şehıt

Asıl soykırım suçu ve suçluları aranmak isteniyor ise, dürüstçe tüm Dünyanın gözü önünde hak ve hukuk kavramları ile adalet aranmak isteniyor ise, gerçekten yapılmış yüzlerce soykırım, sürgün bulunur. Yeter ki siz bulmak isteyin. İşte Balkan Türkleri,  Ahıska Türkleri, Kırım Türkleri, Azerbaycan/Karabağ Türkleri, Ruanda, Cezayir, Kamboçya, Filistin, Bosna, Kosova, Myanmar vs. örnekleri hala çözümsüz olarak karşımızda durmaktadırlar.

 

Temiz bir akıl ve temiz bir vicdanla yapılacak araştırmalar gösterecektir ki; tarihin o döneminde Osmanlı Devleti'nin I.Dünya savaşı şartlarında Çanakkale'de, Doğu Anadolu'da, Yemen'de, Filistin'de, Suriye'de, Kafkasya'da, Galiçya'da vs bir çok cephede savaştığı bir ortamda, Devletin kendi topraklarını ve yerel halkın can ve mal güvenliğini korumak için zorunlu olarak almış olduğu "Zorunlu Göç Kararı" bir soykırım planlaması ve politikası değildir.

 

Elbette ki, o dönemde yaşanan acı olaylar neticesinde, binlerce masum insan zorunlu göç sırasında; gerek açlık, gerek salgın hastalıklar, gerek çetelerin ve eşkıyaların baskınları, gerekse 1915 yılındaki bu kararın öncesinde Ermeniler tarafından Trabzon, Samsun, Merzifon, Amasra, Adana, Maraş, Antep, Urfa, Erzincan, Erzurum, Bitlis, Van, Muş, Elazığ ve hemen hemen tüm Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yer alan yerleşim alanlarında katledilen savunmasız yüz binlerce Türk-Kürt vs yerel Müslüman halkın yakınları tarafından, intikam duygusu ile yapılan saldırılar neticesinde, hayatlarını kaybetmişlerdir. Ve bu acı olaylar yaşanmıştır. Bunları kimse inkar etmez, edemez. Fakat tüm bu yaşananlar karşılıklı yapılan 'kırımlardır / mukateledir'. Müslüman Türk ve Kürtler ile  Hıristiyan Ermenilerin karşılıklı çatışmaları, vuruşmaları ve birbirlerini öldürmeleridir.  İddia edildiği gibi Türklerin yaptığı bir "soykırım" değildir.

 

Burada, önemli bir Fransız yazar olan Pierre  Loti'nin yazdığı "Türkler Üzerine Makaleler" isimli kitaptan bazı bölümleri paylaşmak istiyorum.

 

Pierre Loti, Fransa Donanması'ndan subay olarak görevinden ayrıldıktan sonra, Balkan Savaşları ve I.Dünya Savaşı'nda, İzmir ve İstanbul'un işgal günlerini yaşamış, işgal kuvvetleri ve özellikle Fransa'ya karşı, yaptıkları haksızlıklar nedeniyle şiddetli eleştiriler yöneltmiş bir yazardır.

 

Türk halkına karşı, Balkanlar'da ve Anadolu'da yapılan soykırımlarını ve göçe zorlama gibi felaketleri, sürekli gündemde tutmak için yazılar yazmış, askerlerden kendisine gelen bu olaylara ilişkin -kendi ifadesi ile- çok fazla sayıdaki mektuplardan etkilenmiş ve kamuoyu oluşturmak için çaba göstermiştir.

 

Loti, özellikle kendi ülkesinde ciddi tepkiler görür. I.Dünya  Savaşı  sonrası  imzalanan Mondros Mütarekesi, Fransa'da sevinçle karşılanır. Loti ise L’Echo de Paris gazetesinde  yayınladığı  makalesinde, Türkler’in hiçbir zaman Fransa’nın düşmanı olmadığını, onların Rusya’ya karşı savaş açtıklarını ve Rusya tarafından ezilmemek için umutsuzca, nefret edilen Almanya’nın kollarına atıldığından bahseder. Bu yazı üzerine Fransa'nın etkin isimleri telaşlanır. Yazar Barrere, Dışişleri Bakanlığı’na bir telgrafı gönderir: “Sir Mark Sykes, 1 Kasım tarihinde L’Echo de Paris’de çıkan, Loti imzalı bir makale dikkatimi çekiyor. Bu yazı insanların en insanisi, Fransızlara en sempatik halk olarak gösterilen Türkler’e bir methiye ve Türkler’in soylarını  ortadan  kaldırmaya kalkıştığı  zavallı Ermeniler’e  karşı  doğrudan  bir  saldırı.  Sir Mark Sykes, bu makalenin Asya’daki bütün Müslümanlar tarafından okunacağı ve bize bağlı olanların nezdinde nahoş bir izlenim bırakacağı görüşündeyim.”

