Bir mutluluğun anısına
22 Şubat 2026, Pazar 16:24
Bir mutluluğun anısına-
Mukaddes Kalkavan ve eşi Kaşif Kalkavan
Yazan: Osman Öndeş
Gazetede bir vefat ilanı gördüm. Hacı Mukaddes Kalkavan Hanım’ın vefat haberi idi.
Merhum Kaşif Kalkavan’ın Muhterem eşi Hacı Mukaddes Kalkavan da vefat etmişti.
Merhumenin cenazesi 21 Şubat Cumartesi günü öğle namazını müteakip Üsküdar Şakirin Camii’nden kaldırılarak Karacaahmet Aile Mezarlığı’na defnedildi..
Rahmetler dileyerek 2017 yılında neşredilmiş olan Türk Armatörleri tarihi başlıklı belge eserimin 6.cı Cildi’ni açtım ve orada Kâşif Kalkavan Bey ile Salacak’ta yaptığımız söyleşiyi bu sayfalara aktardım. Demektir ki aradan 19 sene geçmişti..
Kâşif Bey’in birkaç fotoğrafını da çekmiştim.
Halk feylesofu bir beyefendi idi.
Şöyle anlatmıştı;
“ Dünya bana uysun demem, ben dünyaya uyarım.
Bir yerde oturduğumuzda bazı arkadaşlar ‘Âlem yapalım’ dediklerinde ben bir ömür boyu onlara uymadım. Ama ben onlara ‘Katiyen âlem yapamazsınız’ kelimesini ifade etmedim. Sadece kendi hayatımın düzenini Allah ve vicdan hesabıyla korudum ve kimsenin malına karışmadım ve kendi hakkımdan başkasına el uzatmadım.
Değil Türkiye’nin, Amerika’nın bankalarını bana verseler ne yapayım o parayı!
Geleceğimi zehirleyemem.
Böyle bir paradan gelecek görsem dahi, bilirim ki akıbeti yoktur. El sürmem..”
Kâşif Kalkavan 1926 yılında Rize’de dünyaya geldi. Babası Cafer Sadık Kalkavan ve Annesi Besire Kalkavan’dı. Eşi Mukaddes Kalkavan Hanım babaannesinin yeğeninin kızıdır. 1947’de nişanlanmışlar ve 9 Eylül 1948’de evlenmişlerdir.
Ailenin 3 erkek ve 1 kız olmak üzere dört evladı olmuştur. Erkek evlatlarının en büyüğü Nevzat Kalkavan , Metin Kalkavan ve Mehmet Kalkavan, kızları Leyla Hanımdır.
Kâşif Kalkavan’a dedesinin adı verilmiştir.
Cafer Sadık Kalkavan’ın; Kâşif, Arif, Selahattin, Necati, Şükriye, Şakire, Sadiye ve Akif ismini verdikleri sekiz çocuğu dünyaya gelmiştir.
Kâşif Kalkavan babasının hatırasını yaşatmak adına Rize’nin Aydınlı Köyü Konaşlı semtini unutmamış köye cami yaptırdığı gibi köye su gelmesini sağlamıştır.
18 Ocak 2010 günü hayata gözlerini yumdu ve Karacaahmed Mezarlığı’nda ebedî istirahatgahına tevdi edildi.
Arşivimde sakladığım teyp kasedinden seneler öncesinde Kâşif Kalkavan’ın Salacak’taki makamında bana anlattıklarını kendi sesinden dinlemiş ve yaşam öyküsünü ve hayat felsefesini aktaran bu röportajı Dünya Gazetesi’nin 30 Ekim 2002 Çarşamba günkü özel sayısında neşretmiştim..
“Doğru gidersen doğru menzile varırsın” diyor ve devam ediyordu:
“Gençliğimde yaşamı saygı olarak anladım.
Saygı dediğimde tabiata saygı diyorum, insana saygı demek istiyorum.
Aile bağlarının kutsallığını işaret etmek istiyorum ve vatana millete hayırlı olmalıyız diye anlatmak istiyorum. Yoksa, gösterişle biryerlere varılamaz.
