A.S.P.
parcababa-erce
İstanbul
21 Haziran, 2024, Cuma
  • DOLAR
    32.30
  • EURO
    35.15
  • ALTIN
    2406.9
  • BIST
    10401.67
  • BTC
    67490.92$

TEKNE ALMAK – 4  (EŞİNİZİN FİKRİ)

24 Ocak 2021, Pazar 20:28
reklam yerim makale içi

TEKNE ALMAK – 4  (EŞİNİZİN FİKRİ)

 

Bu yazı dizisinin ilkinde 11 maddelik suallerimiz vardı. İlk 4'ünü önceki 3 yazımda elimden geldiğince açtım. Bu yazımda ise tekne alacaklara faydası olacağı umuduyla 5'inci soruyu açmaya çalışacağım.

 

Pek tabii olarak, 10'uncu sorunun cevabını verirken ayrıntısına gireceğim BARINAK meselesi halen mevcut.

 

BARINAK sorununu 6 yıldır çözmeye çalışan AdbDer – AMATÖR DENİZCİLER BARINAK DERNEĞİ’ni facebook sayfasından takip etmenizi tavsiye ederim. Ayrıca Derneğimizin www.adbder.org  adresli web sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

 

Şimdi zurnanın ZIRT dediği, aslında 11 sorunun cevabı en zor olanına geçelim. EŞİNİZ! Böyle bir yazıyı kaleme almak da çok zor ve tehlikeli. Ama sizin için kendimi feda ediyorum. Kıymetimi bilin lütfen!

 

 

5.  EĞER EVLİYSENİZ, EŞİNİZ TEKNE SATIN ALMA KONUSUNDA SİZİNLE AYNI FİKİRDEMİ?

 

Bekarsanız ve “bu yazıyı okumama gerek yok” diyorsanız yanılmış olabilirsiniz. Gelecekte güzel bir izdivaç kaderi büyük ihtimalle sizi bekliyor. Bu yazı size gelecekte ne yapacağınız konusunda bir fikir verebilir.

 

Bu soru belki de, diğer soruların hepsinden önce sorulmalıdır. Malum, “üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz” diye ilkokuldan itibaren bir öğreti var. Bu öğreti halkımızın denizci olduğu gibi bir intiba bırakabilir. Gerçek şu ki, halkımız denizci değildir ve devlet politikaları, devleti idare edenlerin bile maalesef denizci olmaması (hatta denizcilikten sorumlu bürokrasi dahil)  nedeniyle,  halkımızın denize çıkmasını teşvik etmez ve hatta engeller. Uzunca bir dönem uygulanan, biz denizcilerin “bayrak vergileri” (ÖTV, KDV, MTV) şeklinde adlandırdığımız mali politika, bu konudaki olumsuz devlet politikalarının en bariz örneklerinden sadece biridir.

 

“Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz” denerek, denizcilik değilde ne kastediliyor? Bence sadece savunmadan bahsediliyor. “Düşman denizden gelirse, Çanakkale’de olduğu gibi, mali ve fiziki zorluklara katlanarak gelir, karaya çıkmadan önce denizde açık hedef olur, bizde önce denizde vururuz, karaya çıkıncada lojistik destek alamaz, bizde canına okuruz” denmek isteniyor.

 

Ancak artık Türkiye’de sayısı az olsa bile DENİZDE YAŞAYAN AMATÖR DENİZCİLER VAR ve denizcilik politikaları sadece mal ve yolcu taşımacılığı, savunma açısından değerlendirilemez.

 

İşte bu nedenlerden dolayı, ülkemizde az sayıda denizi seven veya denizci erkek varken, çok az denizi seven veya denizci kadın vardır. Bu azlıklar yüzünden, bir denizci Türk erkeği ile bir denizci Türk kadınının evlenme ihtimalleri Milli Piyango da büyük ikramiyeyi kazanmak kadar düşük olasılıktır. Böyle uyumlu evlilik yapan denizcilerin Milli Piyango bileti almasına gerek yoktur. Zaten piyango onlara vurmuştur. Büyük ikramiye haklarını en güzel şekilde kullanmışlardır.

