şehıt
 
Nasıl mı? Şimdi bu konuyu biraz açmamız gerekiyor.

 

Ruslar, İngilizler ve Fransızlar hem Lozan Anlaşması gereği, hem de ülkelerindeki yeni gelişmeler nedeniyle Ermeni Meselesini gündemlerinden çıkarmışlardır. Fakat II. Dünya Savaşı sonrası Ruslar, Sovyetler Birliği döneminde, Türkiye ile yaptıkları Moskova Anlaşmasını, bunun yanı sıra Batum, Kars ve Gümrü anlaşmalarını hiçe sayarak, Türkiye'den toprak talebinde bulunmuşlardır. Sovyetler Birliği lideri Stalin, Atatürk döneminde oluşan 1920'li ve 1930'lu yıllardaki dostluğu bir kenara atarak, Ermeni meselesini tekrar gündeme getirmiştir. 1945 Haziran ayında Ermeni Katogikosu'nu seçmek için Erivan'da toplanan 'Dünya Ermeni Kuruluşları' , Kars ve Ardahan bölgelerinin Ermenistan Cumhuriyeti'ne verilmesini Sovyetler Birliği kanalıyla Türkiye'den resmen istemişlerdir. Ayrıca, yine Ermeniler tarafından, Türkiye'den toprak talebine ilişkin olarak, 1945 Temmuz ayında toplanan Potsdam Konferansı'na, Birleşmiş Milletler'in kuruluş çalışmaları için Londra'da toplanan büyük devletlere, San Fransisko'da yapılan ilk Birleşmiş Milletler toplantısına çeşitli muhtıralar vermişlerdir. Sovyet Rusya'nın desteği ile ABD'nin New York kentinde 1947 tarihinde toplanan 'Dünya Ermeniler Birliği Kongresi' nde , Ermeni ileri gelenler, bütün Ermeni milleti adına Kars ve Ardahan'ın Sovyet Ermenistanı'na ilhakını isteyen müracaatlarını Birleşmiş Milletler'e yapmışlardır. Ancak, o tarihlerde yapılan tüm bu haksız teşebbüslerinden bir sonuç alamamışlardır. 

 

Bu girişimlere ilave olarak, Dünyanın çeşitli bölgelerinde dağınık bir şekilde yaşayan Ermenilerin, Sovyetler Birliği içinde yer alan Ermenistan'a gelip, yerleşmeleri için büyük kampanyalar yapılmıştır. Yapılan bu kampanyaların tek bir amacı vardı. Türkiye'den, kendilerine emperyalist devletler tarafından verileceği vadedilen Doğu Anadolu toprakları alındığı zaman, buralara yerleştirilecek yeterli sayıda Ermeni nüfusuna sahip olmaktı. Çünkü mevcut Ermenistan devletinde yeterli nüfus yoktu. Bu kampanyalarla birlikte, Dünyanın çeşitli yerlerinden ve hatta Türkiye'den de on binlerce kişi, Sovyet Ermenistan'ına göç etmiştir. Kısacası, o asılsız iddialarını ve hayallerini hala diri ve canlı tutmaktaydılar.

Sovyet Rusya desteği ile Ermeniler, o tarihlerde sadece Türkiye'den değil, Azerbaycan'dan da toprak taleplerinde bulunmuştur.

 

Ermeni sorunu olarak Türkiye'nin karşısına çıkarılan bu haksız ve gerçeklerden uzak iddiaların altında yatan gerçek nedenleri görebilmek için, aslında bizden yani Türkiye'den pek de farklı olmayan, bir başka devleti, Azerbaycan'ı da kısaca ele almamız kaçınılmazdır.

 

Zira, oyunun bütününü-genelini tam olarak görebilmemiz ve ayaklarımızı yere sağlam basabilmemiz için bu gereklidir. Konuya tek gözle bakanlar, resmi bulanık ya da yarım görür. İki gözle bakanlar, resimdeki tüm detayları görür. Elbette ki, gözün sahibi başta olmak üzere, gözün sağlam ve bozuk olmaması şartı ile!

 

Sovyetler Birliği içinde bulunan Ermenistan Cumhuriyeti üst düzey yöneticilerinin yanı sıra, ABD ve Fransa'dakiler başta olmak üzere, Dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan Diasporadaki Ermeniler, toprak taleplerini fiili olarak gerçekleştirmek için öncelikle Azerbaycan'ı hedeflerine aldılar. Zira 1940'lı yıllarda, Ermeniler adına toprak talep edilebilecek ve fiili olarak bu haksız ve hukuksuz isteklerini gerçekleştirebilecekleri "Türk kökenli, nispeten Türkiye'ye nazaran daha güçsüz ve siyaseten savunmasız ülke", o dönem Azerbaycan'dı. Türkiye'ye politik açıdan güçlü bir saldırı yapamadıkları için Azerbaycan'ı hedeflerine alan Ermeniler, Türkiye'den de toprak istekleri sürekli olmasına rağmen, dönemin siyasi koşulları ve güçlerinin bu dönemde yeterli olmaması nedeniyle, Türkiye aleyhinde Dünya genelinde sürekli propaganda yapma yoluna gitmişlerdir.

