İstanbul
30 Ağustos, 2025, Cumartesi
  • DOLAR
    32.30
  • EURO
    35.15
  • ALTIN
    2406.9
  • BIST
    10401.67
  • BTC
    67490.92$

SADIKOĞLU AİLESİNDEN MÜTEAHHİT VE ARMATÖR MEHMET DOĞAN VE OĞLU ŞİRZAT DOĞAN

29 Ağustos 2025, Cuma 23:54

Rize’li Sadıkoğlu ailesinden Müteahhit ve Armatör Mehmet Doğan ve
Oğlu Müteahhit ve Armatör Şirzat Doğan’ın elem dolu yaşam öyküsü.
Yazan: Osman Öndeş

Sadıkoğlu ailesi genç kuşak temsilcilerinden Ebru Hanım bir mesaj göndermişti. Sohbetimiz ve yazışmalarımız hep babası rahmetli olmuş Şirzat Doğan konusundaydı. Zamanla bana başka belgeler ve fotoğraflar da iletti. Ortada yürekler acısı bir mahkumiyet öyküsü de vardı. Zira Şirzat Doğan kazaen çok yakın bir arkadaşını av tüfeği ile vurmuştu ve arkadaşı vefat etmişti.
Çalışmalarımı hep bu konuyla bağlantılı haber arşivleri, belgeler üzerinde yoğunlaştırdım. Bu süreçte dedesi Müteahhit ve Armatör Mehmet Doğan’ın yaşam öyküsünü de çok kapsamlı olarak yazmak imkanım oldu. Bu çalışmamı böyle değerlendirmenizi dilerim.
Şirzat Doğan 22 Ekim 2022 gecesi vefat etmişti. Anlattıklarına bir başlık verdim;“Ben Şirzat Doğan”..
Şöyle anlatıyordu; Asıl soyadımız “Sadıkoğlu”.. Ben Sadıkoğlu ailesinden geliyorum. Ailemizin kökleri Rize’dir. Ben Trabzon’da doğdum..Çok geniş bir aileydik..
Babam Mehmet Doğan.. Neden “Doğan” soyadını almış; Yeğenlerine kızdığından Sadıkoğlu yerine Nüfus Memurluğu’nda soyadını “Doğan” yapmış.
Dedem Sadıkzâde Cafer Kaptan idi.. Trabzon’a yerleşmişler. Trabzon Ortahisar’da bahçe içinde büyük bir evleri varmış. Ben 1928 senesi 2 Şubat geceyarısından sonra Trabzon Ortahisar’daki konakta doğmuşum. Çok karlı bir gün imiş. Ebe bile bize zorlukla gelebilmiş. Ben doğduktan sonra babamın iş düzeni çok değişmiş; Şöyle ki, Trabzon’da İstanbul yerleşmişiz. Şahane bir köşk ve Soğuksu’daki yazlık gerilerde kalmış. Trabzon’daki Ford acentesini de amcam Selahattin işletmeye devam etmiş.
4-7 yaş yıllarımı hatırlıyorum; İstanbul’da ilk evimiz Ortaköy Muallim Naci Caddesi sahil kısmında idi.
1959 yılında Bebek’te iki çocuğumla kotramda iken başıma gelenler bir felakete dönüştü ve vefatıma kadar bir karanlıkta yaşadım. Senelerce süren hapis yaşamımdan sonra çalışmaktan başka çarem yoktu. Daha 18 yaşında iken akrabalarımızdan İnci ile evlenmiştim. Babam çok genç olduğumuzu söylüyor ve bu evliliğe karşı çıkıyordu. Sonunda evliliğimiz devam etmedi. Yıllar geçti ve yeniden evlendim. Eşim Firdevs Hanımdı . Üç çocuğumuz oldu; Kızımıza “Zarife” adını verdik. Sonra Hasan ve Hüseyin adını verdiğimiz ikiz oğlumuz ile ailemiz genişledi. Hasan ne yazıktır ki 1983 senesinde trafik kazası neticesinde vefat etti. Hüseyin ise kanser illetine yakalanmıştı ve 2023 yılında vefat etmiş. Kızım Zarife İstanbul Ataşehir’de yaşıyor. Eşim Reyhan Doğan ile Ocak 1974’de