Gazetemizde 7 ekim 2019 ve 21.10.2019 tarihlerinde yayınlanan yazılarımla, Amatör Denizcinin devletimiz tarafından vatandaş olarak görülmediğini ve Amatör Denizcinin vatandaşlık haklarını bilmediğini ve haklarını istemediğini işlemiştim. Gazetemizde ilk yayınlanan yazımın konusu ise “Mavi Kart” idi. Bu haftaki yazım bu üç yazımla ilişikli olduğu için okurun affına sığınarak hatırlatmak istedim.

Sadece kirlilik mi? Hayır. Koylar ve plajlar kiralanmış ve çok pahalı. Fakir halk bu koylardan ve plajlardan yararlanamıyor. Denizden uzaklaşıyor. Turist pahalı koy ve plajlara bir kez giriyor, bir daha da gitmiyor. Parası olanlar için pahalı tesisler lüks (??) hizmetlerini versinler ama, parasızlar için bedava olmasa da ucuz ve temiz plaj ve koylar olmalı. Bu herşeyden önce Türk Milleti’nin hakkı. Turizmle uğraşan Türk vatandaşının ekmek kapısı.

Amatör Denizcilerden marina ve barınak fiyatlarından usanan ve halen teknesini satmayanlerın önemli sayıdaki bazıları teknelerini Yunan adalarına götürdü. Yunanistan bu durumdan epey kazançlı. Pek azına çok giriş çıkışlı vize verdi. Çoğunluk her gidişinde vize almak zorunda. Yetmiyormuş gibi, aylık gezme vergisi de koydu. Yunanistan’ın esasen sadece Türk’lere vize uyguladığını bilmeyen yok. Türk’lerden başka Yunanistan’a vizeli giren başka millet var mı? Ama en kötüsü, vizeye ve aylık gezme vergisine rağmen Yunanistan halen Türkiye’deki marina ve barınak fiyatlarına göre daha ucuza gelebiliyor. Yunanistan devletimizin politikasızlığı ve ilgisizliği yüzünden para kazanıyor. Bu devletimizin büyük bir ayıbı.

Denize yurttaş gerekli. Sedece balıkçı yetmez. Sadece asker ile deniz vatan olmaz. Deniz kıyısında balık avlayanlar, plaj ve koylarından denize giren, deniz ile vakit geçiren yurttaşlar gerekli. Denize üzerinde yaşayan Amatör Denizci gerekli. Onlar denizin yurttaşları olacaklar ki, denizler temiz kalsın. Kirlenmeyi ihbar etsinler ve devlet ile belediyeler tedbir alabilsin.

Bu gazetemizdeki 11 inci yazım. 11 hafta. Sessiz Amatör Denizci’nin ve deniz insanlarının yazılarımla sesi olmaya gayret ediyorum. Benim gibi düşünen çok insan var. Konusunda Türkiye’de ve Dünyadaki tek örnek olan AdbDer – Amatör Denizciler Barınak Derneği’nin kurucu Yönetim Kurulu Başkanıyım. Kuruluşumuzdan bu yana 5 yıl geçti. Bir devlet yetkilisi bu kadar yazıya rağmen bir telefon açma zahmetine bile katlanmadı. Ne istiyorsunuz, çözüm önerileriniz nedir demedi. Buda bir ayıp.

Denizlerimiz halen kirleniyor. Kirlilikten dolayı Mavi Vatan Fethiye’de can çekişiyor. Diğer alanlarda SOS veriyor. İmdat diyor. İlgilenen yok. Tedbir alan yok. Denizlerimiz yurttaşsız. Denizlerimiz yalnız ve çaresiz. Denizcilerimiz kimsesiz. Hep beraber SOS veriyoruz.

