yeni
İstanbul
02 Şubat, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.30
  • EURO
    35.15
  • ALTIN
    2406.9
  • BIST
    10401.67
  • BTC
    67490.92$

Osmanlı devlet yatları

02 Şubat 2026, Pazartesi 14:59

Osmanlı devlet yatları
Yazan: Osman Öndeş
 

Sultaniye  Yatı

Stamboul-İstanbul Yatı (1865 Londra)

İzzeddin Yatı

Osmanlı Padişahlarına ait  yatların resmi kayıtlarda “Vapur” olarak geçmektedir. Bunların hemen önemli kısmı yandan çarklı, buharlı vapurlardı. Başlangıçta  Osmanlı donanması adına inşa edilmiş olanlar gibi, doğrudan Sultan yatı olarak da sipariş edilenler veya padişahlara hediye edilen yatlar olmuştur. Ancak bazıları evrensel kavramda tam bir devlet yatı değildiler. Saray emrine olan “Stimbotlar” dılar.  
Birçok gemi (19. yüzyılın ikinci yarısındaki kürekli buharlı gemiler) bazen İmparatorluk Yat'ı olarak tanımlanmıştır, ancak bunların bir kısmı  deniz kuvvetlerine ait "Aviso" gemileri, yani Sultan veya vezirler tarafından diplomatik görevler için kullanılan vapurlardır. 
1865 yılında İngiltere'de inşa edilen İstanbul yatı en azından 20. yüzyılın başlarına kadar padişah ailesi tarafından özel amaçlı ve çeşitli amaçlarla kullanılmıştır.
Sultaniye ise, Mısır Valisi-Hidivi tarafından daha sonra padişaha hediye edilmiş ve diplomatik amaçlarla olarak kullanıldıktan sonra, donanmaya bir Aviso gemisi olarak devredilmiştir.

Bahiye Mektebi’nde benim de  deniz tarihi hocam olan, Tarihçi Haluk Şehsuvaroğlu  Cumhuriyet Gazetesi’ndeki “Tarihten Sayfalar” başlıklı köşesinde İstanbul’daki devlet  yatlarını anlatmıştır.(1)
İstanbul’da ilk buharlı gemi  1828 yılında geldi. Swift isimli bu vapurun süvarisi Kelly idi ve Swift padişah adına satın alındı.Sultan II.Mahmud, İstanbulların “Buğ gemisi” dedikleri bu vapurla Adalara, Çekmece’ye kadar kısa deniz gezileri yapardı.1828  Rus Harbi sırasında Padişah Tarabya’da iken Buğ gemisi de Tarabya’da demirde kaldı ve çok defa  yelkenli harp gemilerinin Boğaz’dan yukarı çıkışlarında çekme/yedekleme hizmetinde kullanıldı.
1831 Mayıs ayında Sultan II.Mahmud,  Buğ vapuru ile Gelibolu’ya gitmiş ve idaresinden memnun olduğu Kaptan Kelly’e üzerinde bir vapur resmi bulunan  altın ve pırlantadan bir madalya hediye etmişti. 
Amerika’dan getirlen bu vapur  gemi inşa uzmanları gözetiminde İstanbul tersanesinden 1838 yılından itibaren  buharlı vapurlar inşaasına başlanıldı. O yıl içinde Aynalıkavak’ta yapılan Mesir-i bahri  vapurundan sonra 1839’da Sultan II Mahmud için Tair-i bahri yatı inşa olundu ve bunu birçok buharlı vapurların yapılması izledi.
Tair-i bahri vapurunun buhar makinesi her ikisi birbirine bitişik sâis denilen dört üstüvaneli şeklindeydi. Geminin kıç kamarası güvez şalaikiden, mor  perdelerle,elvan güllü saçaklarla,al çuha kapı perdeleri,ipek şilteler ve yastıklarla döşenmişti. Tavanında Efrençkâri (Avrupai) bir lamba asılı idi.
Abdülmecid padişah olduğunda Mesir-i bahri ile Tair-i bahri taht/devlet yatları hizmetinde kullanılıyordu. Mesir-i bahri’nin yapısı iyi değildi. İnşaatı sırasında  üzerine tahammülünden  ziyade bazı ebniye yapılması nedeniyle geminin dengesi bozulup, oynaklık hasıl olmuştu ve  her ne kadar muahharen  (Sonradan tadil edilmiş ise de yine seyir ve hareketinde uygunsuzluk olduğu görülmüştü (2) Bunun üzerine vapurun ve salon kamarasında padişaha mahsus eşya padişah için inşa edilen yeni yat gemisine konulmak üzere alınmış ve Mesir-i bahri tersaneye terk edilmiştir.
Zamanla vapurlar artık herkesin tercih ettiği rahat ve süratli bir deniz vasıtası olmuştu. Yalnız, Boğaziçi’nde kayıklardan henüz vazgeçilemiyordu.Kayıkla gezmek, halka karışmamak bir sınıf için kibarlık ve mümtazlık göstegesi sayılıyordu.Esasen resmi ziyaretlerde ve merasimlerde çatanalara(Muş) ,vapurlara binmek de  usule aykırı görümekteydi.Cuma selamlıklarına araba yerine atla çıkmak geleneğini bırakmayan paşalar, Boğaziçi’ndeki camilere de muşlarla değil,  saltanat kayıkları ile gitmekteydiler.Zamanla vapurlar ve muş adı verilen (Bateau mouches) artık ağır ve makbul hediyeler haline geldi. Mısır Valisi  Mehmet Ail Paşa, Abdülmecid’e 1843 senesinde  Hümâ pervaz isimli vapuru hediye etmiş,1850’de de Abbas Paşa kabul edilmesi ricası ile Muhbir-i Sürur isimli yandan çarklı vapuru göndermişti. 