evlendim. Vefatımdan sonra Reyhan Hanım Yalova Çınarcık’ta oğlumuz Serdar Engin Doğan ile birlikte yaşamaktadır. Kızım Ebru ise Darıca’da yaşamakta, evlidir ve iki çocuğu olan bir ev hanımıdır.Felaketlerden sonra Maçka Hapislik hayatımdan sonra Nişantaşı’nda babamın yaptığı sekiz katlı Doğan Apartmanı’nın bir dairesinde oturuyorduk. Aileden miras kalan ve hakkıma düşen yerler vardı. Buradan gelen irat ile yaşamımı sürdürebiliyorduk. Artık armatörlük benim için uzaklarda kalmıştı. Sadece yaşamak ve yaşama bağlanmak adına ticaret amaçlı olarak tekstil işine girdim. Fakat Körfez Krizi yaşanınca tüm yatırımımı kaybettim.
2022 yılına kadar yaşadım.. Yaşım 92 olmuştu.. Yorgundum, hasta idim ve daha da yalnız kalmak istiyordum..Nihayet “Vedâ-i Mülkü Vücûd” demişler. Bedenden ayrılıp sonsuzluğa gitmek vakti geldiğinde, tarih 23 Ekim 2022 Pazar gecesi son nefesimi verdim. Cenazem 25 Ekim 2022 Salı günü Zincirlikuyu Camii’nde kılınan öğle namazına müteakip Zincirlikuyu Aile Mezarlığında toprağa verildi.. Ben hep “Tüccar Armatör Şirzat Doğan” idim.. Hayatımın son beş yılında hastalıklarla uğraştım ve 2022 yılı ile artık vadem dolmuştu ve yaşama veda ettim. Alnıma yazılmış o felaketi de anlatacağım..
Babam Mehmet Doğan Dr.Hüseyin ve Emine Hanım’ın oğlu, Emine Doğan Hanım’ın eşi, Nejad, Sedat, Şirzat ve Perizat’ın babası, Zehra ve Selahattin Doğan ve Bayan Sübda Yaraman’ın kardeşi, E.Hava General İhsan Kainer ve Prof.Dr. Sökmen’in dayısı ve amcazadesi, Dr. Fikret Yaraman’ın kayınbiraderi, Kaptan Aslan Sadıkoğlu’nun yeğeni, Sadıkoğullarının hala ve teyzezâdeleri, Halim ve Ahmet Kalkavan’ın teyzezadesi idi. Babamın büyük babası Dr.Hüseyin Bey saray doktoru imiş ve babamın babaannesinin adı da Emine idi.
Tüccar ve Armatör Mehmet Doğan 24 Kasım 1954 Çarşamba akşamı vefat etti. Cenaze namazı 26 Kasım 1954 Cuma günü Ortaköy Camii’nde kılınan öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Babam o yıllarda Türkiye’nin en varlıklı insanı idi. 1941 yaz ayları imiş.. İktisat Vekili( Bakanı) Hüsnü Çakır Bey, Ortaköy’deki babamın yalısında öğle yemeğine davetli olarak kalıyor. Sohbet sırasında “Mehmet Bey servetiniz ne kadar desem?” diyor. Babam da “Hüsnü Bey siz İktisat Vekilimizsiniz.. Babam Sadıkzâde Cafer Kaptan’dan gelen servetimiz bana güç katmıştır. Aramızda kalsın, hesap edilenlerden de biraz üstü var..” diyor.
Yaşam sonsuz değil.. Çok geniş olan Sadıkoğlu ailesinde de yıllar boyunca yaprak dökümleri oldu; Ağabeyim Nejat Doğan ’ı kırgınlıkla anıyorum. Yakalandığı amansız hastalığa yenilerek 1 Eylül 1984 Cumartesi gecesi vefat etti. 3 Eylül 1984 Pazartesi günü yine büyük bir kalabalık, akrabalar, dostlar herkes Teşvikiye Camii’nde idiler. Teşvikiye Camii’nde kılınan öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Aile mezarlığında toprağa verildi.