 

Rusya'nın, gerek Çarlık dönemi olsun, gerekse 1917 Ekim Devrimi ile oluşan Sovyetler Birliği dönemi olsun, Ermenilere karşı destekleyici tavrı hiç değişmemiştir. Her ne kadar Fransa, ABD ve İngiltere ile birlikte Ermeniler üzerine kurgulamış oldukları kışkırtıcı ve piyon konumlu emperyalist düşünceleri I.Dünya Savaşı sonrası başarısız kalmış olsa da, Ruslar bu desteklerini hiç sonlandırmamışlardır.

 

Rusların, I.Dünya Savaşının çok öncesinden başlayan bu desteği, Sovyetler Birliği'nin (SSCB) sosyalist-komünist sisteminde, hatta bu sistemin ana fikrine-ideolojik yapısına ters olan (ya da komünist-sosyalist sistem içinde olmaması gereken ) milliyetçi-ırkçı-şovenist düşünceye dayalı "Ermeni milliyetçiliği" paralelinde devam etmiştir.

 

Ermenilerin şu an başkenti olan Erivan dahi, tarihi belgeler ve kayıtlarda görüleceği üzere eski-kadim bir Türk kentidir. Bu bilgiyi de, geçmişin gerçeklerine ulaşabilmek adına paylaşmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

 

Sovyet Rusya devleti, tarihi hamiliği nedeniyle Ermenileri sürekli kollamış ve Sovyet meclislerinde  Azerbaycan'ın aleyhine bir çok kararlar almıştır. Rusların Ermenileri tek taraflı koruyucu ve kollayıcı politikaları sonucu, Sovyetlerin Bolşevik Devrimi ile iktidara geldikleri tarihte Azerbaycan toprakları yaklaşık 114.000 km² iken, takip eden yıllarda 86.000 km²'ye kadar gerilemiştir.

 

1945 tarihinde, Ermenistan bizzat Sovyet Rusya lideri Stalin'e başvurarak, Azerbaycan toprağı Dağlık Karabağ'ı resmen istedi. Bu talebe dönemin Sovyet Azerbaycan'ı I.Sekreteri Cafer Bağırov 10 Aralık 1945'te yazdığı mektupla şu cevabı verdi;

 

"Biz Karabağ'ı vermeye razıyız. Ancak bir tek şartla, siz de bize Ermenistan'ın tamamını vereceksiniz. Çünkü orası bizim eski topraklarımızdır."

 

Bağırov'un cevabı olan bu mektubun bir kopyası günümüzde, Azerbaycan Cumhuriyeti Siyasi Partiler ve Sosyal Hareketler Merkez Devlet Arşivi'nde ARSPİHMDA, f1, siy.169, d.249, vr.7 numaralı klasörde korunmaktadır. Bağırov ayrıca böyle bir talebin tekrarlanması halinde,  Azerbaycan'dan alınarak Ermenistan'a, Gürcistan'a ve Rusya'ya verilmiş olan bütün toprakları talep etme hakkı olduğunu önemle vurgulamıştır. Zira, Sovyetler Birliği döneminde, Azerbaycan'ın toprakları Sovyet Komünist Meclis toplantılarında alınan kararlarla farklı tarihlerde azar azar pay edilmiştir.

 

Moskova, aynı soruyu, Ermenistan'ın Dağlık Karabağ'ı istediğini dolaylı yolla Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na da sorar. Fakat, Türkiye ve Azerbaycan'ın sert ve kesin tavırları ile bu talebini o dönem için rafa kaldırır. Bu talep, 1989 yılında Ermenistan'ın Azerbaycan'a saldırması ile raftan tekrar indirilir. Çünkü Ermenilerin, kin ve nefreti hiç bir zaman bitmemiş ve bitmeyecektir de.

