A.S.P.
parcababa-erce
İstanbul
21 Haziran, 2024, Cuma
  • DOLAR
    32.30
  • EURO
    35.15
  • ALTIN
    2406.9
  • BIST
    10401.67
  • BTC
    67490.92$

Devlet Yatlarımız

06 Kasım 2023, Pazartesi 11:34
Devlet Yatlarımız
reklam yerim makale içi

Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet’e Devlet Yatları

Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet’e uzanan yıllardan üç devlet yatını seçerek arşive dayalı bir çalışma yaptım. Bu amaçla dünya genelinde ABD Başkanlık Yatı “Sequoia” ve İngiltere’de kraliyet yatı “Nahlin”i ve “Britannia”yı anlattım. Özellikle Britannia Yatı, Savarona Yatı’nın bir müze gemi olması hakkında esinlenecek bir örnektir.

Diğer tüm yatlar gibi, “The Royal Yacht Britannia”ya ait çok kapsamlı arşiv kaynakları vardır. İlgilenenler ve karar vericiler bu sayfalarda Britannia Yatı’nın günümüzde bir kültürel tarih mirası olarak korunurken, ayni zamanda turizm ve sosyal yaşam bağlamında nasıl ustalıkla değerlendirildiğine tanık olacaktır. Britannia çok önemli bir örnektir.

Bu örnekten hareketle yaratılacak tasarımlarla Savarona Yatı kültür mirası ve turizm ögesi kavramında korumaya alınmalı bir müze gemi olmalıdır. Söğütlü ve Ertuğrul Yatlarına gelince; “Söğütlü ve Ertuğrul Yatı” “Atatürk’ün Yatı değildir. Her iki yat Sultan II. Abdülhamid için inşa edilmiştir ve sadece Atatürk zamanına intikal etmiş yatlardır. Cumhuriyetin ilanından sonra bir süre Cumhurreisi yatı olarak kullanılmışlardır.

Savarona Yatı ise, doğrudan Gazi Mustafa Kemal Atatürk için satın alınmış tek devlet yatıdır. Ne yazıktır ki, artan rahatsızlığına 56 gün tanık olan bu Savarona aslında Atatürk’ün vefatından sonra ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve hatta Dışişleri Bakanları tarafından yurtiçi ve yurtdışı gezilerinde devlet yatı olarak kullanılmıştır. Prof. Dr. Semavi Eyice şöyle anlatmıştır; “Osmanlı Devleti’nin son dönemi padişahlarından olan Sultan II. Abdülhamid için İngiltere tezgâhlarında yapılmak üzere iki yat sipariş edilmişti.

Ismarlanan bu iki yattan birincisine Osmanlı hanedanının kurucularından Ertuğrul Gazi’nin adı, ikincisine ise Osmanlı Beyliği’nin ilk tohumunun atıldığı yerin adı verildi. Böylece Sultan için sipariş edilen Ertuğrul ve Söğütlü yatları Marmara’nın parıltılı sularındaki yerlerini almışlardı. Sultan II. Abdülhamid döneminde kullanılan sözkonusu yatlar Cumhuriyet sonrasında hizmet verdi.

Söğütlü Yatı Boğaz kıyılarında ve Saray-ı hümayunun Sarayburnu’ndaki iskelesine gidebilecek ölçülerde olan bir yattı. Ertuğrul ise dış görünüşü bakımından çok ince, zarif bir estetiğe sahipti. İstanbul’a getirildikten sonra pek fazla kullanılmayan bu yat, oldukça uzun yıllar muhtelif yerlerde demirli olarak durdu.

Ancak Marmara sularında beyaz kitlesiyle süzülmeye başlaması Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından Mustafa Kemal Atatürk İstanbul’a gelmeye başlayınca bazı gezilerini yeniden hizmete sokulan Ertuğrul yatıyla yaptı. Böylece Cumhurbaşkanlığı özel yatı durumuna girmiş olan bu zarif tekne 1937’ye kadar hizmete devam etti.”

 Bu yatlar konusunda yapılmış değerli akademik çalışmalar ve eserler mevcuttur. Ancak yakın zamanlarda akademisyen olmayan bazı kişilerin aktardığı metinlerde, bu yatlar hakkında yanlışlar ve hatalar görülmektedir. (Cem Gürdeniz; himayesinde Ali Bozoğlu-Gökhan Karakaş; Anadolu Mavisi- Türk Loydu neşriyatı) Yanlışlıklar içeren bir kaynağı esas alarak bu yanlışı internet üzerinde başka linklerle yayınlayanlar, tarihin doğruluğunu istismar etmek gibi bir duruma düşmektedir ki, bu linklerin birçoğu akademik adresler de değildir. Yanıltıcı olan bu metinlerin bir basılı eserde değil, internet ortamında yayında kalması neticesinde binlerce okura ulaşan doğru veya yanlış bilgiler, anlatımlar olmaktadır.

Bu yanlışlıklar yüklü metinler muhtelif yerel yayınlar ve ayrıca internet üzerinde linki bulunan bazı TV kanalları tarafından da yayılmaya devam etmektedir. Doğru ile yanlışı ayırt etmek son derece zor hale gelmiştir. Gerçekten de internetten yapılan “..Al yapıştır..” alışkanlığı, çığ gibi büyümüştür.

Akademisyenlere olan saygının vahim şekilde ihmal ve ihlâl edildiği görüşündeyim. Sultan V. Mehmed Reşad’ın 1911 yılındaki Rumeli Seyahati hakkında nice akademik çalışma bulunmasına rağmen, Sultan V. Mehmed Reşat’ın Ertuğrul Yatı ile Selanik’e seyahat ettiği yazılı bir kitabın, akademik kaynaklardan soruşturulmamış olması da yanlışın yayılmasına bir örnektir. (Cem Gürdeniz himayesinde Ali Bozoğlu-Gökhan Karakaş; Anadolu Mavisi- Türk Loydu neşriyatı) Oysa; Prof. Dr. Kemalettin Kuzucu’nun “Balkanlar'da Son Osmanlı Padişahı: Sultan V. Mehmed Reşad'ın 1911 Yılındaki Rumeli Seyahati” başlıklı makalesinde kaydettiği üzere; “Seyahat-i Hümâyûn Tafsilatı İstanbul-Selanik arası deniz yolculuğu, Barbaros ve Mesudiye zırhlısı ile Gülcemal vapuruyla yapılacak, bir miktar harp ve yolcu gemisi de bunlara refakat edecekti.

“Maiyet yardımcılarıyla bunların araba, hayvan ve eşyalarını taşıması için Seyr-i Sefâin İdaresi yeteri kadar vapur tahsis etmişti. Kafilede yer alanların adlarına bilet düzenlenip yerlerinin ayrılabilmesi için Mâbeyn’den, padişahın yanında yer alacak yaver, kâtip ve diğer görevlilerin, nezaretlerden de nazır maiyetlerinin isimleri istendi. Yolcuların hangi araçlara binecekleri belirlenip Donanma-yı Hümâyun komodoru Miralay Tahir Bey’e teslim edildi. Zırhlılarla ve Gülcemal vapuruyla gidecek olanlar için özel olarak bastırılıp Başmâbeynci Lütfi Bey tarafından mühürlenen biletler dağıtıldı.” diye tamamiyle devlet arşivlerinden naklederek yazmasına rağmen, Prof. Dr. Nesimi Yazıcı’nın “İsmail (Tuncu) Bey’in Hâtıra-i Seyahât’inde Sultan Reşad’ın Rumeli Ziyareti: Kosova” başlıklı makalesinde kaydettiği üzere; “Sultan Reşad’ın şehzadeler Ziyaeddin Osman ve Ömer Hilmi efendileri de birlikte götürdüğü Rumeli seyahatinde, devlet ileri gelenlerinden başta Sadrâzam İbrahim Hakkı Paşa olmak üzere Bahriye Nazırı Mahmud Muhtar Paşa, Dahiliye Nazırı Halil Bey, Maarif Nazırı Abdurrahman Şeref Bey, Başyaver Hurşid Paşa, Başkâtip Halit Ziya (Uşaklıgil), Başmabeyinci Lütfi (Simavi) beyler ve ayrıca oldukça kalabalık bir görevli ve hizmetli topluluğu da bulunmuştur.

5 Haziran 1911 Pazartesi günü İstanbul’dan büyük ve gösterişli bir törenle Selanik’e gitmek üzere yola çıkan Padişah ve yakın çevresi, Donanma Cemiyeti’nce ordumuza kazandırılan Barbaros Hayreddin Paşa, yanındakilerin bir kısmı ise Mesudiye zırhlısında ve Gülcemal vapurunda seyahat etmişlerdir. Refakatte diğer bazı harp ve yolcu gemileri de bulunmaktadır.” diye belirtmesine rağmen, Ali Bozoğlu- Gökhan Karakaş imzalı kitap’ta kendini deniz tarihi yazarı olarak ilan eden kişi “Ertuğrul Yatı ile seyahat etti..” diyebilmekte ve tarihe dayalı bu kitabı neşreden Türk Loydu gibi temel bir kurum eliyle tahrif edildiği gibi, diğer haber portalları da bu ve benzer yanlışları farkında olmadan reklam edebilmektedirler.

Söğütlü Yatı

Söğütlü Yatı’nın denize indirilme merasimi

 Armstrong, Witworth & Co.- Elswick,1903. Sultan II. Abdülhamid adına inşa edilen Söğütlü Yatı hakkındaki bu çalışma, bazı hataların düzeltilmesi amacını da taşımaktadır; Söğütlü Yatı 1908 yılında değil, 1903 yılında inşa edilmiştir. İnşa Tarihi (Omurga konulması) 25 Mayıs 1903, Denize indirilme tarihi 25 Eylül 1903, Hizmete girme tarihi 12 Ekim 1903’dür. İnşa tersanesi 1897’de tarihe karışmış olan Armstrong Mitchell and Co. değildir! İnşa tersanesi firması Armstrong, Witworth & Co. ve inşa edildiği tersane Elswick Shipyards’dır. Newcastle bölgenin şehridir… Newcastle’de ayrıca bir gemi inşa tersanesi yoktur. Low Walker ile Elswick Tyne üzerinde tamamiyle farklı yerdedir.“Armstrong, Mitchell & Co. Ltd. 1882-1897 yıllarında faaliyetini sürdürmüştür. İnşa tersanesi bölgesi Low Walker’dır. Ben Upon on Tyne South Shields’de üç aydan fazla bir süre görevli olarak kaldım.

Tersanelerin bulunduğu bölge South Shields ve North Shields olarak adlandırılan Upon-on Tyne nehri kıyılarıdır. (Kaynakça; Composite page for all the Armstrong Companies and yards 1885 - 1932) 

Söğütlü Yatı’nın azami seyir sürati 14.5 Knots’dur. 130 grt.’dir. Tam boyu: 37.67 mt.’dir. Kaimeler arası genişliği 5.51 mt.’dir.

Söğütlü Yatı, “Yelkenli yat” değildir. Sicil bilgilerinde geminin tipi (Type) “Yacht” olarak yazılıdır. 3 Ekim 1903 tarihli Lloyd’s List Gazetesi’nde Söğütlü Yatı’nın denize indirilme haberi. Kaynak: Lloyd’s List Gazetesi. Lloyd’s List Gazetesi Ertuğrul Yatı için haberinde “ Ottoman Imperial Yacht” deyimini kullanmasına kaşrın, Söğütlü Yatı için “State barge for the Sultan” tanımlaması yapmıştır.

Haberde “Sultan için inşa edilen Söğütlü saltanat gemisi (Saltanat Kayığı anlamında)Armstrong, Withworth & Co. (Elswick) tersanesinden (25 Eylül 1903) denize ( Tyne Nehri’ne) indirildi. Bu teknenin tam boyu: 123,5 ft., kaimeler arası genişlik 18 ft., vasatta draftı 5.3/4 ft. ve deplasmanı 180 ton’dur. Ana makinesi Colchdester’deki Messrs, Mumford and Co. imâlatı olup, azami seyir sürati 14 knots’dur.

12 Ekim 1903 tarihinden itibaren hizmete hazır halde gelen Söğütlü Yatı Tyne Nehri’nde seyir tecrübelerinde.

Armstrong, Witworth & Co.- Elswick Shipyard tarafından Söğütlü Yatı’nın 25 Eylül 1903 tarihinde Denize İndirilmesi töreni vesilesiyle hazırlanmış olan albümdeki ilk sayfada yeralan Söğütlü Yatı başlıca bilgileri: Tam Boy: 123. 6 ft.; Kaimeler arası genişlik: 18 ft. ;Derinlik: 9.6 ft.Draft: 5.9 ft.

 

Söğütlü Yatı denize indirilmeye hazır. Tonajı: 180 dwt. Kaynak: Armstrong, Witworth & Co.- Elswick Shipyards arşivi.

Söğütlü Yatı Seyir tecrübesi sonrasında Elswick Shipyard’a dönüş rotasında. Kaynak: Armstrong, Witworth & Co.- Elswick Shipyards arşivi.

Söğütlü Yatı İmperial ( Sultan) Salonu.

Söğütlü Yatı İmperial ( Sultan) Salonu.(Kıç taraf).

Sultan V. Mehmed Reşad’ın Dolmabahçe Sarayı’nda Eyüb’e Cuma Selamlığı için Söğütlü Yatı ile gitmesine dair albüm; Yıl- 1909. Arşiv- Atatürk Kitaplığı/Taksim- İstanbul.

Söğütlü Yatı Dolmabahçe Sarayı rıhtımında padişahı bekliyor.

Sultan V. Mehmed Reşad Söğütlü Yatı ile Dolmabahçe Sarayı’ndan ayrılıyor.

Söğütlü Yatı Eyüb’e müteveccihen seyir halinde.

Söğütlü Yatı Eyüb’e ulaşıyor.

Diplomatlar ve eşleriyle kendilerine ayrılan yüksek bir mevkiden Sultan V. Mehmed Reşad’ın geçişini izliyorlar.

Sultan V. Mehmed Reşad, Eyüp’ten saltanat arabasıyla Söğütlü Yatı’na avdette

Söğütlü Yatı Yüksek Denizcilik Okulu Eğitim Gemisi olarak görev yaptığı yıllarda. Kaynak: İlker Meşe arşivi.

Söğütlü Yatı 1944 yılı sonrasında Haliç Tersanesi rıhtımında kıçtankara bağlı olarak görülmekte.1956 yılında Haliç’te sökülecektir.

Tyne Nehri boyunca Gemi inşa ve onarım tersaneleri

Tyne Nehri boyunca gemi inşa ve onarım tersaneleri. Kaynak: Tyne Built Ships & Shipbuilders -Caledonian Trust - SSRT arşivi.

Çok nadir tarihi bir fotoğraf; Armstrong, Withworth & Co.Ltd., Elswick Shipyard’dan denize indirilmiş olan Ertuğrul Yatı (1903), ayni tersanede inşa edilmekte olan Abdülhamid (Hamidiye) kruvazörünün (Denize indirilme tarihi (26 Eylül 1903) iskele tarafında bağlı olarak görülmekte. Rıhtımlarda inşaatları devam eden devrin en önemli harp gemileri vardır. Kaynak: Tyne Built Ships & Shipbuilders -Caledonian Trust - SSRT arşivi

Ertuğrul Yatı

Sultan’s Steam Yacht “ERTHOGROUL” denize indirilme töreni; Kaynak: Armstrong, Withworth & Co.Ltd.tarafından hazırlanmış tören albümü; Yıldız Sarayı Sultan II. Abdülhamid Osmanlı Donanma Albümleri Koleksiyonu; İÜ Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı.

Ertuğrul Yatı’nın denize indirilme töreni vesilesiyle Armstrong, Withworth & Co.Ltd., tarafından hazırlanan albümdeki teknik bilgiler sayfası ; Yıldız Sarayı Sultan II. Abdülhamid Osmanlı Donanma Albümleri Koleksiyonu. İÜ Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı. Nadir Eserler.

Tyne Built Ships & Shipbuilders arşivi.

Ertuğrul Yatı’nın denize indirilme töreni vesilesiyle Armstrong, Withworth & Co.Ltd., tarafından hazırlanan albümdeki teknik bilgiler sayfasında şu bilgiler vardır; Tam boy: 260.0 ft. Kaimeler Arası Genişlik: 27.6 ft. Derinlik: 15 ft. Draftı: 10 ft. Deplasman tonu: 900. Silahları: 8 mm. 3pdc makineli top. “Anadolu Mavisi” başlıklı bir kitapta “Ertuğrul Yatı 1903 yılında Newcatle’da inşa edilmiştir” ve “Yelkenli Yat” ifadesi vardır. İngiltere’de “Newcatle” diye bir şehir olmadığı gibi, Newcastle İskoçya’da değildir. Newcastle, Tyne Nehri’nin kuzey-batı bandında ve İskoçya’dan 74 kilometre güneyde yer almaktadır. Ertuğrul Yatı, Armstrong, Witworth & Co. Ltd.’nin Elswick Shipyard’da inşa edilmiştir. Elswick’deki tersanenin coğrafi olarak yeri, Söğütlü Yatı bölümündeki haritada belirtilmiştir. . Ertuğrul Yatı 30 Aralık 1903’de denize indirilmiştir ve 7 Mayıs 1904’de hizmete girmiştir.

H.I.M. The Sultan’s Steam Yacht “ERTHOGROUL” .. “Under Construction”; Yıldız Sarayı Sultan II. Abdülhamid Osmanlı Donanma Albümleri Koleksiyonu; İÜ Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı. Nadir Eserler.

Sultan’s Steam Yacht “ERTHOGROUL” denize indirilmeye hazır.

Ertuğrul Yatı Tyne’den denize açıldıktan sonra.

31 Aralık 1903 tarihli Lloyd’s List Gazetesi’nde Ertuğrul Yatı’nın Elswick Shipyard’dan denize indirildiğini duyuran haberi.Kaynak: Lloyd’s List arşivi.

Osmanlı Sultanı için Elswick Shipyard’a inşa edilen alımlı yat Tyne Nehri’ne indirildi. . Tam boy: 260 ft., Kaimeler arası genişlik: 27.6 ft.,Derinlik: 15 ft., Deplasmanı: 10 ft.’ ve 903 dwt.’dur. Yat sac gövdelidir ve kendi sınıfındaki gemilerde alışılmadık bir ölçüde alt bölümlere sahiptir. Baş kasarası ve iki güvertelidir. Başaraftan kıça doğru bacalara kadar uzanan bölümde ayni zamanda Sultan’a ait bir salon vardır. Burada bir oturma odası ve bekleme odaları bulunur. Sultan’a ait olan kısımda gündüz kullanacağı bir salon, yemek salonu, uyumak ve istirahat etmek için kamaralar ve çalışma odası vardır. Ayrıca daha dört kamara ve salon vardır ki bunlar Sultan’a ait bölümün dışındadır. . R & W Hawthorn, Leslie & Co. Ltd. Newcastle üretimi ana makinesi 2500 ihp güç üretmektedir. Ertuğrul Yatı çift pervanelidir. . Üç dikey genişlemeli tip silindirik buhar kazanlara sahiptir. . Ertuğrul Yatı, Söğütlü Yatı’na mukabil 8 x 1 x 3pdr QF 3-Pounder Vickers (47 mm / L50) topla donatılmıştır. . Azami Seyir sürati 21 Knots’dur.

Ertuğrul Yatı Imperial (Sultan) Yemek Salonu.

Ertuğrul Yatı Imperial (Sultan) Yemek Salonu. (Altta) Osmanlı Sultanı’na ait salon.

Osmanlı Sultan’nın kamarası

Ertuğrul Yatı Tyne Nehri’nden denize açıldıktan sonra İstanbul yolunda.

Maliye Vekaleti’nin Aralık 1953’de “Ertuğrul Yatı ve Hizmet dışı gemilerin satışı” başlıklı gemi satış ilanı.

1953 yılı Aralık ayında gazetelerde yer alan Maliye Vekaleti “Ertuğrul Yatı ve Hizmet dışı gemilerin Satışı” başlıklı ilanda satışa çıkartılan gemiler, bulundukları mahaller ve satış bedelleri ile İhale Tarihi kaydedilmiştir. Bu ilanın “Ertuğrul Yatı ve…” diye verilmiş olması, Ertuğrul Yatı’nın önemini idrak ettiklerini, fakat kıymetini bilemediklerinden hurdaya verdiklerini göstermektedir! Satış İlanı’nın birinci maddesinde “Yukarıda adları ve muhammen bedelleri, muvakkat teminatları, bulundukları mahal ve mevkileri yazılı hizmet dışı gemilerle, Ertuğrul Yatı içindeki menkul eşyası ile birlikte on üç parti halinde kapalı zarf usulü ile artırmaya konulmuştur.” Satış İlanı’nın Beşinci Maddesi’nde “Gemiler bulundukları mahal komutanlığına, Ertuğrul Yatı Denizcilik Bankası’na müracaat edilerek görülüp tetkik edilebilir. Gemilerin evsaf ve durumları şartnamelerde gösterilmiştir.” denilmektedir. Ertuğrul Yatı’nın içindeki menkul eşyası ile birlikte on üç parti halinde kapalı zarf usulü ile artırmaya konulmuş olması da bir faciadır!

Ertuğrul Yatı 1954 yılına kadar, Haliç Tersanesi önünde çürümeye terk edilmiş bir halde beklerken. Kaynak:Pera Mezar arşivi.

Devlet Yatları

ABD Başkanlık Yatı “Sequoia”

İngiltere’de kraliyet yatı “Nahlin”

İngiltere’de kraliyet Yatı “Britannia”

Türkiye Cumhurreisi Yatı “Savarona”

Cem Gürdeniz destekli Ali Bozoğlu ve Gürkan Karakaş imzasıyla Türk Loydu tarafından yayınlanmış kitapta Atatürk’ün Söğütlü ve Ertuğrul Yatları ile seyahatleri için “İlk defa … İlk defa .. İlk defa..” diye reklamlar yapılırken Doç. Dr. Eren Akçiçek’in Ege Üniversitesi neşriyatı olarak yayınlanmış “Atatürk’ün Su ve Deniz Sevgisi” başlıklı makalesinde, zaten daha 2005 yılında tüm ayrıntılarıyla anlatıldığının görülememesi şaşırtıcıdır.

Bu yanlışların nedeni sicil kayıtları yerine, yanlışı içeren bir başka basılı internet kaynağından istifade yoluna gidilmiş olmasıdır ki, akademik eser kavramında bu yöntem okura doğru gibi aktarılmakta, doğru kaynak zannedilerek aktarılmaya neden olmaktadır. Cumhuriyet’in ilanından hayli yıllar sonrasında Atatürk 1 Temmuz 1927 günü trenle İzmit’e gelmiş ve oradan Ertuğrul Yatı ile İstanbul’a intikal etmiştir. Atatürk’ün Ertuğrul Yatı ile yaptığı bu seyahatten sonra bir süre Söğütlü Yatı’yla da kısa seyahatler yaptığı görülür ve müteakip yıllarda sadece Ertuğrul Yatı’yla seyahatlerini yapar. 1938 yılında ise çok kısa bir süre Savarona Yatı’nda olacaktır.. Artık süratle ilerleyen rahatsızlığı nedeniyle, yeniden Dolmabahçe Sarayı’na dönülecektir. Tarih sıralamasına göre Atatürk’ün Söğütlü ve Ertuğrul Yatı ile olan seyahatleri verilirken, o günlerin basınından alıntılar yapılmıştır. 1927 Yılı 1 Temmuz 1927 - günü Atatürk Ankara’dan trenle İzmit’e gelmiş ve İstanbul’a gitmek üzere Ertuğrul yatına geçmiştir. Ertuğrul Yatı saat 12.50 hareketle akşamüstü İstanbul’a ulaşmış ve Marmara sahillerinden başlayarak artan bir coşku ile karşılanarak ve Dolmabahçe Sarayı’na geçmiştir. Bu tarih, Atatürk’ün İstanbul’a ilk gelişidir.2 Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 8 yıl ayrılıktan sonra İstanbul’a geldi. Dolmabahçe Sarayı’nda İstanbul halkı ve temsilcilerini kabul etmiş ve onuruna gece fener alayı düzenlenmiştir. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı Camlı Köşk penceresinden halkı selamlamıştır.

 Atatürk’ü Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu’nda Belediye Başkanı Muhiddin Bey karşılamış ve saygısını şöyle ifade etmiştir; “En derin ve en samimi bir iştiyak ile teşrifinize senelerden beri intizar eden İstanbul halkına taşkın bir neşei saadet ve pek coşkun bir heyecanı surur getiren Büyük Gazi safa geldiniz.” Belediye Başkanı’nın heyecanlı nutku bittiği vakit milletvekilleri, komutanlar ve şehir mümessilleriyle dolu olan salonda bütün gözler Gaziye dönmüştü. Mustafa Kemal Paşa taht yerine konulmuş bir koltuk önünde bütün zindeliğiyle ayakta duruyordu.

Bu esnada bozuk elektrik tesisatı yapılmış büyük avizede titrek pırıltılar hasıl olmuştu. Atatürk ayakta dolaşarak söylediği nutkuna İstanbul halkını mümessillerinin şahsında selamlamakla başladı: “İstanbul’dan çıktığım günden bugüne kadar sekiz sene geçti, hicran ve tahassürle geçen dakikaların bile ne kadar uzun geldiği düşünülürse sekiz senelik hasretin, İstanbul’un muhterem ahalisi için ruhumda ateşlediği iştiyakın büyüklüğü kolaylıkla takdir olunur…Sekiz sene evvel mustarip ağlayan İstanbul’dan kalbim sızlayarak çıkmıştım.Teşyi edenim yoktu .Sekiz sene sonra, kalbim müsterih olarak gülen ve daha güzelleşen İstanbul’a geldim.Bütün İstanbulluların ruhuma heyecan veren sıcak ve muhabbetkâr aguşuyle karşılandım…Hissiyatı ve vicdani telakkiyatı ilim ve fen ile tenmiye (Büyütmek, yetiştirmek) ve terbiye ederek heyeti içtimaiyetimiz hakiki huzur ve saadetine çalışmak ulvi bir noktai nazardır. Bu noktayı nazarı, size aziz İstanbul halkına sekiz sene evveline kadar içinde yedi evliya kuvvetinde bir heyula tasavvur ettirilmek istenilen bu sarayın içinde söylüyorum.Yalnız artık bu saray zıllullahların (Halife) değil, zıl olmayan hakikat olan milletin sarayıdır.