 

Aslında bir bakıma, o zorlu savaş yılları döneminde, Türklere yönelik önyargıya dayalı düşmanlığın tavan yaptığı bir dönemde, Osmanlı Hükümeti'nin yapması gereken çalışmayı, göstermesi gereken çabayı, tek başına yapmaya gayret etmiş, Türk halkına yönelik iftiraların yanlış olduğunu ve Fransız halkına doğruları anlatmaya çalışmıştır.

 

Pierre Loti'nin kitabında geçen bazı ifadeler şu şekildedir;

 

 

" Ermenistan Katliamları;  Bu bölüme böyle bir başlık atmak, benim için en asılsız yanlış fikirlere, en yıkılmaz önyargılara karşı küçük bir savaş bayrağını açmakla eşdeğerdir. Bir kez daha pek çok hakarete uğrayacağımı biliyorum. Hiç bir şeyden korkmuyorum. Vicdanımın beni, tekrar tekrar bütün gücümle söylemeye zorladığı şeyleri susturmaya zorlayacak hiç bir şey olamaz."

 

"Zavallı Türkler! Ne kadar az belgeye sahip olsalar da, Avrupa'da ne yaparlarsa yapsınlar, daima kendilerinin haksız bulunacağını, daima aşağılananların, soyulanların kendilerinin olacağını, hep kendilerinin bedel ödeyeceğini, Hıristiyan denen halkların gizli tutulmuş koalisyonunun asla savaştan vazgeçmeyeceğini düşünüyorlar. Ermenilerin, en sakin zamanlarda bile, kendilerine karşı uğursuz, iki yüzlü gammazlar olmaya devam edeceklerini de biliyorlar. İşte bu kızgın karışıklık anlarında, üstün uygarlaştırıcı olmakla böbürlenen Avrupa, bu şaşkın büyük çocukların yarattığı krizi yatıştırmaya çalışmayarak, çok yanlış hareket etti. Hıristiyan halklar, Hıristiyan ülkeler, Hıristiyan hükümdarlar kargaşalıktan çıkar sağlama heveslileri, onların arasına kışkırtıcı ajanlar göndermekten hiç çekinmediler."

 

"Balkanlar'da Hıristiyanlar içinde zulümler ve katliamlar kronik bir şekilde devam ediyor. Bizans kilisesine bağlı Bulgar Ortodoksları, Müslümanlara karşı hiç bir seçme yapmadan, yağma ve katliam yapıyorlar. Bu konuda, uluslararası komisyonlarca gereğince doğrulanmış raporlar, imzalanmış ve izin verilmiş binlerce tanık belgesi yayınlayarak, ortaya çürütülemez kanıtlar koyduğumu sanıyorum. Yine aynı şekilde Makedonya'da, binlerce Müslümanın korkunç bir biçimde katledildiklerini kanıtlamadım mı? Ama bunun hiç önemi yok. Barı kamuoyu için bu cinayetler eğer Türkler tarafından işlenmişse önem kazanır. Yok hayır, hep Türkler! Başkalarında her şeyi affederiz. Yunanlıların, Atina'da sevgili denizcilerimizi geçenlerde katletmelerini kolayca affettik. Hakaretlerimize rağmen, bizi sevmekten hiç vazgeçmeyen şu Türkler, böyle bir ihanetin benzerini bize yaptı mı? Hayır. Ama ne önemi var, hep Türklerdir, hep Türkler!"

 

"Şimdi benim için, Ermeni ırkından söz etmek sanıldığından daha zordur. Onun için bu işi, çok fazla iftiraya uğramış dostlarımı savunmak için gerekli ölçüde yapacağım. Türkiye'de oturan rahip ve rahibelerimizin Türklere karşı takdir ve sevgi beslediklerini ileri sürdüm ve savundum. Buna karşılık, Ermenilerle ilgili güzel anılara sahip içimizde yüz kişiden bir kişinin bile zor bulunabileceğini sanıyorum. Onlarla iş veya sıradan herhangi bir ilişkiye girmiş herkes büyük bir antipati ile kısa süre sonra bundan vazgeçiyor. Bana gelince, belki aksi bir zamana rastladım. Ama nadir istisnalar dışında, Ermenilerde sadece ahlak düşüklüğü, gevşeklik, çirkin davranışlar ve kalleşlikle karşılaştığımı kanıtlayabilirim. İki yüzlülüklerinin, hilekarlıklarının, iş hayatında dürüstlüğün ta kendisi olan Türkleri iğrendirmesini ne kadar iyi anlıyorum! En kötü düşmanları, bunu kabul edecek ilk kişilerdir."