 

Dolayısıyla, burada eş derken, genel olarak erkeğin eşi kadından bahsediyoruz. Gerçi istisna bile olsa tersi de görülmemiş değildir. İstanbul’da, Büyükada’da büyüyen, denizi seven ve her türlü deniz sporuna gönül vermiş, ancak eşinin denize ayağını bile sokmadığından şikayet eden bir kadını zamanında tanımıştım. Yanlış evlilik bu olsa gerek.

 

Benim bildiğim Türk kadınları, genel olarak, son derece tedbirli ve ailenin bir arada sağlıklı bir şekilde, tehlikelerden ve maceralardan uzak yaşamasını temenni ederler. Bir başka deyişle,  Türk kadını hakkında bir genelleme yaparsak, denizi tehlikeli görür. 

 

Bu vaziyette tekne almak isteyen bir erkek (istisna olarak bir kadın), bu konuda eşine danışmalı ve hatta çaktırmadan ikna etmelidir. İkna mutlaka yumuşak şekilde olmalıdır. Aksi durum karakolda bitebilir.

 

Eğer eşiniz sizinle aynı fikirde değilse ve ikna olmuyorsa, buna rağmen siz tekne satın alıyorsanız, bir teknede bir erkeğin, tıpkı karada olduğu gibi kadınsız yaşaması, tabiat ananın bize bahşettiği muhteşem cinsel dürtüler yüzünden, imkansıza yakın zor olduğundan, uzun seyahatlerde, bazen de kısa seyirlerde, genel olarak eşinizin gözlerinden uzak ve kalkış noktanızdan başka bir yerde tekneye binecek (size ne güzel taktik veriyorum ama) bir sevgili edinmenize neden olacaktır.

 

Evli bir çitfte, erkek tekne aldığında, o tekne kadının kuması değildir. Tekne aileye yeni girmesine rağmen eş teknenin kumasıdır. Kadın, ancak deniz hayatını sevdiğinde kumalıktan kurtulur ve böyle durumda tekne artık kuma değil, kızlarıdır. Malum, denizciler teknelerini “kızım” diyerek sever.

 

Bir sevgili, istisnalar dışında büyük problemler yaratabilir. Sevgili yaratmasa bile, etrafınızda ispiyoncular olabilir ve hatta bu ispiyoncular eşiniz tarafından organize edilmiş olabilir. Bu çok büyük sakıncadır. Belirtilen sakınca yüzünden bir koyda, etrafınızda tanıdık teknelerin olmasını bile istemezsiniz. Eşinizin, teknenize binmese bile, komşu tekneleri çok sık ziyaret etmesi en büyük tehlike çanıdır. İspiyoncu arıyordur. Hatta eşiniz, elinde dürbünle siz ufukta kaybolana kadar yüksek bir yerden sizi izleyebilir. O zaman teknenize çaktırmadan binen sevgiliniz, kara kaybolana kadar kamaradan burnunu bile çıkartamaz. Bana sakın “çok abarttın” demeyin, “mecburen çapkın (!!)” bir ağabeyimizin gerçek hayattan tecrübelerini aktardım. Bu ağabeyimizin eşi tam da yukarda yazdıklarımı yapmıştı.

 

“Mecburen çapkın (!!)” ağabeyimizin eşi, komşu teknelerde ispiyoncular organize etmekten başka, yetmiyormuş gibi, ağabeyimiz Fenerbahçe Marinadan denize açıldığında, Moda burnundan dürbünle izliyordu. Agabeyimiz soruna çeşitli çözümler bulmuştu. Mayıs ayından ekim sonuna kadar güneye iner,  İskenderun’a kadar giderdi. Sevgilisini en yakın Ataköy Marinadan tekneye aldığı da olurdu, Silivri veya Çanakkale’den aldığı da olurdu. Neticede denizci çözümü bulur!

