yeni
İstanbul
16 Mayıs, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    43.72
  • EURO
    51.93
  • ALTIN
    7014.0
  • BIST
    14.181
  • BTC
    68377.802$

Mustafa Kemal Paşa ile İstanbul’dan Samsun’a

16 Mayıs 2026, Cumartesi 00:05

Mustafa Kemal Paşa
ile İstanbul’dan Samsun’a
Yazan: Osman Öndeş

Wersailles’de Almanya’nın teslim şartları görüşülürken.
Kaynak:IWM- Imperial War Museum arşivi.

Tarih: 3 Kasım 1918
Ve sonrası     

I.Dünya Harbi süratle Almanya’nın yenilgisi şekline dönüşmekteydi. Harbin kaderini belirleyecek olan stratejik anahtar ise asker idi. Almanya Ocak 1918’de ABD Başkanı Woodrow Wilson’un “Fourteen Points - Ondört Koşul” barış anlaşmasını kabul etmek zorunda kalarak ABD’ye kararını açıkladı. Ancak Alman Hükümeti savaşın kazanılamayacağını alenen kabul ettikten sonra bir ayaklama ve hatta bir devrim meydana geldi.  Artık İtilaf Devletleri’nin ortaya koydukları teslim olma koşullarına direnecek halleri kalmamıştı. 28 Eylül 1918’de ateşkes yolundaki kilit gelişme meydana geldi ve Alman askeri stretejisinin mimarı sayılan General Erich Friedrich Wilhelm Ludendorff,  o akşam Hindenburg’a erken bir ateşkesin zorunlu olduğunu söyledi. Çare kalmamıştı; Hindenburg kabul etti. Balkanlar, Fransa ve Alman ordusundaki gelişmeler çöküşü daha da  hızlandırdı.

Beklenen bir barış olsa da, bu Almanya’nın ve 
Osmanlı Devleti’nin teslim olması demekti!

31 Ekim 1918’de Osmanlı Türkiyesi de ateşkes imzaladı. Almanya’da Donanma isyan etmişti.  Kiel’de Harp gemilerinde ayaklanma başlamıştı.  Harp  gemileri Kiel’de cephane fabrikalarındaki işçilerle birleşerek Kızıl Bayrak açtılar. Bu ayaklanma Kuzey Almanya’ya kadar yayıldı. 9 Kasım 1918’de geçici sosyalist bir hükümet adı altında cumhuriyet ilan edildi, bu sırada Kaiser II. Wilhelm Almanya’dan sürgüne gitmişti. 
Ekim 1918’de, Büyük Amiral Reinhardt Scheer, Alman Donanması’nın teslim edilmesini “Şerefsiz Barış” olarak ilan etmişti.  Süratle  Kraliyet Donanması’na mümkün olduğunca fazla zarar vermek üzere göndermek için onaylanmamış bir operasyon planladı. Bu şerefsiz barıştır diyordu!


Alman Donanması 21 Haziran 1919 günü Scapa Flow’da gemilerinin kinistinlerini, lumbuzlarını, ve su geçmez bölme kaportalarını  açık bırakarak intihar etmişti. 
Kaynak: IWM- Imperial War Museum Arşivi.