 

Sovyetler Birliği yönetimi, 19 Ekim 1946 tarihinde,  Ermenistan dışında farklı ülkelerde yaşayan Ermenilerin, Sovyet Ermenistan'ına göç etmelerine izin veren bir karar aldı. Bu kararla yurt dışındaki diaspora Ermenileri ve Taşnak yöneticileri Moskova'yla yaptıkları gizli görüşmelerle, Ermenistan'da bulunan bütün Azeri Türklerinin Ermenistan ve Karabağ sınırları dışına çıkarılarak, Azerbaycan'a göç ettirilmesini istediler. Bu kararla, Azerilerin yerine göç eden Ermeniler için yer açılmış olacaktı. Aslında, bu karar Azerilerin ana yurtlarından çıkarılması ve Ermenistan'ın genişletilmesi projesinin bir adım daha ileri taşınmasından başka bir şey değildi.

 

Bu kararların alınması sırasında "Diaspora Ermenileri, Ermeni Kilisesi ve Patrikliği", Moskova yönetimiyle son derece yoğun ve ısrarlı görüşmeler gerçekleştirmiş ve kendi isteklerini onaylatmışlardır.

 

Bu toplu sürgün olayı Sovyet Rusya döneminde sadece Azerilere değil, Çeçenler, İnguşlar, Kırım Tatarları ve Ahıska Türkleri'ne de uygulandı. 1946-1953 yılları arasında yapılan bu toplu sürgünler "suçlu milletlerin sürgünü" olarak adlandırılmıştır.

 

23 Aralık 1947 tarihinde, SSCB Bakanlar Kurulu 4083 numaralı kararname ile zorunlu göçün yapılmasına karar verdi. Azerbaycan Türkleri, asırlardır yaşadıkları öz vatanlarından adeta sürülüyorlardı. Moskova bu kararla gerek Ermenistan'ın, gerekse, diaspora Ermenilerinin istediği "Türksüz Ermenistan" politikasına açıkça destek vermiş oluyordu.

 

Bir bakıma Osmanlı Devleti'nin haklı olarak almış olduğu zorunlu göç kararına karşılık, intikam duygusu ile hareket edilmekteydi. Ancak arada bir fark vardı. Ermeniler yaşadıkları devlete ihanet edip, yüz yıllardır beraber yaşadığı komşularını katlederken, Azeri Türkler Ermenistan devletine hiç bir ihanette bulunmamış ve hiç bir zaman Ermenistan vatandaşlarına karşı katliam ve soykırım yapmamıştı.

 

Bu karar, aslında gelecek yıllarda işgal edilecek Azerbaycan toprakları üzerinde gelişecek "Doğu Ermenistan'ın" ve dolayısıyla Türkiye'den de alınacağı umut edilen "Batı Ermenistan" ile birlikte  "Büyük Ermenistan"ın kurulması için bir ön adımdı.

 

Karar metni içinde geçen bir ifade bu açıdan önemlidir. Çünkü, karar metninde, Ermenistan'dan göç edecek Türklerin kesinlikle Karabağ ve Nahçıvan dışında, Azerbaycan'ın Kür-Araz ovasına göç etmelerini mecbur kılıyordu. Bugün günümüzde Dağlık Karabağ'daki Ermeni nüfusunun çoğaltılması planı işte bu kararla 1947 yılında uygulamaya koyulmuş ve 40 yıl boyunca bu doğrultuda adımlar atılarak, günümüzdeki Azerbaycan topraklarının %20'sinin fiili işgali yapılmıştır.

 

Ermenilerin, komünist -sosyalist ideoloji içinde, ırkçı-faşist bir uygulamanın söz konusu dahi olamayacağı bir siyasi yapı içinde, sadece kendi milliyetleri için gözlerini nasıl da kararttığını göstermesi bakımından bir başka uygulamayı daha belirtmek gerekir.

 

Örneğin, Ermenistan'dan yapılan göçler dışında, Azerbaycan'ın kendi devlet sınırları içinde de, Azeri Türkleri'ne zorunlu göçler yaptırılmıştır. Sovyet Azerbaycan'ında üst düzey görevlerde bulunan Ermeni komünistlerin baskısıyla, Karabağ'dan ve Ermenistan ile komşu Azerbaycan şehirlerinden binlerce Azerbaycan Türkü, toplu olarak Azerbaycan'ın içlerine zorla göç ettirilmiştir. Bu göçlerin planlaması ve uygulamasında ise yine Ermeniler vardır. Bu kişiler, Azerbaycan Devlet İstihbaratı ve İç İşler Komiserliği Yöneticisi Markaryan başta olmak üzere, Grigoryan, Yemelyanov, Borşov ve diğer Taşnak kökenli Ermenilerdi. Bu üst düzey yöneticiler, Karabağ ve çevresindeki toprakları Azerbaycan Türkleri'nden arındırmak için, bir çok aile hakkında, anti-sovyet, pan-türkist, ırkçı-faşist, pan-islamcı gibi asılsız ve gerçek dışı "siyasi mahkum" belgeleri hazırlatarak onların sürgün edilmelerini sağlamışlardır. Sahte suçlamalarla yaptırılan bu göçlere ilişkin yüzlerce belge Azerbaycan Devlet Arşivleri'nde ARSPİHMDA, f1, siy.232, d.70, vr.22 numaralı dosyada bulunmaktadır.

