şehıt

Doğu Anadolu'da, boş hayallere kapılarak, tamamen Ermenilerden oluşan bir devlet kurmak için, bir çok Osmanlı vilayetinin Müslümanlardan arındırılması amacıyla yüz binlerce Türk'ü katleden Ermenilerin, içinde bulundukları ihanet sarmalını, Taşnaksutyun Partisi'nin yayın organı olan Orizon Gazetesi'nin, 1912 tarihli 196.sayısındaki şu kan dondurucu ifadeler çok net ortaya koymaktadır;

 

"Türk devlet yetkilileri ve iktidar sahipleri bilsinler ki, ne bir Türk'ün, ne de bir Türk devletinin bundan böyle herhangi bir Ermeni için hiçbir değeri yoktur. Varlıklarını korumak için başka yollar düşünsünler."  

 

İşte, Türkler ve Müslümanlar aleyhine, yukarıdaki gazete haberine benzer hazırlanmış, binlerce broşür, gazete haberi, toplantı bildirileri, vs. Anadolu'da huzurla birlikte yaşadığımız Ermenileri, bu topraklara düşman etmiş, il-ilçe-kasaba-köy yüzlerce Müslüman yerleşim yerlerinde burada yazıya dökemeyeceğim insanlık dışı bin bir türlü işkence, eziyet, tecavüz vs. saldırılarda bulunarak, geri dönülmez bir kin, nefret ve ihanet girdabına sürüklemiştir.

 

 

Bu konuyla ilgili olarak, 24 Şubat 1921 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ABD'li gazeteci Clarence K.Streit'in Ermenilere ilişkin sorduğu soruları şöyle cevaplamaktadır;

 

"Düşmanca ithamda bulunanların sürdürdükleri büyük mübalağalar dışında, Ermenilerin zorunlu göç meselesi aslında şuna inhisar etmektedir;"

 

"Rus ordusu 1915'te bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada, o zaman çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Ermeni Komitesi, Türk askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için, kendimizi daima iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı askeri konvoylarımız acımasız bir şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu."

 

"Bu cinayetleri işleten ve saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah, cephane ve iaşe ikmallerini, bazı büyük devletlerin daha sulh zamanından beri kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan bilistifade ve bu maksada matuf olarak büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinden yapıyorlardı."

 

"İngiltere'nin, sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda'ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan Dünya efkarı, Ermeni ahalinin zorunlu göçü hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için, bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz."

 

"Bize karşı yapılmış olan iftiralarının aksine, göç etmiş olanlar hayattadır. Bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasaydı, evlerine dönmüş olurlardı."

 

"Gerek Umumi Harp ( I.Dünya Savaşını kastediyor ) sırasında, gerek Mütarekeden sonra Ermeniler ve Rumlar tarafından, Müslüman ahaliye yapılan mezalim üzerinde durmak uzun bir hikaye olur."

 

"Brest-Litowsk Muahedesi'nden ( anlaşmasından ) sonra, Rusların şark vilayetlerimizi tahliyeye başladıkları sırada Ermeni çetelerinin yapmış oldukları katliamlar ve tahribatlar kafi derecede herkesin malumudur."

 

"Sivas'ta benle görüşmüş olan, bilahare bu bölgeleri ziyaret eden ve buralarda Ermeni çetelerinin davranışları hususunda mufassal müşahadelerde bulunarak, daha sonra kendisine bu konuda anlatmış olduğum şeylerin doğru olduğunu bana yazmış bulunan ABD Generali Harbord, Amerikan umumi efkarının kendisinden faydalı bilgi temin edebileceği bir şahidimizdir. Taşnaklar daha sonra da, Kars ve Oltu bölgelerinde, Alexandropol ( Gümrü ) Anlaşması'nın akdine kadar cinayetlerine devam etmişlerdir."

 

"Ermenistan birkaç günden beri, tekrar Taşnakların eline düşmüştür. Gümrü Anlaşması'nı samimiyetle tatbik edecek her Ermeni Hükümeti dostluğumuza güvenebilir."

 

"Milyonlarca Türk'ü, binlerce Ermeni'nin  hakimiyetine terk etmeye kalkışan Wilson projesi sadece gülünçtür."