Bu şerefsiz barışı kabul etmeyen Alman Donanması bir zaman sonrasında sürgün edildikleri Scapa Flow’de intihar edecektir. Nitekim  İngiliz filosu tatbikatlar için Scapa Flow’dan ayrıldığında  von Reuter emrini yayınlamıştır! Tüm harp gemilerinin kinistinleri, torpido kovanlarını ve lumbuzları açıldı ve gemiler yavaş yavaş batmaya başladılar. Bir kez daha İmparatorluk Almanyası bayrağı gemilerde dalgalanıyordu.
Alman gemilerini denetlemek amacıyla Scapa Flow’da kalmış olan  küçük İngiliz kuvveti, neler olduğunu anladığında, ana filoya haber verdi ve gemilerin bir kısmını kurtarmaya çalıştı.
Scapa Flow'da tutulan 74 Alman gemisinden 52’si (veya yaklaşık 400.000 ton malzemeye eşdeğer) beş saat içinde suya gömüldü ve bu, tarihte tek bir günde en büyük gemi kaybını temsil ediyordu. İngilizler  gemilerini kurtarmak için yardımı reddeden dokuz Alman bahriyelisini  öldürdüler ve on altısı yaralandı. 
5 Kasım 1918 tarihli ve Sadrazam Ahmet İzzet Paşa tarafından bütün ordugahlara iletilmek üzere yirmi maddeden oluşan askerin terhis talimatnamesi yayınlandı.  Mütarekenin uygulanmasına yönelik ilk icraatlardan birisi seferberlik zamanında oluşturulmuş olan Karargâh-ı Umumiye’nin lağvedilmesi oldu. 
6 Kasım’dan itibaren ilk İtilaf Heyetleri’nin İstanbul’a ulaşmasıyla birlikte, Boğazlar’daki istihkamları ele geçirilmeye başlandı. Müttefik (İtilaf Devletleri) Donanması’nın sorunsuz bir şekilde İstanbul’a ulaşmasının önü açılmış oldu. Bu süre içerisinde 200 kişilik bir Müttefik kuvvet Seddülbahir’e, 400 kişilik bir kuvvet de Kumkale’ye yerleştirildi. İtilaf Devletleri güçlerinin el koyma faaliyetleri çerçevesinde Harbiye Nezareti de çeşitli önlemler alarak, bazı mevki komutanlıklarını boşaltmasına dair emirler yayınladı.
7 Kasım’dan itibaren İtilaf askerlerinin temsilcileri İstanbul’a ayak basmaya başladılar. Çanakkale’ye gelen İngiliz Heyeti’nden General Fuller ile Müstahkem Mevki Komutanı Albay Selahattin Adil Paşa arasında istihkâmların boşaltılmasına dair bir protokol hazırlandı. Bu protokol çerçevesinde İtilaf Donanması’nın güvenli bir şeklinde Boğazlar’dan geçişi için mayın arama tarama  gemileri Çanakkale Boğazı’nda göreve başladılar. 
General Fuller çok yakında yetmiş seksen kadar savaş gemisinden oluşan İtilaf Filosu’nun  (Müttefik) üç dört güne kadar İstanbul’a geleceğini belirtti. 1
9 Kasım tarihli İkdam gazetesinin haberine göre, Harbiye ve Bahriye Nezaretleri bünyesinde vazife görecek olan İtilaf Heyeti’ne Türk basını çok büyük ihtimam göstererek, heyetlerin muhtemel çalışmaları hakkında haber ve yorumlara sayfalarında yer vermeye başladı. Yoğun bir basın ilgisi ile karşılaşan İngiliz ve Fransız Heyetleri, göreve başlamadan evvel Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’yı ve daha sonrada Bahriye Nazırı Rauf Bey’i ziyaret ettiler. Ardından heyet Harbiye Nezareti’ne geçerek, Erkan-ı Harbiye Umumi Reisi Cevat Paşa ile görüştüler. 
Büyük İtilaf Donanması’nın İstanbul’a beklendiği günlerde hükümet, başta İstanbul olmak üzere tüm yurtta asayişin sağlanması ve bu vesile ile olası bir işgale sebebiyet vermemek amacıyla diplomatik düzeyde derhal çalışmalarına başlayacaktı. Bu amaçla Bahriye Nazırı Rauf Bey, Amiral Calthorpe’den siyasi mümessil talep ederken, diğer taraftan İtilaf Devletleri  Filosu ile birlikte Yunan Harp Gemileri’nin gelmesini ve İtilaf Güçleri ile birlikte bir işgalde bulunmalarını önlemek amacıyla derhal girişimlerde bulunacaktı. Bu görev kapsamında Mondros’ta irtibat subayı olarak görev yapan Yüzbaşı Şevket’e 5/6 Kasım gecesi gönderilen bir telgrafla; İstanbul’un Müttefik Kuvvetleri tarafından işgalinin ancak içerde çıkabilecek bir karışıklık durumunda vuku bulacağına dair azınlıklar arasında bir kanaat uyandırılmaya çalışıldığını ve Patrikhane tarafından bu konuda çeşitli faaliyetler gösterildiğini, hükümet tarafından alınan çeşitli tedbirlere rağmen gayri müslimlerin silahla mukabeleye kararlı olduklarını ve bu suretle çıkacak karışıklıklar neticesinde şehrin işgaline müsaade edilmesinin doğru olmayacağını belirterek, İngiliz Filosu’nun İstanbul’a geleceği günün önceden haber verilmesinin temini amacıyla Bahriye Nazırı olarak Amiral Somerset Arthur Gough- Calthorpe’e  bir yazı gönderdi.  Ancak bütün bu girişimlere rağmen Bahriye Nezareti, Amiral Calthorpe’den istediği cevabı alamadı. Aksine Amiral Calthorpe “Hükümetimden alınan emir doğrultusunda Yunan gemilerinin İstanbul’a gelmesini men edemeyeceği…” içerikli telgraf gönderdi. 
Bu girişimden bir sonuç alamayan hükümet, işgali önlemek veya en azından Yunan gemilerinin İstanbul’a gelmesine engel olmak amacıyla yeni bir teşebbüste bulunarak, Boğazlar ve Trakya Müttefik Kuvvetleri Kumandanı General Wilson’a ulaşmak amacıyla generalin irtibat subayı olarak görevlendirilen Kurmay Yüzbaşı Sadullah Bey’den konu ile ilgili olarak girişimlerde bulunmasını istedi. Sadullah Bey, Mondros’da Amiral Calthorpe ve General Wilson ile yaptığı görüşmeler neticesinde Yunan gemilerinin İstanbul’a gelmemesini bir kez daha rica etmesine rağmen, bu emrin değiştirilmesine imkân olmadığının açıklandığı bildirildi. Yalnız, Yunan gemilerinin Selimiye Kışlası açıklarında bırakılmak suretiyle İstanbul’dan biraz uzakta bulundurulmasına muvafakat ettiğini de ifade etti. Bununla birlikte Yunan diplomatik çevrelerinin Londra’da birtakım teşebbüslerde bulunarak bu planı değiştirmeye çalışmalarının imkân dâhilinde olduğuna dair bilgilerin alındığı da İstanbul’a telgrafla bildirdi.
İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u işgale hazırlandıkları artık kesinleşiyordu. İngiliz Harp (War)  Bakanlığı, Amiral Calthorpe ve General Milne’e işgalin, İngiliz ve Fransız güçleri tarafından gerçekleşeceğine dair talimat gönderirken, İtalyanlar’a faal  bir yetki  verilemeyeceğini kaydetti.
8 Kasım 1918’de Mütareke hükümleri çerçevesinde İtilaf askerleri, Boğaz istihkâmları  ile başkentin sokaklarında görülmeye başlarken, çoğunlukla iç meselelerden dolayı, Ahmet İzzet Paşa Hükümeti istifa etmek durumunda kaldı. Yerine Tevfik Paşa Hükümeti kuruldu ve çok zor bir şekilde Meclis’ten güvenoyu aldı. Yeni hükümetin Hariciye Nazırlığı’na da Mustafa Reşit Paşa getirildi.2
Mondros Mütarekesi'nden hemen sonra Müttefikler Osmanlı topraklarını işgal etmeye başladılar; 13 gün sonra, 12 Kasım 1918'de bir Fransız tugayı İstanbul’a girdi. Ertesi gün ilk İngiliz birlikleri şehre girdi. İstanbul işgal ediliyor ve İtilaf Devletleri tarafından bölüşülüyordu.     