 

Bu göç politikaları ve uygulamaları ile Türklerin büyük bir kısmından arındırılan Ermenistan, 1960 yılından itibaren, Dağlık Karabağ ve Nahçıvan üzerinde toprak taleplerini daha da güçlü dile getirmeye başladılar. Çünkü yapılan zorunlu göçlerle, Ermenistan'da küçük bir azınlık dışında Türk kalmamış ve kendilerini güçlü hissediyorlardı.

 

Ermeni basınında Türkiye ve Türkler hakkında ağır suçlamalar, düşmanca sözler ve ifadeler çıkmaya başlar. Bu suçlamaların tavan yaptığı yıl ise 1965'tir. Çünkü bu tarih, sözde Ermeni soykırımının 50.yıldönümüdür. Ermenistan'da yüz binlerce kişinin katıldığı protesto ve gösteriler yapılır. Sovyet Rusya yönetimi bu gösterilere göz yummasının yanı sıra destek de verir. Binlerce kişinin ellerinde "Türklere Ölüm", "Kahrolsun Türkiye", "Türksüz Ermenistan", "İşgalci Türkiye", "Büyük Ermenistan İçin Türklere Karşı Savaş" pankartları taşınırken, Ermenistan basınında da, Türkiye'ye karşı kin ve nefret dolu yayınlar yapılır. "Batı Ermenistan ( Doğu Anadolu ) Ermenistan'ın Olacaktır", "Dağlık Karabağ Bizimdir", "Nahçıvan Ermenistan Toprağıdır" şeklinde başlıklar atılır, makaleler yayınlanır. Ve bu gösteriler sonrası Erivan'da ciddi olaylar çıkar. Türklere ait ev ve iş yerleri yağmalanır. 1965 yılı Şubat ayında da "Ermeni Yeniden Birleştirme Örgütü" kurulur.

 

Azerbaycan ise, bu yapılan gösterilere, yağmalamalara karşı Moskova yönetiminde protestolarda bulunsa da, bir sonuç alamaz. Ermenilerin toprak talebi 13 Şubat 1988 tarihinde Dağlık Karabağ'da yapılan büyük gösterilerle zirveye ulaşır. 20 Şubat 1988 tarihinde, Dağlık Karabağ Özerk Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti Meclisi'nde Azerbaycan milletvekillerinin olmadığı bir oturumda, Dağlık Karabağ'ın Azerbaycan'dan ayrılarak Ermenistan'la birleştiği kararı alınır. 1988 yılı sonunda da 250.000 Türk, Ermenistan'dan kovulur. Türklere ait 185 köy ve kasabaya el konulur, Yüzlerce kişi akıl almaz şekilde işkencelerle öldürülür. Aynı günlerde Erivan'da ise Türkiye, Azerbaycan ve Türkler aleyhinde büyük çaplı gösteriler yapılır. ve yine o bildik ifadeleri taşıyan pankartlar taşınır. Toplanan on binlerce Ermeniye karşı konuşan yazarlardan Z.Balayan, S.Hanzadyan, S.Ayvazyan kin ve nefret dolu söylemler yaparak adeta Ermenileri kışkırtır. Z.Balayan açık bir biçimde Türklere karşı "soykırım" çağrısı yapar. Böylece uzun bir süredir hazırlanan Ermeni ulusu, bu söylemlerle iyice kontrolden çıkar ve Türklere karşı kitlesel saldırılarla, binlerce Türkü katleder, yüz binlerce Türkün yurtlarından sürülmesine neden olur.

 

Sovyetler Birliği'nin Başsavcı Yardımcısı V.İ.İlyuhin, 15 Nisan 1989 tarihinde Rusya'da yayınlanan Komsomokkaya Pravda gazetesine şu açıklamayı yaparak, aslında durumun ne olduğunu ifade etmişti;

 

"Biz, Karabağ Komitesi'nin  çalışmalarını yakın takip altına aldık. Bu komitenin çalışmaları herkesin sandığı kadarıyla da masum değildir. Karabağ Harekatı, 1940-1950'lerden kalma bir iddiadır."

 

Her ne kadar Başsavcı açıklamasında, Ermenilerin Dağlık Karabağ'ın işgalinin gerekçesinin bir iddiaya dayandığını tespit etmiş olsa da, günümüzde Azerbaycan'ın topraklarının %20'sinin işgali hala devam etmektedir.