Abdülmecid eskiler ve  hediye edilenler ve yeni vapurlar da dahil olduğu gibi muayyen bir vapuru pek tercih  etmezdi. Lâzım oldukça tersaneden bir vapur istetirdi. 1850 senesinde yaptığı Girit seferinde Taif vapuru ile seyahate çıkmış, bir yıl sonra Bahriye Mektebi imtihanlarına Feyz-i bahri vapuru ile gitmişti. Hatta Abdülmecid’in bu vapur ile mektebe geleceği haberi üzerine salon ve kamarasındaki mobilya dört bin küsur kuruşa yenilenmişti. Abdülaziz tahta çıkınca donanma işlerime önem vermiş ve buarada kendisi için de muhtelif tarihlerde Londra’da yatlar inşa ettirmiştir. İngiltere’ye ilk olarak Feyz-i cihad (Faid-i Cihad) isimli bir yat sipariş edildi. Sonradan Sultaniye ismini alan bu vapur 1862 tarihinde inşa edilmişti. 365 kadem boyunda,40 kadem genişliğinde idi. Azami seyir sürati 15 knots idi.Tek bacalı,üç direkli ve yandan çarklı idi. Padişahın salonuna billur parmaklılı muhteşem bir merdivenden iniliyordu. Salonun alabandaları altın yaldız çerçeveli ve üzerleri kalın camlarla örtülmüş muhtelif manzaralarla süslenmişti.

 
London Illustrated News- SultaniyeYatı kalem çizimi.

 Sultaniye yatı konusunda neyi okumak ve öğrenmek isterseniz, doğrudan Prof.Dr. Müge Ertemli’nin  Dergipark- Modul-Ar Journal’da yayınlanmış “Osmanlı İmparatorluğu’nun İlk Devlet Yatı ‘Sultaniye” başlığı altındaki akademik kavramda örnek olacak çalışmasını okuyunuz. Bu makalemde yeralan Sultaniye konusunda hangi kaynak esere başvurdum ise, Müge Ertemli hocamızın  hemen her kaynaktan biçimlenmiş  bir çalışma yaptığına tanık oldum. Bu nedenle makalemde yeralan Sultaniye yatı konusundaki bilgiler ve fotoğraflar, usülden ibaret kalmaktadır.


 
5  Ocak 1862 tarihli London Illustrated News’de Faid-i Cihad (Feyz-i Cihad)isimli yatın 
denize indirilmesi törenine ait haber ve resim.

Feyz-i cihad  (Faid-i Cihad) vapuru hizmete  girdikten kısa bir süre sonra  yolundan  (Buhar makinesi yetersiz kaldı veya arızalandı)  kaybetti ve 1864 senesinde Londra’ya inşa fabrikasına gönderilerek kazanları, bacası değiştirildi.

 
Sultaniye yatı vasattan kıça iskele taraf güvertesi- Fotoğraf:Abdullah Freres,
Sultan II. Abdülhamid  Yıldız Albümleri.

Sultaniye ismini alan yatın 1872 senesinde ikinci defa Londra’ya gönderilmesi gerekmişti ve seyahat sırasında Hadika gazetesinde “Bir Zabit” imzası ile bu işin doğru olmadığına, vapurun onarım kabul edemeyecek derece olduğuna dair bir makale neşredildi.
1864 senesinde Abdülaziz için Londra’da Taliye adı verilen bir yeni yat inşa ettirildi. Bu yatın seyir tecrübesinde Türk sefiri Musurus Paşa (5)da hazır bulundu.  Gemi ortalama  azami  17.5 knots seyir yapabiliyordu. İki bacalı, iki direkli ve yandan çarklı olan bu vapuru İngiliz gazeteleri de pek övüyordu. “Sultan en süratli böyle bir vapura sahip olmakla övünebilir” denilmişti. “Geminin hatları pek güzeldir, seyrederken öyle rüzgar yapar ki, güvertede bulunan bir adamın sakin bir havada bile şapkası uçabilir.İç donanımı ve süslemeleri öylesine cazib ve muhteşemdir.” diye yazılmıştı. (4)  


  Feyz-i Cihad (Sultaniye) Yatı endazesi. (Kaynak: Tees & Wear Built Ships Archive)

Mısır Valisi İsmail Paşa’nın muhteşem yatı  Feyz-i Cihad büyük onarımdan ve yenilenmeden geçmişti. Mısır Hidiv’in   Londra’dan ayrılmadan önce Thames Nehri üzerindeki yatında muhteşem bir  verilen ziyafet  verdi . Masadaki süslemeler, son derece kıymetli ve pahalı olduğu söylenen tabak takımı bir yana bırakıldığında bile, neredeyse eşi benzeri görülmemiş bir güzellikteydi. 
Bir tente ile örtülü ve geniş bir şekilde kapatılmış olan bu güzel yatın bacasının arkasındaki tüm alan, bir kış bahçesine dönüştürülmüştü. Bu kıç güverte, yemyeşil bitkilerle doluydu; sardunya,fuşya, güller ve sineralya grubu tarafından sergilenen rengarenk çiçekler bu alanı çevreliyordu. Berrak sularında altın ve gümüş renkli balıkların gezdiği ve içinde şırıltılı sesiyle hoş bir çeşme bulunan kristal bir havuz, altın şamdanlar ve zengin sedirlerden oluşan bir çemberin ortasında durmaktadır. Burada altın bir kadeh, ortada berrak sularında altın ve gümüş parıltıları olan kristal bir havuz ve zengin Osmanlıların çemberinin ortasında, hoş bir sesle şırıldayan serin ve hoş bir çeşme yer alıyordu. Büyük üzüm salkımlarıyla sarkmaya başlamış asmalar, sanki o destek üzerinde yıllarca büyümüş gibi, güvertenin iskeletini sarıyordu. Arka güvertenin düzeni ve oturma düzeni, King William Caddesi, City'de bulunan Bay Brigden'e emanet edilmişti. Güvertenin çevresinde, yakın aralıklarla kırmızı fas rengiyle kaplı, güzel, yuvarlak koltuklar planlanmış; sağa ve büyük salona sola doğru aşağı inen geniş merdivenler, kristal korkuluklarla kapatılmıştır ve yerler lüks bir şekilde üç katlı bir goblen halı ile kaplanmıştır. 
Sağda ve solda birer basamakla büyük salona inen asma merdivenler kristal korkuluklarla çevriliydi ve üç katlı bir goblenle kaplanmıştı; bu goblene lüks pileli kumaşlar eklenmişti.
Gül rengi asılı perdeler, güvertede olduğu gibi kırmızı deriyle kaplı, nadide yastıklı koltuklarla bir uyum içindeydi ve bu salonun pencerelerini (Lumbuzlarını) süslüyordu; pencerelerin ucu, geminin zarif ve pruva şeklini alıyordu. 

 
Alt salonda, konukların kabul alanı daha da görkemliydi; Tavan, beyaz oyma işçiliğiyle yapılmış, altın yaldızla özenle işlenmiş ve zarif bir şekilde boyanmıştı. Pencerelerin ucu, geminin zarif ve pruva şeklini alıyordu. Masanın süslemeleri, milyonlarca sterlin değerinde olduğu söylenen tabakları bile göz ardı edersek, neredeyse emsalsiz bir güzellikteydi. Altı asil parça, şekil ve renk mükemmelliğiyle, değerli masanın üzerine yerleştirilmişti; yedinci bir parçaya kıyasla daha küçük, çevresi ve uzunluğu bakımından en büyük ve ağırlığı neredeyse bir pound daha fazla olan bu parça (Ananas), İngiltere'de yetiştirilen en büyük ağaçtı. Kırk sekiz konuk için masa örtüleri vardı ve her birinin önüne, şarap kadehleri, mezeler, salatalar ve her kişinin ihtiyaç duyacağı yemek masasının küçük aksesuarlarını içeren, yeni bir gümüş servis takımı yerleştirilmişti. Kaynak- (Illustrated London News, 1862'den özetlenmiştir)
Faid-i cihad /Sultaniye devirlerinin en muhteşem yatlarından sayılıyordu. İçlerindeki süslemeler gerçekten gözalıcı derecedeydi. Güvertedeki tentelerin iç kısmı bile canfesle kaplanmıştı (Canfes - Üzerinde desen bulunmayan, ince dokunmuş, parlak, açıklı koyulu iki renk gibi görünen has ipekten kumaş.)(4) 

 
V.Murad tahta çıktıktan kısa bir süre sonra hastalanınca tabipler  deniz havasının  iyi geleceğini söylemişler ve hasta padişahı halkın dikkat ve alakasını çekmemek için hükümdara mahsus vapurlara bindirmeyerek bir defasında Süreyya ve bir defasında Pertev vapurları ile Kadıköy, Adalar ve Çekmece önlerine götürmüşlerdi. 
II. Abdülhamid ne kara, ne de deniz seyahatlerine çıkabildi. Ramazan aylarının on beşinde Hırka-i Şerif ziyaretine Beşiktaş’tan deniz yolu ile gitmeyi daha güvenli bulurdu. Bu seferlerinde Teşrifiye, İstavroz, Söğüdlü yatlarını tercih ederdi.
 
Sultaniye Yatı   5 Ocak 1852'de CJ Mare tarafından Blackwall'da (Londra yakınlarında) inşa edildi. 119,2 m (391,1 ft) ahşap gövde. 2 silindirli Ana buhar makinesi Londra merkezli Maudsley & Co. tarafından üretildi. 
Mısır Hidivi  için inşa edilmiş ve Feyz-i Cihad adı verilmişti.
1862'de Liverpool'daki Forrester & Co tarafından büyük onarımdan geçti.
1862'de Osmanlı Sultanına hediye edildi ve adı Sultaniye olarak değiştirildi.
Çok sayıda diplomatik görevde kullanıldı.
1877'den itibaren Osmanlı Donanması tarafından Aviso olarak kullanıldı.
1905'te hizmet dışı bırakıldı.1912'de İtalyanların limana taaruz ihtimaline  karşı  20 Nisan 1912 günü İzmir liman girişi Yenikale’de batırıldı.
Feyz-i Cihad, ahşap gövdeli bir çarklı buharlı gemiydi. Dikmeler arası uzunluğu 119,2 m (391 ft 1 in), genişliği 12,2 m (40 ft) ve draftı 9 m (29 ft 6 in) idi. Tonajı 2.909 tondu. İki silindirli buhar  makinesi ile  tahrik edilen bir çift çarklı ile hareket ettiriliyordu ve buhar iki kömür yakıtlı kazandan sağlanıyordu. Azani seyir sürati  15 knots (28 km/sa; 17 mil/sa) idi ve buhar makinesi 750 nhp (560 kW) olarak derecelendirilmişti. Kömür lükapasitesi 300 metrik ton (300 uzun ton; 330 kısa ton) idi. Mürettebatı 140 kşi idi.
Gemi başlangıçta dört adet 14 poundluk topla donatılmıştı, ancak 1890'da bunların yerine bir çift 120 mm (4,7 inç) Krupp topu ve iki adet 37 mm (1,5 inç) 1 poundluk top monte edildi. 1896'da silah donanımı  bir çift Hotchkiss top olarak değiştirilmiştir.
Mısır Hidivi  adına 1852'de  Londra Thames  Nehri kenarında kurulu Blackwall'da bulunan C.J. Mare and Company'e siparilş edilmişti. Feyz-i Cihad adı verilen yat 23 Aralık 1852'de denize indirildi ve ertesi yılın Ocak ayı başlarında seyir tecrübeleri  tamamlandı. Feyz-i Cihad  Ocak ayın sonlarında  Mısır'a teslim edildi; Malta'dan Mısır'ın İskenderiye kentine olan mesafeyi altmış sekiz saatte almıştır.  O zamanki önceki rekor seksen saatti.
Mısır Hidivi  1861'de Feyz-i Cihad’ı yenilenmesi  için İngiltere'ye geri gönderdi ve gemi ertesi yıl Liverpool'daki Forrester & Co.'da büyük onarımdan ve yenilenmeden geçirildi..31 Ekim 1862'de Mersey Nehri'nde İngiliz uskuna Grace Evans'a çarparak uskana ciddi hasar verdi. Onarımı tamamlandıktan sonra, İsmail Selim Paşa, gemiyi Sultan Abdülaziz'e hediye olarak sundu. Daha sonra Osmanlı Donanmasına katıldı ve Sultaniye adı verildi. 
(Kaynak:Tees & Wear Builts Ships)
Mehmed Fuad Paşa 1867'de  Rus Çarı  II. Alexander ile görüşmek üzere Sultaniye yatı ile Kırım'a  gitmiş ve  Fuad Paşa 20 Ağustos'ta Rus Çarı ile  iki gün süren bir görüşme yapmıştır.
Sultan Abdülaziz, Batı Avrupa seyahatinin sonunda Avusturya-Macaristan İmparatoru Kaiser Franz Josef I ile Viyana’da görüştükten sonra Sultaniye yatı ile Tuna Nehri'nden Karadeniz'e, oradan da İstanbul'a doğru dönüş seferine başladı. Franz Josef I'in de içinde bulunduğu bir Avusturya-Macaristan filosu, Sultaniye'ye nehir boyunca Osmanlı İmparatorluğu sınırına kadar eşlik etmiştir.
Sultaniye 1873'te, İran şahinşahı Naser al-Din Şah Kaçar ve maiyetini önce Brindisi'den  dört gün bir yolculukla İstanbul'a getirmiş  ve  birkaç gün sonra da İstanbul'dan Poti'ye üç günlük bir yolculukla İran’a ulaştırmıştır.
1877-1878 Rus-Türk Savaşı sırasında Sultaniye, Doğu Karadeniz'deki Batum'daki çarpışmaları destekleyen bir nakliye gemisi olarak kullanıldı. 12 Mayıs 1877 gecesi, Rus harp gemisi Velikit Knjaz Konstantin'den atılan torpido, liman dışındaki ağları  geçerek Sultaniye'ye isabet etmiş ancak torpido patlamadığından  ve gemi hasar görmemişti.
Sultaniye, 31 Ocak 1878'de ateşkes ile  çatışmaların sona erdirmesinden hemen öncesine kadar Batum'da destek gemisi olarak göreev yapmış, fakat anlaşmanın koşulları Osmanlıların Batumi'yi teslim etmesini gerektirdiğinden  Ocak ayının başlarında, Rus kuvvetleri Balkanlar üzerinden Osmanlı başkentine yaklaşırken, birkaç gemi Dedeagaç'tan Gelibolu'ya takviye birlikleri  taşımaya başlamıştı.  Sultaniye ve  Osmaniye korveti birlikleri taşımakla görevlendirilmiş ve  bu  seferler 31 Ocak tarihine kadar devam etmiştir.
1876'da Abdülaziz'in tahttan indirilmesinin ardından iktidara gelen Sultan V, Murad donanmaya güvenmiyordu ve  sürekli olarak  demirde yattı ve  mürettebat eğitimsiz bırakıldı. 
Zaman zaman donanmada nakliye gemisi olarak da kullanılan Sultaniye yatı, değerli eşyaları ve işe yarar kısımları çıkartılıp boşaltıldıktan sonra, 1905'te İzmir'de istasyoner gemi olarak demirde kalmıştır. Ekim 1911'de, İtalyan-Türkiye-İtalya Savaşı'nın başlamasının ardından, İzmir garnizonu liman girişini kapatmak için Sultaniye’nin batırılması kararlaştırılmış ve İzmir’de diğer büyük ticaret gemileriyle (Adana, İzmir ve Saadet, UH) birlikte, ağır taşlarla doldurularak liman kanalının en dar kısmında şehirden yaklaşık altı mil uzakta batırılmaya hazır tutularak ve gemiler, 1911 yılı Ekim ayında taş doldurulup karinası delindikten sonra dibe oturtulmuş; 20 Nisan 1912 günü İzmir Körfezi Yenikale önlerinde batırılmıştır . (6) 
 -----------------------------
1-Haluk Y.Şehsuvaroğlu, Tarihten Sahifeler, İstanbul’da Yatlar; 30 Mart 1949 tarihli Cumhuriyet Gazetesi.
2,4- Bahriye Arşivi, 1841 ve 861 yıllarına ait defterler.
3- 5 Ocak 1862, 26 Temmuz 1862,  23 Ocak 1864 tarihli The Illustrated London News dergileri.
4- Prof.Dr. Müge Ertemli; “Osmanlı İmparatorluğu’nun İlk Devlet Yatı Sultaniye.” Dergipark- Modul-Ar Journal’, 2023.
5- Kostaki Musurus Paşa- Ailesi Girit Resmo kökenli olan Kostaki Musurus (Konstantinos Mousouros), 1807'de Fener'de doğdu. Sisam beyi İstefanaki Bey'in kızı Anna ile evlenmiştir. İstefanaki Bey, Kostaki'yi yerine Sisam beyi vekili tayin ettirmiştir. Aylık 6.000 kuruş maaşla 1840 yılı Mayıs ayı içerisinde Atina'ya büyükelçi olarak atandı. 5 Ekim 1848 tarihinde Viyana Elçiliği'ne memur kılındı. 3 Mart 1851 tarihinde Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa yerine Londra Elçiliğine atandı. 1878'de, II. Abdülhamid döneminde Meclis-i Âyan üyeliğine getirildi. Emekli olduğu 16 Aralık 1885 tarihine kadar 35 yıl Londra'da kesintisiz olarak elçilik yaptı.  Londra'dan döndüğünde Osmanlı İmparatorluğu'nun en tecrübeli diplomatı konumundaydı. Bu yüzden kendisine elçilerin şeyhi anlamında Şeyh’üs Süfera denildi.1891 yılı Şubat ayı içerisinde öldü. (Kaynak:Wikipedia)
6- Kıdemli Kılavuz Kaptan Uluç Hanhan; “İzmir Körfezi  Batıkları”- Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı Yayınları, 2021”

