A.S.P.
parcababa-erce
İstanbul
21 Haziran, 2024, Cuma
  • DOLAR
    32.30
  • EURO
    35.15
  • ALTIN
    2406.9
  • BIST
    10401.67
  • BTC
    67490.92$

Münacaat

07 Nisan 2023, Cuma 13:29
reklam yerim makale içi

Ey her şeyi bilen, gören ve yaratan tanrım sana arz ı halimdir.

Kasımpaşa, Kulaksız mezarlığında mukim bir mezar taşı kitabesi ile başlamak istiyorum. Bu mezar taşını ben görmedim. Görsem de okuyabilemem. Nerede okuduğumu ve resimlerini nerede gördüğümü de hatırlayamadım. Ancak içeriği gayet açık, çarpıcı ve mizahi yönü alabildiğince kuvvetli hatta kuvvetten de öte, hakikatin ta kendisi. Buyrun okuyun:

Ben de bir zamanlar Süleyman idim

Ateşe,rüzgara hükümran idim

Sanmayın Sultan- ı Süleyman idim

Tersane-i amirede,külhancı Süleyman idim.

Allahın gani rahmeti üzerine olsun Külhancı Süleyman kardeşim. Ne zaman, nerede, nasıl yaşadın? Kimdin, nereliydin, kaç yaşında ve neden irtihal ettin? Ecel geldi mi vefat etmek kaçınılmaz ama genede bu fani hayatında mutlu muydun, çoluk çocuğun var mıydı, hayatta istediklerine sahip olabildin mi Süleyman kardeşim?

Mezar taşı kitaben eski yazı ile yazıldığından ve Tersane-i Amirede külhancı olman hasebi ile Cumhuriyet öncesi imparatorluk zamanında yaşadığına hükmediyorum. Hiciv yanın kuvvetli bir fani imişsin ki mezar taşın bile bir ders mahiyetinde, tabii ki anlayana.

‘’Bakî kalan şu kubbede bir hoş sada imiş’’ derler ya, işte senden de bir hoş sada kalmış Külhancı Süleyman kardeşim, ne mutlu sana.

Ömer Hayyam asırlar öncesinden söylemiş.

‘’Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz

Kuklacı felek usta, kuklalar da biz

Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer

Bittimi oyun, sandıktayız hepimiz.’’

Ömer Hayyam’ın dörtlüğü ve Külhancı Süleyman’n mezar taşı kitabesi ne kadar güzel anlatıyor hayat-ı hakikatı. Külhancı Süleyman’ın mezar taşı kitabesi resmen hayatı alaya alıp bir mizah şaheseri sunuyor. Ömer Hayyam ise hayatın gerçeklerini insanın başına adeta balyozla vurarak özetliyor.

Oyuna çıktığımdan bu yana asırlar geçti. İlk zamanlar boyalarım pırıl pırıl, kollarımı, bacaklarımı hareket ettiren iplerim sapasağlam ve kuvvetliydi. Zamanla boyalarım soldu, pul pul döküldü, soyuldu. İplerim çürüdü, yer yer koptu. Geçici olarak bağladı felek usta, sonra da baktı ki iyice eskimişim attı sandığın dibine hele dur bakalım biraz daha diye.

2013 yılı Nisan ayının 6’sında İtalya’nın Livarno nam şehri meşhurunun Liman rıhtımına M/S OYSTER nam sefinenin borda iskelesinden savurup attı beni bir tekmede sandığın dibine.

Şimdi o günden beri sandığın dibinde yaşamaya çalışıyorum, bu yaşamaksa! Bir kuklayım, oyuna çıkmak istiyorum ama artık oyuna çıkma şansım yok, biliyorum.

Ben oyuna çıktığım zamanlarda şano ve aksesuarlar çok güzel ve renkli idi. Şimdi ise sandığın dibi çok karanlık ve sessiz.

Ben oyuna çıktığım zamanlarda seyrine doyulmaz gemiler vardı balta başlı, stim makineli, kömür yakan hem yolcu hem de yük taşıyan zamanında transatlantik olarak hizmet etmiş gemiler vardı. O gemiler ve o gemilere kumanda eden kuklalar birer birer silindiler sahnelerden, boyladılar sandığın dibini.

20/25 kişilik koğuşlarda yatarken karda, yağmurda, rüzgar ve çılgın fırtınalarda dümen tutarken mutluyduk. Günlerce doğru dürüst yemek yiyemeden, uyuyamadıktan, Kuzey Atlantik’in fırtınalarından, Hint Okyanusu’nun musonlarından yılmadan oyuna devam ettik. Şikayet etmedik. Gene de olabildiğince mutlu olduk Biscay Körfezi’nin denizlerinden bile yılmadık. Şiar ettik kendimize:

‘’Mihnet-i kendine zevk etmedir alemde hüner

Gam-û şâdi felek böyle gelmiş, böyle gider.’’ deyip yaşadık. Dolucasına, delicesine, yarını düşünmeden oyuna devam ettik. Oyun, metazori değildi. Zevkle, istekle katıldık oyuna ama gün gelip de felek ustanın bir tekmesi ile sandığın dibini boylayacağımızı hiç düşünemedik. Bir laf vardır halk arasında, hep söylenir. Darb-ı meseldir, doğruluk derecesini bilemem.