Bu cümle merasim salonunun büyük kubbesinde sürekli alkışlara karışıyordu. Alkışlar arasında Gazi’nin sesi tekrar yükseldi; “..Ve ben burada milletin bir ferdi, bir misafiri bulunmakla bahtiyarım.” Nutuklarından sonra resmi kabul başlamış Gazi, milletvekillerinin, vali, kolordu komutanı, fırka müfettişi, hariciye murahhası, ordu erkanı ve diğer şehir mümessillerinin ellerini sıkmış, sonra da yabancı konsolosları kabul etmişti. (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri 1959: 246‐247)

Atatürk İstanbul halkı tarafından coşkuyla karşılanıyor

Atatürk’ün bir süre İstanbul’a gelmemesi özellikle İstanbul basını (ki baştan beri Ankara yönetiminin aleyhindedir. Birkaç gazete hariç) ve kamuoyu tarafından sürekli tartışılan konu olmuştur. Özellikle 12 Eylül 1924 de Mudanya’dan hareketle Boğaz üzerinden Karadeniz’e gezisinde karaya çıkmaması, eleştirinin dozunu fazlasıyla artırmıştır. Mustafa Kemal tam bir kurmay, yani strateji uzmanı hatta dehasıdır. İstanbul’dan işgal kuvvetleri çekilmiş olsa bile İstanbul yeni cumhuriyetin başkenti olmayacaktır. Bu yeni devletin, Cumhuriyet’in başkenti Ankara’dır. Ve İmparatorluk başkenti işgalciler çekilmiş olsa bile (ki Boğazlar bölgesinde yine askeri kontrol maalesef onlardadır) iktisadi işgalcilerden kurtulmak için yapılan millileştirme hamlesi kademe kademe ilerlemektedir. Tüm posta, telgraf, telefon, elektrik, havagazı, su vb. işlemlerde altyapı kontrolü 1927’nin başlarına kadar ancak alınabilmiştir. Yani Atatürk’ün ülkenin başı olarak İstanbul’a gelmesi, Ankara’nın başkent olma sürecine ters etkiler yapacak, Cumhuriyet güvenli büyüme yatağını kaybedebilecekti.

İngilizler 1923’den 1927’e kadar diplomatik ilişkileri hep İstanbul’daki diplomatları üzerinden götürmeye, Ankara’yı özellikle başkent kabul etmemeye dikkat ettiler. Özellikle 1924’de Mustafa Kemal’in İstanbul’da karaya çıkıp şehri ziyaret etmemesini, İngiliz diplomatlar İstanbul basınındaki kalemleri vasıtasıyla bir baskı halinde kullanmaya özen göstermiştir. İkrar gazetesi başyazısında “Reis-i Cumhur Mustafa Kemal Paşa İslam’ın ve devletin başkentine çıkmaktan neden imtina etti? “ diye sormuştur. Bir diğer gelmeme sebebi de yeni cumhuriyetin bütün muhalif ve Ankara’ya bıçak bileyen kesimler İstanbul’da sürekli bir faaliyet içindeydi. Kimi Fransız Başkonsolosluğu’ndan çıkmıyordu, kimi Alman, kimi İngiliz, hatta Bulgar sefaretini bile sürekli ziyaret ediyordu. Ankara belli kesimlere Ruslarla ittifak halindeymiş gibi gösteriliyordu. Büyük dinî akımların merkezleri (Tarikatlar) hep eski başkentteydi ve özellikle Hilafetin kaldırılmasından sonra iyice sahipsiz kalmışlardı. Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin sağlam temeller üzere kurulması için çalışan Mustafa Kemal için Ankara bozkırı yeşertilecek yeni bir ormandı. 

“Sultan’s Steam Yacht” Söğütlü Yatı Tyne’de seyir tecrübesinde; Kaynak:İÜ Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı, Nadir Eserler albümü.

1928 Yılı Atatürk 5 Haziran 1928 günü Ankara’dan trenle Haydarpaşa’ya gelerek otomobil ile Üsküdar’a geçmiştir. Üsküdar’dan Söğütlü yatı ile Dolmabahçe Sarayı’na giderken demirli bulunan harp gemileri tarafından selamlanmıştır. 5 23 Ağustos 1928 günü Atatürk, Ertuğrul yatı ile Marmara’da Tekirdağ’a gitmiştir.6 1 Eylül 1928 - Atatürk, yurt gezilerine devam ederek İstanbul’dan Ertuğrul yatı ile Çanakkale’ye gitmiştir .

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhurbaşkanı sıfatı ile Çanakkale’yi 1925-1934 yılları arasında beş kez ziyaret etmiştir. Aslında bunu dört kez de sayabiliriz, çünkü ilk gelişi olan 1925 yılında karaya çıkmadan yat üzerinde Gelibolu yarımadasının etrafında dolaşarak, manevi kızı Afet İnan’a çeşitli bilgiler vermiştir. Afet İnan bu gezi ile alakalı olarak şunları not etmişti:“Yıllarca sonra, Atatürk Cumhurbaşkanı olarak vapurla Çanakkale Boğazı’nı geçiyordu. Gelibolu’ya çıkıp eski savaş sahasını beraber görmeyi arzu etmiştim. Fakat O’nun kaptana emri şu oldu: ‘Boğazı geçip batı kıyılarına doğru gidiniz.’ Şimdi, tam düşman donanmasının çıkartma yaptığı yerde, Suvla limanında idik. Atatürk o günleri yeniden yaşar gibi anlatıyor ve karanın denizden görünen bölümünde, Türk kuvvetlerinin bulunduğu yerleri eliyle işaret ediyordu. Fakat birdenbire denizden çok iyi görünen bir geçit yerine gözlerini dikmişti. ‘İşte burası daimi top ateşi altında bizi tehdit eden yerdir. İrtibat temin etmek için geçen askerlerimiz maalesef burada büyük zayiata uğradılar.’demiş ve ilave etmişti, ‘Anafartalar ve Conk Bayırı Muharebesi, muhakkak ki tarihin en yakın cepheli bir savaşıdır. Atatürk şehit Mehmetçikleri minnet ve şükranla yâd ederek karaya çıkmadan geri dönmüştü. O, şüphe yok ki denizden dolaşmakla, 1915’teki şehitlerimizi tavaf etmişti.” Atatürk’ün Cumhurbaşkanı olarak Çanakkale’ye ilk gelişleri ise 1 Eylül 1928 tarihindedir. Bu tarihte Atatürk Ertuğrul Yatı ile Dolmabahçe’den Çanakkale’ye hareket etmiştir. O gün Çanakkale’de Valiliği ve Belediyeyi ziyaret etmişler, yeni harflerin öğretimi konusundaki çalışmaları denetleyip halkla konuşmuş, kalabalıktan pek çoğunu kara tahtanın başına çağırarak Latin harfleriyle cümleler yazdırmış, halkın yeni harfleri öğrenme heyecanı ve isteklerinden çok memnun olmuştur. Saat 16.00’da Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar’ı gezerek harp anılarını tazeleyip, geceyi Ertuğrul Yatı’nda geçiren Atatürk 2 Eylül günü Gelibolu’da yeni harfler konusundaki çalışmaları izleyip Akşam İstanbul’a dönmüştür. Dönemin gazetelerinden İkdam’ın 4 Eylül 1928 tarihli nüshasında bu seyahatten epeyce söz edilmiştir; “Bir müddet Belediye’de kaldıktan sonra büyük tezahürat arasında Çanakkale’den ayrıldılar. Reisicumhur Hazretleri yata bindikten sonra doğruca Maydos’a hareket edilmesini emir buyurdular. Bir müddet sonra Maydos’a ulaşıldı. Reis-i Cumhur Hazretleri maiyetleri ile beraber Ertuğrul Yatı’ndan karaya çıkarak hazırlanan otomobillere bindiler. Otomobillere ‘Anafarta harp sahasına doğru!’ emrini verdiler. Gazi Hazretleri harp sahasına ulaştıktan sonra otomobilden indiler ve bir zamanlar bir vatan kurtardıkları o yerleri birer birer dolaştılar. Reisicumhur Hazretleri tam dört saat yaya yürüyerek Harb-i Umumi esnasında kumanda ettikleri Anafartalar sahası üzerinde dolaştılar ve yalçın tepelerde geçen büyük tarihi bize canlandırarak izah ettiler. Gazi Hazretleri harp esnasında kumanda ettikleri yerlerden tepeleri gösteriyor ve düşmanın nasıl denize döküldüğünü, nasıl hücumlar yapıldığını, nasıl kalbine gelen bir kurşunla saatinin parçalandığını izah ediyorlardı. Reisicumhur Hazretleri izahat verirlerken bütün bu tarih gözlerimizin önünde ve hakiki bir dekor halinde olduğu gibi canlanıyordu. Gazi Hazretleri hem söylüyor hem de hadiseleri bugün oluyormuş gibi, Arıburnu’nu, Conkbayırı’nı, Kanlıdere’yi, Cesaret Tepesi’ni ziyaret ederek anlatıyorlardı. Bilhassa Reisicumhur Hazretleri nasıl yaralandıklarını, yaralandıkları tepelerin üzerinde anlatırlarken tüylerimiz ürperiyordu. O anda büyük bir heyecan içinde bulunuyordum. Bu münasebetle Reis-i Cumhur Hazretlerinin sinsi bir kurşunun kalbi üzerine isabet ederek saatinin nasıl parçalandığı hakkında söyledikleri sözleri harfiyen şimdi hatırlayamıyorum. Reisicumhur Hazretleri kıtalara taarruz emrini vermeyi kararlaştırmışlar. Bunun için bizzat harp sahasını yakından incelemek istemişler, ileri hatlara gitmişler ve düşmanla en yakından temas ederek vaziyeti anladıktan sonra kıtalarına taarruz emrini vermişlerdi. Reisicumhur Hazretleri ‘Taarruz başladığı sırada vaziyeti olduğu gibi görebilmek için ayakta bulunuyordum. İşte bu sırada bir kurşun kalbimi parçalayacak yerde saatimi parçaladı ve ben kurtuldum’ buyurdular. Gazi Hazretleri kıtalarının nasıl düşman üzerine hücum ettiklerini anlattılar. Hücum sahalarını göstererek ‘İşte, silahlarına süngülerini takan askerler, verdiğim işaret üzerine şu gördüğünüz tepelerden aşağı doğru sarkarak düşmanla boğaz boğaza, süngü süngüye harp ederek düşmanı denize döktüler’ buyurdular.

Reisicumhur Hazretleri bütün harp sahalarını dolaştıktan sonra Maydos’a dönerek gece saat 10’a doğru yatı teşrif buyurdular. Reis-i Cumhur’un bu gezisi ile alakalı olarak çeşitli süregelen sözlü tarih aktarımlarında bahsedecek olursak en büyük ve anlatılagelen hikâye Büyük Anafarta Köyü’nde geçer. Bu ziyarette muhtemelen Maydos’a dönerken uğradığı esnasında gerçekleşen bu vakada köyde yaşayan bir Avcı Hüseyin’den söz edilir. Bildirilene göre bu zat Atatürk’ün izcisiymiş (Rehber). Atatürk’ü harp yerine götürüp getirirmiş. Atatürk köy meydanına geliyor ve ‘Burada bir Avcı Hüseyin vardı, onu bulun bana’ diyor, ama Avcı Hüseyin, gelmemiş. Atatürk de Avcı Hüseyin gelmeyince geri dönüp gitmiş. Kimileri Avcı Hüseyin’in Atatürk’e çift bozan vergisini arttırdığı için kızdığını, ondan gitmediğini ifade eder. Avcı Hüseyin’in gitmemesi üzerine Atatürk’ün ‘Bari söyleyin bir istediği var mıdır?’ demiş. Avcı Hüseyin’in de orada birinde satılık olan bir tüfek için ‘Söyleyin alırsa onu alsın, almazsa başka da bir istediğim yoktur.’ diye karşılık verdiği, Atatürk’ün de bu tüfeği satın alıp Avcı Hüseyin’e gönderdiği ve bu tüfeğin de yakın bir geçmişte yok parasına birilerine satıldığı anlatılanlar arasında…7 2 Eylül 1928 - Atatürk Ertuğrul yatı ile Çanakkale’den Gelibolu’ya gelmiştir. Aynı gün ve gecesi donanma manevralarını izlemiştir. “Reisicumhur Hazretleri’nin Çanakkale’de seyahatleri hakkında malumat almak üzere Gazi Hazretlerine refakat etmiş olan Seryaver Rüsuhi Beyefendi’ye müracaat ettik. Rüsuhi Beyefendi ricamızı yerine getirerek şu tafsilatı verdiler: “Bir müddet istirahat ettikten sonra Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine yatın telsizi vasıtasıyla derhal bir telgraf çektiler. Bu telgrafta Kalamış Koyu’nda bulunan Donanma’nın Gelibolu istikametinde hareket etmesini ve Çanakkale’de genel bir manevra yapılacağını bildirdiler. Donanma’nın bütün mevcuduyla saat birde Gelibolu istikametinde hareket ettiği haber verildi. Gece geçti ve Reisicumhur Hazretleri ertesi sabah saat dokuzda Gelibolu’ya hareket edilmesini emir buyurdular. Gazi Hazretleri bu suretle İstanbul’dan sonra Donanma ile Gelibolu önlerinde buluşmak istiyorlardı. Nitekim öyle oldu, Gelibolu açıklarında Donanma göründü. Reisicumhur Hazretleri bizzat manevrayı tertip ettiler. Donanma kırmızı ve mavi olmak üzere ikiye ayrıldı ve Reisicumhur Hazretleri telsizle kumanda ederek Donanma’nın manevralarını takip ettiler. Harp vaziyetini bizzat kendileri hazırlamış bulunuyorlardı. Harp başladı; Reisicumhur Hazretleri muharebe devam ederken, gerek kırmızı ve gerek mavi taraf kumandanlarına bu vaziyet karşısındaki karar ve emirlerinin neden ibaret olduğunu telsizle soruyorlar ve kumandanlardan aldıkları cevaplar ‘Çok iyi, isabet ediyorlar!’, diyerek memnuniyetlerini beyan ediyorlardı. Reisicumhur Hazretleri iki saat telsiz başında manevrayı takip buyurduktan sonra, Safvet Bey’i gündüz harekâtı için talimat vererek donanmaya gönderdiler ve kendileri de sahillere dökülen on binlerce halkın muazzam tezahüratı arasında Gelibolu’yu teşrif ettiler ve doğruca Hükümet Konağı’na gittiler. Bütün memurlar toplandılar. Ortaya bir siyah tahta koydurdular ve kendileri de tahtanın başına geçerek memurları birer birer imtihan ettiler. Reisicumhur Hazretleri aldıkları neticeden çok memnun kaldılar. Hakikaten büyük küçük herkes yeni harfleri öğrenmiş bulunuyordu. Gazi Hazretleri Hükümet Konağı’ndan sonra Belediye’yi teşrif ettiler. Şereflerine tertip olunan çay ziyafetinde bulundular

Reisicumhur Hazretleri yeni harfler etrafında halkla fikir alışverişinde bulundular Daha sonra çiftçilerle görüştüler. Çifti Atıf Bey isminde bir zattan memleketinin ziraati hakkında malumat aldılar.”8 1929 Yılı 6 Ağustos 1929 - Ankara’dan trenle Haydarpaşa’ya gelerek Söğütlü Yatı ile Dolmabahçe Sarayı’na geçmiştir

Cumhurreisi Atatürk, Haydarpaşa’da Söğütlü Yatı’yla Dolmabahçe Sarayı’na gitmek üzere rıhtıma ilerlerken.

Cumhuriyet Gazetesi 6 Ağustos 1929 Salı günkü birinci sayfasından “Büyük Gazi’nin sabah Saat 11’de İstanbul’a geleceğini duyurmaktadır. Ankara Garı’nda Erkânı Harbiye Umumi Reisi Fevzi Paşa ile bütün Vekiller ve mebuslar, bir bölük asker, Jandarma ve Polis “Ahzı mevki- Hazır bulunmuş” etmiştir.

7 Ağustos 1929- Gece 0.30 da Söğütlü yatı ile Marmara’da Boğazda gezi yapmıştır. Cumhuriyet Gazetesi, 7 Ağustos 1929 Çarşamba günkü nüshasında, diğer gazeteler gibi birinci sayfasını tamamıyla Büyük Gazi’nin İstanbul’a gelişine ait fotoğraflarla süslemiştir.

Atatürk’ün bulunduğu Söğütlü Yatı Dolmabahçe Sarayı’na gitmek üzere, Haydarpaşa Mendireği civarından geçerken. Kaynak: 7 Ağustos 1929 Cumhuriyet Gazetesi arşivi.

Cumhuriyet Gazetesi’ndeki haberlerde şöyle anlatılmıştır; “Dün bütün İstanbul candan bir neş’e ve sevinç içinde çalkalandı, çünkü halâskarına kavuşmuştu” …Aylardan beri en büyüğüne kavuşmak hasretini ruhunda taşıyan İstanbul, dün nihayet onu bağrına basarak muradına erdi..”

İzmit’teki istikbal merasimi “İzmit Valisi Eşref Bey, Aşir Paşa Arifiye’de hususi trene iltihak etmişlerdi. Karamürsel ve diğer civar kazalardan İzmit’e diğer tazimat heyetleri gelmişlerdi. Şehir donanmış, Üssü Bahrî’nin, Hükümet Konağı’nın önlerinde Zafer Tâkları kurulmuştu. İstasyonda mektepli hanım kızların vücuda getirdikleri Cumhuriyet timsali gayet güzeldi. Tren İzmit’e gelince Körfez’deki Hamidiye kruvazörü ve filotillayı teşkil eden diğer harp gemileri top atışları yaparak Reisicumhur Hazretleri’ni selamladılar. Donanma, trenin İzmit’ten hareketinde de top endaht etmiştir. “Gazi’nin treni her geçtiği güzergahta büyük tezahüratlarla karşılaşmış ve nihayet Haydarpaşa Garı’na varmıştır. Haydarpaşa Garı daha bir gün öncesinden donanmıştır. İstasyonun içi ve dışı yapılan program uyarınca polis, asker ve jandarma, halk ile dolmuştur. Davetliler Saat 9’dan itibaren gelmeye başlamışlardır. İstasyonun en sonundan itibaren davetliler şu sırayla yer almışlardır; İstanbul’da bulunan bütün mebuslar, başta Cevat Paşa olmak üzere bütün paşalar ve diğer erkânı askeriye, Cemiyeti Umumiye-i Belediye ve Meclisi Umumi Vilayet azaları, Vilayet ve Emanet Erkânı, Maarif Emaneti Erkânı, C.H.F. Rüesası, Cemiyeti Hayriye, Matbuat, İnhisarlar, Şirketler ve Bankalar Erkânı, Esnaf Cemiyetleri, Mızıka ve Asker. Bütün davetliler silindir şapka ve jaket atayı lâbis bulunuyorlardı. Saat 10 buçukta bütün davetliler gelmişlerdi. Şehremini Muavini Hamit Bey teşrifatçılık yaparak herkese yer göstermekteydi. Saat 11’e tam üç kala istasyondaki bütün lokomotifler düdükler çalmaya başladı. Sonra da Büyük Gazi’mizi hamil trenin bayraklar ve çiçeklerle donanmış lokomotifi göründü. Hemen herkes yerine geçti ve mızıka çalmaya başladı. Saat tam 11’de tren istasyona girdi ve en son vagonda Büyük Gazi beşuş simasıyla göründü. Trenden inince Erenköy Lisesi talebelerinden Meziyet Ziya Hanım şehir namına bir buket takdim etmiştir. Gazi Hazretleri buketi almış ve teşekkür etmişlerdir. Müşarünileyh Hazretleri kendilerini istikbale gelen zevatın ellerini sıkarak iltifatta bulunmaya başlamışlardır. Çok güzel görülüyordu ki, Gazi Hazretleri her zamanki gibi dinç ve neşeli idiler..”

Söğütlü Yatı Dolmabahçe Sarayı rıhtımına yanaşıyor.

Gazi’miz törenden sonra Gar’dan çıkarak rıhtıma yanaşmış bulunan Söğütlü Yatı’na geçmişler ve gemilerin düdük sesleri, halkın coşku dolu tezahüratları arasında Haydarpaşa Mendireği’nin Kadıköy tarafından seyrederek Üsküdar Paşa Limanı sahiline kadar ağır yolla seyretmiş ve oradan Dolmabahçe Sarayı rıhtımına intikal etmiştir. “Söğütlü Yatı Dolmabahçe Sarayı rıhtımına yanaştığı zaman Saray bahçesinde Gazi Hazretlerini karşılamaya muntazır bulunan askerlerimiz süngü takarak selam vaziyeti almışlardır. Bahriye Bandosu İstiklâl Marşını terennüme başlamış, Söğütlü Yatı’ndan evvela Erkânı Harbiye Reisi Kâzım Paşa ve İsmet Paşa, Vali Bey ve diğer zevâtı müteakiben Büyük Gazi Saray rıhtımına ayak basmıştır.” Gazi Hazretleri’nin mühim bir Hitabesi: “Türk milletinin ictimai nizamını ihlâle müteveccih didinmeler boğulmağa mahkûmdur” İstanbul (A.A.)- Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretleri dün Nısfülleyden (Gece yarısından) sonra İstanbul’u teşrif etmek üzere Eskişehir’den geçtiler. İstasyonda Temyiz Mahkemesi Heyeti, Vali, ricali askeriye, Vilayet Erkânı, Halk fırkası ve heyetler tarafından selamlandılar. Vaktin geç olmasına rağmen Gazi Hazretleri trenden inerek müstakbilin (Karşılamaya gelenler) ile hasbihalde bulundular. Müşarünileyhe (Sözü edilen- Gazi Hazretleri) takdim edilenler arasında Sakarya Gazetesi sermuharrine; “Sakarya Gazetesi.. Güzel bir isim..” buyurdular ve muharrire teveccühle ilave ettiler; “Gazeteciler gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdırlar..”

Bu sırada Milli Mücadele esnasında Eskişehir Müdafaai Hukuk Reisi bulunmuş olan Meb’us Ali Ulvi Bey’i gördüler ve ona hitaben ve fakat yüksek gönülleri teshir eden vakur ahenkdar bir sesle beyanatta bulundular. Ezcümle; Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin ve daha sonra Cumhuriyet Halk Fırkası’nın teşekkül ve taazzuvu (Örgütlenme) sıralarında bu millî ve vatanî teşekküllerin faaliyetlerini sektedar (Engellemeye) etmeye çalışan bazı fesat cümlelerine yine bu istasyonda işaret ettiklerini ve bu menfi faaliyetlerin millet tarafından şiddetle ezildiğini ve bilhassa Halk Fırkası’nın teşkilinde bu memleket halkını takip eden köylü, esnaf, amele velhasıl bütün milletin bu gibi fesatkâr faaliyetleri şiddetle ezeceğini ve buna ne halkın ve ne de bilhassa Ordunun asla müsaade etmeyeceğini beyan buyurdular. Bilhassa: “Türk milletinin içtimai nizamını ihlâle müteveccih didinmeler boğulmağa mahkûmdur. Türk milleti kendini ve memleketinin yüksek menfaatları aleyhine çalışmak isteyen müfsit, sefil, vatansız ve milliyetsiz sebükmağzların (beyinsiz, akılsız) hezeyanlarındaki gizli ve kirli emelleri anlamayacak ve onlara müsamaha edecek bir heyet değildir. O, şimdiye kadar oldu gibi doğru yolu görür. Onu yolundan saptırmak isteyenler ezilmeye, kahredilmeye mahkûmdur. Bunda köylü, amele ve bilhassa kahraman Ordumuz candan beraberdir. Buna da kimsenin şüphesi olmasın!” Gazi Hazretleri hitabesinin sonunda Temyiz heyetine teveccühle; “Hâkim Efendiler” dedi. “Siz kanun adamlarısınız. Ellerinize milletin, vatanın her türlü hak ve menfaatlerinin vikaye eden kanunlar tevdi edilmiştir. İşaret ettiğim noktaları işittiniz. Türk milletinin büyük haklarını müdafaa ederken bu noktalar ehemmiyetle hatırda tutulmalıdır.” Büyük halâskârın herkes üzerinde fevkalâde tesir bırakan bu beyanatı azim heyecan ve intibah uyandırmış ve çok alkışlanmıştır. Sakarya Gazetesi Başmuharriri hazirunun hissiyatına ve efkârına tercüman olarak şu cümle ile cevap vermiştir: “Türk milleti halâskâr rehbetinin nurdan hüzmelenmiş yollarında sarsılmaz bir iman ve satvetle yürüyecek, önüne geçen engelleri parçalayacaktır..” 19 Ağustos 1929 - Gazi Hazretleri Ertuğrul yatı ile Dolmabahçe Sarayı’ndan Yalova’ya gitmişler tekrar yat ile saraya dönmüşlerdir.11 20 Ağustos 1929 - Ertuğrul yatı ile Marmara’da geziden sonra Yalova’yı ziyaret etmiştir.12 Yalova’dan İstanbul’a dönüşünde Maliye Vekili Şükrü Saraçoğlu ve Londra Büyükelçisi Ferit Bey zevalden önce Dolmabahçe Sarayı’na azimetle Gazi Hazretleri’ne arzı Tazimat eylemişlerdir. Gazi Hazretleri dün de Saat 23.00 buçukta refakatlerinde Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, Maliye Vekili Şükrü Saraçoğlu, Londra Seferi Ferit Beyler ile ve diğer zevat mutad bulundukları halde Ertuğrul Yatı ile Marmara’da bir süre seyahat ettikten sonra Yalova’yı teşrif buyurmuşlardır. Ertesi gün Saat 16’da Ertuğrul Yatı Yalova’ya yanışmış ve Gazi Hazretleri alkışlar arasında Kâtibi Umumileri Tevfik, Seryaveri Rüsuhi, Celal Raşit, Kılıç Ali, Cavit, Recep Rüştü, Cevat Abbas ve Tahsin Beyler bulundukları halde otomobillerle Millet Çiftliği’ne gitmişlerdir. …Reisicumhur Hazretleri’nin tarihi belli olmamakla beraber Trakya’ya gidecekleri belirtilmiştir. 21 Ağustos 1929 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde Gazi Hazretleri’nin Trakya’ya gideceğine haberin de yeraldığı kupür. 21 Ağustos 1929 - Atatürk 23.00 de Ertuğrul yatı ile Yalova’dan Dolmabahçe’ye dönmüş, 09.00 da tekrar hareketle Yalova’ya ve oradan Bursa’ya gitmiştir.13 22 Ağustos 1929 - Ertuğrul Yatı ile Mudanya’dan İstanbul’a hareket etmişlerdir.14 24 Ağustos 1929 - Ertuğrul Yatı ile İstanbul’dan tekrar Yalova’ya gitmiştir.15 25/26 Ağustos 1929- Yalova’dan İstanbul’a dönmüştür.16 1 Ekim 1929 - Gazi Hazretleri dün öğleden sonra Dolmabahçe Sarayı’nda bir müddet meşgul olmuşlar ve tam saat 16’da Söğütlü yatıyla Haydarpaşa’ya geçmişlerdir. Şehrimizde bulunan BMM Reisi Kâzım, Başvekil İsmet Paşalar, vekillerimizden Şükrü Kaya, Recep, Saraçoğlu Şükrü Beylerle Gazi Hazretleri’nin maiyetleri erkânı, fırka Umumi Kâtibi Saffet, Şehremini Muhittin Beyler de Reisicumhurumuza yatta refakat etmişlerdir. Söğütlü Yatı tam dördü 5 geçe Dolmabahçe önünden hareket etmiş, dört buçukta Haydarpaşa Vapur İskelesi’ne yanaşmıştır. Gazi Hazretleri büyük üniformaları ile iskelede güzide bir ihtiram safı teşkil eden paşalarımızın önünden geçtikten sonra istasyon meydanına gelmişler, oradan mızıka terennümleri ve havanın yağışlı olmasına rağmen meydanda biriken kadın, erkek binlerce halkın çok samimi, candan tezahüratları arasında yürüyerek Gar’a dahil olmuşlardır. İskele başından Gar’ın rıhtımına kadar saf olan Askerî lise talebesi, Polis kıtası, Asker müfrezeleri ve Muhafız taburu Reisicumhurumuzu selâmlamışlardır ve Gazi Hazretleri’nin “Merhaba Asker” iltifatını kazanmışlardır.