Kaynak: Atatürk'ün Milli Dış Politikası-Milli Mücadele Dönemine Ait 100 Belge-Kültür Bakanlığı Yayınları, Cilt-I (1919-1923), Ankara-1981, Sayfa: 259-276.

 

Halbuki, Ermenilerin bağımsız bir devlet olarak imzaladıkları anlaşmalar vardır. Bunların başında Batum Anlaşması gelmektedir. 28 Mayıs 1918'de Erivan'da bir Ermeni Cumhuriyeti kurulmuştur. Osmanlı Devleti, Ermenistan'la 4 Haziran 1918'de Batum Anlaşması'nı imzalayarak bu devleti tanımıştır. Bu anlaşmadan sonra o dönem, Ermenistan Cumhuriyeti'nin Dışişleri Bakanı olan Hadisyan, imza sonrası şu ifadeleri kullanmıştır;

 

"Türkiye Ermenileri artık Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılmayı düşünmüyorlar. Türkiye'de ki Ermenilere ilişkin sorunlar Osmanlılar ve Ermeni Cumhuriyeti arasında görüşme konusu bile yapılamaz. Osmanlı İmparatorluğu ile Ermeni Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler mükemmeldir ve gelecekte de böyle olmalıdır. Bu iyi komşuluk ilişkilerinin sürdürülmesi Dışişleri Bakanı olduğum Ermeni Hükümetince izlenen programın başlıca noktalarından biridir."

Kaynak: Dış Politika Enstitüsü-Dokuz Soru ve Cevapta Ermeni Sorunu, Ankara, 1989, sayfa:32

 

Ayrıca,  Batum Anlaşması'ndan sonra Taşnak Partisi yayın organı Hairemik'in 28 Haziran 1918 tarihli sayısında şu yazı yayınlanmıştır; .

 

"Rusya'nın Türkiye'ye karşı güttüğü düşmanca politika Kafkasya Ermenilerini de cesaretlendiriyordu. İki dost unsur arasında çatışmalara Kafkas Ermenileri neden oldu. Çok şükür ki bu durum çok uzun sürmedi. Rus devrimi sonrasında Kafkasya Ermenileri selametlerinin yalnızca Türkiye'de olduğunu anladılar ve ellerini Türkiye'ye uzattılar. Türkiye de geçmişte olanları unutmak istedi ve uzatılan eli şövalye ruhuyla sıktı. Artık Ermeni sorununu çözümlenmiş ve tarihte kaldığını kabul ediyoruz. Yabancıların ajanı birkaç maceraperestin eseri olan karşılıklı güvensizlik ve düşmanlık duyguları ortadan kalkmalıdır."

Kaynak: Dış Politika Enstitüsü-Dokuz Soru ve Cevapta Ermeni Sorunu, Ankara, 1989, sayfa:32

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ABD'li gazeteci Clarence K.Streit ile yaptığı röportajda çok önemli noktalara temas ediyor.

 

Nedir bu noktalar, birlikte bakalım!

 

- Aslında Ermenistan Hükümeti ile 2-3 Aralık 1920 tarihinde saat 24:00'de imzalanan Gümrü Anlaşması ile Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırlar çizilmiştir. Türkiye'nin Doğu Anadolu sınırı artık kesinlik kazanmıştır.

 

- Bu anlaşma ile Ermenistan, Türklere karşı yapılan ihanet ve katliamlarının gerçek nedeni olan Sevr Anlaşması'nda madde olarak belirtilmiş olan ve kendisine sömürgeci ülkeler tarafından daha önce de farklı tarih  ve anlaşmalarla verileceği vadedilen Doğu Anadolu topraklarından, kesin ve kat'i bir şekilde vazgeçtiğini imza altına alarak beyan etmiştir.

 

- Atatürk'ün ifade ettiği şekli ile; Müslümanlara karşı yapılan katliamların üzerinde durmamak. Ki işte bu nokta günümüzde bizi en çok yoran ve zorlayan noktadır.

 

Gümrü Anlaşması, günümüzde yaşanan "Ermeni Sorunu"na yönelik önemli bir, tarihi gerçekliği de göstermektedir. Şöyle ki;

 

Gümrü¸ Anlaşması, 18 maddeden oluşmaktadır. Anlaşmanın birinci maddesinde Türkiye ile Ermenistan arasındaki savaş durumuna son verilmiştir. İkinci maddede bugünkü sınır tespit edilmiştir.