Çocukluğum Ortaköy’de Boğaziçinde geçmiştir. Bir kış çok soğuklar oldu ve Karadeniz’den büyük buz kitleleri Boğazı kapladı. Ben de arkadaşlarımla neredeyse Boğazın ortalarına kadar yürüyerek orada bir fotoğraf çektirmiştik. O fotoğraf güzel günlerden kalan bir hatıra olmuştur. Ruşen, Fehmi, Rıza, Aslan, Hüseyin, Nâzım ve Cafer isimli yedi kardeş olan Sadıkzâdeler’den dedem Cafer Kaptan genç yaşta vefat etmiştir. Kurdukları “Sadıkzâde Biraderler ve Şürekası” firmasını bizzat bu kardeşler yönetmiş, gemilerinde kaptan olarak görev almışlardır. Diğer kardeşleri yazıhanede muhtelif sorumlulukları üstlenmişlerdir. Sadıkzâde ailesinin lideri durumunda olan Sadıkzâde Aslan Kaptan Milli Mücadele yıllarında Trabzon ve Rize’de milis kuvvetleri içersinde yeralarak, Mustafa Kemal Paşa’nın mücadelesine katılmış. Milli Mücadele yıllarından önce Rusların Karadeniz sahillerine olan taarruzlarına karşı oluşturulan mahalli milis teşkilatında kardeşleriyle çarpışmalarda yeralmış. Karadeniz’in hırçın dalgalarına göğüs germesini ve denizlerle mücadeleyi de pek ustalıkla bilen Sadıkzâde Aslan, bu mahareti nedeniyle, yörede “Kaptan Aslan” olarak tanınmıştır. Tüm hayatını gemilerine ve denize adamıştır. Tam anlamıyla Karadenizli bir deniz aşığıydı ve gemilerinde vakit geçirmekten büyük haz duyardı.


Sadıkzâdeler, diğer çoğu Karadeniz ahalisi gibi yelkenli gemilerle Karadeniz, Marmara ve Akdeniz’de milli iskeleler arasında gazyağı, kereste başta olmak üzere, sair eşya taşımaları yaparlardı. Sahip oldukları gemiler ; Sakarya, Dumlupınar,Kaplan, Sadıkzâde, İnönü, Hüseyin Kaptan idi. Sadıkzâdelerin armatörlük yaşamları dışında babam Mehmet Doğan’ın devrin çok büyük müteahhitlerinden biri olduğunu belirtmek isterim.1938 yılı sonları idi; Babam Dolmabahçe Stadyumu ihalesini aldı. Baş Mühendisi Abdülkadir Taşdelen idi. İstanbul Belediyesi Başkan Yardımcısı Y.Müh. Sedat Erkoğlu da bu inşaata atandı. Kendisi çok iyi tenis oynardı ve tenis şampiyonu idi.
Dolmabahçe'de bulunan İnönü Stadyumu, 1939 yılında Paolo Vietti-Violi, Fazıl Aysu ve Şinasi Şahingiray tarafından tasarlandı. Bina Dolmabahçe’de, eski saray arazisinin hemen arkasında ve sahil şeridine çok yakın mesafede yer alıyordu ve inşaatın bulunduğu alanda önceden saraya ait eski yıkık ahırlar bulunmaktaydı. Stadın temeli, 19 Mayıs 1939'da Dolmabahçe Sarayı'nın eski has ahırlarının bulunduğu arazide atıldı. Ancak kısa bir süre sonra II. Dünya Harbi’nin getirdiği sıkıntılar inşaatı engelledi. Bu nedenle 19 Mayıs 1943'te yeniden bir temel atma töreni yapıldı ve hafriyat işine girişildi. Harap durumda olan has ahırlar kolayca ortadan kaldırılıp hafriyat yapılabildi. Stadın açılışını, dönemin İstanbul valisi ve belediye başkanı Dr. Lütfi Kırdar yaptı. Stadyum, o dönemin parasal değeriyle 5 Milyon liraya mâl oldu. Bu stadyum inşa edilirken Varlık Vergisi Yasası yayınlandı ve bizim aile de Varlık Vergisi’ne mahkûm olduk.

Duvarda kalan hatıralar;Annem Emine Doğan Hanım,
Babam Mehmet Doğan ve ben Şirzat Doğan

Babam Mehmet Doğan Trabzon Devlet Hastanesi’ni, Erzurum- Zigana Karayolu’nu, İzmir Oteli’ni inşa etmiştir ve almış olduğu başka birçok ihale vardır.Babam 1950-51 yıllarında Karaköy Sahilyolu’nu, Maçka’da İnönü’nün evinden Maçka’ya çıkan yolu da inşa etti. Aydın Doğan’ın babası İrfani Doğan Bey’in Taksim’de Ford ve diğer araç satışı yaptığı mağazası vardı. Özellikle ben kendilerine otomobil teslim yapardım.
Babam Mehmed Doğan, Vehbi Koç Bey’i çok sayar ve severdi.
II.Dünya Harbi yılları idi. Vehbi Koç Bey de daha önceleri Ford acenteliğini istediği için kendisine Bursa ve Ankara Ford acenteliğini verdi. Daha sonraki bir zamanda bizim yalıda Ford Acenteliği konusunda bir toplantı yaptılar. Yine babam Tophane’deki montaj atölyesini sökerek Nakkaştepe’deki Abdülmecid Efendi Köşkü’nün bahçesinde kurdu.
Babam Sedat Sadıkoğlu ağabeyimizin ısrarları sonucunda denizciliğe girdi ve armatör oldu.
Armatörlük alanında birbiri ardından gemi alıyordu; “Kozlu, “Kandilli”, “Tanar”, “Kömür” ve “Doğan” şileplerinden oluşan bir filo kurmuştu.
1941-1942 yıllarından bahsedeceğim; Milli Emlak Osmanlı Padişahlarına ait bazı emlakı satışa çıkartıyordu. Bu satış ilanları çıktığı sırada biz Ortaköy Muallim Naci Caddesi’ndeki babamın inşa ettiği yalıda oturuyorduk. Bitişik yalı Robert Kolej Edebiyat muallimi Prof.Keramettin Bey ve eşi Nigar Hanım komşumuz oluyordu. Keramettin Bey, memleketten sürülmüş Osmanlı Hanedanı mensuplarının İstanbul’daki gayrimenkullerini satış gelirlerini ve satılmakta olan eşyalarının satışları yapar ve bedellerini Avrupa’daki Osmanlı sülalesinden olanlara gönderirdi. Bu satışlar sırasında Keramettin Bey ve İtalyan asıllı Hatice Nigar Hanım’la fazla samimi değildik.
Yıl 1943- Nakkaştepe’deki Sultan Abdülmecid Efendi Köşkü’nün satın alınması
Babam padişahların mütevellisi Keramettin Bey’le görüşüp bilgi almaya başladı. Bir gün evine gideceği zaman babam beni de aldı. On üç yaşlarında idim. Bahçe katında iken Keramettin Bey geldi, bizi karşıladı. Babamla padişahların mülklerinin satışı hakkında bir şey konuşuyorlardı. Ben de evi dolaşıyordum; duvarlar tablolar, antik vazolarla doluydu.


Bir hafta sonra Milli Emlak’ten satışlar başladığını babamdan duydum. Bağlarbaşı’nda Abdülmecid Efendi Köşkü’nün satışa çıkarılmıştı. Müzayedede en son Şekerci Hayri İpar Bey ile babam kalmış.
Babam; “Bak Hayri çocuklarım burayı çok sevdi. İhaleden çekil... Çekilmez isen Bebek’teki koruluğu da ben alırım. Sana pahalıya mâl olur..”demiş.
Hayri İpar ile anlaşıp Abdülmecid Efendi Köşkü’nü babam, Bebek’teki koruluğu Hayri İpar almış. Köşkün satış fiyatını sorduğumuzda fiyatının nekadar olduğunu söylemek istemezdi. Sonrada 60,000 lira civarında olduğu öğrenildi. Sarayda elektrik yoktu. Babam yanmaz kablolarla sarayı elektrikle donattı. Elektrik mühendisleri günlerce çalıştılar. Saraya telefon alındı. Telefon numarası 440225 idi. Geçen zaman içinde babamın köşk aldığı duyulunca Trabzon eşrafı babama mektup yazmışlardı; “Mehmet Bey İstanbul’un kaçta kaçını satın aldın?” diye dalga geçmişler. Babam köşkten birçok eşyanın ve hatta seramikleri, avizelerin sökülüp alınmış olduğunu tespit ediyor ve bunların bulunması ve yerine konulması adına Salih Keramet- Nigar ailesine ve Milli Emlak’e yazılar yazıyordu. Şair Nigâr Hanım'ın oğlu olan Salih Keramet Nigar ailesi Abdülmecid Efendi’nin köşkünün mütevellisi olarak bulunuyordu. Babamın Nakkaştepe’deki Abdümecid Efendi Köşkü konusunda Salih Keramet Nigar Bey ile görüşmeleri bir süre devam etmiştir. Nitekim babam Abdülmecid Efendi’nin Salih Keramet Nigâr Bey’e 27 Haziran 1939 tarihli bir mektubundan bahsederdi. Bu evraklardan biri şöyle idi;Müvekkiliniz Abdülmecide ait, Kuzguncuk’ta İstavroz mahallesinin Arabacı sokağındaki köşk maamüştemilât 431 sayılı Kanun’un hükümlerine tevfikan 70,500 lira bedel mukabilinde Mehmet Doğana satılmıştır.
Köşk satın alındıktan sonra Sadık Keramettin Bey, İstanbul’a gelmiş olan Haydarabat Nizamı’nın eşi Dürrüşehvar Sultan ile bizi ziyarete gelmek istedi. Sultan sarayı kimin satın aldığını görmek istiyormuş. Babam onlara gün verdi. Abdülmecid Efendi’nin kızı Dürrüşehvar Sultan’ı babam ve annem hayranlıkla karşıladılar. Bizler de Dürrüşehvar Sultan’ı seyrediyorduk. Köşkü hüzünlü bakışlarla dolaştı ve üst kat salonun sonuna doğru olan çinili odanın kapısını açmak için müsaade istedi. Babam ve hizmetkâr kapıyı açtı. Karşısındaki odada doğmuş. “Doğduğum odam bu..” diye mırıldandı. Hüznün arttığını fark ettik. Adeta titriyordu.. Odaya doğru bir iki adım attı.. Hepimiz dışarıda kalmıştık.. Başını önüne eğdi.. Ağlıyordu.. Annem de fena oldu ve “Sultan hanım biz de çok üzüldük..”dedi.
Yapı Kredi Bankası’nın 60.Yıl kutlamaları nedeniyle o yıllarda Yapı Kredi’ye intikal etmiş olan Abdülmecid Efendi Köşkü’ne davet edilmiştik. O gece bütün gençlik yıllarım gözümde canlanmıştır. Başımın dumanlı olduğu yıllar, muzipliklerim ve tüm ailem gözlerimin önündeydi.


Dürrüşehvar Sultan Köşkü hüzünlü bakışlarla dolaştı ve üst kat salonun
sonuna doğru olan çinili odanın kapısını açmak için müsaade istedi.
“Doğduğum odam bu..” diye mırıldandı.

Amiral Şükrü Okan babamın yakın dostlarındandı. Giresun, Tirebolu doğumluydu. Aile kökleri Rize’li idi. Tüccar olan babası “Rizelioğlu Mehmed Efendi” Sadıkzâde ailesiyle memleketli idiler. Annesi Rize’li Küçükömeroğlu ailesinden Ali Molla Kaptan’ın kızı Azize Hanım idi.Amiral Şükrü Okan’ın kızı Nüket Okan ile Fehmi Sadıkoğlu’nun nişanı da Abdülmecid Efendi Köşkü’nde yapıldı. Eğence sabahlara kadar sürdü. ve daha sonra evlendiler. Fakat aile birliği devam edememiş ve ayrılmışlardır. Daha sonra 1947-1949 yıllarında Nejat ve Sedat ağabeylerimin düğünleri de Köşk’te yapıldı. Zamanın tüm tanınmış aileleri davetli idiler.
Üst salonda Fransa’dan gelen Peres Caz Orkestrası çalıyordu. Alt katta ise alaturka meşk ediliyordu. Birara üst kat gıcırdamaya başladı. Üst kattaki misafirlerin bir kısmı aşağıya alındı.
Her masada bir kuş sütü eksikti. Nejat ağabeyimin eşinin babası,kayınpederi Ankara İnhisarlar Müdürü idi. O nedenle kasa kasa şampanyalar gelmişti. Düğün nedeni ile Sahilbend yandan çarklı vapur da kiralanmıştı. Bu vapur sabaha kadar çalıştırıldı. 2100 gibi bir davetli ağırlandı. Bu arada düğüne katılan davetliler gibi,unutulanlar da çok oldu. Bunlardan biri Rize’li Yakup Kazdallar’ı bile davet etmeyi unuttuk. Bir bağ çok değerli halılar hazırlamışlar.Gelemedikleri için daha sonra gönderdiler. Biz de durumu telafi ettik. Bu arada Vehbi Koç Beyefendi de teşrif etti. Gümüş bir şekerlik getirmişti.
Babam yıllar sonrasında amcam Selahattin Doğan’ın ısrarları üzerine Abdülmecid Efendi Köşkü’nü satmaya karar vermiştir. Babamın satma düşüncesini öğrendiğinde annem büyük tepki göstermiştir.Fakat babam Abdülmecid Efendi Köşkü’nü çok isteyen Kazım Taşkent Bey’e
sattı. Babamı engelleyecek zaten hiçbir etkimiz olamazdı. Fakat hiçbir şekilde ihtiyacımız olmadığı halde Abdülmecid Efendi Köşkü’ne veda ettik.
Babam birgün Ortaköy’deki Fatma Naime Sultan yalısının satışı yapılacağını öğrendi ve yalıyı defalarca gezdikten sonra ihaleye girmeye karar verdi. Ben o vakitler 11 yaşında idim. Kız kardeşim Perizat 9 yaşında, ağabeyim Sedat 17 yaşında ve Nejat büyük ağabeyim de 19 yaşında idi.
Böylece babam Ortaköy’deki Fatma Naime Sultan Yalısı’nın devlet eliyle Milli Emlak’ten satışıyla ilgilendi. Avusturya firması 1929'da Hayrettin İskelesi'nin hemen karşısındaki alana bir tütün işleme merkezi inşa ettirmişti. Babam Austro Türk firmasına ortak oldu ve ihaleye birlikte katıldılar. Austro Türk ortakları Asım Kibar’ın ağabeyi Ali Kibar idi. O da ortaklar arasındaydı. Babam satışa dahil oldu ve ihaleyi kazandı. Fatma Naime Sultan Yalısı senelerdir boş duruyordu. Milli Emlak satışa çıkardığında, diğer taraftan tütünlerin depolanmasını sağlayacak depo sıkıntısı vardı. Austro-Türk Tütün Anonim Ortaklığı babama hepbirlikte tütün ticareti yapma pazarını getirdi. Fatma Naime Sultan Yalısı tütün deposu gibi kullanıldı ve ofisleri de yine yalıda idi.


Fatma Naime Sultan Yalısı
Armatörlük
Babamın gemiciliğe, yani armatörlüğe başlaması anneannemin diğer kardeşi Fehmi Sadıkoğlu’nun ısrarı ile daha ciddi boyutlara ulaşmıştır. Tanar adını verdiğimiz genelyük gemisinin bizden önceki armatörü Aristotelis Onasis idi. Bu gemiyi 2.5 Milyon dolara aldık. “Perizat” adını verdiğimiz genel yük gemisi o sırada Londra’da yük tahliye ediyordu. Ardından direk yüklemesi yaptı.İsveç- Norveç seferi yapıyordu
Fehmi Sadıkoğlu’na ait “Kaplan” vapuru vardı. Mevki hatası ile karaya vuruyor ve hasar görüyor. Babam Mehmed Doğan oraya da yetişti ve vapuru kurtarıp, Haliç’e yedeklediler. Vapurun onarımından sonra Fehmi Sadıkoğlu ile bu vapurda ortak oldular.
Babam, Aristotelis Onasis ile çok yakın ahbap idi. Onasis babama “Pan” isimli gemisi satmış. Bu gemiye sonra babam “Tanar” adını verdi.