1930 Yılı 11 Haziran 1930 - Atatürk Ankara’dan İstanbul’a gelmiş ve Haydarpaşa’dan Söğütlü Yatı ile Dolmabahçe’ye geçmiştir.17 12 Haziran 1930 - Atatürk İstanbul’dan Ertuğrul Yatı ile Yalova’ya gitmiş, akşam tekrar İstanbul’a dönmüştür.18 17 Haziran 1930 - Atatürk Ertuğrul Yatı ile İstanbul’dan Yalova’ya gelmiştir.19 20 Haziran 1930 - Atatürk Ertuğrul Yatı ile Yalova’dan İstanbul’a dönmüştür. 20 1931 yılı 22 Temmuz 1931 - Atatürk İstanbul’dan Ertuğrul Yatı ile Yalova’ya termallere gitmiştir.21 8 Ağustos 1931- Atatürk akşam İstanbul’dan Ertuğrul Yatı ile Yalova’ya termallere gitmiştir.22 25 Ağustos 1931 - Atatürk’ün Yalova’dan Ertuğrul Yatı ile İstanbul’a dönmüştür. 23 26 Ağustos 1931 – Atatürk İstanbul’dan Ertuğrul Yatı ile Zonguldak’a gelerek kömür havzasını ziyaret etmiş ve yetkililerden bilgi almıştır. Atatürk aynı gün akşamüzeri Kdz. Ereğli’ne ve oradan devamla tekrar İstanbul’a hareket etmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

Ertuğrul Yatı, Zonguldak limanı önlerinde. Tarih: 26 Ağustos 1931. Kaynak: Yüksel Yıldırım arşivi.

27 Ağustos 1931 tarihli Milliyet Gazetesi Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Zonguldak’da kömür ocaklarını gezdiğini ve ilgililerden bilgi aldığını belirten birinci sayfadaki haberinde şöyle devam etmektedir; “Reisicumhur Hazretleri dün sabah saatlerinde kömür havzasını görmek üzere Zonguldağı teşrif buyurmuşlardır. Refakatlerinde İş Bankası Umum Müdürü Celal Bayar, Afyonkarahisar Mebusu Ruşen Eşref Ünaydın, Gaziayıntap Mebusu Kılıç Ali, Sinop Mebusu Recep Zühtü, Aydın Mebusu Reşit Galip Beyler ile Kâtibi Umumi Tevfik, Başyaver Rusuhi ve Kalemi Mahsus Müdürü Hasan Rıza ve yaverler vardır.

Saat 12.00’de Ertuğrul Yatı’ndan motörle karaya çıktılar. Halkın çok büyük tezahüratı arasında otomobile binerek kömür havzası mıntıkasını teşrif buyurdular. İş Bankası Umum Müdürü Celal ve Türk İş Şirketi Müdürü Beylerle diğer alakadar zevat tarafından verilen malûmatı dinlediler ve izahat aldılar. Gazi Hazretleri mıntıkadan ayrılırken amele tarafından ‘Yaşa’ nidalarıyla alkışlandılar. Saat 3 buçukta yine bütün Zonguldak halkının coşkun alkışları arasında motöre binerek Ertuğrul Yatı’na avdet ve mürafakat (Bir yere bakıp gitmek..) buyurdular. Atatürk’ün Zonguldak’a geleceği sırada makam şöförü Mustafa Erkişi’yi çağıran Vali ertesi gün Atatürk'ün geleceğini söylemiş ve makam otomobilini ona göre hazırlamasını istemiştir. Mustafa Erkişi anılarında şöyle anlatmıştır; “Ertesi sabah Atatürk'ü getiren Ertuğrul Yatı geldi. Limanda mendirek mi var.. Biraz açıkta bir yere gemi demir attı. Halk limana doldu.. Karaya çıkması için kendisine tezahürat yapıldı. Mühendisler Odası'nın yanında bir demir iskele vardır. Oradan Valilik binasının önüne kadar halı döşenmişti. İskeleden başlıyordu halılar. Bir motorla gidip Atatürk'ü gemiden aldılar. O demir iskeleden Zonguldak'a çıktı. Hemen koşup arabanın kapısını açtığımı hatırlıyorum. O sırada elini de öptüm.

Atatürk, Zonguldak Kömür Havzasını gezerken. Kaynak: Zonguldak nostalji. Yüksel Yıldırım Arşivi.

Şimşek gibi gözleri vardı. Yüzüne bakamıyordun ki, anaların bir daha öyle bir evlat doğuracağını sanmıyorum.. İşte öyleydi. Üzülmez'deki Müessese Müdürlüğü binası yapılan yere götüreceğim. O zaman Üzülmez'e tren yolundan başka bir şey yok. Bir yol var, şimdiki gümrük binasının arkasından Rüzgarlımeşe'ye çıkıyor. Patika bir yol.. Hemen Gümrüğün arkasında bir eski tuvalet vardır. İşte oradan çıkıyor. Bir-iki viraj var. Manevra yapmadan, bir defada dönüp de yukarıya çıkamazsın. Tam oraya geldiğimizde Atatürk bir doğrulup sordu: “Başka yol yok mu evladım?” dedi. “Yok, paşam..” dedim. Rüzgarlı'ya çıktık. Toz toprak bir yol.. Yolda atlı bir adam vardı. Bizim geçmemiz için atını yamaca çıkarıp bize yol açtı. O yoldan geçerek yukarıdan Üzülmez'e geldik. Dönüşte Üzülmez'den trene bindi ve Liman'a geldi. Atatürk’ün Zonguldak Kömür Havzasına gelişi Türkiye 18.ci Kömür Kongresi Bildiriler Kitabı’nda Doç.Dr.Yücel Namal’ın ; “Atatürk’ün Zonguldak Kömür Havzası Gezisi” 26 başlıklı tebliği o müstesna günü bir akademisyen dikkatiyle anlatmaktadır. Der ki; “Zonguldak kömür havzası, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ihmal edilmiş ve (kömür ocakları) yabancıların idaresine bırakılmıştır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda sonra Zonguldak kömür havzası hak ettiği değeri kazanmıştır. Öyle ki, Cumhuriyet hükümetlerinin havzaya karşı olan ilgi ve alâkasına delil olarak birçok devlet büyüğünün bölgeye gelmiş olmaları ve madenlerde tetkikte bulunmaları gösterilebilir… Başbakan İsmet İnönü Büyük Millet Meclisi’nde “Kömür meselesini bütün memleket için büyük bir dava telakki ediyoruz” demiştir. Bu nedenle, Atatürk Zonguldak kömür havzasını görmek istediğinden Ertuğrul Yatı ile Zonguldak’a gelmiştir.

Zonguldak Gazetesi’nin 26 Ağustos 1931 ve 28 Ağustos 1933 tarihli ve diğer yıllarda 26 Ağustos tarihine tesadüf eden sayılarında Atatürk’ün Zonguldak’a gelişi anlatılır; “26 Ağustos 1931’de henüz gün ağarmadan İstanbul’dan gelen telgraf Atatürk’ün Zonguldak’a geleceğini müjdelemiştir.. Bunun her üzerine heyecan dalgası tüm şehre yayılmıştır. Limandan itibaren çarşı boydan boya al bayraklar ve defne dalları ile bezenmiş, Belediye önüne ve iskele başına tâklar kurulmuştur. Zonguldak halkı ve işçiler kafileler halinde limana gelmiş ve caddeleri doldurmuştur. Bütün gözler, Karadeniz’in sisli ufuklarından doğacak bir yıldızı bekler gibi bakmakta idi. Denizin yüzün sandaldan ve bayraktan geçilmez oldu.” “Saat 9.05’de Ertuğrul yatı uzakta görünmüş, yat limana girerken toplar atılmıştır. Atatürk’ü karşılamak için Zonguldak Valisi Arif Bey ve Mahmut Şevket Paşa Vapuru ile şehre gelmiş olan Zonguldak milletvekili Rifat Bey ve Zonguldak’ın diğer milletvekilleri Hasan bey ve Esat Beyler, Zonguldak Belediye Başkanı Dr. Nihat, C.H.F. İl Başkanı Vekili Halim Cavit Bey ve kaza İH Reisi Ahmet, Maden Genel Müdürü Vekili Bedri Hüsnü ve Zonguldak Gazetesi Başyazarı A. Karaoğuz Bey ve diğer kişilerden oluşan heyet bir motorla Atatürk’ü karşılamak için Ertuğrul Yatı’na gitmişlerdir. Bir süre sonra Atatürk ve yanındakiler birlikte yattan motora binerek İskeleye doğru hareket etmiştir. Bu sırada denizdeki bütün gemiler düdük çalarak Atatürk’ü selamlamıştır. Atatürk saat 11.30’da halılarla döşenmiş olan merdivenden iskeleye çıkmıştır.

26 Ağustos 1931- Ertuğrul Yatı, Zonguldak’ta. Kaynak:Zonguldak Nostalji, Yüksel Yıldırım arşivi.

Merdiven başında Ayten Basri isimli bir çocuk “Hoş Geldiniz, Gazi babamız!..” diyerek elindeki çiçek demetini takdim etmiştir. Atatürk, memnuniyetle çiçek demetini alarak bu küçük çocuğun yanağını okşamıştır.” “..Atatürk yanındakilerle birlikte iskeleden otomobillere binerek Üzülmez kömür ocakları bölgesine Türk- İş 63 Ocakları’na gitmiş, burada biraz dinlenip öğle yemeğini yemiştir. Ardından İş Bankası Genel Müdürü Celal Bey ve diğer heyetle Türk İş Şirketi Müdür Yardımcısı Kazım Bey ve diğer ilgili kişiler tarafından harita üzerinde kömür havzası hakkında verilen malumatı dinleyip bilgi almış, havzayı incelemiş ve ocaklara inmiştir. Atatürk ayrıca Zonguldak kömür havzasındaki kömür üretim durumu ve kömüş işçilerinin hayatıyla da alakadar olmuştur. Atatürk ‘Zonguldak’ın derin toprakları altında bütün Türkiye’yi ihya edecek bir servet yatıyor, bu ziyaretten ve aldığım bilgiden çok memnun oldum’ demiştir. Atatürk Zonguldak gezisinde Zonguldak kömür havzasının modern sanayinin gereklerine ulaştırılması için gerekli kararları almıştır. Atatürk, Saat 15.00’de Üzülmez kömür ocakları bölgesinden kömür treniyle ayrılmış, çarşı içinden geçip halkın alkışları ve maden işçilerinin ‘Yaşa Varol’ haykırışları arasında vilayete dönmüştür.. Zonguldaklılar ısrarla şehirlerinde bir gece kalmalarını, aksi halde çok üzüleceklerini söylemişlerdir. Atatürk, içtenlik dolu bu sözler karşısında bazı önemli işleri dolayısıyla İstanbul’a dönmek zorunda olduğunu söylemiş ve ‘Zonguldak’ın derin toprakları altındaki maden serveti ne kadar kıymetli ise bizim nazarımızda Zonguldak da o kadar çok kıymetli bir vilayetimizdir..Samimi hislerinize çok teşekkür ederim.’ demiştir. Atatürk halkın alkışları arasında Saat 15.30’da motorla Ertuğrul Yatı’na avdet etmiştir. Gazi heyetlerle vedalaşmış ve Ertuğrul Yatı limandan ayrılmıştır.

Atatürk 26 Ağustos 1931 günü Zonguldak’tan ayrıldıktan sonra Ertuğrul Yatı Ereğli Limanı’na uğramıştır. Sandallarla kendisini karşılamaya gelen halkı selamladıktan sonra, sahile çıkmayarak Ertuğrul Yatı’nda kalmış ve ardından Ertuğrul Yatı İstanbul’a hareket etmiştir. 6 Eylül 1931 - Atatürk Yalova’dan Ertuğrul Yatı ile Büyükada’ya gelmiş ve bir süre sonra tekrar Yalova’ya dönmüştür.27 1932 Yılı 12 Ocak 1932 - Atatürk, trenle Ankara’dan İstanbul’a gelişi ve Söğütlü yatı ile Dolmabahçe’ye geçmiştir.28 16 Temmuz 1932 - Atatürk trenle Ankara’dan Derince’ye gelmiş ve buradan Ertuğrul Yatı ile Yalova’ya geçmiştir.29 31 Temmuz 1932 – Atatürk Ertuğrul Yatı ile Yalova’dan İstanbul’a avdet etmiştir. 30 4 Ağustos 1932 – Atatürk Ertuğrul Yatı ile Dolmabahçe’den Yalova’ya gitmiştir.31 31 Ağustos 1932 – Atatürk Yalova’dan Ertuğrul Yatı ile hareket ederek Dolmabahçe Sarayı’na avdet etmiştir.

22 Ekim 1932 - Atatürk Ankara’ya gitmek üzere Ertuğrul Yatı ile Derince’ye gelmiş ve buradan trenle Ankara’ya hareket etmiştir.33 22 Teşrinievvel (Ekim) 1932 Cumartesi günkü Cumhuriyet Gazetesi’nde Gazi Hazretleri’nin İstanbul’da Büyük Dil Kurultayı’nı yaratmak suretiyle inkilap tarihinde şerefli bir mevki tesis ettikleri belirtilerek, hususi bir trenle Ankara’ya gideceğini duyurulmaktadır. Gazi Hazretleri bir gün önce otomobille Topkapı’dan Bakırköy’e gitmiş, avdette Şişli’ye kadar gelmişlerdir. Daha sonra Taksim, Galatasaray, Şişhane, Karaköy, Tophane yoluyla Dolmabahçe’ye avdet buyurmuşlardır. 1933 Yılı 14 Temmuz 1933 - Atatürk Çanakkale’ye 14 Temmuz 1933 günü tekrar gelmiştir. O gün Ertuğrul yatı ile İstanbul’dan Marmara’ya açılmış, Ece Limanına çıktıktan sonra Çanakkale’ye uğramış Vali, Belediye Başkanı ve şehrin ileri gelenleri ile bir süre görüştükten sonra Yalova’ya hareket etmiştir.

1934 Yılı 3 Temmuz 1934 - Atatürk Ertuğrul Yatı ile İstanbul’dan Yalova’ya gitti. 34 7 Temmuz 1934 - Atatürk Yalova’dan Ertuğrul yatı ile Derince’ye geçti ve buradan trenle Ankara’ya hareket etti.35 30 Temmuz 1934 - Atatürk Ertuğrul Yatı ile İstanbul’dan Yalova’ya gitti.36 30 Temmuz 1934 - Atatürk Ertuğrul Yatı ile Yalova’dan İstanbul’a döndü.37 31 Temmuz 1934 - Atatürk akşam Dolmabahçe’den Ertuğrul Yatı ile Çanakkale’ye hareket etti.

2 Ağustos 1934 - Atatürk, Saat 01.30 da Ertuğrul Yatı ile Çanakkale’den ayrıldı ve Yalova’ya gitti.39 28 Ağustos 1934 - Atatürk, akşam Çankaya motoruyla Büyükada’ya gitti ve Büyükada Yat Kulübü’nde coşkuyla karşılandı. Gece Ertuğrul Yatı ile Yalova’ya ayrıldı.40 29/30 Ağustos 1934 - Atatürk, Ertuğrul Yatı ile incelemelerde bulunmak üzere Yalova’dan Tuzla’ya hareket etti. 41 30 Ağustos 1934 - Atatürk, Tuzla’daki incelemelerini tamamlayarak öğleden sonra Ertuğrul Yatı ile Dolmabahçe Sarayı’na döndü.42 Söğütlü Yatı için yeni bir dönem başlıyor Artık Ertuğrul Yatı, Söğütlü Yatı’nı yerini almaktadır. Bu sıralarda Bahriye Ticaret Mektebi’nin okul gemisi ihtiyacı tekrarlanmaktadır. Söğütlü Yatı, Bahriye Ticaret Mektebi eğitim gemisi olarak hizmet vermeye başlayacaktır.

Söğütlü Yatı okul gemisi olarak Ortaköy’deki Bahriye Ticaret Mektebi (Yüksek Denizcilik Okulu) önünde.

1935 Yılı 10 Temmuz 1935 - Atatürk, Ertuğrul Yatı ile Dolmabahçe Sarayı’ndan Yalova’ya gitti.

 17 Temmuz 1935 - Atatürk’ün, Bursa’dan hareketle Mudanya’ya geldi ve Ertuğrul Yatı ile önce Florya’da bir süre kaldıktan sonra Dolmabahçe’ye avdet etti.

1936 yılı 9 Ağustos 1936 - Atatürk’ün Ertuğrul Yatı ile Florya’dan Moda’ya geldi. İskele ve sahiller boyunca toplanan halkın coşkuyla karşıladıkları Atatürk, bir süre Moda Deniz Klübü’nde sohbet etti. Daha sonra yine Ertuğrul Yatı ile Florya’ya avdet etti. 

10 Ağustos 1936 - Atatürk, Florya’dan Ertuğrul Yatı ile Yalova’ya gitti. 

16 Ağustos 1936 - Atatürk’ün Ertuğrul Yatı ile Yalova’dan İstanbul’a avdet etmiştir

İngiltere Kralı VIII. Edward’ın kraliyet yatı Nahlin ve Türkiye Cumhurreisi Devlet Yatı Ertuğrul Moda Koyu’nda

4 Eylül 1936 - İngiltere Kralı VIII. Edward’ın kraliyet yatı Nahlin Dolmabahçe Sarayı önünde demir attı. Atatürk, İngiltere’re Kralı VIII. Edward’ı Dolmabahçe Sarayı’ndaki Somaki Oda’da kabul etti. Kabul esnasında İngiliz Büyükelçisi Percy Loraine ve Dış İşleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras da hazır bulundular. Akşam Kral onuruna Dolmabahçe Sarayı’nda bir ziyafet verildi, gece de şehirde fener alayı düzenlendi.48 6 Eylül 1936 - Türkiye’yi ziyaret eden ilk Büyük Britanya Kralı olan VIII.Edward, Atatürk’ün konuğu olarak Moda Koyu’na demirlemiş Ertuğrul Yatı’nda hem yelken yarışlarını izledi ve hem de Moda Deniz Kulübü’nde Atatürk ile sohbet etmiştir.

7 Eylül 1936 - 7 Eylül 1936 tarihli Cumhuriyet Gazetesi birinci sayfasından Atatürk’ün misafiri olan İngiltere Kralı Edward’ın 6 Eylül 1936 Pazar günü Moda Koyu’nda yapılan yat yarışlarını izlediğini ve Moda Deniz Kulübü’nde bir süre sohbet ettiklerini yazmıştır. Haberde şöyle denilmektedir; “ Aziz misafirimiz Haşmetlu Sekizinci Edward dün sabah saat 9’da Nahlin Yatı ile Dolmabahçe’den hareket ederek Marmara ve Hayırsızada açıklarında ikibuçuk saat kadar devam eden bir cevelan yapmışlardır. Bu cevelan esnasında İngiliz ve Türk torpidoları da Nahin Yatı’na refakat etmişlerdir. Bu cevelandan sonra Majeste Kralı hamil olan Nahlin Yatı hafif bir seyirle Adaların arkasından Büyükada’nın arka tarafına gelmiş ve saat 11.30’de Yörükali Koyu’nda demirlemiştir. Muhterem misafirimiz Saat 13.30’da bir motor ile yattan ayrılmış ve refakatinde iki dostu olduğu halde Öküzbağ civarına çıkmıştır.Majesteleri burada banyo yapmışlar ve bir saat kadar dinlendikten sonra yeniden yata avdet etmişlerdir. Gündüz Moda’daki deniz yarışlarını izleyen yüksek misafirimiz Saat 17.30’da Ertuğrul Yatı ile Florya’ya gitmiş ve orada Cumhurresimiz Atatürk tarafından şereflerine tertip edilen kokteyl partisinde hazır bulunmuşlardır. Florya’da Deniz Köşkü’deki toplantıda Başvekil İsmet İnönü, Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras, İngiliz Büyükelçisi Sir Percy Loren de bulunmuşlardır. Bir saatten fazla süren kokteyl partisinden sonra, Kral Edward bir otomobil ile Florya’dan Tophane Rıhtımı’na hareket etmiş ve oradan Nahlin Yatı’na geçmiştir. Saat 21.00’de Cumhurreisimiz Atatürk baştan başa elektrikle donatılmış Ertuğrul Yatı’yla Dolmabahçe Sarayı’na avdet etmiştir. Saat 21.30’da Kral Edward’ın eşyası Nahlin Yatı’ndan Kartal römorkörüne nakledilmiş ve Sirkeci’de özel trene yerleştirilmiştir. Yüksek misafirimizin şehrimizden ayrılacağını haberini alan halk bu arada Sirkeci İstasyonu’nun etrafını doldurmuştur. Muhterem misafirimiz Cumhurreisimiz Atatürk’ü Londra’ya davet etmişlerdir. Üç günden beri memleketimizin misafiri bulunan İngiltere Kıralı Haşmetlu Kral Edward dün gece saat 23.45’de Cumhurreisimizin hususi treni ile Sirkeci’den Viyana’ya hareket etmişlerdir. 

İngiltere Kralı Edward’ın devlet yatı Nahlin ve Türkiye Cumhurreisi Atatürk’ün devlet yatı Ertuğrul Moda Koyu’nda. Tarih: 6 Eylül 1936.

S. M. Kral VIII. Edvard’ın dünkü gezintileri Aziz misafirimiz, Nahlin Yatı’yla Moda Koyu’na geçmişlerdir. Burada kendilerini Moda Deniz Kulübü Fahri Başkanı İktisat Vekili Celal Bayar karşılamıştır. Aziz misafirimiz tebaalarının ellerini sıkarak hatırlarını sormuştur. Çocuklara iltifat etmiş Moda Koyu’nda Anafarta, Aksu vapurları, Erenköy, Göztepe, Haliç vapurları motor, istimbot,yat, kotra ve kayıklar Moda Koyu’nu doldurmuşlardır. Atatürk’ü hamil olan Ertuğrul Yatı Kadıköy istikametinden gelmiş ve Nahlin Yatı’nın yakınında demirlemiştir. Moda Kulübü’nde toplanan İngiliz kolonisi büyük heyecanla Kral Edward’ı beklemiştir. Bu sırada Kral beyaz pantolon, lacivert sarı parlak düğmeli ceket ve bahriye şapkası giymişler, boyunlarına da siyah bir papyon takmışlardı. Program mucibince Kral Moda Deniz Klubü’nün iskelesinden karaya çıkmış ve 50 kadar İngiliz çocuğu büyük neşe içinde Kral Edward’ı beklemiştir. Kral Edward , İktisat Vekili Celal Bayar’ı İngiltere’ye davet etmiş ve İngiliz Deniz Kulüplerini görmesinden mutluluk duyacağını ifade etmiştir. Celal Bayar bu sözler üzerine teşekkür etmiştir. Cumhurreisimiz Atatürk ve Majeste Kral Edward Moda Deniz Kulübü’nde bir süre sohbet etmiştir. Daha sonra Ertuğrul Yatı’na mülaki olan Cumhurreisimiz Atatürk, Crafton motoru ile Ertuğrul Yatı’na gelen Majesteleri’ni merdivende karşılamıştır. Majesteleri ayrılmadan önce Moda iskelesinde İstanbul Emniyet Direktorü Salih Kılıç’ı görünce kendisine de ayrıca teşekkür etmiştir. İngiliz Sefiri Sir Percy Loren de Majesteleri ile birlikte idiler. Ertuğrul Yatı Saat 17.15’te Florya’ya hareket etmiştir.

1937 yılı 5 Haziran 1937 - Atatürk’ün “Milli Dava” dediği Hatay’ın anavatana ilhakı büyük coşku ile karşılanmıştır. 5 Haziran 1937 Cumartesi günü Cumhuriyet’in birinci sayfasından yeni sütun halinde “Hatay Zaferi Ulu Önder’e Kutlu” olsun başlığıyla verilmiştir. Hatay zaferinin büyük kumandanını karşılamak üzere muazzam bir program hazırlanmış ve donanma da limana gelmiştir. Atatürk’ün öğleden sonra İstanbul’da olacağı bildirilmiştir. Atatürk 4 Haziran 1937 günü saat 13.45’de hususi tren ile Ankara’dan İstanbul’a hareket buyurmuşlar ve Ankara istasyonunda Büyük Millet Meclisi Reisi Abdülhalik Renda, Başvekil İsmet İnönü, vekiller, mebuslar ve askerî erkân tarafından selamlanmış ve uğurlanmışlardır.