 

İkna olmayan, denizi tehlike olarak gören bir eş, teknenize binerse, yelkenleri şişirmeyecek kadar az rüzgarda bile çok korkabilir ve bu korku zamanla sizede bulaşabilir. Denizden korkmaya başlarsınız. Bu durum boşanmaya kadar gidebilir. Böyle bir durum % 90 boşanma ile sonuçlanır. Bazı arkadaşlarım ve bendeniz bu durumu yaşadık. Yani boşandık. Tabiki tekne boşanmanın tek nedeni değildir. Ama tekne, diğer problemleri su yüzüne çıkartmakta oldukça mahirdir.

 

Boşanmak aile birliğini bozmak gibi istenmeyen bir sonuçtur. Hayatınızda çok önemli bir değişikliktir. Ancak, sizi denizden kopartmaz, aksine denizde yaşama ve yeni bir aile kurma imkanı verir. Bunlar boşanmanın olumlu taraflarıdır. Diğer bir olumlu tarafı da, sevgili ve sevgililerin evliyken yaratabileceği problemler siz bekar kalınca sıfırlanır. Bekar birinin sevgilisi asla problem yaratamaz.

 

Yani, bir tekne satın almaya niyetliyseniz, önce eşinizin de sizinle aynı fikirde olduğunu saptamanız gerekir. Eşiniz sizinle aynı fikirde değilse, iknada edemiyorsanız, ya tekneyi satın alacak ve nihayette boşanacaksınız, ya da tekne almaktan vazgeçeceksiniz. Üçüncü şık yok.

 

Diğer yandan, tekne satın alma konusunda sizinle hemfikir olan eşinizin, tekne satın alındıktan sonra, mesela ilk fırtınada fikrini 180 derece değiştirme ihtimali % 80 dolaylarındadır. Bu nedenle, eşiniz ile aynı fikirde olsanız dahi, birlikte alacağınız teorik eğitimleri müteakip, denizde pratik eğitim yapmanız, mümkünse en az iki kez fırtınalı havada eğitim almanız şiddetle tavsiye olunur. Bu yapılmaz ise, yine sonuç boşanma veya tekneyi satmak ve belki de hayatınızın sonuna kadar denizden mahrum kalmak olabilir.

 

Çoğunluk kadın (sadece Türk kadınları değil, dünya kadınları), çok büyük ve mürettebatlı teknelerde, yan gelip yattığı yerde, her gün ve her gece değişik tuvaletleri giydiği, değişik ve kıymetli takıları takındığı, yemeğin ve içkinin ayağına geldiği bir ortamda yukarıda belirttiğimiz korkularından tamamen arınır ve çok mutlu olur. Ancak, baştan belirttiğim gibi, mürettebatlı tekneler bu yazının amacı değil. Zaten bu tür teknelere sahip olabilecek parasal imkanları olan erkeklerin eşleriyle seyahat etmeleri bir istisnadır. Genelde teknede harem kurarlar.

 

Teknenizde eş niye önemlidir? Çünkü siz teknenizin kaptanı iseniz, eşiniz 2. kaptan olmalıdır. Zincir almalı, vermeli, vira-mayna komutlarından anlamalı, palamar almalı ve vermeli, kıç dediğiniz zaman kendi poposunu değil, teknenin kıçını anlamalı, dümen tutmalı, navigasyon yapmalı, mevki tayin etmeli, yemek yapmalı, bulaşık yıkamalı, temizlik yapmalı, balık tutmalı, tutulan balığı ayıklamalı, dalış yapmalı, yelken açmalı, kısacası sizin yapacağınız bu işleri o da yapmalıdır. Sizin en iyi yardımcınız olmalıdır. Böylece siz ve eşiniz denizden en üst düzeyde zevk alır, çoğunlukla gözlerden uzak, tabiatla baş başa bir ortamda, yeni ve uzun süreli ikinci bir aşk hayatı yaşayabilirsiniz. Ve eğer böyle olursa eve bile gitmek istemezsiniz. Marinalara ikmal dışında yanaşmak istemezsiniz. Bu durum sizi marina masraflarından da kurtarır. Eş ile paylaşılan böyle bir hayat muhteşemdir. Ağzınızın suyunun şimdiden aktığını ve kimyanızın değiştiğini hissediyorum.

 

(DEVAM EDECEK)

 

Hilmi Atilla Özbank

24/01/2021