 

"Bütün bunlar,Türk vatanına karşı tüm Batıyı ayaklandıran, Ortodoks veya Katolik tüm Hıristiyanları İslama karşı kışkırtan sürekli hafiyelik gibi, kendilerine önceden verilmiş rolle, neden oldukları aşırı öfke hiç kuşkusuz artırır. 1896 olaylarının tüm ayıbını Türklere yüklemeden önce, Ermenistan devrimci Partisi'nin (Taşnaksütyun) nasıl bir şiddetle saldırıyı başlattığını unutmamak gerekir. Genç Ermeni komitacıların bir bölümü Osmanlı Bankasını havaya uçurmak üzere ele geçirirken, diğerleri İstanbul Samatya ( Psamatia ) mahallesini kan gölüne çeviriyordu. Hemen hemen her tarafa pencerelerden atılan Ermeni bombaları, yağmur gibi askerlerin kafasına düşüyordu."

 

"Sayısız ihanetlerine rağmen, hiçbirimiz Ruslardan nefret etmiyoruz. Ama yine de İstanbul üzerinde hak iddia etmeyi hangi temele dayandırdıkları bize söylensin. Buna ne kalıtımsal, ne kavimsel hakları ne de herhangi bir  özürleri var. İnsanlar içinde sadece spekülasyon yapanlar yok. Tanrıya şükür gitgide artan sayılarda sanatçılar, şairler, düşünürler de var. Büyük anlayışlarının ortaya koydukları ile gözlerimizi kamaştırdıkları için Türklere minnettar olmak gerek. Zavallı türkler, Hıristiyan değiller ve Avrupa'nın gözünde esas kusur işte budur. Ermeniler ve Ortodokslar, ülkemizde ( Fransa'da ) materyalistleri ve ateistleri bile etkileyen bu Hıristiyan kimliğini yeteri kadar yıpratıp, kötüye kullanmadılar mı? Ermeniler tarafından ortaya atılan ölü sayısına gelince, toplam nüfuslarının iki katını aşıyor; halbuki, hala her tarafta yüzlercesi, yüzbinlercesi bulunuyor. Avrupa'nın batısını dolduranlar hariç."

 

"Yunanlılarınki genelde ölçülü, hatta yapmacık bir incelikle kamufle edilmiş şekilde oldu. Bulgarlarınki kaba ve vahşiydi. Ama iğrençlik rekoru, su götürmez bir şekilde Ermenilere aitti. Ermenilerce talan edilmiş ülke İsviçre'de benim hakkımda gerçek bir çirkef yuvası çalışıyordu. Bana gazetelerden kesilip etrafına iğrenç yazılar yazılmış fotoğraflarım gönderiliyordu. Polemik olarak kudurganlık salyası, belge olarak çöplük."

 

"Doğudaki Çıkarlarımız; Eski efsanelerle kör edilmiş pek çok Fransız, bugünkü Yunanlılara, antik dönem Yunanlıları gözüyle bakmakta ayak diriyor. Tıpkı Türkleri, bıkmak usanmak bilmez Levanten iftiralarının bunca yıldır betimlediği haydutlar olarak saymaya devam etmesi gibi. Türkiye'den dönen binlerce asker ve subayımızın kamuoyumuzu ateşli tanıklıklarının sonunda aydınlatmamış olması şaşkınlık verici. Lütfen sorulsun onlara. Tanıklıklarını, resmi raporları inceleyip, doğruluklarını saptamak çok kolay. Ama hayır, efsane en güçlü olmaya devam ediyor, gerçeğin ışığında yitip gittiği zaman kuşkusuz çok geç olacak."

 

"Türkleri öylesine hayal kırıklığına uğrattık, öylesine aşağıladık ki, şimdi Doğuda yüzyıllarca süren bir gayretle elde edilmiş, bu büyük üstünlüğü ebediyyen kaybetmekle kalmıyoruz, aynı zamanda kendimizden de nefret ettirmiş oluyoruz."