Mefta mezara konulunca imam efendi başında dua okur ya işte o zaman kabirde ki merhum veya merhume kafasını kaldırır, kafası tahtalara vurur ve ulan ben ölmüşüm yahu dermiş. İşte “kafasına dank etti'' deyimi bundan galatmış.

Çok şey, pek çok şey de bendenizin kafasına borda iskelesinden sandığın dibine savrulunca dank etti. Allahım, bilemezdim karada yaşamanın bu kadar zor olduğunu. Ey büyük Allah, kadir-i mutlak, yaratan, her şeyi bilen, iznin olmazsa tohum çatlamayan Allahım sığar mı senin büyüklüğüne, yaratanlığına bir kaptanı denizden, gemilerden ayrı koymak, sandığın dibine savurmak, orada yanmaya mecbur bırakmak yakışır mı senin büyüklüğüne Ey Tanrım. Seni, sana şikayet ediyorum çünkü elimden gelen başka bir şey yok.

Yarap ne eksilirdi deryayı izzetinden şu garip kaptan kulunu da gemilerinden ayrı koymasaydın? Sen değil misin Ey ulu Tanrım ben dünyada “Denizcilere fazla günah yazmam çünkü onlar bu dünyada cehennemi yaşayan insanlardır.'' diyen. Tanrım senin cehennem tesmiye ettiğini biz cennet kabul ediyoruz. Kerem et Tanrım, lütfet bir gemiye tayinim çıksın. Her şeyi bilen sensin, anlayan, gören sensin. Artık dayanamıyorum karada yaşamaya, ezilip ,horlanmaya, evimde istenmemeye, aşağılanmaya, işsiz, arkadaşsız, ezik, parasız yaşamaya dayanamıyorum.

Karnım doymuyor, evimin yemekleri doyurmuyor beni. Gemide pişen yemekleri özlüyorum.

Yatağım batıyor, ranzamı özlüyorum. Sessizlik çıldırtıyor, ana makine sesini, jenaratör gürültüsünü arıyorum. Uyuyamıyorum sessizlikten.

Tanrım bilirsin ki ben tankerciyim. Cargo gemisine gittiğimde kamarama bir teneke motorin getirttirim ki tanker kokusu alabileyim. Evim parfüm kokuyor, artık burnum koku alma hassasını kaybetti. “Ne anlar miskû anberden ehli tersane, alışmıştır burunları zift-û katrane’’ dendiğini bilemez misin ey tanrım? Gemi kokusu almak istiyorum.

Dilim tat almıyor. Karada her şey tatsız. Gözyaşı pınarlarım kurudu Aliağa’ya giden gemilerin ardından ağlamaktan. Yılın en büyük fırtınası gelip geçti, Ayandon. Millet denizdeydi. Fırtına ile boğuştu, doğa ile mücadele etti. Ben sahilde travers yapan gemileri izledim. Kahroldum. O gemilerin köprüüstlerinde olmak, onlara kumanda edebilmek için dinimi, imanımı, ruhumu şeytana satmaya razı oldum ama heyhat, gene de sandıktan çıkamadım.

Tanrım, derler ki Karadeniz’in kara karanlığında bir kara taş, kara taşın altın da bir kara kurt ve kara kurdun ağzında bir yeşil yaprak… Ey Tanrım, Karadeniz’in kara karanlığında kara taşın altındaki kara kurdunun rızkından vazgeçmeyen Tanrım, şu koca kaptanının rızkını da bir gemiden nasip eyle. Eski olsun, hurda olsun, köhne olsun ama dönen bir pervanesi, yön verebilen bir dümeni, tahta kapaklı bir anbarı olsun. Yeter ki iskele veya sancak kırlangıcına çıktığımda altımda titreyen bir güverte, dalgaların üzerinde seken bir tekne olsun, olsun da nasıl olursa olsun be Tanrım.

Tanrım, ya derdime derman ya katlime ferman…

Derman sensin Tanrım. Ya bir dünya gemisinde kaptanlık nasip eyle ya da emret, al. Kanatlı azrail alıp götürsün gök gemisine. Karar senin.                                                                                                                                              

08.06.2013 Gümüşyaka         

Uz. Yl. Kaptan

H.Tuncay Alpman

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.