(Kaynak: Türk Armatörleri Tarihi Cilt VI. -2017 Sf.28 ve sonrası)
Ben yakışıklıydım dersem, meramım düzenli bir hayat demektir
*Dinime daima yürekten bağlı oldum. Dünya bana uysun demem, ben dünyaya uyarım. Bir yerde oturduğumuzda bazı arkadaşlar ‘Âlem yapalım’ dediklerinde ben bir ömür boyu onlara uymadım. Ama ben onlara ‘Katiyen âlem yapamazsınız’ kelimesini ifade etmedim. Sadece kendi hayatımın düzenini Allah ve vicdan hesabıyla korudum ve kimsenin malına karışmadım ve kendi hakkımdan başkasının malına el uzatmadım. Değil Türkiye’nin, Amerika’nın bankalarını bana verseler ne yapayım o parayı! Geleceğimi zehirleyemem. Böyle bir paradan gelecek görsem dahi, bilirim ki akıbeti yoktur. El sürmem.
*Bilmiyorum demek yok, oku dünyada geçerli olan ilimdir.
* Ömrümün 67 yılı İstanbul’da geçti. Denizcilik camiasından ve sanayi dünyasından nice insanların bu dünyadan geçip gittiklerine tanık olduk. Ama herkes aynı yere göçüp gittiler. Gitmenin şekli vardır; veda etmenin anlamı vardır. Öyle de gidilir, böyle de gidilir.
Ne derler; Az yaşa uz yaşa, akıbet gelir başa!
*Vicdanları hür, saygılı ve kendisine saygılı olduğu kadar, başkalarının haklarına da, devletinin hakkına da saygılı olanlar, ancak erdemli kişilerdir! Gerisini at bir kenara. Onlar ne ailelerine, ne çevrelerine ve ne de vatanlarına hayırlı olamazlar. Sadece kendilerini aldatır, geçer giderler.
* Bir sözle derim ki; “Kendi hakkına rıza göstermeyen aslında rızkını inkâr edendir.”
Hakkın adaleti ise mahkeme kapısında beklenemez. Kaldır başını yukarılara; arasan da nerededir bulamazsın, ama o heryerdedir.
*Nice patronlar gördüm. Öyle ki haklarına razı olmayanlar, sonunda akıbetlerine razı oldular.
*Kişi doğruları görmemezlikten gelirse mutlaka kendi geleceği için çok tehlikeli olur. O bakımdan yetiştirdiğimiz çocuklarımızın hepsi şerefine, namusuna düşkündürler.
*Biz ahlaka, imana, ilme daima saygı gösteririz. Böyle olduğu içindir ki kimse bizi tenkid edemez. Çocuklarımın hepsi benden çok daha yüksek öğrenim aldılar ve imanlı yetiştiler.
*Maddi yardım yapamazsam, manevi desteği ne ben, ne çocuklarım eksik etmeyiz. Hayatımın böyle devam etmesinin yegâne sebebi dürüstlüktür.
*Başından itibaren gelmiş geçmişlere bakarak derim ki; ‘Önüne bakacaksın. Geleceğini zehirlemeyeceksin!’ ‘Oku’ kelimesi Cenab-ı Allah’tan Hazreti Peygamber’e inmiştir. *Bilmiyorum demek yok. Oku. Daha fazla oku. Dünyada en geçerli olan ilimdir.
*Bu hayatın böyle devam etmesinin yegane nedeni saygı, görgü ve kâmil olmak ise, başından itibaren gelip geçmişlerine bakarım ve bir halk deyimiyle nasihat eder ve derim ki; “Önüne bak, geleceğini zehirleme!”
*Ömrüm boyunca ilme çok ihtiyaç duydum. Çocuklarımızı İngiltere’de deniz ticareti öğrenimine yolladık. Ardından çocuklarımız Amerika’da öğrenim gördüler. Kızımın çocukları, oğullarımın çocukları İngiltere’de, Amerika’da okudular.”
*Çocuklarımın hepsi, benden daha yararlı, daha vasıflı ve daha imanlı ve hiçbir kimseye kötülük düşünmeyen bir dünya görüşüyle hizmet üretiyorlar.
*Âlim olmak, kültürlü olmak insana Allah tarafından verilmiş emsalsiz bir haslettir.