 

Altıncı madde ise şöyledir:

 

"Bağlı taraflar, Büyük Savaş sırasında düşman ordularına katılarak, kendi devletine karşı silah kullanmış ya da işgal altındaki topraklar üzerinde toplu kırımlara katılmış olanların dışındaki göçmenlerin eski sınır içindeki yurtlarına dönmelerine izin verir. Böylece ülkelerine döneceklerin en uygar ülkelerdeki azınlıkların yararlandıkları haklardan bütünüyle yararlanmalarını, karşılıklı olarak yükümlenirler."

 

Bu madde ile Ermenistan Devleti, Ermenilerin, Osmanlı Devleti'ne karşı İtilaf devletleri ordularına katılarak, yüz yıllardır aynı topraklar üzerinde, aynı devletin vatandaşları olan Türklere karşı savaştıklarını ve katliam yaptıklarını kabul etmektedirler.

 

Onuncu madde, Türkiye'ye yönelik Sevr'de geçen toprak talebiyle ilgiliydi. Madde açıkça şöyleydi;

 

"Erivan Hükümeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce kesinlikle reddedilmiş olan Sevr Anlaşması'nı hükümsüz sayıp, bunu ve kimi emperyalist hükümet ve siyasal çevreler elinde bir kışkırtma aracı olan Avrupa ve Amerika'daki Temsilci Heyetini geri çağırmayı, bundan böyle iki ülke arasındaki her türlü yanlış düşünceyi ortadan kaldırmak iyi niyetiyle, yükümlendiğini açıklar. Ermenistan Cumhuriyeti barış ve esenlik içinde gelişmesini sağlama ve Türkiye'nin komşuluk haklarına saygılı olması doğrultusundaki iyi niyetlerinin bir kanıtı olmak üzere, emperyalist amaçlar güderek, iki ulusun barış ve esenliğini tehlikeye sokan haris, savaşçı kişileri hükümet yönetiminden uzak tutmayı yükümlenir."

 

Bu madde ile de Ermenistan, Türk- Ermeni sorununun gerçek sebebinin, kendi sömürgeci çıkarları doğrultusunda bir politika izleyen emperyalist devletler olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca, kendilerine Doğu Anadolu'da verileceği vadedilen "Vilayet-i Sitte" illerinin yer aldığı ( Vilayet-i Sitte İlleri Erzurum, Van, Elazığ, Diyarbakır, Sivas ve Bitlis’tir.)  Sevr Anlaşması'nı kabul etmediklerini de belirtmişlerdir.

 

Gümrü Anlaşması yürürlüğe girememiştir. Bu anlaşmanın geçerli olabilmesi için her iki ülke meclisinde de onaylanması gerekliydi. Ama anlaşmanın imzalanmasından bir gün sonra Taşnaksutyun Hükümeti düşmüş ve  Erivan Sovyet Ermeni Hükümeti yönetimi ele geçirmiştir. Bu nedenle Gümrü Anlaşması onaylanmamıştır. Ancak, daha sonra yapılan Moskova ve Kars Anlaşmaları Gümrü Anlaşması'nın yerini almış ve Türkiye'nin Gümrü Anlaşması ile sağladığı hakları aynen korunmuştur.

 

Ermeniler, maalesef hiç bir zaman ve hiç bir şekilde kendilerine vadedilen Doğu Anadolu ve Kilikya rüyalarından vazgeçmemişlerdir. Ermeni sorunu olarak uluslararası arenaya taşıdıkları taleplerinde, Ayastefanos Anlaşması, Paris Barış Konferansı, Berlin Konferansı ve Lozan Anlaşması evrelerinde sürekli ısrarcı olmuşlardır. Sevr Anlaşması ile verileceği söylenen, aslında Kurtuluş Savaşımızla parçalanıp, tüm emperyalist sömürgen ülkelerin ( ki bunlar İngiltere, Fransa, İtalya ve ABD'dir ) suratlarına fırlatılan bu küstahlığın peşinden koşmuşlardır.