 

Ve bu işgal, AGİT, BM ve Avrupa Parlamentosu tarafından kınanmasına ve tanınmamasına rağmen, Rusya, ABD ve Fransa başta olmak üzere Avrupa'nın bir çok devletinin siyasi ve askeri açık destekleri ile devam ettirilmektedir.

 

Tıpkı, İsrail'in Filistin'de yaptığı askeri ve siyasi çalışmaları gibi, zaman içinde işgal edilmiş toprakları Ermenistan'a bağlamak için "fiili de facto" konum korunmaktadır.

 

Kim bilir, belki önümüzdeki yıl ABD, tıpkı İsrail'in işgal ettiği Golan Tepeleri'ni İsrail toprağı olarak tanıması gibi, Dağlık Karabağ ve işgal altında olan Azerbaycan topraklarını da, Ermenistan toprağı olarak tanıyan bir karar alır!

 

Bize de korkarım, her zaman olduğu gibi bekleyip görmek kalacak! Umarım yanılıyorumdur.

 

Aslında, aynı düşmanlığın ve aynı oyunun hedefi olan "Tek Millet İki Devlet" ahdinin bir tarafı olan Azerbaycan'ın durumunu kısaca açıkladıktan sonra, tekrar Türkiye'mizle devam edebiliriz.

 

Yıl 1966. Ermeni isyanlarının ve terör eylemlerinin fiili organizatörlerinden Taşnak Partisi'nin tek emeli, Sovyetler Birliği'nden bağımsız, kimsenin güdümünde olmayan müstakil bir Ermeni Birliği'ni kurmaktır.

 

Bu noktada açıklanması veya üzerinde düşünülmesi gereken çok ilginç bir durum bulunmaktadır. Sovyetler Birliği, Dünya halklarının kardeşliği söylemi temelinde olduğunu ileri sürdüğü, sosyalist-komünist kendi ideolojik görüşlerini bir tarafa bırakarak, Azerbaycan aleyhine ırkçı-şovenist Ermenilere açıkça destek verirken, Sovyet sistemini ve düzenini dışarıda bırakarak, bağımsız bir Ermenistan için çalışan Taşnaklara da ses çıkarmamaktadır. Hatta Ermeni talepleri için Diaspora Ermenileri ile görüşmeler yapmaktadır. Bu anlaşılması zor davranışın bir farklı "sömürgeci yaklaşımını" günümüzde ABD de PKK-YPG'ye karşı yapmaktadır. ABD, kendi emperyalist düzenin ve sistemin devamı için, kapitalist sistemin bayraktarlığını üstlendiği, günümüz Dünyasında var olma savaşını sosyalizm ve komünizm karşıtlığı üzerine kurmuş ve bu yönde Dünyanın bir çok noktasında, Vietnam'dan Nikaragua'ya, Küba'dan Arjantin'e, Venezuela'dan Şili'ye kadar, her türlü siyasi ve askeri savaşı yapmış olsa da, günümüzde Marksist-Leninist ideolojisi temelinde bir devlet kurmayı planlayan ve bu siyasi görüşü savunan PKK-YPG'yi desteklemesini nasıl açıklamak gerekir? Kaldı ki bu soru, Fransa, İngiltere, İtalya, Almanya ve aynı masanın diğer üyeleri için de ayrıca düşünülmelidir.

 

Taşnak Partisi 1966 yılında, ilerisi için şu görüşleri açıklamakta ve tüm Ermenileri bu görüş etrafında birlikte hareket etmeye çağırmaktadır. Nedir bu görüş? Hep birlikte okuyalım;

 

"Ortadoğu'nun çatısı durumunda olan Ermenistan'ın, içinde bulunduğu MUSUL-İSKENDERUN-TRABZON-BAKÜ dörtgeni, Doğu-Batı arasında bir köprü ve civar vadilere hakim bir kaledir. Bu köprünün bölünmesiyle meydana getirilmek istenen denge geçicidir. Tarih göstermiştir ki, Ermenistan'ın siyasi bir birlik hüviyetini kaybettiği anlarda rekabetler ve savaşlar ortaya çıkmıştır. "

 

"Ermeni meselesinin çözümlenmesi ve burada kurulacak müstakil bir Ermenistan, Ortadoğu'da istenen barışı tesis edebileceği gibi, Dünya barışına da büyük ölçüde hizmet edecektir. "

 

"Ermenistan yaylasını çevreleyen diğer Ortadoğu devletlerinin bu yaylada bağımsız ve birleşik bir Ermenistan kurulmasını istemeleri ve bunu kabul etmeleri, hiç de zor olmayacaktır."