Devlet vatandaşını sayacak ve ihtiyaçlarını gidermek için gereğini yapacak. Yani, mesela, Amatör Denizcilik Kanunu tasarısını yasalaştırarak Amatör Denizci olarak tanımladığımız vatandaşının içinde bulunduğu zulme ve mağduriyete son verecek. Devletin görevi bu. Amatör Denizci ise vatandaşlık haklarını bilecek ve haklarını isteyecek. Vatandaşın hakkı ve görevi de bu.

Ancak denizin de hakkı var. MAVİ VATAN’ında hakkı var. VATAN ÜZERİNDE YAŞAYAN YURTTAŞ YOKSA VATAN OLUR MU? MAVİ VATAN demekle denizlerimiz vatan oluyor mu? Tabii ki hayır. Denizlerde yaşayan Amatör Denizci dediğimiz yurttaş yoksa, Mavi Vatan oksüz ve yetim değil mi?

Geçtiğimiz hafta Kapadokya’ya gittim. Kasım ayının sonu ve bazı yerler sezon sonu diye kapalı. Hava soğuk ve geceleri eksi beş derece. Ama Kapadokya turist kaynıyor. Allah nazarlardan korusun. Balonlar şafakla birlikte havalanıyor. Peri bacaları, yeraltı şehirleri, açık hava müzeleri soğuğa rağmen çoğunlukla Uzakdoğulu çekik gözlü şirin insanların ziyaretiyle şenleniyor.

Deniz turizmi ise büyük tehlike altında. Yılın 365 günü denize girilebilecek Fethiye’de 2019 yazında bir çevre felaketi yaşandı ve Fethiye Limanı Türkiye’nin en büyük kanalizasyon çukuru oldu. Kasım 2019 ayındayız ve halen hiçbir tedbir yok. Fethiye denizlerimizin alarm verdiğini gösteren ilk örnek değil. Tamamiyle bizim denizimiz olan, iç denizimiz Marmara 10 yıllar önce kirlendi, Marmara Belediyeler Birliği kurulduktan sonra her kıyı kentine arıtma tesisleri kuruldu, ama Marmara halen temizlenmedi. Şimdilerde ise Ege ve Akdeniz için tehlike çanları bütün haşmetiyle çalıyor. Ne belediyeler, ne de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı gerekli tedbirleri almıyor.

Dereler ve nehirlerimiz kirli ve kirlenmeye devam ediyor. Hepsi denizlerimizi kirletiyor. Kıyı kentlerdeki kanalizasyon arıtma tesisleri ya kapasiteleri yetersiz olduğundan kanalizasyonu arıtmadan ve arıtılmış suyla birlikte denize akıtıyor, ya da kapasiteleri yeterli ve sadece arıtılmış suyu denize akıtıyorlar. Ama arıtılmış suda deterjan ve diğer kimyasallar var ve denizi kirletiyor. Çünkü arıtma tesislerimizin tamamı kimyasal arıtma yapmıyor. Arıtılmış suyun ya peysaj sulamasında kullanılması lazım, yada toprak altına verilmesi lazım. Toprak bütün kimyasalları arıtır. Arıtılamayan da toprak altına verilmesi gerekir. Ama çoğu yerde bu yapılmıyor.

2019 yazında Fethiye’ye gelen turistler bir daha Fethiye’ye gelmezler. Genelde bir gün kalıp başka kıyılara, çoğunlukla yakındaki Datça ve Kaş’a kaçtılar. Türkiye’nin en güzel koylarına sahip Fethiye ölüyor. Deniz yoksa Fethiye’ye turist niye gelsin? Diğer sahil kentlerinde de aynı kirlilik var. Hem Ege’de, hem Akdeniz’de. Antalya, Marmaris, Bodrum eskisi kadar temiz denizlere sahip değil. BACASIZ SANAYİ, DENİZ TURİZMİ TEHLİKE ALTINDA. SOS veriyor. En garip tarafı da, deniz turizimcilerinden ses yok. Vatandaşlık haklarını bilmiyorlar.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
yukarı çık