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş senedi olarak kabul edilen ve tüm Dünyada devletimizin tanınmasının yegane belgesi olan Lozan Anlaşması'nın imzalandığı Lozan Konferansı'nda yapılan görüşmelerde dahi Ermeniler toplantılarda bulunmak istemişlerdir.

 

Lozan Konferansı'na giden Türk Heyeti'ne, TBMM tarafından iki hususta, kesin bir talimat ( aslında bu talimat Atatürk'ün bizzat kendisi tarafından gündeme getirilip, TBMM'de karar alınmıştır ) verilmiştir. Bu iki önemli konu, Ermeni yurdu talepleri ve kapitülasyonlardır. Türk Heyeti'ne, bu iki konuda Türkiye aleyhine herhangi bir talep ve dayatma olursa, toplantının derhal terk edilip geri dönülmesi talimatı verilmiştir. 

 

Ermeniler, Lozan'da yapılan görüşmelere Aleksander Hadisyan ( ki Batum Anlaşması sonrası, Türkiye ile hiç bir sorunlarının kalmadığını belirten dönemin Ermenistan Dışişleri Bakanı'dır ), Ahoranyan, Noradunkyan ve Leon Paşaliyan'ın liderlik ettiği 70 kişilik bir heyetle geldiler. Bu heyetin geleceğinden Türk Heyeti'nin haberi yoktu. Halbuki Ermenistan ile Gümrü Anlaşması imzalanmıştı. Ayrıca, Kars Anlaşması da,  Doğuda daha önce Mart 1921’de yapılan ve Moskova Antlaşması’yla düzenlenen ilişkilerin genişletilerek, Kafkas Devletlerini kapsaması, doğu sınırımızın da kesinleşmesini sağlayan anlaşma olması açısından önemlidir. Kars’ta 13 Ekim 1921’de imzalanan antlaşmaya Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Sovyet Rusya temsilcileri de imza koymuştur. Bu anlaşma ile sınırlar belirlenmiş ve bu konu kapatılmıştı. Ama anlaşma varmış veya yokmuş Ermeniler için bu önemli değildi. Fırsat çıkınca, imkanlardan istifade etmek Ermeniler için öncelikli prensipti.

 

Ermenilerin Lozan'da taraflardan biri olarak görüşmelerde bulunma taleplerini Türk Heyeti Başkanı İsmet İnönü kabul etmedi. Bunun üzerine Ermeni heyeti, taleplerini alt komisyonlarda dile getirdiler.

Bu komisyonlarda da, Ermenilerin akıl almaz talepleri Türk Heyeti tarafından kabul edilmedi.

 

Ermeniler, Lozan'da kendilerine Türkiye'den Doğu Anadolu'da ve Kilikya'da bir yurt verilmesini istiyorlardı. İngiltere'yi temsilen Lozan'da bulunan Lord Curzon da, 13 Aralık 1922 tarihinde konferansta yaptığı konuşmada yaklaşık 1.250.000 nüfustan ibaret Ermenilerin, Erivan'daki Ermeni Cumhuriyeti'nde çok sıkışık vaziyette bulunduklarını, bir kaç nesilden beri çok düşkünleştiklerini, çeşitli yerlere dağıldıklarını söylüyor ve Küçük Asya'da  kendilerine bir yurt verilmesini istiyordu. Bu teklif de İsmet İnönü tarafından kabul edilmedi. Lord Curzon, Türkiye'nin çok geniş topraklara sahip olduğunu en azından, hiç olmazsa Suriye'nin kuzeyinde bir alanda, Akdenize de bağlantısı olacak şekilde ufak bir yurdun Ermenilere verilmesinin gerektiği üzerinde bir kez daha durdu. ( Yine garip bir tesadüf ki, Lord Curzon'un Ermeniler için yurt olarak istediği yer, günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından PKK-YPG'ye karşı, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı Harekatı ve Barış Pınarı Harekatının yapıldığı bölgedir. )

 

Türk Heyeti bu taleplere karşılık şu cevabı vererek, Ermeni taleplerini kesin bir dille reddetti;

 

"Türkiye'nin her ne surette olursa olsun, verecek bir karış toprağı yoktur. Türk Milleti, savaş sonrası, Türk topraklarında yaşamak isteyen Ermenilere karşı eskiden olduğu gibi iyi davranacaktır. Adana, Maraş, Antep, Urfa ve diğer yöre halkı yurtlarını, yabancıların istila ve işgallerine karşı savunmak için hesapsız fedakarlıklara katlanmışlardır. Yurtlarını hiç bir şekilde onlara terk etmeyeceklerdir."