 

"Ortadoğu'nun bütün devletleri bu amacın sağlanması için gerekli zemini Birleşmiş Milletler camiası içinde yaratmaları zorunludur."

Kaynak: Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi,2.Baskı, Belge Yayınları, İstanbul, 1987, Sayfa: LVII.

 

 

Yukarıda bahsi geçen "Dörtgen Bölgeye" dikkatinizi çekmek isterim. Haritada baktığınız zaman bu bölge, şu an Ankara'dan itibaren ülkemizin yarısını içine alan  tüm Doğu ve Güneydoğu bölgesini ifade etmektedir. ve bu bölgenin sınırları Bakü ve Musul'u da içine almaktadır. Bu "Dörtgen Bölgenin" güney kısmını oluşturan alan, MUSUL-İSKENDERUN hattı, "Barış Pınarı Harekatı"mızın yapıldığı operasyon alanını da kapsamaktadır. Ve bugün YPG-PKK olarak karşımıza çıkarılan "terör örgütü"nün sahadaki hamiliğini, ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ( aslında Avrupa Birliği ) hep birlikte yapmaktadırlar.

 

 

Aslında bu, bir tesadüf değildir. Batı emperyalizminin Viyana Kongresi'nden itibaren Türkleri bir devlet olarak zayıflatarak yıkmak ve belli bir süreç içinde, Anadolu'dan atabilmelerinin tek geçerli planının haritaya yansımış halidir. Taşnak Partisi'nin bu talebi, aslında İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon tarafından, San Remo Konferansı'nda 22 Nisan 1920 tarihinde yaptığı konuşmada söylenmişti. Fransız ve İtalyan başbakanlarına, Londra Konferansı'nda Ermenistan konusunda aldıkları kararı şu sözlerle anlatıyordu;

 

"Erzurum her bakımdan üstün bir yerde olup, onu Türklere bırakmak bağımsız bir Ermenistan'ı imkansız duruma düşürür. Büyük bir Pan-İslam ya da Pan-Turan hareketi ortaya çıkabilir. Londra Konferansı genellikle Dünya barışı bakımından, Türkiye Müslümanları ile daha doğudakiler arasına ( Burada kastedilen Orta Asya Türk Toplulukları ve Doğu Müslüman Halklarıdır ) sokulmak üzere, bir Hıristiyan toplumunun sıkıştırılmasının yerinde bir girişim ve bunun da yeni bir Ermeni Devleti olabileceğini düşünmüştür."

Kaynak: Osman Olcay-Sevr Antlaşmasına Doğru, Ankara Üniversitesi Yayınevi, 1981, Sayfa: 513.

 

İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon'un, o yıllarda dile getirdiği düşünce, Türkiye'nin hangi nedenden dolayı bir şekilde küçültülmesi ve doğudaki halklarla fiziki olarak irtibatının kesilmesi gerektiğini çok net ortaya koymaktadır. Günümüzde de aynı emperyalist ülkelerin, ülkemize karşı olan tavır ve davranışlarını bu çerçevede görmek ve düşünmek zorundayız. Bu bizim için bir paranoya değildir. Aksine, 1940'lardan itibaren, siyasi-ekonomik-askeri olarak, artık her şeyi ile Batıya göbekten bağlı hale getirilmiş bir ülkenin, ülkemiz Türkiye'nin, saflığını bir kenara bırakarak, tarihi doğru sayfada, doğru paragrafta ve doğru satırda okuyabilmesi için gerekli olan davranıştır.

 

Ve bu davranışı, sağ-sol-ilerici-muhafazakar ayrımına girmeden, bu ülkeye ve devlete bağlı olan her yurttaşın yapması, kişilerin vicdanları ile baş başa kaldığında aynaya baktıkları zaman utanmamaları için yapması gereken gerçek vatanseverliktir.

 

Bu kısa, fakat önemli gördüğüm açıklamadan sonra devam edelim.

 

Yine bir başka Ermeni örgütü olan Hınçak Partisi de 12-15 Ocak 1968'de Ararat gazetesinde yayınladığı bir bildiriyle kısaca şu ifadeleri kullanmıştır.

 

"Bir gün gelecek Ermeni milleti ata topraklarına sahip olacaktır. Her Ermeni'nin inancı budur. Ermeni sorunu ancak Sovyet Ermeni Cumhuriyeti aracılığı ile sağlanabilir."