Başyazar Abidin Daver “Atamız geliyor” başlıklı makalesinde şöyle yazmıştır; “On yıl önce yine böyle bir yaz günü (1 Temmuz 1927) İstanbul en büyük bayram günlerinden birini yaşıyordu. Ümidsiz bir Mütareke gününde, 16 Mayıs 1919’da, işgal altında bulunan İstanbul’dan sessiz sadasız, büyük vazifesinin başına giden Mustafa Kemal Paşa, sekiz sene sonra, yalnız İstanbul’u değil, bütün yurdu kurtaran milli kahraman ve kurduğu yeni devletin Cumhurreisi olarak İstanbul’a geldiği zaman, İstanbul, görülmemiş bir heyecanla ayaklanarak, O’nu sevinç gözyaşları ile istikbal etmişti. İstanbul’un o büyük bayramı, bütün tafsilatı ile hâlâ gözlerimin önünde yaşıyor. Büyükada açıklarında Burgaz vapuru ile istikbale koştuğumuz zaman Ertuğrul Yatı’nın güvertesinden bize salladığı beyaz mendil bile hâlâ gözlerimin önündedir. Dolmabahçe Sarayı’nın büyük merasim salonunda, İstanbulun her sınıf halkı temsil eden heyete hitap ederken, duyduğum o çelik ses bütün heybeti ile hâlâ kulaklarımdadır; “İstanbul’dan uzak kaldığım günden bugüne kadar sekiz sene geçti. Hicran ve tahassürle geçen dakikaların bile nekadar uzun geldiği düşünür ise, sekiz senelik hasretin, İstanbul’un muhterem ahalisi için ruhumda ateşlediği iştiyakın büyüklüğü kolaylıkla takdir olunur. İki büyük cihanın mültekasında, Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin gözbebeği İstanbul, bütün vatandaşların kalbinde yeri olan bir şehirdir. Bu şehir, meş'um hadiselerle muzdarip bulunduğu zamanlar, bütün vatandaşların kalplerinde kanayan yaralar açmıştır. Kalbi yaralı olanlardan biri de bendim. Bugün görüyoruz ki geçirdiğimiz karanlık gecelerin meşiminden kalplerimizi mesarla dolduran nurlu seherler doğdu. Sekiz sene evvel muztarib, ağlayan İstanbul’dan kalbim sızlayarak çıktım. Teşyi edenim yoktu, sekiz sene sonra kalbim müsterih olarak gülen ve daha güzelleşen İstanbul’a geldim. Bütün İstanbulların ruhuma heyecan veren sıcak ve muhabbetkâr aguşile karşılandım. Vatanın imarı, milletin refahı daha çok gayreti ve mesai talep etmektedir. Hissiyatı ve vicdani telâkkiyatı, ilim ve fenle tenmiye ve terbiye ederek heyeti içtimaiyemizin hakiki huzur ve saadetine ulaşmak ulvî bir noktai nazardır. Bu noktai nazarı, size, aziz İstanbul halkına, sekiz sene evveline kadar, içinde yedi evliya kuvvetinde bir heyulâ tasavvur ettirilmek istenilen bu sarayın içinde
48
söylüyorum. Yalnız, artık bu saray zillûllahların (Allah’ın gölgesi olanlar) değil, zıl olmayan, hakikat olan milletin sarayıdır ve ben burada milletin bir ferdi, bir misafiri olarak bulunmakla bahtiyarım ...” Atatürk, bu sözleri söylerken kudretli sesi kulaklarımızdan girerek ruhlarımıza aksediyordu. Onun sesinde bir çelik salabeti tınneti vardı. Bu ses, hiçbir zaman, hiçbir an titremiyordu; heyecanın en yüksek perdesine çıktığı zaman bile ... Belliydi ki bu ses, harp meydanlarında ordulara, inkilap alanında halk kitlelerine kumanda etmeğe alışmıştır. Ve yine belliydi ki bu ses, titremek için değil, titretmek için yaratılmıştır. O gün, Dolmabahçe Sarayı’ndaki tesisat eski olduğu için bir kazadan korkularak merasim salonunun elektrikleri yakılmamıştı. Fakat salonun loşluğunu yırtan ve bütün gözleri çeken iki ışık vardı: Atatürk’ün çelik bakışlı mavi gözleri, Atatürk’ün göğsünde, yani istiklalin tam kaynağında parıldayan İstiklâl madalyası. Bugün Atatürk yine İstanbul’a geliyor. Onun ilk zafer dönüşünden beri aradan on yıl geçmiştir. 1927 ile 1937 arasında, 0 her defasında, daima daha büyük, daima daha kuvvetli, daima daha yüce, daima daha sevgili olarak İstanbul’a gelmiştir. Bu 10 yıl içinde, O, yurda yüz senelere sığmayan şaheserler hediye etti. İstanbul’a ilk geldiği gün, söylediği nutkun bir cümlesinde vaad ettiği şeylerin hepsini, hatta daha fazlasını yaptı. Ulu Önder’in bugün, İstanbul’a gelişi tıpkı on yıl önce gibi bir zafer dönüşü gibidir. O, bu defa, bize, Hatay zaferini getiriyor. İstanbul da, O’na, bütün memleket gibi, ebedi bağlılığını, heyecanlı sevgisini, sonsuz şükranını ve tükenmez minnetini sunuyor.” 5 Haziran 1937- Atatürk Ürdün Kralı Abdullah ile Haydarpaşa’dan Ertuğrul yatına geçmişler ve Donanma gemilerinin arasından geçerek Dolmabahçe’ye gelmişlerdir. Kral Abdullah Ertuğrul Yatı ile Beylerbeyi Sarayı’na avdet etmiştir.

25 Temmuz 1937 - Atatürk Ertuğrul Yatı ile Moda deniz yarışlarını izlemiş ve yarışların sona ermesini takiben Büyükdere’ye gitmiştir. 

3 Ağustos 1937 - Atatürk Ertuğrul Yatı ile Florya’ya gitmiştir.

1 8 Ağustos 1937 - Atatürk Ertuğrul Yatı ile Adalar çevresi ve Moda’da gezinti yapmıştır. 

19 Eylül 1937 - Atatürk trenle Ankara’dan İstanbul’a gelmiş ve Haydarpaşa’dan Ertuğrul Yatı ile Dolmabahçe Sarayı’na geçmiştir.

3 Ekim 1937 - Atatürk Ertuğrul yatı ile Dolmabahçe’den Yalova’ya gelmiş, Yalova’da birsüre dinlendikten sonra buradan yine Ertuğrul Yatı ile Derince’ye geçerek orada emirlerine âmade bulunan hususi trenle Ankara’ya hareket etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa Ankara’yı şereflendirecek ve Ankara’dan Batı Anadolu manevralarında bulunmak üzere Aydın’a hareket edecektir. Cumhurreisi Atatürk İzmit istasyonunda kısa bir süre duraklayan trenden yetkililer ile görüşmüş ve halkın coşkun tezahüratları arasında Ankara’ya devam etmiştir. Hariciye Vekili Dr. Tevfik Rüştü Aras da dün akşam Ankara’ya gitmiştir.53 Ertuğrul Yatı bu tarihten itibaren hizmetten alınarak Haliç’te bağlamıştır. 1938 yılı 4 Şubat 1938 - Atatürk’ün rahatsızlığı artmaya başlamıştır; Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’na gelmiş ve öksürük ve göğüs ağrısı şikayetleri için 7 Şubat 1938 günü Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, gece Dolmabahçe Sarayı’na çağrılmıştır; Muayene sonrasında konulan teşhis “Zatürre”dir. 24 Şubat 1938 - Atatürk, İsmet İnönü ile birlikte Dolmabahçe Sarayı’ndan Ankara’ya hareket etmiştir. 30 Mart 1938 - Almanya’nın Hamburg Limanı’nda bulunan Savaerona yatının satın alma işlemleri tamamlanmış ve 18 Mart günü Hamburg’dan hareketle 20 Mart sabahı İngiltere’nin Southampton Limanı’na intikal etmiştir. Burada merasimle Türk bayrağı toka edilmiştir.

1 Haziran 1938 - Atatürk saat 15.30 da Savarona Yatı’na geçmiştir

12 Haziran 1938 – Rahatsızlığı artmasına rağmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk Hatay’ın vatana kavuşmasını hasretle ve dikkatle beklemektedir. 12 Haziran 1938 tarihli gazeteler bir askeri heyetimizin Hatay’a gittiği haber vermektedir. Atatürk Savarona Yatı’ndadır ve 25 Temmuz 1938 gününe kadar yatta kalacaktır.55 25 Temmuz 1938 - Atatürk, 54 gündür kalmakta olduğu Savarona Yatı’ndan Dolmabahçe Sarayı’na nakledilmiştir. Atatürk’ün rahatsızlığı hızla ilerlemektedir. Altemur Kılıç hatıratında şöyle nakleder; “Bu nakil çok hazin olmuştu. Vakit gece yarısı idi. Sarayın bahçesindeki ve sahildeki bütün elektrik ışıkları söndürülmüş, o civardaki görevli memurlar uzaklaştırılmıştı. Buna sebep Atatürk’ün bir sedye ile nakli mecburiyeti idi. Fakat Atatürk sedye ile nakledilmeye katiyen razı olmadılar ve müsaade etmediler. Bizzat bir hasır koltuğa oturdular, sağında ben, solunda Muhafız Kıtası Komutanı İsmail Hakkı Tekçe ve arkasında sadık sofracısı Faik ile beraber koltuğu tuttuk. Böylece yattan İstanbul Motoru’na getirdik. Bu sırada Dr. Neş’et Ömer, Atatürk’ün nabzını ve sıhhi durumunu kontrol ediyordu. Dolmabahçe Sarayı’nda asansörden salona çıkıldığı vakit asla elden bırakmadıkları celadetleriyle hemen ayağa kalktılar. Birçok istirhamımıza rağmen yatak odalarına kadar yürüyerek gittiler, yatağa uzandıkları zaman ‘Oh dünya varmış, burası hakikaten Yat’tan daha serin’ buyurdular.

Rahatsızlığı ilerleyen Atatürk, 9 Eylül 1938 günü Dolmabahçe Sarayı’nda Paris Büyükelçisi Suad Davaz’ı kabul ederek, görüşmede bulunmuştur.

9 Kasım 1938 - Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün fâni dünyadaki son günüdür. Gazeteler “Atatürk’ün sıhhî vaziyetleri” başlığı altında yayınlanan resmî duyuruları yayınlamaktadır. Başvekil İsmet İnönü ve tüm hükümet üyeleri trenle İstanbul’a gelmiş ve doğruca Dolmabahçe Sarayı’na geçmişlerdir.

10 Kasım 1938

10 Kasım 1938 sabahı Saat Dokuzu Beş gece Atatürk gözlerini dünyaya kapamıştır. Akşam Gazetesi bu matem haberini Atatürk’ün bir sözüyle anlatır; “Benim naciz vücudum elbet birgün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebed payidar kalacaktır.” Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti vefatı takiben bir “Resmî Tebliğ” yayınlamıştır. Bu tebliğde şöyle denilmektedir; Müdavi ve müşavir tabiplerinin neşredilen son raporu Atatürk’ün dünyaya gözlerini kapadığını bildirmektedir

Bu acı hâdise ile Türk Vatanı büyük yapıcısını, Türk milleti Ulu Şefini, insanlık büyük evlâdını kaybetti. Milletimize içimiz yanarak bu tarife sığmayan ziyaından dolayı en derin taziyelerimizi sunarız. Kederlerimizin tesellisini ancak ve ancak onun büyük eserine bağlılıkta ve aziz vatanımızın hizmetinde ararız. Şurasını da her şeyden evvel beyan etmeliyiz ki, ölmez olan onun büyük eseri Cumhuriyet Türkiyesi’dir.”

Dip notları 1 Prof.Dr. Semavi Eyice; “Sultan Abdülhamid’e Niyet Kime Kısmet: Ertuğrul ve Söğütlü Yatları” Derin Tarih Dergisi, Mayıs 2017. 2 Niyazi Ahmet Banoğlu; “Atatürk’ün İstanbul’daki Hayatı”, İstanbul, 1973, 3 Özden Bekir Karakaş; “Atatürk Neden 1927’de İstanbul’u Ziyaret etti?” 4- 5 Raşit Metel; A.g.e., 6 İkdam, 4 Eylül 1928, Numara:11267, s.1,3. Anafartalar Harp Sahası üzerinde Çanakkale Zaferi hakkında (1 Eylül 1928) 7 İkdam, 4 Eylül 1928, Numara:11267, s.1,3.; Gelibolu Manevraları sırasında Yeni Harfler ve Ziraat hakkında Halkla Sohbet (2 Eylül 1928) M. Onur Yurdal; “Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri” Gelibolu’yu Anlamak (Dr. Tuncay Yılmazer). 9 7 Ağustos 1929 Cumhuriyet Gazetesi. 10 Raşit Metel; A.g.e., 11 Cumhuriyet 12.6.1930. 12 Utkan Kocatürk, A.g.e., 13 Cumhuriyet, 23.7.1931. 14 Cumhuriyet, 9.8.1931. 15 Utkan Kocatürk, A.g.e., 16 Cumhuriyet, 27.8.1931. 17 Utkan Kocatürk, A.g.e.,. 18 Özel Şahingiray; “Atatürk’ün Nöbet Defteri”, Ankara,1955. 19 Özel Şahingiray, A.g.e. 20 Saffet Yılmaz; “Atatürk’ün Şöförü O günü anlatıyor.”, Zonguldak Nostalji. 21 Doç.Dr.Yücel Namal; “Atatürk’ün Zonguldak Kömür Havzası Gezisi” Türkiye 18.ci Kömür Kongresi Bildiriler Kitabı. 22 Cumhuriyet 5.8.1932. 23 Cumhuriyet 23.10.1932. 24 Özel Şahingiray A.g.e., 25 Özel Şahingiray A.g.e., 26 Utkan Kocatürk, A.g.e., 27 Özel Şahingiray A.g.e., 28 Özel Şahingiray A.g.e., 29 Özel Şahingiray A.g.e., 30 Özel Şahingiray A.g.e., 31 - 39 Raşet Metel A.g.e., 40 - 44 Cumhuriyet Gazetesi arşivi. 45 Atatürk ve Dolmabahçe Sarayı Kronik. 46- 55 Cumhuriyet Gazetesi arşivi. 56 Altemur Kılıç; “Hastalığından vefatına kadar Atatürk’ün Neşredilmemiş Hatıraları”, Tasvir Gazetesi, 1945.

SAVARONA YATI

 Savarona Yatı halen dünyada son derece korunmuş tek Steam Motor Yat’tır.  Savarona dünyanın en büyük yatıdır.  Savarona’nın ilk sahibesi 1879 doğumlu Emily Roebling Cadwaleder, John A. Roebling's Sons şirketinin başkanı Charles Gustavus Roebling ve eşi Sarah (Sallie) Ormsby Mahon Roebling’in kızı idi. Prusya doğumlu Büyükbabası John Augustus Roebling New York’taki Brooklyn Bridge tasarımcısı ve inşa eden mühendis olarak ABD’de çok tanınmış saygın bir mimar / mühendisti.  Savarona’nın plaketinde şunlar yazılıdır; “SAVARONA, Hamburg’da  Blohm & Voss tarafından 1931’de inşa edildi.  Tasarımcısı New York’lu Naval Architect William Francis Gibbs.  Savarona Yatı ise, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün giderek artan rahatsızlığına bir umud umuduyla satın alınmış tek devlet yatıdır.Ne yazıktır ki, artan rahatsızlığına 54 gün tanık olan bu Savarona Yatı Atatürk’ün vefatından sonra ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve hatta Dışişleri Bakanları tarafından yurtiçi ve yurtdışı gezilerinde devlet yatı olarak kullanılmıştır.

Savarona’yı diğer yatlardan ayıran özellikler; William Francis Gibbs, ABD’de Okyonus aşırı transatlantiklere imzası olan, mucizevi bir gemi tasarımcısı idi. William Francis Gibbs, ABD’de Okyonus aşırı transatlantiklere imzası olan mucizevi bir gemi tasarımcısı idi. SS United States transatlantiği de onun yarattığı bir tasarımdır. SS United States Temmuz 1952’de New York’tan ilk yolculuğuna başlayarak Ambrose Light’tan ayrıldıktan sonra ortalama 35.59
54
knots süratle Southampton’a doğru seyre başlamıştı. 3 gün, 10 saat ve 40 dakikada Southampton’a ulaştı. SS United States, daha önce Queen Mary transatlantiği tarafından kırılan önceki rekor olan 31.60 knots'tan neredeyse dört knots daha yüksekti ve Blue Riband ödülünü ilk kez Amerika Birleşik Devletleri'ne getirdi.

New York’a dönüş seyrinde 34.51 deniz mili ile bir rekor daha kırıldı. Yüz yıldır ilk kez bu ülke Atlantik'teki en önemli gemiye sahipti. Naval Architect/Gemi Tasarımcısı William Francis Gibbs bilim tarihine böyle onur dolu tasarımlarıyla kaydedildi. SS United States transatlantiği, önceki adı Sadıkoğlu Tersanesi olan ve halen Kıran ailesine ait Tuzla Gemi Endüstirisi Tersanesi’nde klasik turistik yolcu gemisi olarak yenilenmek umuduyla üç seneden fazla bekledi ve bu tarihi transatlantiğin geri gelmesi için Amerika’da giderek artan ulus tarih bilincinin baskısı sonucu, yeniden Philadelphia’ya yedeklendi. SS United States transatlantiği gibi Sadıkoğlu Tersanesi’nde yeniden yaratılırcasına benzersiz onarımlardan geçen Savarona Yatı da William Francis Gibbs tasarımı idi. Dünyada ilkkez William Francis Gibbs tasarımı olan iki gemi Türkiye’de Tuzla Tersaneler bölgesideki ayni tersanede biraraya gelmişlerdi. Hakkında günümüzde bile sırf Mustafa Kemal Atatürk’ün yüce kişiliğine ve hatırasına saldırmak isteyen bazı mihraklar tarafından bintürlü yalanlar uydurulan, programlar yayınlanan Savarona Yatı, idraklar yeterli olabilir ise, bir müze gemi olarak Haliç Tersanesi kuru havuzlarından birinde dünya uygarlığına, tarihine ve turizme, kültürlere sunulacak muhteşem bir emanet olacaktır.

Atatürk’ün rahatsızlığı hızla ilerlemektedir.. Biraz deniz havası almak umuduyla Savarona Yatı’nda geçen 56 günlük bir kısa, çok kısa bir yaşamı olmuştur. *Savarona Yatı için, neleri öğrenmek veya okumak isterseniz, internet kayıtlarında onlarcasını bulursunuz. Ben Savarona’yı bir Deniz Harp Okulu son sınıf güverte zabiti namzeti olarak sınıfça yaşadığımız dönemden hatırlayacağım

Savarona Yatı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı emrine verilmiş ve eğitim gemisi yapılmıştı.. 1950’de Demokrat Parti iktidara gelince atıl durumdaki Savarona, aylığı 300 bin liradan Mısırlı bir işadamına kiraya verildi. Atatürk’ün yadigarında ölçüsüz eğlenceler düzenlenmesi tepkilere neden olunca, Celal Bayar’ın talebiyle 1951 yılında okul gemisi olarak kullanılmak üzere Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na devredildi. Bakımı, tamir ve tadilatı yapılan Savarona’nın baş tarafına öylesine bir top monte edilmişti. Sevimsiz, gereksiz bir top olarak kapelası altında öylece kaldı. Savarona artık Deniz Harp Okulu’na devredilmiş bir eğitim gemisiydi. Biz Harp II.’de iken bir üst sınıf 65 zabit namzeti Savarona’da Hindistan- Pakistan olmak üzere eğitim gezisine çıkmışlardı. Bir yıl sonra biz Savarona’ya intikal ettik. Gemi Komutanı Gv. Alb. Vedat Burak, Seyir subayımız Gv. Yzb. İzzettin Tamer idi. Gv. Üstgm. Mert Bayat, Gv.Yzb. Arif Akdoğanlar ve diğerleri ile Savarona’daki eğitimimize devam edildi. Savarona ile planlandığı üzere Avrupa limanlarına doğru bir eğitim gezisine çıktık.. Cumhur Başkanı Celal Bayar, Yunanistan’a resmî bir ziyaret yapıyordu.. Önce Kavala Limanı’na uğradık, sonra Pire Limanı’na geldik..Cumhurbaşkanı Savarona’dan ayrıldı.. Biz seyrimize devam ettik ve Savarona Malta Adası’nda Valetta’da demirledi.. Günü geldiğinde Fransa’nın Brest Limanı’na, oradan Gibraltar’a uğranıldı.. Derken Okyonus’a açıldık ve İspanya’nın kuzey batısındaki Vigo Limanı’na uğradık.. Vigo’dan sonra Biscay Körfezi’ni aşarak Almanya’nın Hamburg liman kentine rota verildi ve Kiel Kanalı’ndan geçerek Hamburg’da hareketli bir duba rıhtıma yanaşıldı. Karşımızda Blohm Und Voss Tersanesi görülüyordu.. Yorgun ve hâlâ kendini toplamaya çalışan muhteşem bir gemi inşa tersanesi idi. Dubanın yola doğru bir kısmına bir tel engeller koymuşlardı. Almanlar Savarona’ya hudutsuz derece ilgi gösterdiler. Ancak biz onları seyrederken çoğu zaman ağlamaklı hale geliyorduk. Çoğu yaşlı kişilerdi.. Bazılarının bacağı, kiminin kolu yoktu.. Sağlam kalanlar ise bezgindiler. 13-14 yaşında bir kız çocuğunu hatırlıyorum. Elinde bir adet portakal ile belki bir saate yakın sessizce bir kenarda dalgın bakışlarla oturmuştu.. Hamburg’dan sonra çok yoğun sisler altında İngiltere’nin güneyindeki Dover Limanı’nına ulaştık..Dover’de kaldığımız günlerde bizleri İngiltere’nin Devon Kenti rivierası olan Torquay’de ağırladılar ve bir başka gün Dartmouth’daki British Naval Academy (BRNC) British Royal Naval Collage’e davet ettiler.

Böylesine bir askerî okulun heybeti ve haşmeti karşısında bakakalmıştık.. Sonra yemek adabının titizlikle korunduğu sofralarda bizlere kahvaltı ikramında bulundular..Servis yapan garsonlar herhalde amiral üniforması gibi kıyafetler giymişlerdi.. Bir diğer gün Londra’da idik.. Londra sisler içinde efsunlu bir şehir oldu.. Dover’den ayrılmak kolay olmadı. Nice yıllar sonrasında sınıf arkadaşımız Güngör Yeşilırmak’ın ailesiyle Dover’e yerleşeceği aklımıza bile gelemezdi. Dover’de ebedi uykusunu uyumaktadır. Dover’den sonra yeniden Akdeniz’e rota verildi ve bukez Ceuta’dan yakıt ikmali yapılarak Libya’nın Trablusgarp liman kentine geldik. Burada birkaç gün kalındı ve Turgut Reis’in türbesini de ziyaret ettik..Dönüş yolcuğumuz başlamıştı.. Savarona’da deniz talebesinin vasattan kıç tarafa geçmesi yasaktı. Baştarafta sınıf birincisi olarak bana, ikincisi olarak Mustafa Turuçoğlu’na ve üçüncüsü olarak Güngör Yeşilırmak’a üç ranzalı bir kamara tahsis edilmişti. Diğer sınıf arkadaşlarımız baş taraftaki koğuşta hamaklarda yatarlardı.

Savarona Yatı’nın makine dairesi plaketi. 490 Kızak No.’su ile 1931 yılında yatı ve makinesinin Hamburg’da Blohm & Voss Tersanesi’nde inşa edildiği yazılıdır.

Seyir süresince vardiyalarımız vardı. Her vardiya 4 saatti ve görev aldığımız saatler Öksüz Vardiya ile değişirdi. Makine vardiyası da tutardık; fakat sadece yapılanları izler ve anlatılanları dinlerdik. Pırıl pırıl bir makine dairesi vardı.. Bizi etkileyen bir yer de, Savarona’nın denizli havalarda daha az yalpa yapmasını sağlayan bir Cayro cihazının bulunduğu oda idi.

Savarona’nın vasattan kıça kadar olan yaşam alanlarını hep merak eder ve Atatürk’ün kısa ömründe yaşadığı kamarasını ve salonu görmek isterdik. Tam bir İstanbul efendisi olan kamarot Osman Efendi bizleri alır, buraları gezmemize nezaret ederdi.

Savarona’yı ikinci kez, Heybeliada’da Deniz Harb Okulu önünde demirde yatarken yanmaya başladığı sıralarda gördüğümde Dragos’taki evimizde idim.. Yüreğim parçalanacak sandım.. Felaketi saniyelerle izledim.. Alevleri söndürmek için durmadan su sıkılıyordu, fakat Savarona giderek sancağa doğru yatmaya başlamıştı.. Römorkörler iterek Büyükada sığlığında oturttular.. O yıllar ihanetin boy verdiği felaket seneleriydi.. Hıyanet Savarona’yı dahi yakmayı kahramanlık saymıştı. Bir sabotaj sonucu yakılan Savarona dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korütürk’ün emriyle Gölcük Tersanesi’nde süratle onarılmış, fakat yanan ve harap olan mobilyalar yerine bir mobilya firmasından hazır mobilyalar alınmıştı. Savarona aslında gerçek anlamda onarılmamış, bir ifadeyle gemiye makyaj yapılmıştı. Sabotaj sonucu makine dairesi ağır hasar görmüştü, kablolar ve boru devreleri tamamiyle yenilenmek zorundaydı. Bu durumdaki Savarona yeniden Okul Eğitim gemisi olarak Heybeliada’ya gönderildi. Nevar ki, makine dairesi ve donanımlar güvenlik içinde değildiler ve heran bir olay meydana gelebilirdi. Gemide çok ağır materyal yorgunluğu vardı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Zahit Atakan imzasıyla 27 Temmuz 1986 tarihinde Savanora’nın hizmet dışına çıkarıldığı resmi bir yazıyla duyuruldu. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Savarona’yı kendi envanterinden çıkartarak Kültür Bakanlığı’na devretti. Kültür Bakanlığı da, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı gibi, bu gemiyi bir müze gemi gibi korumak fikrine sahip olamadığından Maliye Bakanlığı’na devretti. Böylece Savarona sökülmek üzere MKE’ye devredilmiş oldu. İşte bu noktada Kahraman Sadıkoğlu Savarona’ya sahip çıktı ve 2035 yılına kadar olmak üzere 49 yıllığına Maliye Bakanlığı’nda kiraladı. Türkiye’yi felaketlerden kurtaran, büyük komutan, emsalsiz devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ün anısına hürmet etmek yerine yokluğa itilen Savarona Yatı ilk defa Sadıkoğlu Tersanesi’ne yedekleniyor ve yüzerhavuza alınıyordu. Ben Savarona’yı yeniden Kahraman Sadıkoğlu’nun Tuzla’daki Tersanesi’nde gördüğümde ağlamaklı olmuştum..