Kaynak: Prof. Dr. Cemal Anadol-Tarihin Işığında Ermeni Dosyası, Sayfa 369-370 / Lozan Tutanakları-Cilt:1, Bölüm:1, Arazi ve Askeri Meseleler, Sayfa:197

 

Ermenilerin Lozan Konferansı'nda yaptıkları uzun konuşmalar, görüşmeler, lobi faaliyetleri, Türkiye'den kendileri için Doğu Anadolu veya Kilikya bölgesinde almak istedikleri toprakları onlara getirmedi. Ermeni istekleri, konferansın ilerleyen günlerinde gündeme dahi alınmayınca, Ermeniler Lozan Konferansı'na taraf olan ülkelere sert muhtıra ve protestolar çekerek, Lozan'ı terk ettiler.

 

Yapılan görüşmeler sonrası, 24 Temmuz 1923'de Lozan Barış anlaşması imzalanır. Bu anlaşma metninde Ermenilerden hiç bir surette bahsedilmez. Fakat anlaşmanın maddelerinde, dil, din, ırk vs. ayrım gözetmeme temeline dayalı, insan hakları hukuku kapsamında yer alan konular ve hükümler, Ermenileri de dolaylı olarak ilgilendirmektedir.

 

Lozan Barış Anlaşmasının eklerinde, Osmanlı Devleti'nin savaşı kaybettiği 1918 yılından 1922 yılı sonuna kadar, Türkiye sınırları dışında kalmış Ermenilerin, ülkeye geri dönüşleri, mal ve mülklerinin geri alınması, Türkiye tarafından kabul edilmiştir. Ermeniler açısından bir diğer önemli madde de vatandaşlığa vurgu yapılan 31.maddedir. Bu maddeye göre, vatandaşlığını kaybetmemiş tüm Ermeniler Türkiye'ye geri dönüş yapabileceklerdir. Vatandaşlığını kaybetmiş olanların çocukları ise, 18 yaşına geldiği andan itibaren, belli bir süre içinde kabul etmeleri halinde Türk vatandaşı olup, geri gelebileceklerdir.

 

Lozan Anlaşması ile aslında önemli bir konu da hukuken neticelenmiştir. Bu konu, Ermenilerle dolaylı olarak bağlayıcı olan, iktisadi bölümün yer aldığı hükümler içinde yer alan mallar-haklar-menfaatler şeklinde detaylandırılan bir bölüm bulunmaktadır. Bu önemli bölümde, "zorunlu göçe" tabi tutulmuş olan herkesin tüm hukuku ve çıkarları korunmaktadır.

 

Burada, I.Dünya Savaşı sırasında, Ermenilerin başına gelenler ile, Balkan savaşlarında Türklerin başına gelenler, aynı hukuki esas ve usullere tabi kılınmıştır. Yani, bu halklardan birinin maruz kaldığı uygulamaya "soykırım" denecekse, diğerinin maruz kaldığı uygulamanın da, soykırım olarak tanımlanması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, Ermenilere ve Türklere, maruz kaldıkları olaylar nedeniyle aynı hukuk kurallarının uygulanması gerekmektedir. Sonuçta, bu anlaşmanın metninde, ne Ermenistan ne de Ermeni sözcükleri yer aldı. Avrupa ve Rusya'nın kendi çıkarları için ortaya çıkardığı ve bir ihanetin kapılarını açan Ermeni sorunu bu şekilde hukuken son bulmuş oldu.

Kaynak: Prof.Dr.A.Akgündüz, Doç.Dr.S.Öztürk, Dr.R.Kara-Sorularla Ermeni Meselesi - OSAV İstanbul-2008. Sayfa:429-430

 

Ermenistan'ın ilk Başbakanı Hovannes Katchaznouni ( Ovanes Kaçaznuni ), aşağıda ifade ettiği sözleri ile, aslında Türkiye toprakları üzerinde Ermeniler tarafından gerçekleştirilen bölücü isyanların ve hayali Ermeni devletinin bizzat kendileri tarafından artık yok hükmünde olduğunu belirtmektedir;

 

"Türkiye Ermenistanı diye bir şey yok. Bu konu Lozan'da defnedilmiştir. Türkiye Ermenistanı'nda artık Ermeni yok ve bir gün olabilecekleri de ihtimal dışıdır."