 

"Başkan Wilson'un Onikinci Maddesi; Gazetelerimizin çoğu, ABD başkanı Wilson'un maddelerinin ikincisini kaldırmak tehdidiyle, Türkiye'yi, 'Küçük Asya'daki Hıristiyan katliamlarını derhal durdurması için uyaracağına dair küçük bir haber yayınlıyorlar. Önce müttefiklerin, Anadolu'daki Yunan kuşatmasını kabul etmesiyle, bu ikinci maddenin aslında çoktan bozulduğuna dikkat çekmek istiyorum. Bu onikinci madde şöyle tasarlanmıştı; 'Mevcut Osmanlı İmparatorluğu topraklarında hükümranlık ve güvenlik tamamen sağlanacaktır.' Sonra Başkan Wilson, bu arada İzmir ve Aydın çevrelerinde barbarca zulümlerine derhal son vermesi için Yunanlıları uyaramaz mıydı? Yine tarihte görülmemiş bir şiddet ve devamlılıkla ortalığı kavuran ve sadece Türk mahallelerinde çıkan İstanbul'daki bu yangınları çıkarmaktan vazgeçmeleri için de onları uyaramaz mıydı? Bu felaketler serisini tamamlamak için, Beşiktaş'ın zengin mahallelerinin -aşağı yukarı bin ev- geçen hafta yine ateşe verildiği biliniyor. Demek ki yakında, hiç bir Yunan evi etkilenmezken, Halifeler (İstanbul) kentinde tek bir Müslüman ev ayakta kalmayacak."

 

"Türklerin şu anda, hazırlığını yapmakla suçlandıkları bu katliamlar masalında doğru veya daha büyük bir olasılıkla yanlış ne vardır bilmiyorum, ama durumu yerinde öğrenmek göreviyle gönderilmiş Fransız subaylarının resmi raporlarını değerlendirdikçe, bunun sadece bir Ermeni şantajı olduğuna inanmak eğilimindeyim."

 

"Bazı gazetelerin Türkleri bunalttığı suçlamalar arasında, son olarak şu büyük yanlışı saptadım; 'Türkler bize hep ihanet ettiler ve daima edecekler.'  Gerçekten mi? Bu ihanetlerin bana gösterilmesini istiyorum' Bu sözcüğü kullananlar, bunun anlamını bile bilmiyorlar. İhanetin olması için, önce anlaşmanın, taahhütün, verilmiş sözün olması gerekir. Oysa Türkler, bize hiçbir zaman hi bir şeyi söz vermedikleri gibi, hiç ama hiçbir şekilde bize borçlu da değiller. Önceki yazılarda çok açık bir biçimde, Kırım Savaşı'ndan beri düşmanlarıyla birlikte hareket etmekten, her şekilde onlara zarar vermekten, hayal kırıklığı üstüne hayal kırıklığına neden olmaktan ve hepsinden daha fazla duyarlı oldukları şeyden, sürekli taraf tutarak hakaret etmekten başka bir şey yapmadığımızı hatırlatmış olduğumu sanıyorum. Bize savaş ilan etmeye yüz defa hakları vardı."

 

"Aşağıdaki mektupları yayınlamakta oldukça kararsız kaldım. Gerçi düşman ( Ermeni veya Yunan ) şöyle söylemekten geri kalmayacak. Ne yani! Sahip olduklarının hepsi bu! Oysa hepsini yayınlamak bu kitabı çok uzatacak ve can sıkıcı olacaktı;

 

Teğmen Louis Antier'in mektubu:  

 

Komutan,

Önemsiz bir asteğmenin. kendi ve bir kaç arkadaşı adına, "Ermenistan Katliamları" hakkında yeni yayınladığınız cesur kitapçık için, size teşekkür etmesine izin verin. Cesaretiniz kuşkusuz büyüktür, ama bunun çevremizde kitabınız hakkında girişildiğini gördüğümüz tartışmalar gibi bir özrü var. Bu tartışmalar, elbette her tarafta aynı şiddette ve coşkunluktadır. Kimileri buna ön yargılarının tüm inadını, diğerleri sizi savunmak için gerçeğe olan sevgilerini ve vicdanlarının tüm arzusunu katıyor.

Şahsen savaş sırasında Doğu'da çok yaşadım. Türklere karşı oldukça ön yargıyla yola çıkmış olmama rağmen, yalnız onların uygarlaşmış mert insanlar olduğuna, üstelik de Fransa'yı gerçekten ard düşüncesiz sevenlerin sadece onlar olduğuna iyice inandım.

..........Gerçekten de tüm katliamlar -madem ki katliam var- bu aşağılık ırk tarafından kışkırtıldı. Kendilerini en güçlü hissettikleri bölgelerde, güçsüz durumda bulunan Türkleri haraca bağlıyorlar, iliklerini emiyorlar, katlediyorlardı. Ama bunlar bölük bölük katliamlardı ve hiçbiri Avrupa2da dikkat çekmiyordu. Ama, gelin de bunu Fransa'da anlatın!..