Gördüğüm ve gördüklerim asla unulur şeyler değildir! O tarihten itibaren Kahraman Sadıkoğlu’nun Savarona’yı nasıl yeniden hayata döndürdüğünü hayranlıkla izledim. Zamanla ve emsalsiz bir bilgeçlikle, sanat anlayşı ve tarihe olan sadakatle Savarona tüm ihmallerden, terk edilmişlikten kurtularak yeniden doğmaya başladı. Kahraman Sadıkoğlu bunları nasıl başardı, akıl alacak gibi değildir. Savarona Yatı inşa edildiği yıllarda da dünyanın en büyük motor yatı idi ve 28 Mart 1931’de denize indirildiğinden bu yana yıl dünyanın en değerli antik yatı olarak görüldü. Eğer Kahraman Sadıkoğlu sahip çıkmasaydı Maliye Vekaleti eliyle müzayede de yer alacak ve hurdaya satılacaktı! Savarona’nın kalan mobilyaları alınmış, yanmış, tahrip olmuş ve tamamen çıplak halde bırakılmıştı. Bu muhteşem yatın eski albümleri bulundu ve Savarona o albümlere bakılarak yeniden doğmaya başladı.

“Savarona 1931 yılında Blohm Und Voss tarafından inşa edilmiş dünyanın yaşayan tek antik yatıdır” deniliyordu.. Savarona yeniden doğarken dünyaca ünlü iki dizayner ismi ile tanışıldı; İç tasarımı Donald Starkey, dış tasarımı Cox & Stevens üstlenmişti. Onlar oya işler gibi Savarona’nın dekorasyonunu yeniden yenibaştan gerçekleştirdiler.

İsmini Hint okyanusundaki bir deniz kuşundan alan Savarona yatı, Golden Gate ve Brooklyn köprülerini inşa eden mühendis John Roebling’in kızı Emily
59
Roebling Cadwalader tarafından Almanya’nın Hamburg şehrinde, Blohm und Woss tersanesine sipariş edilmişti. Yapımına 29 Temmuz 1930 tarihinde başlanan ve maliyeti 4 milyon dolar olan Savarona 28 Mart 1931 tarihinde denize indirilmişti.

Savarona bugüne kadar inşa edilmiş dünyanın en büyük yatı olup toplam uzunluğu 136 metre, genişliği 16 metre, yüksekliği 6 metre, azami seyir sürati 18 knots’dur.. Dünya’nın dört bir yanından getirtilmiş özel, antika ve tarihi eşyalarla donatılmış olan yatta ana süit ve 17 lüks süit bulunmakta olup ortalama alanı 50 metre karedir. Naval Architect / Gemi İnşa Mühendisi ve dizayneri Donald Starkey, 26 Mega yat Tasarım Ödülü kazanmış çok özel bir mimardı. Onun için tek hedef vardı; “Eşsiz ve zamansız zarafet.” Cox & Stevens ise, 1905 yılında New York'ta Daniel Cox, Irving Cox ve Edwin Augustus Stevens Jr. tarafından kurulmuştu.. İsimlerini sıraladığım bu müstesna yeteneklerin ve zarafetin timsali olan tasarımcıların birçoğu artık hayatta değildirler

30 Mart 1938 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Savarona’ya bayrak çekildiği haberini verirken, 2 Haziran 1938 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Savarona Yatı’nın İstanbul’a geldiğini Atatürk’ün Savarona’yı ziyaret ettiğini “Cumhurreisliği yatı geldi” başlığı ile duyurmuştu

30 Mart 1938 tarihli Cumhuriyet gazetesi Cumhurbaşkanlığı için satın alınan bu lüks dev yatı okurlarına tanıtıyordu; “Londra (Hususi) – Almanya’nın Hamburg limanında bulunan Savarona Yatı isimli Amerikan Yatı, Cumhurreisliğimiz için satın alınmıştır. Yatın bütün işlemleri tamamlanmış bulunduğundan 18 Mart günü Hamburg Limanından hareket ederek 20 Maert sabahı İngiltere’nin Southampton Limanı’na ulaşmış ve burada merasimle yata Türk bayrağı çekilmiştir. Merasimde Londra Büyükelçimiz Fethi Okyar, Reisicumhur Umumi Katibi Hasan Rıza Soyak, Londra Sefareti erkânı, Londra Deniz Ateşesi, İktisat Vekaleti Deniz ve Hava Müsteşarı Sadullah Güney, İş Bankası Umum Müdürü
60
Muammer Eriş, Etibank Umumi Müdürü İlhami Nafiz Pamir, Türk ve İngiliz muteber birçok zevat iştirak etmişlerdir. Dünyanın en güzel ve en büyük yatına şanlı bayrağımız çok yaraşmış, Merasimde hazır bulunanlar Şanlı bayrağımızı sancak direğine toka edilişini hararetle alkışlamışlardır. Uzun uzun özelliklerinin anlatıldığı haberde Savarona için şu ifadeler kullanılıyordu: “Savarona’nın makine dairesi, başlı başına amelî bir fen müzesi sayılabilir... Hulâsa bu yat, bir eşi daha mevcud olmayan mükemmel bir gemidir... Gemi, deniz inşaat ilminin bütün yeniliklerini ve inceliklerini nefsinde toplayan bir fen, teknik ve san'at abidesidir. O kadar ki yatın bir eşini, dünyanın hiçbir memleketinde uzun müddet görmek kabil olmayacaktır... Gemi yapılırken hiçbir fedakârlıktan kaçınılmamış, bütün aksamının, en ufak teferruatına kadar emsalsiz olması için, ne mümkünse yapılmıştır. Bunun içindir ki, yatın, bir eşini daha yapmak bugün için, hemen hemen imkansızdır. Gemide kullanılan malzemeyi temin edebilmek bile kabil değildir... Gemide, yüz seksen bin dolara tedarik edilen bir yalpa muvazene aleti mevcuddur ki, bu sayede gemi, en büyük ve sert denizlerde bile hemen hemen yalpasız yoluna devam edebilir. Kaptan köşkünden düğmelerle idare edilen tertibat ve bölmeler sayesinde, hiçbir tehlikeden korkmaz. Yatta dünyanın en mükemmel seyrisefer alâtı mevcuddur. Yirmi beş mil mesafeden işitilen düdüğü, o suretle yapılmıştır ki, çalındığı zaman, aşağıda uyuyan gemi sahibini rahatsız etmez. 4800 rejister ton büyüklüğünde olan bu yat, dünyanın en büyük yatıdır. Bir Alman gazetesinin yat hakkındaki yazısı Hamburg’da yayınlanan Hamburger Fremdenblat Gazetesi, 18 Mart tarihli nüshasında şu yazıyı yazmıştır: “Dünyanın en büyük yatı veda ediyor. Savarona Yatı bugün saat 16.00 sırasında denize açılıyor. Hamburg’luların çoğu altı seneden beri Hamburg Limanı’nın ziynetini teşkil eden bu yatı çok iyi tanırlar. Dünyanın en büyük yatı, hemen hemen vatandaşlık hakkını iktisab ettiği Hamburg şehrinden ayrılıyor demektir. Savarona limanın hangi noktasında bulunursa bulunsun kendi evinde sayılırdı. En son defa petrol limanı civarında demirlemişti ve Elschausse tarafından bakıldığında çok rahat görülebiliyordu. ..Savarona Yatı bir defa Şimal memleketlerine, daha sonra Akdeniz’e ve Güney Amerika’ya kısa birer sefer yapmış, bir müddet sonra Ufa hesabına Baltık Denizi’ne gitmiştir. Altı seneyi aşan bir müddetten beri Hamburg limanında demirli bulunan Savarona’nın bu müddet boyunca yaptığı en uzun seyir limanın bir havuzundan ötekine yedekte götürülmek suretiyle 2 saatlik bir yoldan ibaret olmuştur. ..Gemide daima 25-30 kişiden oluşan bir personel bulunuyor ve yata gayet itina ediyorlardı. Yatın kaptanı Fisher fevkalade kibar bir zât idi ve bütün Hamburgluların sevgisini kazanmıştı. Limanımızda bukadar uzun süre kalan Savarona’yı unutmayacağız.” Haberde Savarona’nın Ege Vapuru Süvarisi Said Özege idaresindeki 45 kişilik mürettebat ile Türkiye’ye getirileceği de belirtiliyordu. Gemiyi getirmek için giden ekipte Atatürk’ün uşağı Cemal Granda da vardı. Granada anılarında şöyle anlatıyordu: “Limanda bir ay kadar kaldık. Yatın dış
61
kısmı beyaza boyandı. İçersinde yapılacak değişiklikler için İngilizler çok para istediklerinden, İngiltere’den ayrılıp Hamburg limanına gittik. Zaten yat Hamburg’ta Blohm Und Voss tezgâhlarında yapıldığı için, Almanlar değişiklik konusunda hiç zorluk çekmemişlerdi.1 Atatürk’ün sabırsızlıkla beklediği Savarona 1 Haziran 1938’de İstanbul’a geldi. Yatı ilk kez gören Atatürk hayranlıkla, “Ne olurdu, bu gemi birkaç yıl önce elimize geçmiş olsaydı" diye özlemini ifade etmiştir. Atatürk, yatı görmeye Başvekil Celâl Bayar, Cumhurbaşkanlığı Başkâtibi Hasan Rıza Soyak, Başyaver Celâl Tolgay, Kılıç Ali, yakınlarından Cevat Abbas, Salih Bozok, İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Muhittin Üstündağ birlikte geldi. Yatı o kadar çok beğendi ki 54 gün karaya çıkmadan Savarona’da kaldı. Atatürk, Savarona’da geçirdiği 7 hafta boyunca kabine toplantıları düzenlendi, Romanya Kralı Carol da dahil olmak üzere önemli konuklar, devlet başkanları ağırladı. 9 Temmuz 1938 günü Bakanlar Kabinesi ile Savarona’da yaptığı 3,5 saatlik toplantı Bakanlar ile yaptığı son toplantı oldu. Marmara Denizi’nde Boğaz’da dolaştı. Erdek’e kadar uzanan bir deniz turu yaptı. Hastalığı fırsat verdikçe üst güvertede, yakınlarıyla arkadaşlarıyla yemek yedi, sohbet etti. Hastalığı nedeniyle yatın tadını çıkartamayan, vaktinin çoğunu yatakta geçirmek zorunda kalan Atatürk duygularını, “Bir çocuk oyuncağını bekler gibi bu yatı beklemiştim. Mezarım mı olacak bu tekne benim?” diye ifade etmişti. Durumu ağırlaşan Atatürk, 24 Temmuz gece yarısında Acar motoru ile yattan alınarak Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi. Atatürk’ün 10 Kasım’da gözlerini dünyaya kapatmasıyla Savarona da yetim kaldı. Savarona son kez, Atatürk’ün cenazesini İzmit’e kadar götüren filoda da yer aldı. Ata’nın naşını taşıyan Yavuz muhrebe kruvazörünün ardında farklı ülkelerden gelen savaş gemileriyle birlikte Atatürk’ü uğurladı. Savarona Yatı üzerine TBMM’de ortaya çıkan tartışmalar Atatürk’ün vefatından sonra bazı isimler başka yüzlerle ortaya çıkmaya başladılar. Üzerine gittikleri şikayet dolu sözlerinin hedefi “Savarona’nın neden satın alındığı?” idi. Bu sorular Gazi Mustafa Kemal - Atatürk’ün vefatından sonra duyulmaya başlanmıştı.. Bu soruları soranların ima ettikleri, Savarona Yatı’mı idi, yoksa Savarona Yatı bahanesiyle Atatürk’ün manevi şahsiyetini yermek ve önemsiz mi göstermek istiyorlardı! 1947 ve 1949 yıllarında TBMM Bütçe görüşmelerinde yine araya Savarona Yatı’nın israfa neden olduğu, bu yatı kim satın aldığı soruları gelmekteydi. Demokrat Parti Milletvekillerinden bazıları “Savarona Yatı neden alındı?” ve “Neden satmıyorsunuz?” diye soru sormaktaydılar.. Savarona - TBMM Görüşmelerinde 1947 Aralık ayıda TBMM’de Bütçe görüşmeleri yapılırken, Bütçe Komisyonu Sözcüsü Muammer Eriş (Ankara) bütün teşkilâtta mevcut olan, kanun gereğince kullanılmakta olan otomobiller için Bütçe Komisyonu’nun aşağı yukarı bir prensip kabul ettiğini belirterek tahsisli otomobiller hakkında açıklama yapmıştır. 2 Cumhurbaşkanlığı Bütçesi görüşülmeye başlandığında Demokrat Parti Eskişehir Milletvekili İsmail Hakkı Çevik söz almış ve geniş açıklamasını
62
takiben sözünü Savarona Yatı’na getirerek şöyle demiştir; “Denizyolları kadrosunda Savarona adında bir yat. vardır. İki gün evvel kabul ettiğimiz kanundan anlıyoruz ki, bu Savarona’nın beher seferi için 300,000 lira ve senede de 500,000 liraya mal olmaktadır. Yani bu yat alındığı günden bugüne kadar Beş milyon liraya mâl olmuştur. 8 - 9 sefer yapmıştır, her seferi tam beşyüz bin liradır. Bütçenin bugünkü durumu karşısında bu masrafı kaldırmak görüşümüze göre yerindedir. Sonra yine Cumhurbaşkanlığı emrine tahsis edilmiş bir tren vardır. Bu trenin kaça mal olduğunu Devlet Demiryolları Bütçesinden açıkça müşahadeye imkân yoktur. Biz trenin tamamen kaldırılması taraftarı değiliz. Yalnız Münakalât Vekili arkadaşımızdan imkân nispetinde tren masraflarının kısılması hakkında bir temennide bulunmak isteriz… Takdir sizindir.” demiştir. Bütçe Komisyonu Sözcüsü Muammer Eriş (Ankara) cevap vermek üzere söz almış; “Eskişehir Milletvekili İsmail Hakkı Çevik arkadaşımız, Cumhurbaşkanlığı Bütçesini müzakere ederken, şimdiye kadar bu mevzuda etraflıca konuşulmadığını beyanla Büyük Heyetinizi bu mevzuda konuşmağa davet buyurdular. Cumhurbaşkanlığı Bütçesi Bütçe Komisyonunda bu sene olduğu gibi geçen sene de incelenmiştir. Geçen sene Bütçe Komisyonunda çalışan arkadaşlar hatırlarlar, muhtelif mevzularda, bilhassa bölüm ve maddelere ayrılması, daha vazıh olmasını istemişler ve bu sene de huzurunuza takdim ettiğimiz bütçede bu yolda muamele yapılmıştır. Anayasnın 43. ncü maddesi gereğince tahsisatın özel bir kanunla tâyin edilmesi meselesi hakikaten mevcuttur. Yalnız arkadaşlar biliyorsunuz ki, bütçe de bir kanunla kabul edilmektedir. Bütçe ile kabul edilen tahsisat kanunen kabul edilmiştir, demektir. Ama, Yüksek Heyetiniz arzu eder ve bu şekilde özel kanun yapmak isterse o da mümkündür.” demiştir. Cumhurbaşkanlığı’na tahsisli araçlar konusunda bilgi veren Muammer Eriş şöyle devam etmiştir; “Taşıt bahsine gelince: Arkadaşlar bu mevzu üzerinde de komisyonunuz incelemelerini yapmıştır. Müsaade buyurursanız arzularına binaen taşıt vaziyetini de açıklayayım. Cumhurbaşkanı emrinde 6 tane nakil vasıtası vardır. Bir tanesi, hatırlarsınız Büyük Atatürk'e verilmiş olan bir zırhlı otomobildir ki, şimdi kullanılması biraz güç olduğu için kullanılmamakta fakat muhafaza edilmektedir. Beş otomobil vasıtasından üç tanesi hizmette kullanılmaktadır. Birisi, yine bildiğimiz gibi yalnız Cumhuriyet Bayram’ında kullanılacak açık bir otomobildir. Bu ancak o vakit kullanılıyor… ... Savarona Yatı konusu Komisyonumuzda incelendi. Savarona Yatı’nın ne gibi şartlar içinde alındığını Yüksek Heyetiniz çok iyi bilir. Savarona Yatı için komisyonunuzda bazı teklifler de vuku bulmuştur. Hattâ satalım diyen arkadaşlar vardır; Komisyonunuz bu teklifler karşısında bu vasıtanın muhafazasında kendisinde hissi bir mecburiyet bulmuştur… Devamlı şekilde işlemeyen oldukça kıymetli vasıtanın bir bakım masrafı olmasını kabul buyurursunuz. Fakat arada gelen kral veyahut misafirlere de tahsis edildiğini Yüksek Heyetiniz huzurunda açıklamak isterim. “ Demokrat Parti Manisa Milletvekili Feyzullah Uslu ise yine Savarona Yatı’nın masrafları konusunda konuşmuş ve “Aziz arkadaşlar; hakikaten bugünlerde yat konusu üzerinde muhtelif vesilelerle durulmaktadır. Bugün, Sayın arkadaşımız Hakkı Gedik tarafından verilen rakamlar da pek istihfaf edilecek kadar küçük
63
değildir. Merak ettim, mebdeini bilemiyorum, öğrenmek istiyorum; Acaba Sayın Sözcü (Muammer Eriş) Yatın ne gibi şartlar altında hangi tarihte ne gibi sebepler ve kim tarafından alındığını söyler, bunun tarihçesi hakkında, mümkünse ve faydalı ise, izahat lütfederler mi?” tarzında bir soru yöneltmiştir. Manisa Milletvekili Feyzullah Uslu’nun Savarona Yatı’nın Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün giderek daha da bozulan sıhhati nedeniyle bir umud ile alındığını bilmezmiş gibi ortaya koyduğu tavır huzursuzluk yaratmıştır! CHP Kütahya Milletvekili Ahmet Tahtakılıç konuşmasında, İsmail Hakkı Çevik’in Demokrat Parti adına bu mevzuu ortaya korken meseleyi âfaki bir zihniyetle ele aldığını ifade etmiştir. Bu sözleri gürültülere neden olmuş ve şöyle devam etmiştir; “..Muhterem arkadaşlar; Demokrat Parti Bütçe hakkındaki görüşünü bugün içinde bulunduğumuz şartlara göre ifade ediyor. Bu şartlar içerisinde herhangi bir tenkidin mebdei nereye kadar gider? Onu geçmiş zamanın mesuliyetini taşıyanlar düşünsünler. Şahıslara gelince arkadaşlar; şahısların mesuliyetleri varsa şimdi gösterilen endişe, esefle karşılanır ki, bu Yatın satın alınması sualini işittikten sonra tekrar huzurunuza çıkıp sizi rahatsız ettim, affınızı dilerim. Savarona Yatı, 1938 senesinde alınmıştır. Bendeniz bir vazife ile İngiltere 'de bulunduğum bir sırada bunun merasimine davet edildiğimi biliyorum.” Tunceli Milletvekili Necmettin Tahir Sılan tartışmayı daha da ilerleterek şöyle sormuştur; “Kimin zamanında alınmıştır? Bu da açıklanmalıdır.” Muammer Eriş konuşmasına devamla şu açıklamayı yapmıştır; “Arkadaşlar; Yatın bugünkü masrafı, bugünkü durumu komisyonunuzda incelenmiştir. İsmail Hakkı Çevik arkadaşımızın eğer bu yılki çalışmalarımızdan başka geçen yıldaki bütçe çalışmaları üzerine temas buyurdularsa onu bendeniz geçen yıl diye anladığım için özür dilerim. Bu sene bu bütçe üzerinde de çalışılmış ve geçen yılda üzerinde durulmuştur. Nitekim maddeler ayrılmak suretiyle tavzih edilmiştir. Savarona Yatı’nın masrafı hakikaten böyle bir yata icabeden devamlı bir bakış ve seyir zamanında da onun icab ettirdiği bir masrafı istilzam etmektedir. Yatın satılması mevzuunu bile Hükümetin göze almış olduğunu komisyonda vâki olan açıklamalar sırasında anlamışızdır. Bu kıymetli gemi satılacak olursa muhakkak ki, alındığı kıymetten çok yüksek kıymette satılacaktır. Ama komisyonumuz bütün bunları nazarı dikkate aldıktan sonra Savarona Yatı’nın muhafazasının doğru olacağına karar verdi ve bu şekilde tahsisatı yüksek huzurunuza getirdi.” Demokrat Parti İstanbul milletvekili Celal Bayar söz almış ve şu açıklamayı yapmıştır; “Aziz arkadaşlar, yatın hangi zamanda alındığını bazı arkadaşlarımızın sormakta olduğunu işittim. Bunun ne mâna ifade etmekte olduğunu anlamakta güçlük yoktur! Yat, benim teşkil ettiğim kabinenin vazife gördüğü sırada, Büyük Millet Meclisi’nden bir kanun çıkmak suretiyle, alınmıştır. Şimdi bu karara iştirak eden zevatın mühim bir kısmını da halen karşımda görmekteyim. (Bravo sesleri) Yat niçin alınmıştır? Ertuğrul Yatı vazife göremeyecek bir vaziyette idi ve sefer emniyeti içinde bulunmadığı da salahiyetli kimseler tarafından katiyetle
64
söyleniliyordu. Atatürk hasta idi, son demlerini yaşadığı mütehassısları tarafından bahs olmakta idi ve nihayet, gizli gizli kulaktan kulağa vehim bir durum karşısında olduğumuz ifade olunuyordu. Atatürk hayatını ancak deniz hava almakla kurtaracağını mümkün görmekte ve öyle zannetmekte idi. İşte böyle bir zamanda Savarona Yatı’nın alınması bütün Meclisçe ve benim kabinemce karar altına alınmıştı. Ben bu vazifeyi yaptığımdan dolayı ancak mânevi zevk duymaktayım. Yat ucuz alınmıştır ve bugün de içerisindeki kıymetli eşya parça parça satıldığı takdirde bedeline tekabül edecek derecede bize bir meblâğ temin edebilir. Arkadaşlar; yalnız bir noktayı tebarüz ettirmek istiyorum. Kimin zamanında alınmıştır? dediler, arz ettim, benim zamanımda alınmıştır. Farzedin ki, ben hatalı bir harekette bulundum ve memleketin parasını israfa vasıta oldum. Fakat benim zamanımda Almanya'ya vapurlar ısmarlanmıştır, bütün bunlar yarı yolda bırakılmıştır. Benim zamanımda İngilizlerin en mühim şantiyeleriyle mühim miktarda gemi inşası için güzel mukaveleler yapılmıştır, nihayet Deniz Bank yıkılmıştır. Eğer benim bu hareketim hatalı idi ise, onlar meyanında Savarona’nın da tasfiyesi lâzım gelirdi. Fakat biz bugün böyle bir mevzu üzerinde durmuyoruz. Yat alındığı zaman şunu da tebarüz ettireyim ki; bu kürsüden; bazı vergilerin indirilmesi esasına gidildiği söyleniyordu. Hayvan vergisi, kazanç vergisi indirilmeye başlanmıştı, Savarona böyle bir zamanda alınmıştır. Hareketimizde ne parti meselesi mevzuubahistir, ne şahıs meselesi mevzuubahistir, ne de Devleti temsil eden zâtın şahsına karşı bir noktai nazar mevcuttur. Bugün sıkıntı içindeyiz, bunu defetmek istiyoruz. Demokrat Parti bunun çaresini ararken Yatın da bir şekle bağlanması esasını düşünmüştür. Bu kadar samimî bir arzu, ümit ederim ki: bir yanlış anlamalara mâruz kalmaz. (Sağdan bravo sesleri, alkışlar).