 

Ermeni nüfusu, hiç bir zaman hiç bir yerde, Müslümanlardan fazla olmamıştır. Daima küçük bir azınlık olarak bu topraklarda yer almışlardır. Hiç bir belge, kayıt, arşiv bilgisi dahi bunun aksini ispatlayamamıştır. Kaçaznuni, Türkiye'den toprak talebinde bulunan Ermenilere ise, açık yüreklilik ve cesaretle şöyle seslenmektedir;

 

"Üzerinde bir tek Ermeninin yaşamadığı vilayetleri, Türkiye'den kim talep edecek? Türk ordularını oradan kim kovacak?"

Kaynak: Ovanes Kaçaznuni-Taşnak Partisinin Yapacağı Bir Şey Yok - Bilal N. Şimşir- Ermeni Meselesi, Bilgi Yayınevi, Sayfa: 72,104.   

 

Lozan Anlaşması'nın, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanmasından sonra Türkiye ile ABD arasında, ikili görüşmeler başlar. 1923 Mayıs'ında başlayan bu görüşmeler, 6 Ağustos 1923 tarihinde imzalanan dostluk anlaşmasıyla sonuçlanır. Türkiye her ne kadar bu anlaşma ile ABD ile arasında bir ilişkinin başladığını düşünse de,  bu  anlaşma 1927 yılının Şubat ayında Amerikan Senatosu tarafından reddedilir. Senatoya yoğun baskı yapan Ermeniler,  anlaşmayı ABD adına imzalayan Joseph C. Grew'nın, gerek bu anlaşmada olsun, gerekse Lozan Konferansı görüşmelerinde olsun, Ermenilere Türkiye'nin Doğusunda veya Kilikya bölgesinde söz verilen bir Ermeni Yurdu sağlayamadığını söylemişlerdir. Ermeni asıllı Amerikan vatandaşları Washington'da Grew íle görüşme yaparlar. Senatör Grew görüşmede heyete şunları ifade eder;  

 

"Beyler, size Ermenistan'da (Doğu Anadolu'yu kastediyor) bir yurt sağlamakta şüphesiz, çok memnun olurdum, eğer ufak bir ayrıntıyı göz önüne almazsanız, istediğiniz toprakları kuvvet zoruyla almak için 300,000 kişilik bir Amerikan ordusu göndermeyi unuttunuz."

Kaynak: Fahir Armaoğlu - Amerikan Belgelerinde Lozan Konferansı ve Amerika, Belleten, cilt LV, Sayfa:522

 

Tıpkı, Kurtuluş Savaşı sırasında olduğu gibi, Lozan Konferansı'nda da ABD, Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermenistan'ı kendi manda yönetimi altına alınması ve bu toprakları korumak için bölgeye gönderilecek 500,000 kişilik bir Amerikan ordusunun, ABD'ne oldukça masraflı olacağını düşünerek, ekonomik olarak bu yükün altına giremeyeceğini belirtip, kabul etmemiştir.

 

Ermeni heyetinin Lozan'ı terk edişinden sonra yaşanan suskunluk tabii ki bir boşluk oluşturdu. Ancak bu boşluk sırasında Ermeniler, başta ABD, Fransa olmak üzere, Avrupa ve Güney Amerika ülkeleri ile Dünyanın dört bir yanında, kendi görüş ve taleplerini anlatmak için çalışmalara devam ettiler. Eğitimden  basına, siyasal partilerden derneklere, parlamentolardan sanatsal faaliyetlere kadar her türlü yolu kullanarak, geniş bir kamuoyuna ulaşmak için büyük çaba gösterdiler. Günümüzde de ne yazık ki, "Ermeni Soykırımı" iddialarını gündemde tutarak, bu hayal ürünü isteklerinin hala peşinden koşmaktadırlar.

 

ALTINCI BÖLÜMÜN SONU / DEVAM EDECEK
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
yukarı çık