Tarih 8 - 13 Kasım 1918  Günleri;
İtilaf Devletleri Harp Gemilerindan oluşan 
bir Donanma İstanbul’u işgal ediyor

 Limni Adası Mondros Koyu’ndan hareket etmiş olan İtilaf Devletleri harp gemileri İstanbul’un işgali için Çanakkale Boğazı’ndan geçmekteler. 
En baştaki sancak gemisi HMS Superb kruvazörüdür. 
Kaynak: Imperial War Museum Arşivi.

Bahriye Nazırı Rauf Bey, Amiral Somers Arthur Gough-Calthorpe’e İtilaf Devletleri harp gemilerinin İstanbul’a ne zaman intikal edeceklerini bildirmesi konusunda bir mesaj gönderdi. Amacı İstanbul’da alınacak tedbirleri ve uygulamaları planlamaktı.
Verilen cevap doğrultusunda  Bahriye Nezareti’nden bir tamim yayınlandı. Bu tamime göre; İtilaf Devletleri harp gemlieri için planda gösterildiği üzere Dolmabahçe ve  daha ilerilere şamandıralar atılacaktı. 
-13 Kasım 1918 Çarşamba günü sabah saatlerinden itibaren Karaköy Rıhtımı’ndan, Tophane-i Amire Rıhtımı dahil olmak üzere tüm rıhtımlar boşaltılacak ve bu rıhtımlara yanaşmış hiçbir gemi olmayacaktı.
- Sabah 07.00’den öğleden sonra saat 12.00’e kadar tüm deniz trafiği yasaklanmıştı. Bu saatler boyunca sandallar dahil Karaköy - Sarayburnu, Kızkulesi ve İstanbul Boğazı’na kadar denizde hiçbir deniz aracı sefer yapmayacaktı.
Bahriye Nezareti’nden yapılan tebligat şöyleydi; “Bugün limanımıza Düveli İtilafiye Donanması muvasalat  ve avdet  edeceğinden donanmanın azimet ve avdetinde manevrasına  halel gelmemek  ve müsademe ve saire gibi kazalara  mahal kalmamak üzere, sabahleyin sekizden badezzeval saat ikiye kadar İstanbul Limanı’nda her nevi   sefain ve merakib-i  bahriyenin mürur-u uburu (Gelip geçmesi) men edildiği  ilan olunur.”
Mondros Mütarekesi’nin ardından İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan harp gemilerinin İstanbul seferleri için hazır olmaları emri verildi. Kömür gemileri harp gemilerine aborda olarak tüm  bunkerlere ikmal yapıldı. Diğer ikmaller tamamlandı. 9 Kasım günü akşamı artık hareket emrini beklemeye başladılar.  
10 Kasım 1918 Pazar günü Çanakkale Boğazı’na doğru pruva nizamında harekete geçtiler. 
Sancak gemisi HMS Superb idi. Diğerleri; HMS Temeraire, HMS Lord Nelson (Sancak gemisi), HMS Agamemnon; Kruvazörler: HMS Canterbury, HMS Skirmisher, HMS Liverpool, HMS Sentinel, HMS Forward, HMS Foresight ve on muhrip idi. Fransız skadronu muharebe gemisi Condorcet’in sancak gemisi olarak yeraldığı muhabere gemilerinden ve kruvazörlerden oluşuyordu. Üçüncü pruva hattı İtalyan harp gemilerinden ve en son Georgios Averof muharebe gemisinin sancak gemisi olarak yer aldığı Yunan Harp gemilerinden meydana gelmişti. Bu harp gemileri; Georgios Averof, Kılkıs, Aeotos, Ierax ve Panthir idi.


 Yunan Muharebe gemisi Georgios Averof ve Kılkıs Selimiye Kışlası ve Haydarpaşa önlerinde demirlemiş haldeler. Kaynak:IWM.


 İtilaf Devletleri’ne ait İngiliz HMS Superb muharebe gemisi Karaköy Rıhtımlarına aborda olmuş halde. Kıç tarafında HMS Nelson ve Fransız Diderot rıhtıma aborda olmuş haldedir. Kaynak: IWM- Imparial War Museum. Fotoğraf: W.J.Brunell.

13 Kasım 1918 tarihinde yerel saat sabah sekizde öncü 4 İngiliz torpidosunun ardından Donanma Komutanı Amiral Somerset  Arthur  Gough- Calthorpe’un içinde bulunduğu “Superb Dretnotu” ve onları takiben 61 parçadan oluşan büyük bir İtilaf Devletleri Donanması Dolmabahçe Sarayı’nın önünden geçerek İstanbul’a demir atmıştı. 

Mezarlıktan bezgin halde geriye bakan bir Türk paşası.. Kılıcı yok, Sadece kını kalmış! Ellerini umutsuzca iki yana açmış, geriye dönerek Marmara’dan İstanbul Boğazı’na süzülen İtilaf Donanması’na bakıyor..
Alaylı şekilde şöyle yazılmış; 
“Türklerin Avrupa’ya getirecekleri kıyametin sonu.. Kısmet!”.
Kaynak; The War Illustrated News, I. World War. C.II. Sf. 929.

Kabataş, Beşiktaş, Ortaköy, Büyükdere,  Haydarpaşa, Kadıköy, Moda Koyu (Penelope Kömür ikmal gemisi), Fenerbahçe açıkları bir anda düşman gemileri ile dolup taşmıştı. İstanbul’a gelen bu donanmayı İtilaf Devletleri’ne ait iki uçak havadan desteklemişti. 
İşgal Kuvvetlerine ait harp gemileri İstanbul önlerinde.. 

War Illustrated News C. X, 3413’üncü sayfasında şöyle yazmaktaydı;“Allied Flags Fly Proudly Off the Golden Horn- Müttefiklerin Bayrakları Gururla Haliç’in önlerinde Dalgalanıyor.” diyor! Fotoğrafların hepsi Haliç’in Galata kısmında ve Boğaza doğru olan gemileri vermektedir. 


 Beş bacalı Fransız muharebe gemisi Concorcet ve (Altta) altı bacalı  Waldeck - Rousseau muharebe kruvazörü İstanbul Boğazı’nda demirlemiş olarak görülmekte. Kaynak: IWM- Imperial War Museum Arşivi. Fotoğraf:W.J.Brunell.

 

İşgalcilerin harp gemileri İstanbul Boğazında demirlerken, askerî birlikler de Galata rıhtımlarına yanaşan gemilerden karaya çıkmaktadırlar. Donanmanın İstanbul’a intikali Çanakkale Boğazı’ndan başlayarak Marmara’daki mayınların temizlenmesi amacıyla, güvenlik sağlanıncaya kadar on beş gün gecikmiştir. Mayın temizleme görevini tamamlayan mayın tarama gemileri de İstanbul’a intikal etmiştir. Filonun bir kısmı  Haydarpaşa’dan Adalar’a doğru Adaların önlerinde ve bazı yardımcı gemiler Yeşilköy  önlerinde demir atmışlardır.


 
19 Mayıs 1919’a beş ay gibi bir zaman kalmıştır! Yürekler yakan, onurları karartan bir fotoğraf daha; Bu fotoğrafta İşgal Kuvvetleri Komutanı Fransız General Frenchet d’Esperey Constantinople’e varıyor! Arkasında selam veren deniz subayı Fransız Yüksek Komisyoneri Amiral Amet’tir. General Frenchet d’Esperey, İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı General Sir Henry F. M. Wilson ile el sıkışıyor. Solda geride süklüm püklüm, onurları yerlerde sürünen, koskoca Osmanlı devletinin yenik düşmüş talihsiz subayları ve sivil erkânı… 
13 Kasım 1918’de General F.M. Wilson’un kumandasında karaya 2,616 İngiliz, 540 Fransız, 470 İtalyan olmak üzere toplam 3,626 asker, çıkarılmıştı. Wilson bu birliklerin işgal tasavvuru ile değil askeri harekat için İstanbul’a geldiklerini bildirmişse de, işgal kuvvetleri İstanbul’un faklı noktalarına dağıtılmışlardı. İngiliz birlikleri Beyoğlu’nu ve Haliç’in kuzeyinden itibaren Karadeniz Boğazı’nın Rumeli tarafını, Fransız birlikleri İstanbul-Çekmece hattı ile bu bölgeden itibaren Marmara Denizi’nin Rumeli tarafını, İtalyan birlikleri ise İstanbul’un Anadolu yakası ile Marmara Adalarını işgal etmişlerdi. İngilizler Harbiye Mektebi’ni, Fransızlar İstanbul’daki Şehremaneti binasını, İtalyanlar ise Nişantaşı’nda Cevdet Paşa Konağı’nı işgal ederek karargah olarak kullanmaya başlamışlardı. Böylece İstanbul fiilen işgal edilmişti. 


 13 Kasım 1918 sonrası günlerde Karaköy Kemankeş Caddesi’ndeki Çinili Gümrük Han,(Günümüzde Çinili Rıhtım Han Otel) işgal güçleri adına Fransız Deniz Kuvvetleri Karargahı yapılmıştı. Bir tarafta Fransız bayrağı dalgalanırken, denize bakan tarafta “Base Navale Française” yazısı okunuyordu. Galata rıhtımları İngiliz ve Fransız harp gemileri tarafından Tophane’ye kadar işgal edilmişti. Kaynak: IWM- Imperial War Museum, Fotoğraf: W.J. Brunell.

 
Tarih 13 Kasım 1918
Mustafa Kemal Paşa İstanbul’da  
   
 Cevat Abbas  Haydarpaşa’dan Sirkeci’ye geçişlerini şöyle anlatır;“Mustafa Kemal Paşa ile ben askerî sevkiyatın bir köhne motörü ile deniz  ortasında yasalanan bu çelik ormanının içinden geçiyorduk”.
13 Kasım 1918’e kadar Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı konusundaki gelişmeler de adı gibi yıldırım hızıyla gelişmişti; 30 Ekim 1918’de Ahmet İzzet Paşa Yıldırım Orduları Grubu komutanlığı’na gönderdiği bir telgrafla,  Liman Von Sanders’in  komutayı Mustafa Kemal Paşa’ya devrederek İstanbul’a avdet etmesini bildirmişti. Bu telgrafında; “Yıldırım Ordu Grubu Kumandanlığı’na, 
Grup mıntıkasında bulunan bilumum Alman kıtaatıyla, münferiden memur Alman zabitan ve efradının derhal Dersaâdet’e sevk ve iadelerini zât-ı devletlerinden  rica ederim. Bundan maada  zât-ı devletlerinin de grubun emir ve kumandasını Mustafa Kemal Paşa’ya  tevdi ederek Dersaâdet’e avdet buyurmalarını rica ederim. 30/10/34, Sadrazam ve Başkumandanlık Erkân-ı Harbiye Reisi Ahmet İzzet”.


 
Ahmet İzzet Paşa gönderdiği telgrafla Mustafa Kemal Paşa’nın da bilgilendirilmesini istemişti. Liman Von Sanders 31 Ekim 1918 günü beraberinde bazı Alman subayı olmak üzere Adana’dan  trenle hareketinden önce Mustafa Kemal Paşa ve Adana’da bulunan  bütün subaylar kendisini uğurlamak amacıyla tren istasyonuna gelmişlerdi.
7 Kasım 1918’de Ahmet İzzet Paşa 7.Ordu Kumandanlığı’na gönderdiği bir yazı ile müracaat halinde İskenderun’un boşaltılıp  General Allenby tarafından tayin edilecek müddet zarfında teslim edilmesinin memleketin selameti için elzem olduğu bildirecektir. Ayni gün İrade-i Seniyye ile Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’nın ve 7.ci Ordu Karargâhı’ının lağvedilerek, Mustafa Kemal Paşa’nın Harbiye Nezareti emrine verildiği tebliğ edilecektir.
Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Mustafa Kemal Paşa’yı telgraf makinası başına çağırarak, İstanbul’da bulunmasının uygun olacağını ve Harbiye Nezareti tarafından Nihat Paşa’ya yapılan  tebliğ ile bu cephedeki birliklerin kumandanlığına tayin edildiği tebliğ edilecektir. Mustafa Kemal Paşa kendisine yapılan tebligat üzerine Yıldırım Ordusu’na bağlı birliklere  veda ederek 10 Kasım günü  özel bir terenle Adana’dan İstanbul’a hareket edecektir. 

16 Mayıs 1919’a kadar
İstanbul’daki günler

Cevat Abbas Gürer Anıları’nda  19 Mayıs’ın hazırlık aşamasını, Mustafa Kemal’in Şişli’deki evinde tanık olduğu görüşmeleri ve bizzat katıldığı “Samsun Yolculuğu”nu şu cümlelerle anlatmıştır;“Ciddiyet, samimiyet, vefa, sabır, tahammül, geniş görüş, derin duyuş, azim, irade, metanet, cesaret, fedakârlık, kahramanlık, kurtarıcılık gibi en yüksek insanî meziyetlerin o büyük adamda ortaya çıkışını ifade edecek olan hatıratımı göz bebeğimiz kadar benimsediğimiz Türk gençliğine 19 Mayıs Bayramı hediyesi olarak sunuyorum.” 

Samsun’a Giden Yol 
16 Mayıs 1919 Cuma günkü gazeteler, siyasi ölçü ve tercihleri içinde İzmir’in işgalini, İtilaf sansürünün tanıdığı standara göre veriyorlardı. Bazıları siyah çerçevelerle, bazıları beklenen neticeyi bildirircesine, bilhassa Rum ve Ermenice çıkanlar zafer başlıklarıyla sayfalarına taşımışlardı..
Olaylar böyle bir hızla devam ederken, Mustafa Kemal de son hazırlıkları tamamlamaktadır. Mustafa Kemal Paşa başka ziyaretlerde de bulunmalıydı. Harbiye Nazırı’nı,  Sadrıazam’ı, Dahiliye Nazırı’nı arar. Hiçbiri makamında değildir. Toplantı halinde olduklarını öğrenir. Sadaret bekleme salonuna alırlar. Mustafa Kemal Paşa’nın geldiğini duyan bazı nazırların da heyecanla salona geldiklerini görerek biraz şaşırırlar.
Mustafa Kemal Paşa’nın sözleriyle devam edelim; “Bâb-ı âli’dekiler İzmir’in işgalinin şaşkınlığı içindeydiler. Kendilerine bu işgallerin devamının beklenmesini hatırlatmakla yetindim. Dünkü ve bugünkü kabulünde Padişah endişa içindeydi. Benim oralarda alacağım önlemlere karşılıklı  mukavelelerle engel olacağımdan emin olduğunu söyledi.” 
Sonra Refet Paşa’ya dönerek sorar:  “Rauf’a vapurun batırılacağı söylentisi üzerinde görüşlerini sordun mu?” 
Ardından; “Kaptanı çağıralım da rota ve öteki hususları beraberce kararlaştıralım.” dedi. İsmail Hakkı Kaptan geldi ve konuları teker teker ele aldık. Vapur Kızkulesi açıklarında (Sarayburnu - Sirkeci arası) idi. Ordu Müfettişi kadrosu, daha evvel vapurda toplanacak, daha sonra Mustafa Kemal, Refet ve yaverler Bahriye Nezareti’nin tahsis edeceği motorla gemiye çıkacaklardı.


 
Bandırma Vapuru Hazırlanıyor
Kaptan İsmail Hakkı kumandasında Samsun seferine çıkmak üzere Bandırma Vapuru’nun ikmali yapılır ve Sarayburnu’na yakın  bir şamandırada beklemeye başlar. 
Mustafa Kemal Paşa şöyle anlatır; “Karargâhımızdan olanlar belirlenen saatte rıhtımda toplanmış olacaklardı. Otomobil kapımın önünde idi. Evdeki vedaları bitirmiştim. Tam o sırada gelen bir dostum aldığı bir habere göre, benim ya hareketime müsaade edilmeyeceğini,  yahut vapurun Karadeniz’de batırılacağını söyledi. Yıldırımla vurulmuşa döndüm. Daha sonra vaktiyle uzun müddet yanımda çalışan bir kurmay subay da gelerek, maiyetinde çalıştığı Damad’dan ayni şeyleri öğrendiğini bildirdi. Bir an yalnız kaldım ve düşündüm. Bu dakikada düşmanların elinde idim. Bana her istediklerini yapamazlar mıydı? Beynimden bir şimşek geçti. Tutabilirler, sürebilirler, fakat öldürmek! Bunun için beni Karadeniz’in coşkun dalgaları arasında yakalamak lazımdır..
...Hemen karar verdim, otomobile atlayarak Galata rıhtımına geldim. Baktım ki, rıhtıma yanaşmış olacağını sandığım vapur uzaklardadır. Sandallarla vapura gittik.
… Yirmi yedi yıllık ihtiyar kaptan demir aldırmaya başladı.. Ben kaptan köşkünde idim. Subay ve askerler dışarı çıktılar. Hareket ettik.”
 

Gemi Süvarisi İsmail Hakkı Kaptan halatın şamandıradan fora edilmesini takiben gemiye yol verdi. Bandırma Vapuru’nda; gemi mürettebatı 23 kişiydi. Mustafa Kemal Paşa ile kurmay heyeti 25 kişiydi. Çavuş, onbaşı, neferlerden oluşan 23 erat listesi ile birlikte gemide 71 kişi vardı! Bu kapasitedeki bir vapur için bu son derece büyük bir rakamdır. Kesinlikle çok meşakkatli bir yolculuk yapılmıştır. Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarını Bandırma vapuruyla üç günlük zor ve tehlikeli bir yolculuktan sonra Samsun’a götürmeyi başaran Kaptan İsmail Hakkı’nın,Ulus Gazetesi’nde yer alan anılarında Milli Mücadele’nin ateşini yakan bu yolculuğu hayli özet bir şekilde anlatmıştır;  Ulus Gazetesi’nde  yazı şöyledir; “19 Mayıs 1919, garip bir tesadüfle üç 19’u yanyana getiren gün, Türk milletinin kalbinde unutulmaz bir tarih olarak daima nakşedilmiş kalacaktır. 
19 Mayıs 1919 günü, büyük ve şerefli bir milletin, asırlardan beri daima makus gitmekte olan talihini değiştirecek, Türk’e kendi büyüklüğüne lâyık yeni bir mukadderat yaratacak olan üst adam, tarihi ve heybetli misyonuna başlamak üzere Samsun’da karaya iniyordu. Yoksul bırakılmış mazlum milletin sayısız harplar ve yolsuzluklardan arta kalmış herşey gibi, küçük ve fersude bir tekne, Bandırma gemisi, bu büyük ve şanlı yolculuğu koynunda barındırarak dünya değer hamulesi ile günlerce Karadeniz’in kendi boyundan aşkın dalgaları ile çarpışmıştı. Artık herşeyin kaybedildiğine inanıldığı bir sırada milletinin asalet ve cesaretinden kuvvet alarak, bütün dünyayı hayrete düşürecek muazzam bir tasavvuru dimağında taşıyan büyük adamla, onun şerefli seyahatine vasıta olan bu küçük gemi ne aşikar bir çelişki idi. Fakat, daha nice mücadele yılları türlü tezadlarla dolu geçecek ve bu tezadların içinden kurtuluş güneşi doğacaktı. Yedi mil süratle ve ufacık teknesi ile Karadeniz’in dalgaları ile boy ölçüşen bu gemi adeta kurtarıcının memleketin mütevazı imkanları ile giriştiği büyük ve çetin mücadeleyi sembolize ediyordu, denilebilir. Bu küçük gemi, erişebileceği en büyük şerefe kavuşarak, bir millet yaratacak ve bir vatan kuracak olan dahi adamı tam zamanında vatan toprağının en müsait parçasına çıkarmak suretiyle tarihi vazifesini gördükten sonra, ömrünü tamamladı. Bugün ayni ismi taşıyan gemide plakasından başka onunla ayni olan bir tarafı yoktur. Fakat bu tarihi seyahati idare etmiş olan kaptanın kim olduğunu hiç düşündünüz mü? Biz, bu şerefe erişmiş olan mesut adamı aradık ve bulduk. İdarenin en eski kaptanlarından olan Kayserili İsmail Hakkı Durusu, bu seyahatin intibalarını gazetemiz için yazarak bize göndermiştir. Sözü, Kaptan İsmail Hakkı (Durusu) ya bırakıyoruz; “1919 tarihinde Bandırma vapuru ile Atatürk’ü İstanbul’dan alıp Samsun’a götürdüğümüz seferde gerek hareketimizden evvel, gerekse yolda şahidi olduğum olaylardan hatırıma gelenleri şöyle yazdım; Hareketimizden birgün evvel Paşa beni İdareden Harbiye’de dairesine çağırtmıştı. Gittim ve kabul buyuruldum. Hareketimize dair bir takım açıklayacı bilgi isteğinde  bulundular. Gerekli  cevapları verdim. Ertesi gün öğle üzeri hareket edileceğini ve geminin hazır bulundurulmasını emir buyurdular. Filhakika o gün öğle vakti gemiyi teşrif ettiler. Kontrol heyeti geldi. Hemen hareket edebileceğimizi söylediler. Derhal hareket ettik. Boğaz’dan çıkarken müthiş bir fırtınanın hükmetmekte olduğunu gördük. Ne kadar şiddetli fırtına olursa olsun yolumuza devama karar vermiştik. Böylece yolumuza devam ettik. Son süratimiz olan yedi mil ile Karadeniz’in bîaman (Aman vermeyen) dalgaları arasında yuvarlana yuvarlana İnebolu ve Sinop’a uğrayarak bin türlü zorluklar içersinde birgün şafak vakti Samsun’a vardık. Paşa bu iskeleye çıktılar. Ondan sonra meydana gelen olayları kendileri daha iyi bilirler. 19 seneden sonra o mesut seferimizi bu kadar hatırlayabildim.” 
                                                  ****
                                        


Bandırma Vapuru Kymi adıyla Erdek Kayalıklarında. 
Fotoğraf: Osman Öndeş arşivi©.

 
Kaptan Andreadis, Kymi’yi kayalıklarda olduğu şekilde satın almış ve  kayalıklardan kurtardıktan sonra, Haliç’te büyük onarımını yaptırmıştır. Sefere hazır olduğunda yine Yunan bayrağına tescil edilmiş olarak (Yani Osmanlı karasularında ve iskeleleri arasında Yunan bayraklı olarak) Kymi adıyla  seferlerine devam etmiştir. 
1892  İstanbul’lu G. Dandelos & P. Dandelos kardeşler satın almış ve “Panderma” adını vermişlerdir.  Panderma Yunan bayrağındaki seferlerine devam etmiştir. 
1893’de İstanbul’da Rama P. Derasmo satın almış ve adını değiştirmemiştir.
1894’de  Idare-i Mahsusa satın almış ve “Panderma” adını değiştirmemiştir. 1910’de  Osmanli Seyr-i Sefain İdaresi’ne devredilmiştir.
Bandırma Vapuru hiç batmamıştır. Oysa Bandırma vapuru konusunda tebliğ verenler arasında bile  Bandırma’yı  üç defa bile batırıp çıkanlar olmuştur! 
Bandırma vapuruna Ağustos 1915 tarihinde Marmara’da İngiliz Denizaltısı E14 tarafından atılan torpido isabet etmemiştir.
16 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa ve maiyetindekilerle birlikte Samsun’a hareket etmiş ve 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun’a varmıştır.
1923’de Türkiye Seyr-i Sefain İdaresi’ne devredilmiştir.
1925 yılında “Müze Gemi olarak restore edilerek korunması gerekirken” hurdaya çıkarılmış ve Hüseyin İlhami tarafından Balat Haliç’te sökülmüştür. 