 

Doktor M. Guegan'ın mektubu:

 

.....Katliamcı Türk - masum Ermeni efsanesinin artık son bulmasının zamanıdır. Ama maalesef, efsaneler hiç ortadan kaldırılabilir mi?..."

Kaynak: Pierre Loti-Türkler Üzerine Makaleler, Çeviren: Betil Önuçak, Der Yayınları-1995, İstanbul.

  

 

Zorunlu göç nedeniyle hayatını kaybeden Ermenilerin toplam sayısı arşiv kayıtlarına göre 300.000 kişiye yakındır. Yine bu noktada önemli bir açıklama yapılması gereklidir. Ermeni Soykırımı iddiasını öne süren Ermeniler, kendi kayıplarını sürekli artırarak günümüzde 3.000.000 kişiye kadar çıkarmışlardır. Halbuki, Osmanlı Arşiv kayıtları, yabancı konsoloslukların kayıtları, Ermeni patrikliği kayıtları, ilgili dönemlerde yapılan nüfus sayım kayıtları göstermiştir ki, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Ermeni nüfusunun toplamı 1.570.000 civarındadır. Yine aynı dönemde Osmanlı Devleti'nde yaşayan kişi sayısı ise 18.520.000'dir. Buradan da görüleceği gibi Ermeniler toplam nüfus içinde %8,5 orana sahiptir. Ve hal böyle iken, Doğu Anadolu'da çok küçük bir azınlık nüfusa sahip olmalarına bakmaksızın 6 vilayet üzerinde hak iddia edip, Büyük Ermenistan peşinde koşmuşlardır. Ancak 1912-1922 yılları arasında, 583.000'i Ermeniler tarafından katledilen Türk-Kürt Müslüman halk olmak üzere, Osmanlı Devleti'nin sadece Doğu Anadolu'da kaybettiği Müslüman halkın sayısı ise 1.189.132 kişidir. Van vilayetindeki Müslümanların %62'si, Bitlis Müslümanlarının %42'si, Erzurum Müslümanlarının %31'i yok olmuştur.  

 

Yine ayrıca, bu yıllarda Balkanlar'dan sürgün edilen 5.500.000 Türk, Kafkaslar'dan sürgün edilen 3.000.000 Türk gerçeği vardır. Bu silah zoruyla yapılan sürgünlerde, yüz binlerce Türk soydaşımız katledilmişler, hastalık ve açlıktan can vermişlerdir. Gerçek anlamda Türklere; bir yanda Balkanlar'da Sırplar, Makedonlar, Bulgarlar, Yunanlar tarafından, diğer yanda da Kafkaslar'da ve Doğu Anadolu'da  Ermeniler tarafından katliamlar, soykırımlar yapılmıştır. Kısacası, Ermeniler de , Türkler de aynı acıları yaşamışlardır.

 

Bir başka önemli soru da şudur. Zorunlu Göç sonrası, gerek 31.12.1918 tarihinde çıkarılan geri dönüş kanunu, gerekse 24.07.1924 tarihinde imzalanan Lozan Anlaşması'nın 30. ve 31. maddeleri gereği Türkiye'ye kaç Ermeni geri döndü?  Bu sayı o kadar fazla değildir. Bunun tek geçerli sebebi ve açıklaması ise şöyledir. İster isteyerek olsun, ister emperyalist sömürgenlerin ve misyoner bağlantılı kiliselerin kışkırtmaları ile olsun, isterse Ermeni komitacıların terörist faaliyetleri ile olsun, Anadolu'nun 1000 yıldan fazla süredir kurdukları devletlerle ve uygarlıklarla gerçek sahipleri olan Türklere karşı, yüzlerce yıl kardeşçe ve hoşgörü ile birlikte yaşadıkları bu millete karşı, bu kadar zulüm ve ihanet yaptıktan sonra, Ermenilerin geri dönmeye ve tekrardan "merhaba  kardeşim" demeye yüzleri kalmamıştır.

 

BEŞİNCİ BÖLÜMÜN SONU / DEVAM EDECEK
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
  • Misafir
    Misafir 26.12.2019

    Sayın Faruk Bey, Yazılarınızı beğeniyle takip ediyorum. Özellikle yorumlarınız, görüşleriniz son derece yerinde ve politika oluşturulmasına destek olacak nitelikte önemli değerlendirmeler. Gençlerin okuması ve kendilerini geliştirebilmeleri için çevremle paylaşıyorum yazılarınızı. Başarılar diliyorum. Saygılarımla, Mete Karagözoğlu

yukarı çık