Emsalsiz güzelliğe sahip ve dünyanın en büyük ve yaşayan en en eski antika yatı-Savarona

Atatürk hiç şüphe yok ki, Bu memleketi yoktan var eden, dünya ölçüsünde eşi bulunmayan büyük bir kahramandır. Bolu Milletvekili İhsan Yalçın söz almış ve derin sessizlik yaratan konuşmasında şöyle seslenmiştir; “Muhterem arkadaşlar. Atatürk'ün son günlerini yaşadığı
65
devirde yalnız onun kendi arzusu, sıhhî vaziyetinin salâh bulması arzusuyla satın alınmış olan yatın bugünkü masrafları hakkında, masrafların indirilmesi veyahut yatın elden çıkarılması mevzuu etrafında konuşma yaparken manzara, müsaade buyurursanız bana çok hazin geldi. Atatürk hiç şüphe yok ki, bu memleketi yoktan var eden, dünya ölçüsünde eşi bulunmayan büyük bir kahramandır. O’nun hergün, bizden ayrıldığı günden itibaren aramızdaki gün mesafesi uzaklaştıkça büyüklüğünü daha çok anlıyor ve hergün daha iyi duyuyorum. Onun için Atatürk'ün herhangi bir mesele hakkında ne düşündüğünü ve ne tasavvur ettiğim hergün yine birbirimize sorduğumuz ve bundan sonra da soracağımız Atatürk'ün hâtırasını milyarda bir nispette dahi olsa zedeleyecek bir mevzuu şu kürsüde konuşmak bana çok ağır geldi. Arkadaşlar; Atatürk, eğer bu millete bu yatın ağırlığınca altın masrafı tahmil etse dahi, biz onun masraflarını sırtımızdaki gömleği satarak bütün varlığımızı vererek seve seve ödemeyi kendimize bir vicdan borcu biliriz, zevk biliriz. Canımızı veririz. Arkadaşlar size tariz etmiyorum, arkadaşlarıma tariz etmiyorum. Atatürk'ün zamanında alınmış olan bir şeyin masrafının ağır gelmesi, fazla gelmesi bu kürsüden konuşulmasın bunu istiyorum. Bu bana çok hüzün veriyor ve ağır geliyor. Arkadaşlar, bizim denizlerimiz, deniz kıyılarımız, diğer memleketler gibi dar mı ufak mı? Geniş bir deniz kıyımız vardır. Kıyılarımız üzerinde ilerde bu memleketin belki daha büyük deniz kuvvetleri olacaktır, diğer milletlerle daha geniş deniz münasebetlerimiz olacaktır. O vakit bu yat bize lâzım olmayacak mıdır? Eğer bu yatın masrafları ağır geliyorsa eksiltmek için burada konuşmayalım, başka yerde konuşalım. Bu meselenin burada mevzuubahis edilmesi bana hüzün verdi, ağır geldi.” Başkan, Emin Sazak’a söz vermiştir. Eskişehir Demokrat Parti Milletvekili Emin Sazak; “Atatürk herşeye lâyıktır; on bin sene sonra da onu bu millet takdir edecek, ama bugün Atatürk'e aldığımız bir şeyi muhafazaya kalkacak bir hissi vicdani karşısında değiliz..” Eskişehir Milletvekili Emin Sazak “Efendim; ben kısa söylerim, bilirsiniz. Arkadaşlar; bugünkü vaziyetimiz hepimizin malûmu, iki milyar lira borç altındayız. Bu kadar hüsnü niyetimize rağmen tam bir tasarruf zihniyetiyle rakamlara bir kere dahi elimizi uzatmamışızdır.” diyerek şöyle devam etmiştir; “..İngiliz Milletinin fedakârlığına bir defa bakalım... Ellerinde her şey varken kendilerini perhize çekiyorlar. Biz ise arkadaşlar, sanki hiç birşey yokmuş gibi, sellemühüsselâm yürüyoruz. Misal; Şimdi bunun önüne geçmek lâzımdır. Bunda ne Devlet Reisine hürmetsizlik, ne de başka bir mâna aramamalıdır. Doğrudan doğruya baştan başlayarak bu işleri olduğu yerde durdurmak değil, ıslah etmek, bu milletin çehresini güldürmektir. Emin Sazak konuşmasının sonunda çok şaşırtıcı söz kullanarak “Atatürk herşeye lâyıktır; on bin sene sonra da onu bu millet takdir edecek, benim sermayem diyecek, ama bugün Atatürk'e aldığımız bir şeyi muhafazaya kalkacak bir hissi vicdani karşısında değiliz.. “ demiştir!
66
Emin Sazak, Atatürk için alınmış bir şeyi muhafazaya kalkacak bir hissi vicdani karşısında değildir! Ankara Milletvekili Naci Tınaz söz almış ve şöyle devam etmiştir; “Arkadaşlar; ben bir hakikati ortaya koymak mecburiyetindeyim ; 1939 yılının başında veya 1938 in sonunda, Atatürk'ün vefatından pek az sonra, Ben Millî Müdafaa Vekili idim, bir gün Sayın İnönü, odama geldi, bu Savarona Yatı’nı Harp Filosu’nun hastanesi olarak tadilât yapıp kullanamaz mısınız dedi. Demek istiyorum ki; Sayın İnönü, daha 1938 yılının sonu, yahut 1939 iptidasında, bana bunu teklif etmişti, ben bu meseleyi incelettim; vardığımız netice şudur; bu gemi tâdil edilip bir hastane gemisi olamaz. Saniyen, masraflı gemi olduğu için ben bunu Millî Müdafaa Vekâleti Bütçesi içine alamam diye kendilerine, hürmetkârane bu cevabı verdim. Yani demek isterim ki, Sayın İnönü bunun elden çıkarılmasını daha o zaman düşünmüştür. Aradan 5 - 10 sene geçti. Beş milyon lira masraf oldu. Eğer bunun bir vebali varsa, başta ben olmak üzere, Meclisindir. (Bravo sesleri) Erzurum milletvekili Vehbi Kocagüney söz alarak “Sayın arkadaşlarım; Eskişehir Milletvekili Sayın Emin Sazak arkadaşımın şu cümlesi beni kürsüye getirdi.” diyerek şu açıklamayı yapmıştır; “Dediler ki, Savarona Yatı’nı Atatürk için almıştık? “Muhafazasına lüzum yoktur.” “Sayın arkadaşlarım; size bir harb hâtırasını arzedeyim; huzurunuza bir şeref levhası koyayım: Birinci İnönü Zaferini kazandığımızın üçüncü günüdür, İnönü Kahramanı Eskişehir'e avdet ediyordu. Üzerinde şehitlerin mübarek kanı kokuyordu. Gözlerinden zaferin nurları saçılıyordu. Bütün vefakâr Eskişehirliler kendisini istikbale çıkmışlardı. Onu istikbale çıkan bütün kahraman halk göz yaşlarını güçlükle zapt edebiliyorlardı. Çoluk çocuk genç ihtiyar herkes, belki Emin Sazak arkadaşım da benim gibi orada hazır idiler. Arkadaşlar; halk gözyaşları ile bağırdı. ‘Büyük Kumandan sen Türk varlığını, Türk mukadderatını, şerefini kurtardın. Sana herşey feda olsun, canımız feda olsun. Çizmenin tozlarını silkele gözümüze sürme diye çekelim..’ “Emin Bey benim bu sözlerimin üzerine müteessir oldu.. Şimdi salonu terk ediyor. Bu ne vefasızlık, bu ne haknaşinaslık. Savarona feda olsun, istikbal ve şerefimizi kurtaran o büyük adamın emrine verilen vasıtaları çok görmeyi zait ve yersiz addederim.” Eskişehir Milletvekili Emin Sazak bu sözlere karşı çıkmış ve “Allaha dua ediyorum; Allah Meclisi, Paşam gibilerden kurtarsın. Arkadaşlar; bir hürmetsizlik olmadığını, hürmete lâyık insanları bu milletin daima bağrına bastığını biliyoruz, görüyoruz. Arkadaşlar; Türk demek, Hükümet kurmak için yaratılmış bir cemiyet demektir. Onlar büyüğünü bilir, hürmet edilecek yerde herşeyi yapar ama, paşam gibilere kalırsa ne önüne bakar, ne arkasına bakar, Devlet de iflâs eder.”demiştir. Emin Sazak’ın duası aslında bir beddua idi. Ancak mazlumların kurtarıcısı olan Atatürk’ün sayesinde var olduğunu unutuyordu veya inkâr ediyordu. Peyami Sefa şöyle yazmıştı; Atatürkümüz bir nutkunda bu memleketin bir değil, birçok Mustafa Kemaller ile dolu olduğunu söylememiş miydi? Onun manevi varlığı kadar maddi yokluğu da bizim için dağlar deviren bir enerji kaynağı olacaktır. Çünkü bir
67
onun gövdesine tapan bir putperest değil, ölmez eserine ve mânâsına bağlı bir şuuruz. O, kendi vücuduyla kaybolacak bir fâni milletin değil, fakat mânâsıyla birlikte yaşayacak ebedî bir milletin yaratıcısıdır

 

Demokrat Parti Eskişehir Milletvekili Zeynel Abidin Potuoğlu; “İcab ederse Savarona’yı batırmak suretiyle bu yattan kurtulmalıyız” “Hiç olmazsa çekelim bir tarafa, çürürse çürüsün, fakat bu masraftan kurtulmuş oluruz.” En yıkıcı tepkiyi Demokrat Parti Eskişehir Milletvekili Zeynel Abidin Potuoğlu göstermiş ve “Sayın arkadaşlar; 20 milyon değil, 20 lira da olsa, hatta icab ederse batırmak suretiyle bu yattan kurtulmamız lâzım gelir. Milletin kesesinden her sene 400 - 500 bin lirayı bu yat için sarf etmemiz doğru değildir. Hiç olmazsa çekelim bir tarafa, çürürse çürüsün, fakat bu masraftan kurtulmuş oluruz. Bu hususta bir de önerge veriyorum.”demiştir. Zeynel Abidin Potuoğlu hakkında TBMM arşiv kayıtlarındaki bilgiler şöyledir; “Çiftçi, siyasetçi, milletvekili (D. 1890, Sivrihisar / Eskişehir – Ö. 27 Mayıs 1977). Ortaokul mezunu” yazılıdır. (Kaynak: TBMM Albümü 2. Cilt 1950-1980 Koyu bir CHP karşıtıydı. DP’nin 1950 yılındaki seçim zaferinin verdiği coşkunlukla Meclis kürsüsüne gelip şöyle seslenmiştir; “CHP daha 200 yıl iktidar olmamalı!” Savarona konusunda giderek yerici konuşmalar yapılması karşısında CHP Ordu Milletvekili Yusuf Ziya Ortaç bir an gelmiş ve Başkan’dan söz istemiştir. Başkan’ın söz verdiği Yusuf Ziya Ortaç üzüntü dolu bir isyanla şöyle seslenmiştir; “Muhterem arkadaşlar, ben de Savarona Yatı hakkında birkaç söz söyleyeceğim: Atatürk'ün ölümle pençeleştiği günlerdi. Doktorlar onun hayatı için deniz ortasında tozsuz bir hava içinde yaşamasını katî olarak emrediyorlardı. Bize, bağımsız bir vatan kazandıran Atatürk'ün sağlığı için Savarona Yatı satın alındı. Bu yatı satın alanları takdir ederim. Atatürk bir yaz günü bu yattan içeriye yorgun adımlarla girdi ve bir sonbahar akşamı karanlıklar içinde sedye ile çıktı. Şimdi, bu yatı alan Muhterem Celâl Bayar’ın parti arkadaşları bize ‘Bu yatı niye satmıyorsunuz?’ diye sual soruyorlar.
68
Muhterem arkadaşlar, ben bu yatı satın alan Sayın Celâl Bayar'a ‘Bu yatı niçin satın aldınız?’ diye bir sual sormayı hattâ millî bir ayıp sayarım. Onun için ben de; Muhterem Demokrat Parti arkadaşlarımdan rica ederim. Onlar da bize hiç olmazsa niye satmadığımızı sormasınlar! ” Derin bir sessizlik olmuş ve biraz sonra Başkan’ın sesi duyulmuştur; “Başka söz isteyen yoktur.” İdrak etmek için yıllar yetmeyecektir. Dünyanın en büyük, en eski mega yatı Savarona ruhunda nice özellikleri barındırmasına rağmen, bu muhteşem yatı bir müze gemi olarak korumaya almak mümkün olamayacak, ve idraksizlik bu efsane yatın tarihine eklenecektir.4

-----------------------------------------------------------

Turhan Gürkan; “Atatürk’ün Uşağı’nın Gizli Defteri, Cemal Granda”, Yade Kitap,2022. 2 T. B. M. M. - Tutanak Dergisi- 27 Aralık 1947;Dönem : VIII, Cilt : 8, 3 Peyami Sefa; “Atatürk’ümüz”, 11 Kasım 1938, Cumhuriyet Gazetesi. 4 TBMM Tutanak Dergisi 49. Birleşim 22.11.1949

Savarona’nın 56 gün gibi hatıratı

Atatürk’ün sabırsızlıkla beklediği Savarona 1 Haziran 1938’de İstanbul’a geldi. Yatı ilk kez gören Atatürk hayranlıkla, “Ne olurdu, bu gemi birkaç yıl önce elimize geçmiş olsaydı" diye özlemini ifade etmişti. Atatürk, yatı görmeye Başvekil Celâl Bayar, Cumhurbaşkanlığı Başkâtibi Hasan Rıza Soyak, Başyaver Celâl Tolgay, Kılıç Ali, yakınlarından Cevat Abbas, Salih Bozok, İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Muhittin Üstündağ birlikte geldi. Yatı o kadar çok beğendi ki 54 gün karaya çıkmadan Savarona’da kaldı. Atatürk, Savarona’da geçirdiği 7 hafta boyunca kabine toplantıları düzenlendi, Romanya Kralı Carol da dahil olmak üzere önemli konuklar, devlet başkanları ağırladı. 9 Temmuz 1938 günü Bakanlar Kabinesi ile Savarona’da yaptığı 3,5 saatlik toplantı Bakanlar ile yaptığı son toplantı oldu. Marmara Denizi’nde Boğaz’da dolaştı. Erdek’e kadar uzanan bir deniz turu yaptı. Hastalığı fırsat verdikçe üst güvertede, yakınlarıyla arkadaşlarıyla yemek yedi, sohbet etti. Hastalığı nedeniyle vaktinin çoğunu yatakla geçirmek zorunda kalan Atatürk duygularını, “Bir çocuk oyuncağını bekler gibi bu yatı beklemiştim” diye ifade etmişti.

Durumu ağırlaşan Atatürk, 24 Temmuz gece yarısında Acar Motoru ile yattan alınarak Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi. Atatürk’ün 10 Kasım’da gözlerini dünyaya kapatmasıyla Savarona da yetim kaldı. Savarona son kez, Atatürk’ün cenazesini İzmit’e kadar götüren filoda da yer aldı. Ata’nın naşını taşıyan Yavuz muharebe kruvazörünün ardında farklı ülkelerden gelen savaş gemileriyle birlikte Atatürk’ü uğurladı

Savarona’yı diğer yatlardan ayıran özellikler; Savarona Yatı’nın ilk sahibi Emily Roebling Cadwalader ve Devlet Yatı Sequoia Amerikan yüksek sosyetesine mensuptu ve görme engelliler için servetinin önemli kısmıyla yardım yapan hayırseverdi. Emily Roebling Cadwalader (9 Eylül 1879 - 15 Mayıs 1941), Philadelphia merkezli Amerikan yüksek sosyetesine mensuptu ve hayırseverdi. En çok iki tarihi yatın, USS Sequoia ve MV Savarona'nın sahibesi olarak anılmaktadır. Emily Roebling, 1879’da Charles Gustavus Roebling ve Sarah (veya Sallie) Ormsby Mahon Roebling'in kızı olarak doğdu. Babası bir çelik tel ve kablo şirketi olan John A. Roebling’s Sons’ın başkanı olan bir mühendisti. Prusya doğumlu büyükbabası John Augustus Roebling, en çok Brooklyn Köprüsü'nün arkasındaki inşaat mühendisi olarak biliniyordu. Emily Roebling, Trenton, New Jersey'de büyüdü. 1905’te bir yangın sırasında babasının ahırındaki atları kurtardı ve itfaiyecilere işlerinde yardım etti. 1908’de Trenton'da büyükbabasının bronz heykelinin açılışını yaptı. Çok meraklı bir tenis oyuncusu ve biniciydi ve Trenton'da kendi otomobilini kullanan ilk kadınlardan biri olarak kabul edildi. Emily Roebling yaşamı boyunca sosyal yardımlara daima büyük bir içtenlikle bağlandı ve öncülük etti. Bu çalışmalarından biri New Jersey'de görme engellilerin eğitimine yaptığı yardımlar ve çalışmalarıdır. Evlenip Philadelphia'ya taşınmadan önce eyaletteki görme engelli sakinlerin ihtiyaçlarını incelemek için bir komisyona katıldı. Bu çalışmanın bir parçası olarak, 1909'da Atlantic City'de New Jersey'deki görme engelli sanatkarların el yapımı danteller, tığ işi ve örgü ürünleri de dahil olmak üzere çalışmalarının sergilendiği bir sergi düzenledi. Emily Roebling Cadwalader evlilik yaşamında yarı zamanlı olarak Fort Washington, Pensilvanya'da Fairwold olarak bilinen bir villada yaşadı. Bu muhteşem evde büyük değişiklikler gerçekleştirdi; Özelliklerin yanı sıra bir balo salonu, bir borulu org ve bir solaryum ekleyerek evi önemli ölçüde genişlettiler. Fairwold Villası, I.Dünya Harbi yıllarında nekahet hastanesi olarak kullanılırken, Cadwaladers Philadelphia’daki şehir evlerinde yaşıyordu. Bu evleri 1995'ten beri Fairwold, Or Hadash (Yeni ışık) cemaatinin bir sinagogu olmuştur.

ABD Başkanlık Yatı “Sequoia”

Emily Roebling Cadwalader yatlara uzun süredir ilgi duyuyordu. 1924'te satın aldığı ilk yatı 25 metrelik Sequoia idi. Ertesi yıl Sequoia II'yi satın aldı. USS Sequoia, 1931'de Amerika Birleşik Devletleri hükümetine devredildi ve Herbert Hoover’dan Gerald Ford'a kadar başkanlar tarafından kullanıldı. Başkan Jimmy Carter, Sequoia'nın 1977’de satılmasını emretmiştir. 2019 sonbaharından itibaren Belfast'ta restore ediliyordu. Emily Roebling, 1909’da Thomas McCall Cadwalader'ın torunu bankacı Richard M. Cadwalader Jr. ile evlendi. Çok hareketli bir ömür sürdü ve 1941’de 59 yaşında Fort Washington’daki evinde vefat etti. Brooklyn Köprüsü'nü tasarlayıp inşa eden John Roebling'in torunuydu ve çok zenginlerin bile en çılgın hayallerinin ötesinde bir zenginliğe sahipti. Sosyetik, hayırsever ve yatlar konusunda tutkuluydu. 1923’te, o ve kocası zengin bankacı Richard Cadwalader, John Trumpy'yi Sequoia adını verdikleri 25 metrelik gösterişli bir yat tasarlaması için görevlendirdi. Trumpy, Sequoia'yı yaz aylarında Chesapeake ve Delaware Körfezlerini gezmek için tasarladı. Muazzam servetlerini göstermek için kış aylarında Intercoastal Waterway'den Florida'ya seyahat yaptılar. Ancak Emily Cadwalader, kısa süre sonra yeni yatının, onların muazzam zenginliklerini ve konumlarını gerçekten temsil edecek kadar büyük veya görkemli olmadığı sonucuna vardı.

Gazeteler Emily Roebling Cadwalader'ın Savarona’yı Türkiye Cumhurbaşkanı için sattığı duyurmuştu.

Richard Cadwalader, prestijli New York Yat Kulübü'nün bir üyesiydi. Emily'nin daha büyük bir yatı olması gerekiyordu. Sequoia'yı teslim aldıktan sadece bir yıl sonra, Naval Architect Trumpy'yi Sequoia II olarak adlandırılacak 104 fitlik daha büyük ve görkemli bir yat inşa etmesi için görevlendirdi. Trumpy, “Trumpy” simgeli yatları Chesapeake Körfezi ve Intracoastal Waterway için ideal hale getiren sığ su çekimine sahip lüks yatlar inşa etme konusundaki artan itibarı nedeniyle seçilmişti. Sequoia II, New Jersey, Camden'deki Mathis Yacht Building Company'de inşa edildive 1925'te teslim edildi. Bu yat 200.000 Dolar’a mal olmuştu (bugünün dolarıyla 3 milyon $).

Gazetelerde, Emily Roebling Cadwaladers’in 1932 yılı Gelir Vergisi Beyanı’nda Savarona Yatı’na ait vergi kaçakcılığı yaptığı nedeniyle ağır vergi cezası aldığı duyurulmuştu.

Yepyeni Sequoia II bile Emily Roebling Cadwalader'ı uzun süre mutlu etmedi. Bir yıl içinde 195 fitlik yeni bir yat sipariş etti. O yatın boyutundan memnun olmadığından 265 fitlik bir yat sipariş etti. Nihayet 1932'de Savarona adlı daha da büyük bir yat satın aldı, Savarona o zamanlar dünyanın en büyük özel yatı olarak selamlanıyordu. O zamanlar son Savarona, “Şimdiye kadar yapılmış en büyük, en lüks, en pahalı özel yat” idi. 1937'de yat, Cadwaladers'a karşı vergi dolandırıcılığı suçlamalarında bir hedef haline geldi. Cadwaladers, Savarona’yı 1938'de Türkiye’ye sattı. Emily Roebling Cadwalader’in ilk gözdesi Sequoia II, 1928'de William Dunning adlı bir Galveston petrol kralına satılmış ve Dunning, Sequoia II için New York City'deki Corinthian Yacht Club marinasınını tercih etmişti. Maine'den Küba ve Mexico City'ye yoğun bir şekilde geziler yaptı. İşi borsa çöküşünden zarar gören Dunning, Sequoia II'yi Mart 1931'de Amerika Birleşik Devletleri Ticaret Bakanlığı'na 48.860 Dolar’a sattı. O yıllarda içki yasağı vardı ve Sequoia II, yatlara ve diğer teknelere yasadışı içki sunan Chesapeake'te dolaşan şüphelenmeyen kaçak içki alemleri yapanları ve sagtıcılarla alıcıları yakalamak için bir tuzak yat veya teftiş gemisi olarak kullanıldı. Yıllar geçtikçe, gayri resmi olarak başkanlık yatları olarak kullanılan USS Dispatch, USS Dolphin ve USS Sylph gibi birkaç Donanma gemisi vardı. 1921'de USS Mayflower, 1930'larda Sequoia'yı kullanmaktan zevk alan Başkan Hoover oldu. Başkan Franklin Delano Roosevelt'in isteği üzerine Sequoia resmi başkanlık yatı oldu.

1896'da inşa edilmiş, 318 fit uzunluğundaydı. Başlangıçta, bir yat olmasına karşın daha sonraları askerî amaçlarla kullanıldı. 1905'te USS Mayflower, Başkan Theodore Roosevelt'in kullanımı için bir yata dönüştürüldü. Başkanlar William Howard Taft, Woodrow Wilson, Warren G. Harding ve Calvin Coolidge tarafından dinlenme ve başkanlık toplantıları yapmak için kullanıldı. 1929'da Başkan Herbert Hoover, USS Mayflower'ın masraflarından tasarruf etmek için başkanlık yatı olmaktan çıkardı. Fakat iki sene sonra Ticaret Bakanlığı'na Sequoia II'yi emrine vermesi için emir verdi. Hoover, Sequoia II'ye çok düşkün olmuş ve hatta 1932 Noel kartında onun bir fotoğrafını kullandığından dolayı pek çok Amerikalının ekmek kuyruğunda olduğu bir dönemde çok eleştiriye maruz kalmıştır. Başkan Franklin Roosevelt, 4 Mart 1933'te göreve başladıktan sonra, çeşitli devlet dairelerine Sequoia II'yi resmi başkanlık yatı olarak istediğini duyurdu. 23 Mart 1933'te yat, resmi cumhurbaşkanlığı yatı oldu. Franklin D. Roosevelt, Potomac Nehri'nde balık tutmayı severdi. Tekerlekli sandalyeye bağlı olduğu için asansör taktırdı. Garip bir şekilde, Lyndon Johnson asansörü kaldırdı. Sequoia II, Başkan Roosevelt'e dokuz yıl hizmet etti. Sequoia II, 1942'de ABD Sahil Güvenliğine devredildi ve adı Sequoia olarak değiştirildi. Başkan Truman, 11 Kasım 1945 Ateşkes Günü'nde İngiltere Başbakanı Clement Atlee, Kanada Başbakanı Mackenzie King ve ABD Dışişleri Bakanı James Byrnes'i deniz yolculuğuna davet etti.

Başkan Eisenhower, Sequoia’yı nadiren ve esasen yalnızca resmi işler için kullandı. İngiliz Savunma Şefi Lord Louis Mountbatten, 1959'da birkaç misafirinden biriydi. Başkan John F. Kennedy yatla seyahati severdi. Sık sık ABD Hükümetine ait Manitou adlı bir yelkenli tekneye yelken açmıştır. Kennedy 46. yaş gününü Sequoia’da kutladı. Richard Nixon, Sequoia'yı seleflerinin hemen hepsinden daha fazla kullandı. Gezilerinden birinde Sovyet Lideri Leonid Brejnev ile Stratejik Silahların Sınırlandırılması Anlaşması'nı (SALT) müzakere etmek için bir araya geldiği bilinir. Watergate’in baskısı çok ağırlaştığında Nixon, Sequoia’yı skandal tartışmalarından saklanmak için de kullandı. Ağustos 1974'teki son yolculuklardan birinde, güç durumdaki Başkan Richard Nixon'un ailesine Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak istifa etme kararını bildirdiği bildirildi. Başkan Ford, kabine üyelerinin ve çocuklarının Sequoia’nın tadını çıkarabilmesi gerektiğine inanmıştır. Ford, Sequoia'da Japon İmparatoru Hirohito, SSCB Başbakan Yardımcısı Ignaty Novikov ve diğer uluslararası devlet adamlarını ağırlamıştır.

Sequoia'nın işletmesi yılda 250.000 dolara mal oluyordu. Başkan Carter, maliyeti düşürme çabasıyla ve bir kampanya vaadini yerine getirmek için 1977'de satılmasını emretti. Carter, Savunma Bakanına, " Başkanlık yatı Sequoia'ya artık ihtiyaç olmadığını hissediyorum" dedi. Sequoia sonunda satıldı ve Washington, D.C.’de bir kiralık yat olarak kullanıldı ve bir günlük kiralama için 10.000 Dolar talep ediliyordu. Sequoia, yedi yıl boyunca Washington Kanalı'ndaki Hain’s Point’teki rıhtımda bağlı olarak kaldı ve bu rıhtımdan seferlere çıktı. 1984’te Sequoia, o zamanki sahipleri olan Presidential Yacht Trust için para toplamak amacıyla altı bin millik bir yolculuğa çıktı. Bu süre zarfında bakımı bazen yeterliydi ve diğer zamanlarda şüpheliydi. Sonunda kendini Deagle's Boat Yard’da Deltaville, Virginia'da buldu ve çok fazla onarıma ihtiyacı olduğu ortaya çıktı. Klas kuruluşunun denetimlerine göre yapılması gereken çok fazla onarım gerekiyordu ve Deltaville'de karaya çekili olarak kaldı.

Sequoia’yı kurtarmak için herhangi bir umut tamamen kaybolmuş gibi göründüğünde, mahkeme tarafından tamamen restore edilmesi şartıyla bir yatırım grubuna devredilmesine karar verildi. Restorasyon, Belfast, Maine'deki French & Webb Inc.'e verildi. Fakat Sequoia artık denize elverişli olmayacak kadar yıpranmış olduğundan, Wolfe House and Building Movers'a Sequoia'yı Maine gezisi için karadan devasa bir römork ile taşıma gibi bir görev verildi. Sequoia, Ekim 2019'da Belfast, Maine'e vardığında, French and Webb bahçesinde konumlandırılmıştı. Sonunda, Sequoia'yı koruyacak bir bina inşa edilecekti ve ziyaretçilerin devam eden çalışmaları izleyebilecekleri bir izleme alanı da olacaktı.. Bu projeye o kadar çok insan ilgi gösterdi ve saygıyla baktılar ki, sanki kiliseye geliyorlar gibiydiler. Restorasyon yaklaşık üç yıl sürecek ve bu süre zarfında Sequoia bir kez daha Potomac Nehri'nin sularında seyir yapabilecekti..

Zengin sosyetik Emily Roebling Cadwalader'ı memnun edecek kadar büyük ya da yeterince büyük olmayan Sequoia'nın yüzen Beyaz Saray haline gelmesi ve
74
Amerika Birleşik Devletleri'nin beş başkanı tarafından kullanılması ve geleceğin başkanları ve sayısız uluslararası ünlü tarafından ziyaret edilmesi garip bir ironidir. Belki de hala var olan en önemli tarihi yattır. Sequoia, 23 Aralık 1987'de Ulusal Tarihi Dönüm Noktası olarak kabul edilmiş ve kültürel miras sayılarak bir müze gemi kavramında korumaya alınmıştır.

Emily Roebling’in çok sade olan mezartaşı. Son derece sade olan mezartaşında şu yazılar okunur; “Richard M. Cadwalader Jr.’un eşi -9 Eylül 1881-15 Mayıs 1941”

Savarona’yı diğer yatlardan ayıran özellikler; Dünyanın en büyük ve devrinin en görkemli yatı Savarona ve SS United States transatlantiği William Francis Gibbs tasarımı idi.