16 Mayıs 1919 hazırlıkları
Mustafa Kemal Paşa’yı ve maiyetindekileri Samsun’a götüren Bandırma Vapuru Mürettebat listesi Kaptan İsmail Hakkı’nın şahsi dosyasında yer almaktadır. Devlet Denizyolları İdaresi Umumi Arşiv Dairesi’ndeki, “Aziz Atatürk’ü 15 Mayıs 1919’da İstanbul’dan alarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkaran tarihî Bandırma Vapuru’nun personel listesidir ” başlıklı ve 10 Mayıs 1960 tarihli Umumi Arşive ait mürettebat listesi şöyledir; 
1.Süvari : Kayserili Ahmet oğlu İsmail Hakkı 
2.İkinci kaptan : Üsküdarlı Tahsin 
3.Kâtip : İsmail 
4.Lostromo : Hasan Reis 
5.Serdümen : Göreleli Şükrü oğlu Temel 
6.Serdümen : Ali oğlu Basri 
7.Ambarcı : Silivrili Hasan oğlu Ahmet 
8.Ambarcı : Rizeli Süleyman oğlu Maksut 
9.Tayfa : Süleyman oğlu Cemil 
10.Tayfa : Hüseyin oğlu Rahmi 
11.Tayfa : Mesut oğlu Temel 
12.1.ci Kamarot : Muharrem oğlu Hacı Tevfik 
13.2.ci Kamarot : İbrahim oğlu Mehmet 
14.Kamarot Yamağı : Mustafa oğlu Halit 
15.Aşçı : Osman oğlu Hacı Hamdi 
16.Serçarkçı : Ağa oğlu Hacı Süleyman (Çarkçı Başı Mehmet Ağa Oğlu Hacı Kadir Süleyman-Gür soyadını almıştır) 
17.İkinci makinist : Deraliyeli Emin 
18.Ateşçi : Koyulhisarlı Yusuf oğlu Halil 
19.Ateşçi : Rizeli Arif oğlu Mansur 
20.Kömürcü : Hasan oğlu Mehmed 
21.Kömürcü : Mehmed Ali oğlu Ömer Faik 
22.Vinççi : İsmail Hakkı 
23.Vinççi : Ali oğlu Galip 
Belge: 10 Mayıs 1960- Umum Arşiv Servisi / İmza
Bandırma Vapurunun Süvarisi Kaptan İsmail Hakkı 1873/74 (Mezar taşında 1870 yazılıdır) doğumludur. Yani Mustafa Kemal Paşa’dan 8-10 yaş büyüktür. Samsun’a hareket edileceği günlerde 45- 46 yaşındadır. Bu tarihten sonra 26 sene daha yaşamıştır! İsmail Hakkı Kaptan, 1891-1919 yılları arasında 21 ticaret gemisinde muhtelif kademelerden gelerek süvarilik yapmış çok deneyimli bir denizcidir. Mesleki birikimine ait  ayrıntılar Şahsi Dosyası’ndaki kayıtlarda yer almaktadır. 
16 Mayıs 1919 tarihi “Kurtuluş’a bir adım”dır.  Bu  safhada Mustafa Kemal Paşa Yaveri Cevat Abbas vasıtasıyla Bahriye Nazırı Avni Paşa’nın yardımını sağlamıştır. Karadeniz seferinin tüm hazırlıkları Bahriye Nazırı Avni Paşa sayesinde yaptırılmıştır. 
Karadeniz seyahati için “Bandırma” Vapurunun seçilmiş olması önemli bir karardır. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun seyahati için Bahriye Nazırı Avni Paşa’ya  mevcut bağlamış gemilerden  en uygun olanın Bandırma Vapuru olduğunu öneren muhakkak bu gemiler hakkında bilgisi olan bir denizci şahsiyet olmalıdır. Avni Paşa bu yönlendirme ile  geminin süvarisinden, çarkçısına ve sair mürettebatına kadar hazırlanmasını sağlattığı gibi, Tersâne-i Âmire depolarından kömür ve yağlama yağı ikmali yapılmasını, İstanbul İşgal Kuvvetleri Komutanlığı’ndan aldığı müsaade sayesinde tamamlatmıştır.Bu husus şu gerçeği açıklamaktadır; Bandırma Vapuru için Bahriye Nazırı vasıtasıyla Müttefiklerarası Kömür Komisyonu’ndan İstanbul - Samsun - İstanbul seferine yetecek şekilde kömür tahsisi talebi yapılmış ve Bandırma Vapuru Kasımpaşa’daki Tersane-i Âmire kömür Deposu’ndan yüklenen mavnalardan kömür yüklemesi yapabilmiştir. Müttefiklerarası Kömür Komisyonu, İstanbul’a gönderilecek olan kömürün dengeli bir şekilde dağıtımını yapmakla tek yetkili idi.  
Kumanya ikmali Mustafa Kemal Paşa maiyetindeki 25 zabit ve sair asker ile, gemi mürettebatına  dört  güne yakın seyahat esas alınarak yine Bahriye Nazırı Avni Paşa talimatıyla temin edilmiştir. Kuşkusuz yolcuların, geminin son derece yetersiz kalan iskan ve uyuma alanları dikkate alınarak, puşide, yatak, hamak ihtiyaçları da ayni doğrultuda sağlanmıştır. 
İlk  adı Kymi olarak başlarsak, Bandırma Vapuru hep Marmara Denizi iskeleleri arasında yolcu - yük seferleri yapardı. İlkkez Süvarisi İsmail Hakkı Kaptan’ın komutasında nadirattan 16 - 19 Mayıs sabahına kadar Karadeniz’de fırtınalarla karşılaşmadan seyrederek Samsun’a ulaşmış ve İstanbul’a avdet etmiştir. Bandırma vapuru, neyse ki, seyri süresince sisle veya sağanak yağmurla karşılaşmamıştır! Gündüz kıyı seyri yaptığı bilinmektedir. 

Ve Nihayet
Geldikleri gibi gidiyorlar..

General Charles Harington İstanbul’u geldikleri gibi gitmek üzere terk etmeye çok az zaman kaldığını görmüştür! İstanbul Askerî Asayiş Kumandanı Selahattin Adil Paşa’yı ziyaret eder. Bu ziyaretinde barışın Türkiye’ye refah ve mutluluk getirmesini temenni eder. Türk ve İngiliz orduları arasında eski dostluğun yeniden kurulacağına inandığını belirtir ve İtilaf Kuvvetleri’nin İstanbul’dan en kısa zamanda ayrılmaları adına yardımcı olmalarını rica eder. Ayrıca arkalarında binlerce askerin naaşını bıraktıklarını ve onların hatıralarına saygı gösterileceğinden emin olduğunu söyler. Artık bunca zalimce işgal ettikleri aziz vatanımızdan yüzleri asık ayrılmaktadırlar.
Mustafa Kemal Paşa’nın “Geldikleri gibi giderler” dediği tarihten o yana  bu ulusun, canı bahasına kahramanlıklarla dolu dört yılı geçmiştir. Herşeye rağmen Türkiye yeniden sönmez bir meşale gibi parlayacaktır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

google