Cenab-ı Allah bizlere Hazreti Muhammed vasıtasıyla, yüce iman sahibi olmanın okumakla mümkün olabileceğini imâ etmiş; “Okuyun” demiş. “İlim nerede ise oraya gidin” buyurmuş. Dünyada insanlar için en geçerli meziyet “İlim” dir.
*Ben hayatım boyunca buna çok ihtiyaç duydum. Para değil, önce insan olmak önemlidir.
*Eğer sevap yaparsan, hakkınla kazanırsan, o para zâyi olmaz, o para batmaz.
Hiçbir zaman güneş hep batacak değildir. Maneviyatını kırma. Bir bakarsın, sana bir güneş vurur! Derim ki asla umudunu yitirme, ama çalış.
*İnsan geleceğini desteklemek için sadece bu dünyayı değil, gelecek dünyayı da düşünmek ve ömür âlemde hesap verecek onurlu bir yaşamdan geldiğini ispatlamak şuurunda olmalıdır. *İnsan çok alçak gönüllü olmalıdır. Yıkmayacak, yapmaya gayret edecektir.
*İnsan kötülerin arasına değil, iyilerin arasına girmelidir; Sevgi kazanmalıdır. Kimse çocuğunu bile zorla eğitemez. Başarının temeli sevgidir. Sevgi, saygının ustalıkla sunulması olmalıdır. *Çocuğun yeteneklerini ortaya koymak, kendisinin bu yetenekleri geliştirmesine fırsat vermekle mümkün olabilir.
*Her çocuğumuz eşimin ve benim yüreğimizin parçasıdır. O bakımdan şirketlerimizdeki değerli arkadaşlarımızın herbiri, bu ailenin birer evladıdır.
Bizler Rize’nin İyidere kazasındanız. Ben Yalıköyü mahallesinde 1926 yılı Ağustos ayında dünyaya gelmişim. Babamın adı Cafer Kalkavan, annemin adı Besire Kalkavan.
1937 sonunda orada ilkokulu bitirdim. Oradan Samsun’da ortaokula verdiler. Samsun’da akrabalarımız, halam vardı. Onların yanında kalıyordum.
İsterdim ki, çok başarılı olayım, çok yükseklere çıkayım. Ama kendi tek başıma değil; tüm ailemiz başarılı olsun, yükseklere çıksın diye hayal ederdim. Onun içindir de canla başla çalışırdım. Ama bizim devrimizde zaman müsait değildi, eğitim imkanları çok kısıtlıydı. Fakat hem ekonomi be hem de hukuk tahsiline çok önem verdim.
*Çocuklarımın çok iyi eğitim almaları benim yaşamımın hedefi oldu.
*Bir de karşınızdaki yabancılarla görüşmek için, onların dilini konuşmalısın. O halde muhakkak en az İngilizce bilmek lâzımdır. Çocuklarım için hep ben bunları hayal etmişimdir, heyecanını, hasretini duymuşumdur. Vücudun eli kolu ayakları çalışabilir, ama beyin kadar hiçbir başka müessese olamaz. Beynini geliştireceksin. Geliştireceksin derken, geliştirme, okumakla, ilim irfanla olur.
.jpg)
Kaşif Kalkavan eşi Mukaddes Hanım’ın adının verildiği “Mukaddes Kalkavan” konteyner gemisinin Sedef Tersanesi’nde denize indirilme töreninde, eşi Mukaddes ve kızı Leyla ile.
Fotoğraf:Osman Öndeş.
*Başkalarının senin dilini konuşmasını bekleme, onların dilini öğren, hakkıyla öğren ki, göreceksin çok daha yakınlık bulacaksın, başarı kapıları daha kolay açılacak.
*Bizim zamanımızda hep Levanten acenteler vardı. Beş altı lisanı konuşurlardı; Onların karşısında hem biryandan sıkıntı duyardık ve hem de hayranlık içinde kalırdık.
