasyon potansiyeli nedeniyle araştırılıyor.

Ancak teknolojinin ticari filoya uygulanmasında güvenlik, lisanslama, liman kabul prosedürleri, sigorta, mürettebat eğitimi, kamuoyu kabulü ve uluslararası mevzuat gibi çok sayıda konu henüz çözülmesi gereken başlıklar arasında bulunuyor.

Pink Corridor projesi, nükleer enerjinin ticari denizcilikte teorik bir seçenek olmaktan çıkarak gerçek bir operasyonel ve düzenleyici çerçevede test edilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER