A.S.P.
parcababa-erce
İstanbul
21 Haziran, 2024, Cuma
  • DOLAR
    32.30
  • EURO
    35.15
  • ALTIN
    2406.9
  • BIST
    10401.67
  • BTC
    67490.92$

Nadanlık Rahatlık mı?

22 Kasım 2022, Salı 16:56
reklam yerim makale içi

İsrail’in Ashdot limanındayım. Buraya gelip demirleyeli bir hafta oldu. Buradan fosfat yükleyip Fransa’ya gideceğim nasipse. Yalnız yanaşmaya daha on üç, on dört gün var.

Millet sıkıntıda, isyanlarda. Tabii kendilerini avutacak bir hobileri olmadığı ve denizde çalıştıkları halde denizci olmadıkları için yegane eğlenceleri tv’ye inhisar ediyor, ondan da bıkıyorlar. Sonra da sıkıntı.

Bana gelince benim için bir sıkıntı yok. Her şeyden önce denizciyim ve bu hayata alışkınım ve mesleğimi çok seviyorum. O sebepten hiç sıkıntı çekmiyorum, okuyorum, yazıyorum, puzzle ve maket yapıyorum velhasıl gayet rahat vakit geçiriyor ve hayatımdan gayet memnun yaşıyorum. İğbirar duyduğum bir olay da yok. Tek sıkıntım gemide satranç bilen bir Allah’ın kulu olmadığı gibi oturup iki kelam edecek insan da yok. Millet akım derken bokum diyor. Ama oturup futbol muhabbeti yaparsan senden iyisi yok. Onun için en iyisi mümkün olduğunca az konuşma, bu Allah’ın nadanı herifleri ile ne konuşayım be.

Daha yıllar önce Adapazarı’nda talebe iken fasiküller halinde Ömer Seyfettin külliyatı yayınlanmıştı. Fasikül fasikül alıp gazeteci Rıfat amcaya ciltletmiştim. Orada bir hikaye okumuştum yıllar önce ama hala güncelliğini koruyan bir hikaye. Eh insanın işi olmayınca, af buyurun çişi gelir hesabı.

Efendim, tam benim durumuma uygun bir hikâye. Buyurun, okuyun efendim.

Zamanın birinde memleketi hırsızlık, uğursuzluk, soysuzluk, rüşvet, iltimas istila etmiş. Memleketin padişahı aramış, taramış adam gibi bir adam bulup da vezir-i azam tayin edip mührü hümayunu teslim edememiş. Gelen yemiş, giden yemiş , anayasada yokmuş ki devir mutlakiyet devri. Neyse…

Padişahtır toplamış divanı. ‘’Ulan’’ demiş. ‘’Benim ekmeğimi yiyip de azan, memleketin anasını ağlatan godoşlar! Tez adam gibi bir adam bulun, bulun da kopası kellelerinizi kurtarın. Vallahülazim size on gün izin. Adam gibi bir adam buldunuz, buldunuz. Yok bulamadınız alırım kellelerinizi. Hadi, yok olun şimdi huzurumdan.’’

Toplanmışlar vezirler. Durum ciddi, kimse mührü hümayünü almaya taraftar değil. İşin ucunda kelleyi kaybetmek de var. Oturup uzun uzun meşveret etmişler ve bir tek kişi üzerinde fikir birliğine varmışlar. Köse vezir…

Köse vezir, sıradan bir vezirmiş. Devletin verdiği maaş ile geçinir, ay sonunda para artarsa hazineye iade edermiş. Sırtında ki cüppede on yama, galoşlarında yirmi yama ile gezer görevi gereği kendisini evi ile mabeyn arasında götürüp getiren ata bile kendisini taşıdığı için teşekkür eden bir ademmiş köse vezir.

Vezirler çıkmışlar padişahın huzuruna. Padişahtır. ‘’Ulan godoşlar buldunuz mu adam gibi bir adam?’’ deyu sual edince, en kıdemli vezir sözü almış. ‘’Bulduk padişahım, sayenizde vezarete en münasip kişi köse vezir kulunuzdur.’’ demiş. Padişah ‘’Ala ve de rana’’ demiş. El vurmuş, perde çavuşuna ferman etmiş. Kapıcı başı anında almış al atlas kese içindeki mühürü hümayunu. Üç kere öpüp başına koymuş, yer öpüp ayrılmış huzurdan ve ayakları kıçını döve döve kadıya turfanda hıyar yetiştirir gibi seğirtmiş köse vezirin harap konağına.

Hemen almışlar kapıcıbaşını huzura. Köse vezir dört yanı kitaplarla dolu ufak bir bakır mangalla ısıtılmaya çalışılan odasında oturmuş, okuyormuş.

Kapıcıbaşı, pür telaş atlas keseyi çıkartmış koynundan. Üç sefer öpüp başına götürdükten sonra ‘’Devletlum’’ demiş, müjdeler olsun ki zat-ı devletlerinizin de başına devlet kuşu kondu nihayet. Buyurun, mühr-ü hümayün zat-ı devletlerinize tevdi olundu. Münafık herif bir taraftanda alacağı bahşişi düşünürken köse vezir hiç istifini bozmamış. ‘’Allah, padişah efendimizin ömrü âlasını müzdat ve tahtında sefayap eylesin. Ancak ben bu mührü şerifi alamam.’’ deyince biçare kapıcıbaşı aklını kaçırayazmış. Koskoca mührü şerifi alamam diyen ufak tefek, matruş yüzlü ihtiyardan kaçarcasına ayrılıp ılgarla saraya dönüp huzura çıkmış. Köse vezirin eteğini öpeceğini sanan padişah, karşısında kapıcıbaşını elinde al kese içinde mührü hümayün ile görünce şaşırmış. Olayı dinleyince kızıp köpürmüş. ‘’Nasıl olur’’ demiş. ‘’Nasıl olur da koskoca bir cihan padişahı olan benim mührü hümayünümü bir köse vezir kulum kabul etmez!’’

‘’Tiz’’ demiş. ‘’Tiz alıp gelesüz huzura’’

Bu sefer Bostancıbaşı gitmiş köse vezirin yanına insan azmanı çerileri ile derakap derdest edip getirmişler huzuru hümayüna.

Padişahtır. Demiş ‘’Bre köse vezir, neden kabul etmezsin ki mührü hümayünümü?’’

‘’Affedin padişahım’’ demiş köse vezir. ‘’Baba vasiyetidir. Vebali büyüktür, alamam.’’

Padişahtır. ‘’Senin kelleni alsam ne lazım gelir?’’ demiş

Köse vezir, ‘’Padişahım bi günahım, boynum vursan şerbet-i şehadeti nuş ile doğru cennete giderim. Can kuşu ten kafesinde emanettir. Günü geldimi azat olur. Ol zaman geldi ise ben hazırım. Evden çıkarken abdest alıp, iki rekat namaz kıldım. Buyur padişahım, boynum kıldan incedir.’’ deyince padişah ‘’Alın bunu’’ demiş. ‘’Alın bunu koyun bir odaya. Sakın ola ki gönlünü incitmeyin, hoş tutun ki bakalım devran ne gösterir?’’

Köse vezir kapatıldığı mabeyn odasında hiçbir şey olmamış gibi abdest alıp ezberden kuran okumaya devam etmiş.

Padişahtır sordurmuş. Mührü şerifi alsında mahpesten halas olsun. Cevap; mahpes insanın içindedir. Cismin ne önemi var ki oluyormuş.

Günler geçmiş. Ne padişah mührü vermekten vazgeçmiş ne de köse vezir alımkâr olmuş. Bu arada memlekette işler iyice çığrından çıkmış. Rüşvet, iltimas, ihtilas, garibin ahı arş-ı alâya çıkmış.

Padişah gene toplamış divanı,’’Ulan benim ekmeğimi yiyipte ardımdan kuyumu kazan pezevenkler, ya bu işe bir çare bulun, bulunda köse vezir mühürü hümayunu alsın ya da seçin kırk katır mı kırk satırmı?’’deyince vezirleri almış bir telaş, öyle ya bunların hepsi sicilli hırsız olduklarından hazine daireleri dolu, evleri hanları çifter çifter, haremleri lebaleb cariye ile doluyken bir köse vezirin inadı yüzünden bütün bu dünya nimetlerinden vazgeçip kelleyi kaptırmak durumunda kalınca aymışlar.