İzzeddin yatı
1864 yılında İngiltere’de Thames Iron Works, Blackwall Tersanesi   Blackwall Kızak No. 3,         (Iron paddle Steamer) demir gövdeli yandan çarklı sultan yatı olarak inşa edildi.  
21 Haziran 1864’de denize indirilen “İzzeddin” Yatı, 1075 gt., Tam Boyu:76,2 m, Eni: 9,1m Draftı: 3,6 m idi. İngiltere J.Pem yapımı buhar makinası vardı. 1885 yılında Tersane-i Amire’de onarılıp tekrar hizmete girdi. 1908 yılında İzmir’de İstasyoner olarak İzmir’de görev yaptı. 14 Ocak 1914 yılında İstanbul- İstinye’de İstasyoner ve yüzer atölye olarak donanma gemilerine hizmet verdi. 1918 yılında hizmetten alındı 1926 yılında sökülmek üzere satıldı ve Haliç Fener’de  İlhami Söker gemi söküm tezgahında söküldü.
İstanbul Yatı
1865 Londra Thames  Iron Works inşa  “İstanbul” yatı, doğrdan Osmanlı Donanması için bir aviso olarak inşa edilmiş, ve zaman zaman  devlet yatı gibi hizmet de vermiştir.
Teşrifiye stimbotu