*Benim üç oğlum ve bir kızım var. Bunların hepsi birbirinden değerli. En büyüğü Nevzat Kalkavan, en küçüğü Metin Kalkavan’dır. Ortanca oğlum Mehmet Kalkavan’dır. Onlar bana nasıl saygı gösterirlerse, ağabeyleri Nevzat Kalkavan’a aynı saygıyı gösterirler. Çocuklar da büyüklerine karşı bu saygıda kusur etmezler.
*Cenabı Allah kullarına akıl vermiş. Kusur var ise, o kulun aklının cezası olur.
Bak bir misal vereyim; Cenabı Allah gemi yaptırmış, dümen yaptırmış, pusula vermiş, haritalar vermiş. Doğru rotaya gidersen, limana saliman varırsın. Yoksa yolunu bilmaz, eğri yola saparsan rotanı şaşırırsan, Allah islah etsin derim.
Elhamdüllilah Rabbim’e; sana da şükür, bana şükür!
Hanımım Mukaddes Kalkavan ile sevip anlaşarak yuvamızı kurduk.
Kâşif Kalkavan demişti ki; “Hanımım Mukaddes Kalkavan ile akrabalığımız çok eskidir. Babaannemin yeğeninin kızıdır. Bizde ekseri akraba evliliği devam eder. Karadenizliler biraz hırçın karakterli olduklarından, kendi yöremizin kızları bu yaşantıyı bildikleri için anlaşma imkânı daha fazla oluyor ve aramızdaki evlilikler daha iyi devam ediyor.
1947’de görüp sevip anlaşarak nişan yaptık. 9 Eylül 1948’de evlilik bize nasip olmuştur.”
Halen hayatımdan ve yaşantımdan çok memnunum. İkimizden doğma üç oğlumuz ve bir kızımız var. Önce büyük oğlum Nevzat, arkasından kızım Leyla, onun arkasından Mehmet, sonra Metin dünyaya geldi.
Ben 1926 Ağustos ayında Rize’nin İyidere köyü Yalıdere mahallesinde dünyaya geldim. Annem Besire, babam Cafer Kalkavan. İlkokulu 1938 sonunda bitirdikten sonra, ortaokul öğrenimi için halamın yanına Samsun’a gönderildim. O zaman koşullar çok kısıtlıydı. Yoktu bir şey! İmkanlar müsait olmadığından benden sonra gelen kuşaklara diyorum ki, zamanınız müsait, çok yükseklere çıkmasını bilin.
Kâşif Kalkavan yaşam öyküsünü anlattığı yıllarda Salacak’taki ofisinde.
Fotoğraf:Osman Öndeş (Kaynak:Türk Armatörleri Tarihi VI. Cilt. Sf. 34)
*Okuyun, ekonomiyi ve hukuku iyi öğrenin ve hiçbir zaman bilgisizlikten dolayı çiğnenmeyin, çiğnetmeyin. Hakka saygılı olun! Beyninizi doğru kullanın. Vücudun her organı bir faaliyeti ifade ederse de, beyninizin olgunluğu, hiçbiriyle kıyas edilemez. Olgunluk ise kendiliğinden olmaz. Okuyunuz, doğru bilimle kendinizi donatınız.
.jpg)
*Çağdaş bilime hürmet ediniz. Dünyada neler oluyor, öğreniniz, ders alınız, hisse çıkartmayı biliniz. İnsan geleceğini desteklemek için safi bu dünyayı değil, gelecek dünyayı bilerek çok alçakgönüllülükle çalışmalıdır. Yıkmayacaksın, yapacaksın. Yıkmaya değil, yapmaya gayret edeceksin.
*Rüyalarıma bakarsanız, daha yolun yarısında bile değiliz. Cami yap, okul yap, hastane yap. Kazancından bir kısmını halkın hayrına kullan. Fakir fukaranın ekmeğine katkıyı eksik etme. Dolambaçlı yollar, vicdanı olanları fazlasıyla üzer. Eğer sevap yaparsan senin paran batmaz, zayi olmaz! ‘Her şey benim olsun’ dersen yukarılara çıkamazsın. O güneş, bir gün gelir söner gider.”
Merhum Kâşif Kalkavan, Merhume Leyla Kalkavan Mete ve muhteram eşi Merhume Hacı Mukaddes Kalkavan için“ Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,Rahmetler olsun”
*****




Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.