‘’Anan yahşi, baban yahşi padişahım’’ demişler. ‘’Bu adam ölümden korkmaz, dünya malına mihnet etmez, son bir çare var.’’ ‘’Evet’’ demiş padişah. ‘’Nedir?’’ Bir nadan adam bulunup yanına konulsa o zaman pes etme ümidi vardır, yok o zaman da mührü hümayunu almasa bunun oluru yoktur padişahım.’’

Padişah ferman etmiş. ‘’Tez bir nadan adem buluna ve köse vezirin yanına koyula.’’

Bütün kapıcılar, leventler, bostancılar, sipahıler ve dahi tabasbusta köpekleri sollayan adam varsa dağa taşa saldırıp nadan bir adam aramaya başlamışlar.

Eh, arayan mevlasını da bulur belasını da hesabı Karamürsel taraflarında isminle müsemma Eşek Hasan adında bir herif-i naşereifi derdest ile huzuru hümayüna çıkarırlar.

Bu kişinin dünya da eşi menendi yokmuş. Din, iman, Allah, peygamber bilmez, keçilerin peşinde dağda bayırda dolanıp yaşar gidermiş.

Allah’ın kim deseler ‘’Ne bilirim ben ülen der bir kahkaha atarmış.’’

İşte bu nadan herifi getirip atmışlar köse vezirin yanına.

Mahpusta köse vezir bu da Allahtan deyip  tevekkülle beklemiş

Eşek Hasan bağırmış,ağlamış. İpek örtülü sedirlere çamurlu çarıkları ile çıkmış sonra da somurtup oturmuş bir köşeye. Verilen yemeği yiyip horul horul uyumaya başlamış. Günler bu minvel üzre geçip gidiyormuş ki köse vezir bakmış Eşek Hasan ağlıyor. Dayanamamış, her halde çoluk cocuğu düştü aklına demiş.

Oğlum neden ağlıyorsun? Cevap yok, bilakis höykürmeler artmış.

- Oğlum neden ağlıyorsun, ne oldu,? Söyle.

-Söyleyemem, kızarsın.

-Neden kızayım oğlum, senin derdinden bana ne.

Eşek Hasan ağlamayı kesip köse vezire bakmış. ‘’Bak kızmayacaksın ha.’’

-Oğlum kızmam söyle.

-Benim sürümde bir kösemen vardı, sana baktıkça o hatırıma geliyor.

 

Köse vezir şaşırmış. Derdini söyleyen Eşek Hasan rahatlamış, birden gülmeye başlamış. Sakalı da aynı sana benziyor diye tafsilata girişince köse vezir fırlamış yerinden, kapıya vurmuş. Perda çavuşuna ‘’Padişahımıza arzedin, mührü hümayunlarını kabul ediyorum.’’ demiş.

Bir yıl sonra memlekette asayiş berkemal, itin uğursuzun önü alınmış, rüşvetci ve hırsızların kökü kazınmış. yalnız padişah bir türlü mührü hümayünü alması için Eşek Hasan’ın ne yaptığını öğrenememiş. Konu açılınca köse vezir ‘’Hiçbir şey yapmadı padişahım. Gönlüm günahsız fakir köylünün benim yüzümden boş yere hepis yatmasına razı olmadı.’’ dermiş.

Efendim, bu hikayeyi neden yazdım? Buyrun, arzedeyim

Gemi antenleri kifayetsiz. O sebeple sadece TRT INT kanalını seyredebiliyoruz. İstanbul’da hiç ilgi duymadığımız bu kanal burada gözdemiz olup çıktı. Çünkü başka alternatifimiz yok. Ama Allah için bayağı kaliteli diziler de yok değil.

Şimdi bir dizi oynuyor.

Fatih-Harbiye. Yanılmıyorsam orjinal roman Peyami Sefa’nın. Ne yazık ki ben romanı okumadım ama ilk Türk limanından temin ile okuyacağım.

Sanırım olaylar 1’inci ve 2’nci Dünya Savaşı yılları arasında geçiyor. Bir ana kız var. Bunlar beyaz Rus. Sovyet ihtilalinde kızıllardan kaçıp gelmişler. Kız Olga. Çok güzel bir kız. Kafeşantanlarda şarkıcılık yapıyor. Anne çiçek satıyor. Gene Maxsim’de balalayka çalan bir soydaşı ile sevişiyor Olga. Evlenecekler. Para biriktirmeye çalışıyorlar. Yokluk, sefalet diz boyu. Kız dayanamıyor bu hayata, kendisine askıntı olan harp zengini bir tüccara teslim oluyor. Anne, onuruna düşkün. Sevgilisi, yurttaşları terk ediyorlar Olga’yı, dışlıyorlar. Olga lükse kavuşuyor ama namus gidiyor.