William Francis Gibbs (24 Ağustos 1886 - 6 Eylül 1967), Yirminci yüzyılın ortalarında yaşamış Amerikalı Naval Architect / Gemi Tasarımcısı idi. I. Dünya Harbi’nden sonra, eski bir Alman yolcu gemisinin Amerikan bayrağına alınarak restorasyonunda yetenekli proje yöneticisi olarak tanındı. 1922’de kardeşi Frederic Herbert Gibbs ile ortaklaşa Gibbs & Cox olacak olan firmayı kurdu; Şubat 1922’de ilk büyük sözleşmeleri, eski Alman gemisi Vaterland'ı Amerikan lüks yolcu gemisi SS Leviathan’a dönüştürmekti. Gemi yapımcıları Blohm & Voss orijinal planlar için 1 milyon dolardan fazla istediğinde, Gibbs kendi planını çizmeye karar verdi. 2 Gibbs Brothers, 1929'da Gibbs & Cox olarak yeniden adlandırıldı. Tüm büyük gemi tasarımcıları arasında, belki de hiçbiri, William Francis Gibbs ve SS United States transatlantiği kadar ayrılmaz bir şekilde anılmaz. Yine de tamamen bu nihai başarıya, "Büyük gemi" idealinin bu tezahürüne odaklanmak, olağanüstü ve karmaşık bir adamın hayatını kaçırmak demektir. William Francis Gibbs, 24 Ağustos 1886’da, multi-milyon dolarlık servete sahip becerisi bir finansçının oğlu olarak doğdu. Genç William, toplumun ve ailesinin önerdiği üzere, 1906'da Harvard'a geçmeden önce Philadelphia'daki Delaney Okulu'na gitti. Üç yıllık eğitimin ardından, ancak diploması olmadan, New York'a taşındı ve burada hukuk okudu ve sonunda 1913'te Columbia hukuk fakültesinden mezun oldu. Ancak William Francis ve küçük kardeşi Frederic Herbert belli etmeden başka bir yol izliyorlardı. Gibbs'in gecenin köründe gemi inşaatı okuyordu. Gibbs kardeşler denizcilikle ilgili aydınlanmalarını 12 Kasım 1895'te, daha çok yaşta iken 11.629 grt'lık America Line'ın St Louis'i Philadelphia’nın William Cramp And Sons tersanesinden Delaware Nehri'ne indirilirken hayretle baktıkları zaman olarak belirleyeceklerdi. Bu olayın çocuklar üzerindeki etkisi küçümsenemez olsa da, Gibbs aslında çok daha küçük yaşlardan itibaren gemileri çiziyordu. Her yaz aile, Spring Lake New Jersey'e kaçar, buharlı gemilerin tasarımını yeniden değerlendirir ve değerlendirirdi. 1914'te bu çocukluk hobisi, yetişkin takıntısına dönüştü. William Francis Gibbs ertesi yıl, tesadüfen, Lusitania'nın İrlanda kıyılarında torpillendiği ay (Mayıs 1915), hukuk mesleğini tamamen bıraktı ve kendisini tam zamanlı olarak gemi tasarımına, daha özel olarak "Büyük" olarak adlandırdığı şeye adadı. Onun “Büyük” diye tanımladığı “ Gemi” idi. Kardeşlerden hiçbiri seçtikleri meslekte tanınan bir yeterliliğe sahip olmasa da, William ve Frederic 30 knots üstünde azami seyir süratine sahip 1000 fitlik dört bacalı bir çift gemi için ayrıntılı planlar geliştirdiler. Bunlar ilk biçimlendirici 'büyük gemi' planlarıydı. Genellikle Boston ve Baltimore olarak anılan bu gemiler, uzun, alçak profilleri ile Edward döneminin Alman hız kraliçelerine benziyordu. Ancak alışılmadık boyutlarına ek olarak, dış profilleri devrim niteliğinde bir enerji santralini gizliyordu. Gibbs kardeşler, bir transatlantik gemisinde elektrikli tahrikli motorların ilk uygulamasını kullanarak gemilerin olağanüstü sürate ulaşmayı önerdiler. Bu amaçla General Electric Company'ye başvurdular. Sadece gemileri tasarlamakla yetinmeyen Frederic kardeşi ile Long Island'ın Fort Pond Körfezi'ndeki bir batı liman bölgesine ve Brittany'nin Finisterre yarımadasındaki Brest'teki bir başka gemi geçiş yolları yakınına odaklandılar. Gelecekteki projelerde tekrar tekrar ortaya çıkacak olan gemilerin ve kıyı tesislerinin her yönünü dikkate aldılar ve kendilerini açıkca eğittiler.

"Willie ve Freddie", takdire şayan bir cesaretle, ciddi çabalarıyla ve gösterişsiz teknik becerileriyle desteklenerek ayrıntılı planlarını, geniş Pennsylvania Demiryolları organizasyonunun bir parçası olan Long Island Demiryolları başkanı Ralph Peters'ın ofisine götürdüler. International Mercantile Marine'in (IMM) üst düzey yöneticisi J. Piermont Morgan Jr. o kadar etkilendi ki, Gibbs kardeşlerin İBB'ye maaş bordrosuna alınmasını sağladı ve onlar, tasarımlarını geliştirmek için Broadway'deki ofislere taşındılar. ABD Deniz Kuvvetleri hiyerarşisine yönelik bir yaklaşım da benzer şekilde iyi karşılandı. Kardeşler sadece teknik yeteneklerini kanıtlamakla kalmamış, aynı zamanda muhtemelen daha da önemlisi, büyük şirketlerin ve Washington'ın siyasi ve bürokratik düzeninin karmaşıklıkları etrafında manevra yapma konusunda giderek daha usta hale gelmişlerdi. Ticari ve askeri çıkarların bu sentezi, sonraki birçok projeye, özellikle de SS United States transatlantiğine bilgi sağlayacaktır.  Amerika Birleşik Devletleri savaşa girdiğinde, William Francis görev bilinciyle Sevkiyat Kontrol Komitesi’nde görev yaptı. I. Dünya Harbi sona erdiğinde Versailles Barış Antlaşması müzakerelerine ABD Denizcilik Kurulu Başkanı Edward Hurley'in yardımcısı olarak katıldı. O yıllarda denizcilik dünyası bir değişim halindeydi. “Büyük gemi” konseptini yeni bir sanatçı izlenimiyle tamamlayan Willian Francis Gibbs’in tasarımı, üç daha geniş bacaya ve yuvarlatılmış bir ön üst yapıya ve köprüüstüne sahip bir gemi idi. Bu tasarımda daha fazla askeri tasarım özelliği vardı. Deneyimsizlikleri ve resmi niteliklerin eksikliği göz önüne alındığında, kardeşlerin güvence altına aldıkları ilk büyük proje, yüzer durumdaki en büyük yolcu gemilerinden birinin dönüştürülmesiydi. Ticari hizmete sokmakla görevlendirildikleri gemi, Hamburg American Line'ın Cuxhaven'dan Hoboken, New Jersey'e servisi için inşa edilen devrin en lüks yolcu gemilerinden "dan biri olan Leviathan'dı. Ağustos 1914'te I. Dünya Harbi patlak vermeden önce, Vaterland olarak, Atlantik Okyonosu’nda sadece beş geniş yapmıştı. New Jersey rıhtımında iken el konulmuştu.

Leviathan Amerikan ticari filosunun geri kalanından o kadar büyük ve yüksek süratli idi ki Leviathan projesini devralmaları için onlara başvuruldu. Başarıları ve gemi tasarımındaki farklılığı tüm dikkatleri üzerlerine çeviriyordu. William Francis Gibbs “Sıradışı” bir Naval Architect/Gemi Tasarımcısı olarak tanınmaya başlamıştı. Gibbs kardeşler işkolikti. Boyunca ayrılmaz bir şekilde, William Francis 1927'de kısa süre önce boşanmış Vera Cravatli Larkin’e aşık olana kadar bir evi bile paylaştılar. Bir kasırga romantizmi başladı ve birkaç hafta içinde evlendiler. Kıdemli Gibbs garip, huysuz ve heybetli bir karakter olabilir. Uzun boylu ve ince, sportif, arkaya taranmış, inceltilmiş saçları ve öğrenilmiş yuvarlak metal gözlükleri, her zaman siyah bir takım elbise, kolalı beyaz kanatlı yakalı gömlek ve siyah bir kravat takardı. 21 West Street ofisindeki hava her zaman renkli bir dille maviydi ve titiz ve acımasız bir işverendi. Yine de Gibbs Bros. Inc.'de çalışanlar ona hayrandı ve sadakatleri dillere destandı. William Francis için çalışma süresi on saatti ve tatiller bir rahatsızlıktı. Her gün az şekerli çay ve bisküvilerden oluşan bir kahvaltı için 06:30'da kalkardı. Eşi daha sonra, gerçekten sadece bir öğün yemek yediğini, muhtemelen öğle yemeğinin çalışmasına engel olacağını söyleyecekti. Günlerini bir çizim masasında bir taburede oturarak geçirdi ve takıntılı gizliliği göz önüne alındığında, biraz tuhaf bir şekilde, küfürler de dahil olmak üzere söylediği her sözün kelimesi kelimesine not alınmasını istedi. Her telefon görüşmesi kayıt altına alındı.

Seçtiği mesleğe olan bağlılığına rağmen, Gibbs çok çeşitli ilgi alanlarına da merak duydu; Opera başka bir tutkuydu ve William Francis Gibbs sanata yaptığı cömert bağışlarla ünlendi, ancak erken kalkan biri olarak yapımlara nadiren katılıyordu. Aynı zamanda son derece dindar bir adamdı ve düzenli olarak kiliseye gidiyordu. Bununla birlikte, çalışmak onun itici gücü olmaya devam etti ve nihai hedefi olan "Büyük gemi" arayışı diğer her şeyin yerini aldı. Gibbs Bros. Inc.'in baştan aşağı ilk yeni inşa tasarımı, Matson Line'ın Pasifik hizmeti için 1925'in Malolo'suydu. Gelişmekte olan itibarlarını sağlam bir şekilde pekiştirdi. William Cramp and Sons tersanesinde inşa edilen Malolo, en yüksek seyir süratine sahip ve en güvenli Pasifik gemisi olduğunu kanıtlayacaktı. Onu benzer şekilde büyük ve tanınmış üç Matson Liner, Mariposa, Lurline ve Monterey izledi.

Malolo'nun ardından kardeşler ve 1929'dan itibaren yeni bir iş ortağı, zaten yerleşik ve iyi bağlantıları olan yat tasarımcısı Daniel Hargate Cox, Grace Line için çok beğenilen bir gemi dörtlüsü yarattı. Gemiler ve milyoner yatlardan çıkarma gemilerine ve römorkörlere kadar her şeyi içeren müşteri ve tasarım portföyleri büyümeye devam etti. 1953'te Gibbs, bilime üstün hizmetlerinden dolayı Franklin Enstitüsü'nün Franklin Madalyası'na (yukarıda) layık görüldü ve 1955'te ilk Elmer A. Sperry Ödülü'ne layık görüldü.

Bu dönem boyunca Gibbs'in ‘Big U’su Atlantik'te karşılıklı seferler yapmaya devam etti. Ancak uçakların Atlantiği kolaylıkla aşmaya başlaması ile azalan rezervasyonlar ve artan yakıt ve işçilik maliyetleri ile tablo değişmeye başlamıştı. "Büyük U" belirsizliğe doğru yaklaşırken, tasarımcısı da ömrünün sonuna yaklaşıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nin son kaptanı Commodore Leroy J. Alexanderson, günlük telefon görüşmelerinin devam etmesine rağmen, genellikle hattın sonundaki Gibbs'in astlarından biri olduğunu kaydetti. Gibbs'in çok meşgul olduğu veya bir toplantıya katıldığı söylendi, aslında yaşlanan gemi mimarı hastanedeydi.

Neyse ki, büyük adam, en büyük başarısı SS United States transatlantiğinin 1969'da erken hizmetten çekilmesine veya ardından gelen uzun süreli çürümeye terk edilmesine asla tanık olmadı. William Francis Gibbs 6 Eylül 1967'de 81 yaşında vefat etti ve kardeşinin yanına gömüldü. Fulton-Gibbs Hall, Kings Point, New York'taki Amerika Birleşik Devletleri Deniz Ticaret Akademisi'ndeki deniz mühendisliği binası, Robert Fulton ile birlikte “Gibbs' Franklin Medal” Mariners Museum koleksiyonları arasında muhafaza edilmektedir. Gibbs onuruna veya Gibbs'e verilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi tarafından gemi mimarisi ve deniz mühendisliği alanındaki üstün katkılarından dolayı verilen Gibbs Brothers Madalyası, Gibbs ve erkek kardeşinin bir hediyesi ile kurulmuştur. William Francis Gibbs'in torunu Susan L. Gibbs 'Big- U'yu yeniden bir müze gemi olarak ülke kültürüne, deniz ticareti ve gemi inşa tarihine kazandırmak için çaba sarf eden Amerika Birleşik Devletleri Muhafazakarlığı’nın başkanı olarak sorumluluk üstlenmiştir.

"SS United States" Türkiye'de onarıldı

Türkiye'de iki sene boyunca yeniden tadil edilerek klasik bir turistik yolcu gemisi haline getirilmesi beklenirken, “Ölüm Gemisi” ilan ettiler. Dahası da var. Herşeye ahkâm kesen biri de “United States transatlantiğini kovduk..” diye lâf etti.. Bu çok yakışıksız bir uydurma oldu. Zira Amerika’da giderek artan tepkiler sonucu United States transatlantiğini geri almışlardı! Oysa, dünya denizlerinin kraliçesi, bir zamanlar Atlantik Okyanusu’nun rakipsiz en yüksek süratli transatlantiği, yaşamında ilk ve son kez İstanbul’a gelmişti.. Amerika’dan yedeklenerek, 1995 yılında İstanbul Tuzla'da Kahraman Sadıkoğlu Tersanesi'ne yanaştırıldı.

Amerika'da SS United States Koruma Derneği üyeleri ayaklandılar. Nasıl olurdu da böylesine anılarla dolu bir gemi boğazlanırcasına çekile çekile bir başka ülkeye götürülürdü. Zamanla benimle de haberleşmeye başladılar. Onların maziye sahip çıkma duygularının yüceliği karşısında saygıyla eğildim. Türkiye'den devamlı olarak haber, fotoğraflar gönderdim. Bir gün postadan gelen büyük bir zarftan, içinde SS United States'in heybetli günlerinde çekilmiş renkli bir fotoğrafı, derneğin başkanı William De Benidetto'nun nazik bir mektubu ve ekinde bir de karton belge çıktı. Sonunda beni SS United States Preservation Society'e üye yapmışlar. Üyelik numaram 172! İki yıl boyunca O'nu Tuzla'da Kahraman Sadıkoğlu Tersanesi'nde bağlı yatarken hayranlıkla, hüzünle seyrettim. Amerika Birleşik Devletleri'nde inşa edilmiş en büyük yolcu gemisi, transatlantiğiydi. Hâlâ da o en büyüktür. Atlantik'i en kısa zamanda aşmış olduğundan dolayı Blue Riban ödülü verilmişti. Onun rekorunu başka hiçbir transatlantik kıramadı.

Asla Türkiye'ye sefer yapması düşünülmedi. Fakat onu römorkörle yedekleyerek Türkiye'ye getirdiler. Amerika'da yer yerinden oynadı. Türkiye'de iki sene boyunca yeniden onarılarak, tadil edilerek klasik bir turistik yolcu gemisi haline getirilmesi beklenirken, "Ölüm Gemisi" ilan ettiler. İteleyip kakaladılar. Asbest yüklü diyerek ölüm saçtığını yaydılar. Big U'nun değil Akdeniz'e, Karadeniz'e seyretmesi akıllara bile gelmezdi. O'nu yedekleyerek sürükleye sürükleye Ukrayna'ya götürüp, asbestli nesi varsa ayıkladılar. Sonunda Amerika'da onu sevenlerin ayaklanmaları sonuç verdi. SS United States olarak yeniden Marmara Denizi'nden, Ege'den, Akdeniz'den geçerek Atlantik'e çıktı.

Eğer projeler gerçekleşebilseydi, tüm yenileme hazırlıkları başlamıştı. İngiltere, Hollanda ve Finlandiya'daki çok ünlü turistik yolcu gemisi dizaynerleri SS United States transatlantiğini klasik yapıda özlenen bir turistik yolcu gemisi olarak yeniden yaratacaklardı. Bildell ve Phillips gibi inanılmaz markaların dizaynerleri Londra'da SS United States'in iç dekorasyonunu çizimlediler. Sofra takımları, halıları, perdeler, yastıklar, koltuklar, büstler, sandalyeler, perde süslemeleri, merdivenler, korkuluklar, avizeler, konferans ve tiyatro salonları, alışveriş merkezi ve akla gelebilecek her ayrıntı çizimlendi. Eğer SS United States yeniden yaratılsaydı, dünyanın en lüks turistik yolcu gemisi olacaktı. Bu gemi Türkiye'de Sadıkoğlu Tersanesi'nde yaratılacaktı. Bindell- Phillips Design'ın orijinal dizayn fotoğraflarının bir kısım kopyası arşivimdedir.

SS United States

SS United States hükümetin sağladığı fonlarla 1950'de Newport News Gemi İnşa Tersanesi’nde inşa edilmeye başlanmıştı. 48.000 grostonluk super liner bir teknoloji harikasıydı. 2.500 işçinin çalışmasıyla 48 milyon dolara mal olacaktı. 2,000 yolcu taşıma kapasitesi vardı. 23 Haziran 1951’de ihtişamlı bir törenle denize indirildi. Öylesine ilgi yaratmıştı ki, daha inşaatı devam ederken kamara satışları başladı. O yıl ilk sefere ait kamaraların tamamı satılmıştı. Geminin yüzde 85'i ancak 1952 Ocak ayında tamamlandı. O yıl 9 Haziran günü 1.700 seçkin davetlinin katımlıyla bir gösteri seyri yaptı. William Francis Gibbs'in rüyası gerçekleşmek üzereydi. SS United States New York'tan Southampton’a 214.000 beygir gücündeki üç türbinden oluşan makineleriyle 3 gün 10 saat 42 dakikada vararak saatte ortalama 35.59 deniz mili (65.48 kilometre/saat) gibi tüm zamanların üstünde bir süratle rekor kırdı. 60'lı yılların sonuna doğru jumbo jet uçaklar Atlantik aşırı uçuşlara başlayınca transatlantiklerin sonu yaklaştı. Kasım 1969'da son kez Newport News, Virginia Tersanesi'ne büyük bakıma girdikten sonra tersaneden bir daha ayrılamadı ve Norfolk’taki doklara bağladılar. Biliniyordu ki çalışırsa müthiş zarar edilecektir!

Marmara Marine Inc.

Şubat 1992’de United States Cruises Inc. şirketi iflas etti. Mahkeme kararıyla SS United States haczedildi ve açık artırma ile satışa konuldu. Böylece 2,6 milyon dolar bedelle Commodore Cruise Lines'ın başkanı, Marmara Marine Inc. adına SS United States'i satın aldı. Ortakları arasında Kahraman Sadıkoğlu da yer alıyordu ve gemi Tuzla'da Sadıkoğlu Gemi İnşa Tersanesi'nde yeniden inşa edilircesine yenilenecekti. Bir diğer ortağı ise Linden New Jersey'den ünlü bir işadamı olan Edward A.Cantor'du. SS United States'i yenilemek için 270-300 milyon dolar yatırım gerekiyordu. İki yıl sonunda yeniden denizlere döndüğünde ise 1.500 kişiye çok iyi gelir getirecek iş imkânı yaratmış olacaklardı. SS United States Smit Rotterdam isimli güçlü römorkörün yedeğinde Hampton Roads Bridge’in altından geçerken yüzlerce gemi sevdalısı onu alkışlıyor, kimileri ağlıyordu.

Bu yolculuk ortalama 7 knots süratle 35 gün sürmüştü. Fred Meyer 10 Temmuz'da İstanbul'da olacağını söylüyordu. Projenin gerçekleşmesi için öncelikle Amerikan hükümetinin desteğine ihtiyaç vardı. Yenileme projesi başarılı görülmedi. Gemiyi yenilendikten sonra işletmeye talip olan Cunard ise bu isteğini geri çekmişti. SS United States Türkiye’de kalamazdı. Toplum vicdanı ve hukuk üstünlüğü, Amerika Birleşik Devletleri'nin denizlerdeki gücüne, tarihine saygı duyanların sesine kulak verdi. Açılan davaların başında bazı senatörler de yer aldı. SS United States Amerika'ya geri getirilecekti. Bir sabah erken saatlerde SS United States güçlü Smith römorkörü yedeğinde yeniden Atlantik'e doğru yola çıktı. Atlantik'i böyle geçeceği asla tahmin edilmemişti.

Hiçbir transatlantik asla Atlantik'ten öteye sefer yapmadı. SS United States bunca heyecanlardan, hatta Türkiye'de Ölüm Gemisi diye itham edilmesinden sonra Amerika’ya bu kez Philadelphia'ya döndü. Yeniden beş yıldızlı yüzer otel-kumarhane olarak işletilmesi planlanıyordu. Bunların hiçbiri olmadı.

----------------------------------------------------------------

1 Famed U.S. Presidential Yacht Sequoia Prepares For Restoration-The Maritime Executive ,13 Ağustos 2022. 2 Walter C. Bachman; “William Francis Gibbs, 1886–1967: A Biographical Memoir”. National Academy of Sciences.1971. 3 Ian Sebire; “William Francis Gibbs - The Designer of the Big U”, Shipping Today, Special Future, 14 June 2022. 4 Osman Öndeş; “Efsane gemi SS United States Okyanuslara geri dönüyor”, Refarans Gazetesi, 2016.

İngiltere Kraliyet Yatı “Nahlin”

1936 yılında Atatürk’ü ziyaret amacıyla bu seyahatini Kraliyet Yatı Nahlin’le yapan İngiltere Kralı VIII Edward, Dolmabahçe Sarayı önünde demirleyen yatından Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk tarafından karşılanmıştı. Nahlin daha sonraki günlerde Moda Koyu’na intikal etti. Atatürk de Ertuğrul Yatı ile Moda Koyu’na gelmiş ve Ertuğrul Yatı Nahlin yakınında demirlemişti. Devrinin çok lüks donanımlı yatı Nahlin, Birleşik Krallık'ta inşa edilen üç büyük buharlı yattan sonuncusudur. Film finansörü ve at yetiştiricisi Lady Yule için inşa edilmişti. 1930 yılında hizmete girmiştir. Nahlin’i JCB Başkanı Lord Bamford'dan satın alan İngiliz endüstriyel girişimci Sir James Dyson’dır. .Nahlin adı, yerel bir Kızılderili kelimesinden alınmıştır.

Nahlin, toplam uzunluğu 91,44 m. olan bir motor yattır. Yatın yapımcısı, 1930'da Nahlin'i denize indiren Birleşik Krallık'tan John Brown & Sons. 1377 gt. azami genişliği 12 m, su çekimi 4,5 m olan Nahlin Yatı’nın iç tasarımı Rémi Tessier imzasını taşır. Dış tasarımı ise G.L. Watson & Co. Ltd’ye aittir. Süperyat Nahlin’de 14 kişiye kadar misafir ağırlanabiliyor ve ayrıca geminin kaptanı da dahil olmak üzere 47 mürettebat için konaklama imkanı bulunuyordu. Nahlin sac bir gövdeye ve sac bir üst yapıya sahiptir. Ana makinesi 4 Curtis-Brown yapımıydı ve azami seyirt sürati 14 knots idi. Dünyanın en büyük yatlar sıralamasında, süper yat Nahlin 101.ci sırada yer almıştır

Nahlin ve Ertuğrul Yatları Moda Koyu’nda. Yıl 1936.

İngiliz Kralı VIII. Edward Moda Deniz Klübü’ne gelirken coşkuyla karşılanmıştı.

Nahlin hayli talihsiz bir maziye sahip olmuş 1937’de Romanya’ya gitmek üzere yola çıktığından beri ilk kez 2020 yılında kendi makinesiyle yeniden İngiltere’de Dartmouth Limanı’na geldi. Bu, şimdiye kadar üstlenilen en büyük klasik yat restorasyon projesinin doruk noktasıydı ve G.L. Watson & Co. Gemi Sahibi Temsilcisi, Tasarım Otoritesi, Dış Tasarımcı, Yat Yöneticisi ve Mürettebat ve Hizmet Alanları İç Tasarımcısı olarak görev yaptı. G. L. Watson & Co.’nun başrol oynadığı bu seçkin klasik yatın kurtarılması için 15 yıllık bir kampanya, İngiliz sularına dönüşün duyurulmasından önceki beş yıllık inanılmaz çalışmanın ötesindeydi.

Nahlin’in öyküsü 1929 yılına gider

 1929'da Lady Yule G.L. Watson & Co.’ye kendisine en uzak ülkelere bile seyahat edebileceği bir buharlı yat tasarlamasını istemişti. John Brown & Co. tarafından tasarlanan Clyde yapımı Nahlin'in zarafeti, zamanında takdir topladı ve 21. Yüzyıla kadar olağanüstü bir şekilde hayatta kalmasıyla, en büyük klasik yat olmaya devam etmektedir.. Kızak numarası “Yard No. 533” olan Nahlin, Cunard’ın ikonik gemisi Queen Mary transatlantiğinden hemen önce hizmete girmiştir. John Brown & Company, gemi yapımında ve denizcilik mühendisliğinin merkez üssünde dünya lideriydi. Tersanedeki Queen Mary, Queen Elisabeth II ve Kraliyet yatı Britannia ile birlikte Nahlin, mühendislik tasarım mükemmelliğinin simgesidir.

Lady Annie Henrietta Yule kimdi 

Lady Annie Henrietta Yule hatırı sayılır bir servetin varisiydi, ancak kendi başına İngiliz film endüstrisinin kurucularından biri olarak taınmıştır. J. Arthur Rank ve John Corefield ile birlikte Pinewood Studios'un önemli bir ortağıydı. Başarılı bir atbinici idi ve Hanstead Stud Stables’ı kurdu. Hem İngiltere'de hem de yurtdışında ilk özel veterinerlik hastanelerinden birini ve birkaç hayvan barınağını bağışladı. Çok önemli bir sanayici ve tüccar olan Andrew Yule ve eşi Emma Porter'ın tek kızıydı. Bir erkek kardeşi vardı. Ailenin serveti büyük ölçüde jüt ticaretinden geliyordu.