 

Hınçak Partisi, yine aynı Ararat gazetesinde 15 Kasım 1968'de yayınlanan bir başka bildirisinde de şöyle demektedir;

 

"Artık, davayı beraber takip etme zamanı gelmiştir. Delillerimizi beraber tespit edelim ve düzenleyelim. Bizim esas talebimizin Türkiye'den olduğunu kabul edelim ve hakkımızı Türkiye'den talep edelim. Birleşmiş Milletler'den değil. Sovyet Ermenistanı Hükümeti'nin hukukuna beraberce inanalım ve BM teşkilatında temsil yetkisini ona bırakalım. İstediği gibi çalışabilmesi için Hükümeti destekleyelim."

 

"Bütün Dünyaya kendimizi tanıtalım ve Türkiye'nin atalarımızın katili olduğunu söyleyelim."

Kaynak: Mehriban Elekberzade-Türk-Ermeni-Müslüman-Hıristiyan Münasebetlerine Dair, Ermeni İddiaları ve Azerbaycan Gerçeği II.Uluslararası Sempozyumu- 28-29 Mayıs 2005-Bakü

 

Taşnaklar, Ermeni sorununu Dünya kamuoyuna anlatmak için 1968 yılında "Ermeni Davasını Savunma Komitesi" isimli bir teşkilat kurar. Bu teşkilat kanalı ile, Dünya genelinde bir çok ülkeye, broşür, yazı, afiş, kitapçıklar göndererek, kendi görüşlerini yaymaya başlarlar.

 

Bu teşkilatın yanı sıra, aynı yıllarda Fransa'da da, Doğu Bloku ülkeleri ve Sovyet Rusya ile irtibatlı çalışan önemli teşkilatlar kurulur. Bu teşkilatlar, "YANTZ". "Jeunesse Armenienne Françai-JAF (Fransız Genç Ermeniler) ve Ermeni Yazarlar Birliği'dir. Bu teşkilatlar, Ermenistan Erivan'da basılan kitap, dergi, gazete, okul kitapları, broşür, afiş vs yayınları başta Fransa'dakiler olmak üzere, Dünyanın çeşitli yerlerindeki okul, kütüphane ve kurumlara dağıtarak kendi propagandalarını yaymak için çalışmalar yaparlar.

 

Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya ve diğer Avrupa ülkelerinde, Ermeni sağ veya sol, sosyalist veya liberal görüşlü kim olursa olsun, Ermeni davası adı altında daima birlikte hareket etmişlerdir. Türkiye'ye karşı yapılan bütün faaliyetlerde birlikte çalışmışlardır. Kendileri açısından "Milli Dava" olarak gördükleri bu konuda, kendi aralarındaki tüm çatışmaları, tartışmaları, ihtilafları bir kenara bırakıp, tek bir ses olarak bir araya gelmişlerdir. Ve bu amaç doğrultusunda çeşitli kurum, kuruluş ve dernekler kurmuşlardır.

 

Bu kuruluşlar yardımı ile Dünyanın çeşitli yerlerinde Türklere karşı, terör faaliyetleri de dahil olmak üzere, Ermeniler tarafından çeşitli saldırılar yapılmıştır. Şimdi aşağıda, yeni genç neslimizin ve orta yaş gurubumuzun  da muhtemelen haberinin olmadığı, Ermenilerin kendi görüşlerini yaymak için yaptığı bazı çalışmalardan ve eylemlerden bir kaç örnek vereceğim.

 

1969 Mayısı'nda New York'da Hammond firması piyasaya satış amaçlı şişme küre ( Dünya ) çıkarır. Bu kürede Türkiye'nin İskenderun-Samsun hattının doğusu ERMENİSTAN olarak belirtilir. Ve bu küre okullara dağıtılır.

 

1969 Şubat ayında, Almanya'nın ünlü gazetesi Die Welt'in Pazar nüshası olan Am Sontag, bir yazı ve harita yayınlar. Haritada; Trabzon, Kayseri, Erzurum, Van ve Diyarbakır ERMENİSTAN olarak gösterilir.

 

1968 Kasım ayında ABD'nin Şikago kentinde bütün devletlerin iştiraki ile bir sergi açılır. Sergide Ermeni standında, bütün Doğu Anadolu bölgemizi ERMENİSTAN olarak gösteren yağlı boya tablosunun asılmasına izin verildi.

 

1965 yılında, Lübnan'daki Ermeni Cismani Meclisi, Ermenilerin Türkçe konuşmamalarını, Ermenilerin özellikle çocuklara ve gençlere, aile, dost ve yakınlarına tarihte Türklerin yaptıkları zulümlerin anlatılmasını kararlaştırdı. Halen Beyrut'taki Antilyas Kilisesi'nde "Clicia Galtkolicos" (Adana ve Civarının Temsilcisi ) vardır.