 
Teşrifiye stimbotu  da Sultan II. Abdülhamid devride saray hizmetlerinde kullanılan bir anlamda buharlı, pervaneli ve çok daha küçük bir rükub’u şahaneye ait hayli şatafatlı iç donanıma sahip deniz aracı  idi. İstanbul'u ziyaret eden Alman Veliahdı Friedrich Wilhelm ile Prens Eitel Friederich ve maiyeti erkânını hamil Teşrifiye Vapuru'nun misafirleriyle Zafir Yatı'na varışı sırasında gösteren bir fotoğrafı da vardır. Haliyle kurumsal anlamda bir yat değildir.

  
İstanbul'u ziyaret eden Alman Veliahdı Friedrich Wilhelm ile Prens Eitel Friederich ve maiyeti erkânının bulunduğu Teşrifiye Vapuru'nun misafirleriyle  Zafir Yatı'na varışı. Kaynak- II.Abdülhamid Yıldız Albümleri.

 
Yıldız albümlerinde “u.” olarak ifade edilen istimbot da başka bölümlerde “Teşrifiye vapuru” olarak yazılı  İngiltere  yapımı aynı saltanat deniz aracıdır.

 
 “İran Şahı Muzaffereddin'in 1318/1900 İstanbul'u Ziyaretine Ait fotoğraf Albümü’nde “Ortaköy İskelesinde Şah Hazretlerinin rükublarına mahsus çatanalar” olarak yazılı fotoğrafın soltarafında rıhtıma yanaşmış olan İran Şahı’na tahsşs edilmiş olan “Teşrifiye” stimbotudur. 
Diğer devlet yüksek mensupları, makamlarına tahsisli Muş’larla (Bateau Mouches)  Ortaköy Camii’na intikal etmişlerdir.

Şah Hazretlerinin istimbotla Sirkeci İskelesine gidişi İran Şahı Muzaffereddin'in 1318/1900 İstanbul'u Ziyaretine Ait fotoğraf Albümü.
 İran Şah Hazretlerinin  1318/1900 tarihinde İstanbul’u ziyaretleri vesilesiyle  İzzeddin Yatı,  Teşrifiye ve Karakol istimbotları tahsis olunmuştur. Mevcut albümde,  İran Şahı Muzaffereddin'in İzzeddin Yatı’ndan Sirkeci İskelesine Teşrifiye stimbotu ile intikal ettiği yazılıdır ve fotoğraflanmıştır. 

Padişah’a ait olan yatların veya  Saray’ın kadrosunda olan  ve stimbot tabir edilen çok özel donanımlı  stimbotların  yabancı devlet başkanlarının veya krallarının ziyaretlerine tahsis edildikleri görülecektir.  Resmi kayıtlarda  ise “Yat” yerine “ Vapur” kelimesi kullanıldığına dikkat edilmelidir.. Örneğin; İzzeddin Vapuru /Yatı  Sırp Kralı Haşmetlu I. Aleksandre’nin İstanbul’u ziyareti sırasında maiyetine tahsis olunmuştur.



Birdiğer imparatorluk yatı da  “Timsah Vapuru” dur. Bu yat da resmî kayıtlarda “Vapur” olarak geçmektedir.   Yıldız Albümleri’nde yeralan  bir fotoğrafta Timsah vapurunun  Hamidiye Hicaz Demiryolu Maan kısmının hizmete girişi nedeniyle  tertip edilen  merasim için Hayfa'ya varışı sırasında çekilmiştir.  


Selanik Yatı veya Vapuru
1880 Londra Thames- Samua Brothers inşa “İsmail”,  1896 Londra inşa “Ahter”,1909 Leith inşa “Selanik”,  aslında bir devlet yatı değil Aviso idiler. Fakat zaman zaman devlet yatı gibi görevlendirilmişlerdir.
Osmanlı Devletine ait olan yatların inşa edildiği tersanelerden biri  olan  Leith’deki Ramage & Ferguson Tersanesi özellikle yandan çarklı yat inşaatlarıyla tanınmıştı. 
Diğeri de; Blacward, Bow Creek’deki Orcard Tersanesinin kurucusu Charles John Mare ve kurduğu şirket  Charles John Mare and Co. idi. 1850 ve sonrasında Osmanlı devleti adına sipariş edilen  yatların önemli kısmı  bu tersanede inşa edilmiştir. Fakat ağır iflas tehlikesiyle karşılaşmış ve senelerce   iflas masası önünde birtaraftan savunmaya çaışırken , diper taraftan da yeni siparişleri alarak tersanesini ve işçilerini kurtarmaya gayret etmiştir.. 
1815'te Staffordshire'da doğdu ve daha sonra ailesiyle birlikte Cheshire'daki Hatherton'da bulunan Broomlands'a yerleşti ve burası uzun yıllar boyunca evi oldu. Gençliğinde Londra'da bir avukatlık bürosunda çalışmaya başlamıştı.Hukuk mesleği için eğitilmek uygun gelmeyince,1836'da Bay Thomas Ditchburn'e katıldı 1846’da Blackwall'da gemi inşa tersanesini kurdu.
Bow Creek'in Essex tarafında hurdalardan  haddeleme levhaları ve köşebent demirleri için buhar tesisi kurmaya başladı, ayrıca güçlü buhar değirmenleri  de imal etti. Bay Mare böylece, Canning Town'dan Barking'e kadar uzanan geniş bataklık alanını kaplayan birçok sanayi işletmesinin öncüsü oldu. 8 Şubat 1898'de  vefat etmiş ve Woodgrange Mezarlığı'na (Romford Yolu) defnedilmiştir.

                                                                ***

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

google