1 Ağustos 1874'te Kalküta’da doğdu. Altı yaşındayken ailesiylebbirlikte Surrey’in bir bölgesi olan Dulwich'te yaşamına devam etti. Babası Andrew Yule günümüzde Synthomer Plc. olarak bilinen Yule Catto & Co'yu kurmuştu. Düğünden kısa bir süre sonra Hindistan’da giderek yayılan sıtma salgınından sonra İngiltere’ye döndüler. Fakat tüm varlıkları hindistan’da kalmıştı. Hertfordshire, Bricket Wood'da bir kır evi olan Hanstead'i satın aldılar. Leydi Yule ve kızı hayatlarının geri kalanını orada yaşadılar. Sir David 1928'de öldü ve geride dul eşi ve kızı son derece varlıklı kadınlar kaldı. Gerçekten de, bir noktada Lady Yule, Birleşik Krallık'taki en zengin kadın olarak biliniyordu, hatta Lucy, Lady Houston'ı bile geride bırakıyordu, ancak ölümü üzerine yalnızca 1,6 milyon dolar bıraktı.New York Times, 2022 yılına göre 1,6 milyar dolara eşdeğer olan 100.000.000 Dolarlık bir mülk bıraktığını yazmıştır

Altı yıl boyunca Lady Yule, Nahlin Yatı ile çok uzun birçok seyahatler yaptı. 1932’de G.L. Watson & Co.'nun büyük ortağı Nahlin’in tasarımcısı James Rennie Barnett'e Nahlin'in “ Dünyanın en güzel yatı ve denize en elverişli yat" olduğunu açıklamıştır. Leydi Yule Nahlin’e olan merakını tüketir hale gelince 1936'da bu muhteşem yatı kiralayabileceğini veya satabileceğini açıkladığında Kral Edward VIII, Nahlin'i Ağustos 1936'da özel bir yolculuk için kiraladı. Yatta sevgilisi Wallis Simpson’ın bulunması medyanın büyük ilgisini çekmiş ve söylentilere neden olmuştur! II. Dünya Harbi öncesi Nahlin’e hiçbir şekilde talip olan biri çıkmadı. Böylece kiralanamadı ve satılamadan kaldı.

1937’de Romanya Kralı Carol II satın aldı ve Luceafarul adı verildi. 1940’da Romanya Hükümeti- Kültür Bakanlığı adına tescil etti. 1939- 1948 yıllarında Sovyet Bloku sınırları içinde ( Romanya) kalmıştır. 1948’de Romanya Deniz Kuvvetleri’ne devredildi ve Libertatea adı verildi. 1952’de yeniden Romanya hükümeti envanterine kaydedildi. 1953’de turistik yolcu gemisi olarak yeniden düzenlendi. 1970- 1999’a kadar Galataz’da Regal SA adına Tuna Nehri’nde yüzer restoran olarak kullanıldı. 1999’da İngiltere’de alabildiğine artan şikayetler sonucunda Cammell Laird tarafından büyük onarıma alınmak üzere Liverpool’a döndü ve yineden Nahlin adıyla tescil olundu.

27 Temmuz 2005’de Edmiston & Co. Ltd.- Nicholas Edmiston öncülüğünde büyük onarımının tamamlanması amacıyla Rendsburg, Nobisburg’a ve nihayet Hamburg’da Blohm Und Voss Tersanesi2ne initkal etti. ve yeniden Glasgow Limanına tescil olundu. 2005’de Derby’den Zanqa Marine Ltd. satın aldı. 2006’da Douglas’tan Blue Bay Marine Ltd.’e satıldı. 2011’de Sir James & Lady Dyson’a ait ATO Marine LLP/Londra tarafından sahiplenildi.

Nahlin’in sicil tanımlamasında “Steel Steam Turbine Yacht” olarak yazılıdır. 28 Nisan 1930’da denize (Nehre) indirilmiş ve 10 Temmuz 1930’da hizmete hazır hale gelmiştir.1391 gt., 560 nrt., 2050 dwt.’dur. Ana makinesi; 4 adet “Single- Reduction Brown- Curtis Geared turbin” olup, 4000 shp. Güç üretmektedir. Çift pervanelidir. Nahlin’e adını veren ve sipariş eden Lady Annie Henrietta Yule idi ve 17 Temmuz 1929 tarihinde Glasgow Limanı’na tescil olunmuştu.1988'de klasik tekne tutkunu genç bir yatçı olan William Collier, kısa bir süre önce Fransa'nın güneyine taşınmıştı ve simsar Nicholas Edmiston’ın teşvikiyle Nahlin’in durumunu araştırmaya koyuldu. Nahlin o sıralarda Romanya’da idi.. Nahlin'in Tuna Nehri kıyısında yüzen bir restoran olarak çalıştığını keşfetti. Tehlikeli bir durumdaydı ama ihmal edilmesine rağmen Nahlin'in klasik bir motor yat olarak cazibesinden hiçbir şey kaybetmemişti. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği ve Komünist bloğu devletlerin çökmesiyle Romanya’da devrim olmuş ve Nahlin özel bir şirkete satılmıştı.

Caledonian Marine Trust arşivi’ndeki Nahlin Yatı’nın sicil kaydı.

Edmiston ve Collier, Nahlin Yatı’nın satın alınması ve İngiltere’ye geri gönderilmesi gibi zorlu bir göreve başladılar ve nihayet 1999'da Nahlin İngiliz sularına döndü ve bir kez daha ana limanı Glasgow'da tescil edildi. Birleşik Krallık'a dönüşünü takip eden yıllarda G.L. Watson & Co, Nahlin’in hayatta kalan tüm materyalleri belgelemek ve onu restorasyona hazırlamak için kapsamlı bir program başlattı. Gemi kuru havuza alındı ve gövdesi kapsamlı bir şekilde incelendi. 450 tonun üzerinde moloz ve atık içeriğindeki madde yattan çıkarıldı. Çok titiz bir çalışma sürdürüldü panel şemalarından CAD çizimleri üretildi. Hassas pervazları ve zenginleştirmeleri kaydetmek için dökümler yapıldı.

2010 yazında Nahlin, geminin orijinal tasarımcıları G.L. Watson & Co.’nun gözetiminde tam bir restorasyonun ardından yeniden hizmete alındı. Donanım konusu Hamburg'daki Blohm & Voss Repair GmbH'de gerçekleştirilmişti. Projeye, yaklaşık seksen yıl önce John Brown'a ürün tedarik etmiş olan İskoç ve Merseyside mühendislik şirketleri de dahil olmak üzere Birleşik Krallık, Avrupa ve ötesinden firmalar katıldı. Bu yat restorasyonu sırasında ulaşılan standartlar, restorasyon kalitesinde çığır açtı ve bu beğenilen klasiğin orijinal güzelliğini ortaya çıkardı. Nahlin'in 2010 yazında yeniden hizmete alınması, bu seçkin klasik yatı kurtarmak için yirmi yılı aşkın bir kampanyanın mümkün olan en iyi sonucunu getirdi.

Nahlin, günümüzde İngiliz milyarder ve mucit John Dyson’a ait bulunmaktadır. John Dyson çok kapsalı özellikleri olan iş adamı, girişimci ve hayırseverdir. Ev aletlerine, özellikle elektrikli süpürgelere yenilikçi ve tasarım odaklı yaklaşımıyla tanınan bir İngiliz teknoloji şirketi olan Dyson'ın kurucusudur. Önde gelen bir mucit, mühendis ve endüstriyel tasarımcı olarak tanınmaktadır. Nahlin Yatı’nın günümüzdeki değeri 70 Milyon dolar olarak açıklanmıştır. Yıllık işletme maliyeti yaklaşık 7 milyon dolardır. John Dyson için Nahlin’in korumaya alınmasının ve tüm bu zorlu, sabır isteyen uğraşların bir gerçeği vardır. Buna “Cultural Patrimony- Kültürel Miras” denilmekte.

Cultural Patrimony- Kültürel Miras

Kültürel Miras, geleneksel veya tarihi öneme sahip nesnelerdir ve ancak kültürel miras bilincine sahip toplumlar ve milletler indinde hudutsuz öneme bir sahiptir ve devredilemezler, yok edilemezler. Büyük Britanya İmparatorluğu gibi çok köklü denizcilik geleneği olan bu ülkede, mazisi engin kültürüyle bağlı olan Nahlin Yatı nasıl olur da böylesine hatta aşağılayıcı bir ilgisizliğe maruz kalmıştır, çok şaşırtıcıdır. Ancak“Cultural Patrimony - Kültürel Miras” e sahip çıkanlar tarafından yeniden anavatanına dönmüş ve korumaya alınmıştır.

----------------------------------------------- 4 Richard Donkin; (21 Eylül 2011). “A piece of sailing heritage comes with a large price tag". Financial Times. London. S. 4. 5 Simon de Bruxelles, (3 Aralık 1999). "Royal yacht to be restored to past glory". The Times. Londra. S. 12. 6 National Maritime Museum, Greenwich, İngiltere.

İngiliz Kraliyet Yatı Britannia günümüzde bir müze gemidir ve yılda ortalama 300.000 kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Büyük Britanya Krallığı’nın 83.cü yatı olan Royal Yacht Britannia, 16 Nisan 1953’te, Kraliçe Elizabeth'in yatın resmi adını açıkladığı Dunbartonshire, Clydebank'taki John Brown & Co. Ltd tersanesinden törenle denize indirildi. 11 Ocak 1954 tarihinde hizmete hazır hale getirilen Britannia sicilinde “Steel Screw Steamer Yacht” yazılıdır. 5769 grt., 2376 nrt. ve 4960 dwt. idi. Tam boy: 412 ft.,Genişlik: 55.1 ft., Derinlik 32.5 ft. ve Draftı 15 ft. idi. John Brown & Co. Ltd. Clydbank imalatı ana makinesi 4 adet buhar türbini idi ve azami seyir sürati 22.5 knots idi.( Kaynak: Clyde Built Ships & Shipbuilders) Britannia Yatı, 22 Nisan'da ilk denizaşırı limanına yelken açmadan önce, 11 Ocak 1954'te Kraliyet Donanması kadrosuna kaydedilmişti. Britannia Yatı, 44 yıllık hizmet süresi boyunca kraliyet ailesinin Yüzer Sarayı olarak tanımlandı. Muhteşem devlet resepsiyonları, ziyafetleri ve misafirleri ağırlamak için kullanıldığı için, Sir Winston Churchill, Nelson Mandela, Ronald Reagan ve Rajiv Gandhi de dahil olmak üzere çok sayıda dünya lideri yıllar boyunca Britannia’da bir araya geldiler. Britannia’yı onarmak için gereken önemli maliyetin bir sonucu olarak 1994 yılında Britannia’nın hizmet çıkarılması ve emekli edilmesi kararlaştırıldı. Britannia geride bıraktığı uzun yıllardan sonra “Refitting” denilen baştanbaşa yenilenmesi kaçınılmaz hale geldiğinden, böyle bir yenileme maliyetinin 17 milyon sterlin olacağı tahmin ediliyordu. Buna karşın yapılacak yenileme Britannia’yı yalnızca beş yıl daha hizmette tutabilecekti. 11 Aralık 1997’de Kraliyet Yatı Britannia, Kraliyet ailesinin kıdemli üyelerinin çoğunun katıldığı resmi bir törenle hizmet dışı bırakıldı. Kraliçe Elizabeth’in bu tören sırasında alışılmadık bir şekilde gözyaşı döktüğünün görüldüğü bildirildi. Kraliçe o sırada “44 yıldan fazla geriye baktığımızda, ülkemize, Kraliyet Donanması'na ve aileme büyük bir ayrıcalıkla hizmet etmiş olan bu büyük gemiyi gurur ve şükranla yansıtabiliriz” dedi.

Britannia müze gemi olmak üzere yedeklenirken.

Kraliyet Yatı Britannia artık çok değerli bir müze gemidir ve İskoçya’nın Edinburgh kentindeki Port of Leith’teki rıhtımda bağlıdır. Yılda ortalama 300.000 ziyaretçiyi ağırlayan Britannia Yatı, ayni zamanda çevresindeki otellere, kafelere, restorantlara ve alışveriş merkezlerine, hediyelik eşya satan mağazalara,seyahat acentelerine kadar çok çeşitli ve renkli bir dünya yaratmıştır. Türkiye’de “Savarona’yı batıralım da bu yattan kurtulalım.” diye milletvekilinin kısacık bakış açısı hayli önceki senelerde kalırken, Savarona Yatı’nı tarihe, kültüre, turizme kazandırmayı ön görecekler. İngiliz Kraliyet Yatı Britannia’yı örnek alabileceklerdir

Atatürk’ün vefatından sonra Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Celal Bayar ve hatta Dışişleri Bakanları Savarona’yla resmî geziler yaptılar

2 Mart 1939 tarihli gazeteler Milli Şef İsmet İnönü’nün hususi trenle Ankara’dan İstanbul’a hareket ettiği haberini vermektedirler. İsmet İnönü İstanbul’da bir hafta kalacaktır. Trenle Yunanistan’a gitmiş olan Hariciye Vekili Şükrü Saraçoğlu, Türkiye’ye Savarona ile dönmektedir. Bu nedenle Savarona Yunanistan’a gitmiştir. Şükrü Saraçoğlu’nun 2 Mart 1939 sabahı doğruca Dolmabahçe Sarayı rıhtımına yanaşacak ve Şükrü Saraçoğlu yattan ayrıldıktan sonra Cumhurreisi İsmet İnönü’ye saygısını sunacak ve ardından Balkan Anlaşması Toplantısı ve Belgrad, Atina seyahati hakkında bilgi verecektir.

 

Savarona’nın Yunanistan Kralı’nı hamilen Pire açıklarında bir gezi yapması kararlaştırılmıştır. Fakat havanın bozuk olmasından dolayı bu geziden vazgeçilmiştir. Yunanistan Dışişleri bakanlığı Müsteşarı M. Mavrudi, Şükrü Saraçoğlu şerefine bir öğle ziyafeti vermiş ve davet samimi bir hava içinde geçmiştir. Savarona İstanbul’a dönmek üzere Pire’den hareket etmiştir. Cumhurreisi İsmet İnönü 8 Haziran 1939 günü eşi Mevhibe Hanım ile trenle İzmit’e gelmiş ve oradan Derince’ye geçmiştir. İzmit ve Derince’deki tetkiklerini tamamlayan Cumhurreisi Savarona Yatı’na geçmiş ve Savarona Yalova’ya hareket etmiştir. Amiral Şükrü Okan Yalova önlerinde Yavuz muharebe kruvazörünü selamlayan Cumhurreisi’ne bilgi vermiştir. Sakarya motoru ile Yalova’ya çıkan Cumhurreisi ve eşi bir süre Yalova’da kaldıktan sonra Savarona Yatı ile İstanbul’a avdet edeceklerdir.

 İsmet İnönü Savarona Yatı ile Erdek’te Savarona Yatı devlet başkanının resmî gezilerinde pek çok defa kullanılmıştır. Bu gezilerinden birini 28 Haziran 1939 günü Erdek’e yapan İsmet İnönü vilayette Liman Başkanı’nın da katılımı ile bir toplantı yapmıştır. 1 Temmuz deniz şenliklerinde hazır bulunacak olan Milli Şef’in karşılanmasına ait bir program hazırlanmıştır. 17 Temmuz 1939 – “Riyaseti Cumhur Yatı Savarona” yıllık bakım ve onarım yapılması amacıyla Savarona Yatı İstinye’de yüzer havuza alınmıştır. Onarım ve bakım işlemlerinin tamamlanmasından sonra yeniden Dolmabahçe sarayı önlerinde demirleyecektir. 3 Ağustos 1939 - Savarona Yatı ile Boğaz’da gezi yapan Cumhurreisi İsmet İnönü daha bir süre sonra Florya’ya dönmüş ve Savarona’dan ayrılarak Florya Köşkü’ne geçmiştir. Cumhurreisi bir süre Florya’da dinlenecektir. 8 Haziran 1939 Yunan Deniz Kuvvetleri’na ait okul gemisi “Aris” İstanbul limanı’na gelmiştir. Aris merasimle karşılanmış ve zabit namzetleri şerefine ziyafet verilmiştir.

Denizcilik geleneklerine göre Selimiye’den ve Aris’ten yapılan top atışlarıyla karşılama yapılmış ve Salıpazarı önlerinde demirleyen Aris’in komutanı bir dizi resmî ziyaretlerde bulunmuştur. Bu ziyaretleri sırasında Deniz Güverte Kurmay Binbaşı Sadettin Özman irtibat subayı olarak yer almıştır. Reisicumhur İsmet İnönü Savarona ile Beykoz’a gelmiş, karaya çıkarak Boğazın Anadolu Yakasında bir gezinti yapmıştır. Milli Şef akşam üstü yeniden Savarona Yatı’na avdet etmiştir.

Cumhurbaşkanı “Milli Şef” İsmet İnönü Savarona’da

Atatürk’ün vefatından sonra Cumhurbaşkanı olarak göreve başlayan İsmet İnönü İstanbul’da bulunduğu zamanlarda Savarona’yı tercih etmiş ve birçok resmi gezisini Savarona ile yapmıştır. 3 Ağustos 1940 tarihli Son Posta Gazetesi’nin birinci sayfasından verilen haberde “Başvekil Şehrimizde” başlıklı haberde “Refik Saydam bu sabah geldi ve Milli Şefe mülâki olmak üzere derhal Savarona Yatı’na gitti” denilmektedir. 2 Ağustos akşamı Ankara’dan hareket eden Başvekil Doktor Refik Saydam sabah 08.50’de Ankara ekspresi ile İstanbul’a gelmiştir. Dahiliye Vekili Faik Öztrak Başvekili Pendik’te karşılamış ve Pendik’ten itibaren Haydarpaşa’ya kadar birlikte seyahat etmişlerdir. Başvekil’i Reisicumhur namına Seryaver Celâl ile Maliye Vekili Fuad ağralı, Parti Müfettişi Fikret Sılay, İstanbul Valisi Doktor Lûtfi Kırdar İstanbul’da bulunan bütün mebuslar, İstanbul Polis Müdürü, Üniversite Rektörü, Parti, Vilayet, Belediye Erkânı, Gazeteciler ve kalabalık bir halk kütlesi tarafından karşılanmıştır. Başvekil refakatlerinde Dahiliye Vekili ve Vali olduğu halde Acar motoru ile Milli Şef’e mülaki olmak üzere Savarona’ Yatı’na hareket etmişlerdir.

Savarona’yı bir bahriyeli; Hüseyin Babür Özbek anlatsın.. İnanmak isterim ki, Savarona’yı benzersiz kıymetini takdir edenler olacaktır.

Savarona için yazılanlar destelerle mevcut. Savarona Yatı’nı müze gemi olarak sahiplenecek gelecek kuşaklar adına, dünya denizcilik tarihi ve kültür mirası adına, müze gemi yapmak için son sözü “Savarona; Yüzen cennet, olağanüstü yat, bir şekilde ayakta kalabilmiş yaşayan efsane… Atatürk’ün kısa 56 gün süren istirahatında, tedavisinde, hayran kaldığı, unutamadığı; 01 Haziran - 25 Temmuz 1938 günleri arasında Dolmabahçe önlerindeki su üstü mekânı, gemici dili ile M/Y. Savarona.” diye anlatan Hüseyin Babür Özbek’in yazdıklarıyla taçlandırmak istiyorum; 7 Savarona, Denizcilerin Seyir Defterinden… Özel, kraliyete ait olmayan bugüne kadar inşa edilmiş en büyük yat. Geniş, düzenli güverte ve kamaraları ile görenleri hayran bırakan, geçmişi tarihi hatıralarla yüklü bir teknedir M/Y. Savarona... Hint Okyanusu’nda Yaşayan Bir Kuğu Dünyanın 1929- 30 ekonomik krizini yaşadığı dönemde, Avrupalı ve Amerikalı zenginler arasında yatla okyanuslarda dolaşma modası vardı. Emily Margaret Cadwalader ve eşi de bu akıma ayak uydurdular. 1926’da 40 metrelik bir yat yaptırıp adını Savarona koydular. İki yıl sonra 1928’de 80 metre boyunda ikinci bir yat yaptırıp onun da adını Savarona koydular. Bazen zenginlik ve çılgınlıkta hudut yoktur. Üç yıl sonra dünyanın en büyük yatını yaptırdılar ve adını gene Savarona koydular. Birinci ve ikincilerin akıbetlerini bilmiyoruz ama üçüncü Savarona yatı ismini aldığı, “Hint Okyanusu’nda yaşayan bir Afrika kuğusu” gibi, ince, zarif. Baştan kıça doğru, güvertelerin yapısı, teknenin inşa şekli insan eli ile yapılmış beyaz bir kuğu gibi M/Y. Savarona... Tekne Almanya da Hamburg’da, Bohm und Voss tersanesinde 28 Şubat 1931’de kızaktan suya indirildi. Bu dünyaca ünlü tersane, bizim şanlı Yavuz muharebe kruvazörümüzün de (S.M.S. Goeben) 28 Mart 1911’de kızaktan denize indirilip inşa ve donanımının yapıldığı yerdi. Teknenin ilk yapıldığı yıllarda yaşam mahalleri bugünkü gibi değildi. Üç lüks kamara, oyun salonları, yemek salonu ve gene geniş bir salondan ibaretti. Bütün geminin % 65’i ana makine, yardımcı makineler ve yaşamı lüks şekilde idame ettirecek teknik donanımla kaplıydı. Gemiyi 85 civarında konusunda uzman personel yürütüyordu. Donanımı tamamlanıp göz kamaştırmaya, denizlerde “Bir cins Afrika kuğusu” gibi salınmaya başladı. Üç seneye yakın Atlantik’te dolaşan yatın, Amerika karasularına girişine müsaade alınamadı. A.B.D. maliyesi yatın inşa ve donanımına harcanan miktar kadar vergi, gümrük ve liman kayıt ücreti istedi. Davalar açıldı; uzadı ve E.M.Cadwalader çifti ne yaptı ise başarılı olamadı.Hep vergi kaçırmakla suçlandılar. Yatta yalnız kaldığı dönemlerde Bayan Emily Margaret Cadwalader geminin Baş Mühendisi’ne (Baş Çarkçısı’na) sırılsıklam aşık oldu. Bir aile faciası yaşanmak üzere idi ki, Şubat 1937’de yatın satışa çıkarıldığı Londra’da denizcilik camiasına duyuruldu. Southampton’da Türk Bayrağı Çekildi İngiliz Kralı 8’inci Edward bu tarihlerde İstanbul’da idi. Atatürk Moda Koyu’nda misafiri onuruna yelken yarışları düzenledi. Bu yarışı iki devlet başkanı Ertuğrul Yatı’ndan takip ederken, Kralın beyaz elbiselerinin üzerine yaşlı tekne Ertuğrul’un, “Yağlı, ziftli kurumları” döküldü. Her şey berbat oldu. Denizci bir ülkenin kralına bunun izahı olamazdı. Atatürk’ün canı sıkıldı. Birlikte yarışları takip eden İngiliz yatına geçtiler. Ertuğrul yatındaki kötü gelişme ve uzun zamandır doktorların Atatürk’ün rahatsızlığının ilerlediğini, acilen “deniz havası” tavsiyesi, devlet ricalini geçte olsa hareketlendirdi. Lidere yakışacak bir yat arayışı başladı. Berlin Elçisi Haydar Apak, Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak ve Londra Elçisi Fethi Okyar bu işleri takiple görevlendirildi. M/Y. Savarona’nın satışta olduğu haberi üzerine resmi Atatürk’e gönderildi. Ata: “Beğendim, uygunsa takip edip alalım.” dedi. Aynı tarihlerde, Türk Heyeti alım teklifi verdiğinde Hitler de bu tekneyi almaya talipti. Ancak Atatürk talip olunca, onun rahatsızlığını da göz önüne alan Almanların alımdan vazgeçtiği görüldü.

Yat Amerikan karasularına giremediğinden sahiplerinin deniz tutkusunu kırmış, üç senedir İngiltere’nin güneyinde Southampton limanında demirde beklemişti. Umulanın çok altında, 1 milyon 200 bin dolara yatı satın aldık. 24 Mart 1938 tarihinde Southampton limanında, Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Fethi Okyar Savarona’nın kıç gönderine Türk Bayrağını çekti. Artık inşa edildiği tersaneye gidecek, iyi bir overhol (bakım) gördükten sonra Türkiye’ye intikal edecekti. Her şey hazır olunca 22 Mayıs 1938’de Süvari Sait Özege ve 45 personeli ile gemi rotasını Akdeniz’e, Türkiye’ye çevirdi. Artık okyanuslar, lüks geziler o an için geride kalmıştı. 56 Günlük Kısa Yaşam Savarona Ege’de Türk karasularına girdikten bir gün sonra, 01 Haziran 1938’de 06:30’da Florya önlerine demirledi. Atatürk Dolmabahçe Sarayı’nda idi. Gemi demir aldı. Bu defa 13. 45’te Dolmabahçe önlerine demirledi. 2 saat sonra Büyük Atatürk Acar motoru ile yanında Hasan Rıza Soyak, Salih Bozok ve Kılıç Ali ile yata geldi. Resimde gördüğünden daha çok beğenmişti; keyiflendi, geçici de olsa yüzü güldü. Daha önce isminin değişmesi istenmişti. Aranmış taranmış, “Savarona” yerine, “Güneşdil” kelimesi uygun görülmüştü. Yata çıktıktan sonra öyle etkilendi ki, “İsmi değişmesin, öyle kalsın, gene Savarona olsun” dedi Ata. Önceleri hayli moralli idi. Rahatsızlığı hafifler, geçer gibi oldu. Doktorların dikkatine, kendi hassasiyetine rağmen teknede iki defa kriz geçirdi. Hastalığı beklenmedik şekilde ilerledi, artık yatta M/Y. Savarona’da sürekli kalması birkaç yönden iyi olmayabilirdi. 01 Haziran saat 13:45’te geldiği tekneden 56 gün sonra 25 Temmuz 1938 sabaha doğru hatta sabahı bile beklemeden oturduğu koltuğu ile acilen karaya-Dolmabahçe’ye alındı. Gidiş o gidiş oldu. Çok sevdiği, “Çocuğum” dediği M/Y. Savarona’ya bir daha dönmeye ömrü yetmedi. Çevresi, Türk halkı, çok ama çok şey beklemişti. Sağlığına kavuşacağı eski günlere döneceği zannediliyordu. Keşke daha önce, en az iki yıl evvel böyle bir yat alınıp sağlık uygulamasına gidilebilseydi. 56 gün güvertelerinde, kamarasında ve köprüüstünde dolaştı. Deniz havasını teneffüs etti. O geminin her yerine bakışlarıyla yaşamından, düşüncelerinden şimdi silinir gibi olsa da izler bıraktı. Ana güvertede oturup Boğazı seyretmeye doyamadı. Bize o tekneyi emanet olarak bıraktı. Hep, “Ata’mızın emaneti Savarona” olarak anıldı. “Denizcilerin Seyir Defterlerinde” de hep böyle yazar ve yazacak.

 

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.