 

1965 Nisan ayında Lübnan'da yayınlanan Al-Nahur Gazetesi, Talat, Cemal ve Sait Halim Paşa'yı öldüren Ermenileri kahraman olarak tanıttı ve Doğu Anadolu'yu ERMENİSTAN olarak gösteren bir harita yayınladı.

 

1965 yılı içinde, ABD New York'da, "Ermeni Halklarını Müdafaa Komitesi" ve "Ermeni Konseyi", Türklerin sözde gaspettiği toprakların iade edilmesi için Birleşmiş Milletler'e başvurmayı kararlaştırdı. Ermeni Komite ve Konseyi, Van, Bitlis, Erzurum, Ardahan, Trabzon ve Kars'ı Türklerin gaspettiği topraklar olarak tanımladı.

 

1965 Ocak ayında, Antilyas Katogikosu I.Horen, Habeşistan'ın ( şimdiki Etiyopya Devleti ) Başkenti Adis Ababa'da düzenlenen kiliselerarası toplantıda, Hıristiyan Dünyasının Ermeni davasına sahip çıkmasını istedi. I.Horen bu toplantıya, o dönem Kıbrıs Rum tarafının hem dini lideri hem de Devlet Başkanı olan Papaz Makarios ile birlikte gitti.

 

24 Nisan 1965'de, New York Times gazetesinde 82 tanınmış ABD'de yaşayan Ermeni tarafından, büyük bir ilan verilerek, Ermeni iddiaları yayınlandı.

 

24 Nisan 1965'de Brezilya'nın Sao Paulo kentinde, Türkiye aleyhtarı iki gösteri düzenlendi. Şehir Tiyatrosu'nda, "1915 Ermenilerinin Macerası" isimli tiyatro gösterildi. davetiyelerin arasına, Doğu Anadolu illerimizi kapsayan ERMENİSTAN haritası ilave edildi.

 

1965 Nisan ayında, Beyrut'ta bulunan Kamile Şamun Stadı'nda, 25-30.000 arası Ermeni toplanarak Türkiye aleyhinde gösteriler yaptı.

 

1967'de Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın, ABD ziyareti için Washington Havalanı'na inişinden 8 saat önce, Ermeni teröristler Türkiye Büyükelçiliği'ni kundaklamak istediler. Bir otomobilin havaya uçmasına neden olan bombalar  Büyükelçilik binamızda hasar meydana getirdiler. Cumhurbaşkanı Sunay'ın , ABD'de bulunduğu süre boyunca, ABD basınında Türkiye aleyhine yazılar yayınlandı.

 

1969 Mayıs ayında, Arjantin'in Başkenti Buenos Aires'e giden bir Türk Ticaret Heyeti, uçaktan iner inmez binlerce Ermeni'nin hücumuna uğradı. Polisin sıkı güvenlik tedbirleri ile, şehir merkezine saatler sonra girilebildi. Türk Ticaret Heyeti üyeleri, otelde, Ermeni Komiteciler tarafından yazılmış Türkiye aleyhtarı bildirilerle  karşılaştı. Bir gün sonra, Ermeniler tarafından Buenos Aires'te yapılan miting askerler tarafından zor kullanılarak bastırıldı. Arjantin'den Uruguay'a geçen heyet, başkent Montevideo'da da aynı manzara ile karşılaştı.

 

Başbakan olduğu sırada Amerika'yı ziyaret eden Nihat Erim, Ermeni komitecilerinin Türkiye'den toprak talep eden bildirileri ile karşılaştı. Aynı tarihlerde, Avrupa'nın bazı başkentlerinde THY büroları Ermeniler tarafından saldırılara uğradı.

 

ABD'nin Los Angeles kentine ilk tayin edilen Türk Başkonsolos Talat Kutay, Ermeniler tarafından yıllarca tehdit edildi. Bu tehditler sonucunda, yapılan fiili saldırıda, Talat Kutay'ın eşinin bacağı kırıldı. ABD güvenlik görevlileri, bu saldırıyı önleyebilecek ne koruma yapabildiler, ne de failleri bulabildiler. Kısacası hiç bir müdahalede bulun(a)madılar (!)

 

Ve daha onlarca farklı ülke ve şehirlerde yapılan saldırılar, olaylar, karalamalar.

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti'ne karşı başlatılan bu eylemlerin ve terör saldırılarının en yoğun yaşandığı yıllar, 1970-1984 tarihleridir. Bu tarihler arasında yurt dışı ve yurt içinde terörist eylemler gerçekleştirilmiştir. Özellikle yurt dışı terörist saldırılarda onlarca diplomatımız ve vatandaşımız şehit edilmişlerdir.
 
 
YEDİNCİ BÖLÜMÜN SONU / DEVAM EDECEK
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
yukarı çık