Anne soğuk bir kış günü Beyoğlu’nda bir duvara oturup boynuna asılı bir işportada çikolata satan (Kenan Pars oynuyor) adama ‘’Merhaba General Sergei’’ diyor. Dertleşiyorlar. Tafsilata girmiyorum. Aralarında geçen konuşmalar insan olana insanlığından utanmayı gerektirecek mahiyette ama bakın benim Samsun çıkışlı, beyin yerine kafatası boşluğunda ne taşıdığı belli olmayan makinist ehliyetini nasıl alabildiğini anlayamadığım üçüncü makinistim ‘’Film, Rus filmi galiba’’ diyor.

Bir başka sahnede Aydan Şener oynuyor. Yatağında yatıyor. Evin kalfası ona eskilerden bahsediyor. Köşe minderlerinden, yer yataklarından,sarı pirinç topuzlu karyolalardan. Bu sefer ikinci makinist olacak kot kafa ‘’Ula sarı pirinçli, topuzlu karyola  ne ki?’’ diyor. Buyrun.

Şimdi müzik deyince Kahtalı Mıçı’yı dinleyen, TV kanallarında devamlı porno ve sex kanallarını araştıran, bütün düşüncesi öğlen yemekte ne var acaba, akşama ne  ziftleneceğiz, dışarıda hayat kadını var mı, varsa da kaç para muhabbetine inhisar eden iş bu personelden Rus ihtilalinin tarihçesini dinlemek veya Stalingrad kuşatmasının kritiğini öğrenmek baştaki zevat-ı muhteremlerden devleti güzel idare etmelerini istemekle eşdeğer değil midir?

Ulan bir kitap okuyun. Elinize geçen gazetenin spor sayfasını okuyun tabii ama bunun yanında güncel haberlerle birlikte siyasi haberleri de okuyun.Size ne ulan filanca külübün  yüzbinlerce dolara Afrika’dan transfer ettiği yamyamın hangi manken kızımızı ham yaptıgından size ne ulan? Yatağa beraber mi giriyorsunuz ulan dallamalar.

Açın da bir meslek kitabı okuyun, ansiklopedi okuyun hıyar herifler. Görgü ve kültürünüzü artırın. Bunaldım vallahi, billahi bunaldım. Bir kelam edip iki muhabbet edecek adam yok.

Ne güzel olurdu bende diğer zabitlerim gibi hayvani ve behimi hislerimi rahatça ön plana çıkartarak bir ot gibi, tövbe at kıçında sinek gibi yaşayabilmenin mutluluğuna erebilseydim.Tv’de maç seyredip zevk alabilseydim. Okey, çanak tavla  gibi  oyunları oynayabilip zevklenseydim, spor sayfalarını okuyup saatlerce ahkam kesebilseydim.

Deve yüküyle kitap okudum da ne oldu be?

Karlofça Savaşı’nın tarihini bilmek, Eşref’ten, Neyzen’den hicviyeler söylemek, Faruk Nafiz Çamlıbel’in şiirlerini ezberden okumak, Cevat Şakir’in hikayelerini hatırlamak insana bir şey kazandırmıyor ki.

Bilmece çözüyorum. Örneğin; Tefik Fikret’in evi diyor, cevabı Aşiyan. Anında cevaplayabiliyorum ama bir soru çıkıyor, mesela filanca kulübün bilmem kaç milyona transfer ettiği futbolcu. Buyurun, buradan yakın. Benim illim ve irfanım bu tip soruları cevaplamaya kifayet etmez ki. Hemen telefon ediyorum köprüye vardiyada ki ikinci veya üçüncü kaptan anında cevaplıyorlar. İlim ve irfanları sonsuz.

Yalnız ben bir şeye çare bulamadım.Köse vezirin bir Eşek Hasan’ı vardı. Benim personel listem yirmi altı kişi ben de dahil olmak üzere.                                

29.05.2000

M/V CAFER  KALKAVAN    

                                         

Uz. Yl. Kaptan

H.Tuncay Alpman

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.