Doğan şilebi.
Bu güzel günlerden sonra şansız yıllar başladı; Fatma Naime Sultan Yalısı devletleştirildi. Babamın vefatı sonrasında yeniden düzenlenen “Mehmet Doğan Halefi - Nejat Doğan ve Ortakları Kollektif Şti.” adına “Kandilli” adını verdikleri şilep 1 Ağustos 1956 tarihi itibarıyla Beyoğlu Dördüncü Noterliği’nde gerçekleştirdikleri alım satın muamelesiyle resmen satın alınmış ve bu işlem noterlik tarafından basın yoluyla da ilan edilmişti. Bu şekilde 1399 rüsum tonluk Kandilli “Mehmet Doğan Halefi - Nejat Doğan ve Ortakları Kollektif Şti.”ne katıldı.
İlk adı “West Nomentum” olan “Tanar” adı verilen şilep ise, “Mehmet Doğan Halefi - Nejat Doğan ve Ortakları Kollektif Şti.”nde yeralan ve Türk gemi siciline kaydedilmiş tek gemi olmuştur.


S.S Tanar, İstinye Tersanesi’nde. Kaynak: Pekin Baran Arşivi.
25 Kasım 1959 tarihi idi; Tanar şilebinin 24 Kasım sabaha karşı saat 04.30’da Kiel kanalı ağzında kesif sis yüzünden rotasını kaybederek kayalara bindirdiği ve battığı haberini aldık.. Geminin süvarisi 55 yaşındaki Kaptan Ender Önderiman’dı. Kaptan ve 32 kişilik personeli yakın mesafede olan Rus şilebi Kharkow tarafından kurtarılmıştı. Kiel Kanalı’nda 20 kulaç derinliğe batmış olan Tanar’ın Kanal’daki gemi trafiğine tehlike yaratmaması için dinamitle parçalanması kararı alınmıştı.
Ardından İsveç’ten 1,050 dwt’luk bir yük gemisi daha satın aldık. Bu gemiye “Kömür” adı verildi. Zonguldak’tan İstanbul’a kömür taşırdı. Yat gibi bir gemiydi. Daha sonra satın alınan gemiye Celal Bayar “Tarı” adını vermiştir.


Kömür adı verilmişti. Yat gibi bir gemiydi..
Zonguldak’dan İstanbul’a kömür taşırdı.

Babam vefat ediyor
1954 yılı idi..Babam giderek hastalandı. Yüksek şekeri olduğu anlaşıldı. Neyazıktır ki gözleri görmez oldu. Hastalığı ilerlerdi ve lösemi sonunda 54 yaşında kaybettik. Cenaze namazı 26 Kasım 1954 Cuma günü Ortaköy Camii’nde kılınan öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Bir kaza kurşunu ile çok sevdiğim nice yıllara giden arkadaşımın vefatının ardından yaşama tutunmak için çok çaba sarfettim. Bu yaşamımda bana eşim Reyhan Hanım ve kızım Ebru ve oğlum Serdar Engin Doğan yardımcı oldular.


Şirzat Doğan 13 yıl yaşadığı Nakkaştepe’deki Abdülmecid Efendi köşkü’nde.
Bir cinayet ile yıkılan hayaller ve yok olan bir ömür
Bebek Koyu’nda bir cinayet işlenmişti. Sanık (Maznun) ünlü Sadıkoğlu ailesinden Tüccar ve Armatör Şirzat Doğan idi. Yıllarca süren davada Şirzat Doğan’ın savunmasını devrin ünlü savunma avukatlarından Dr.Suad Tahsin Türk üstlenmişti.Bu dava günümüzde Hukuk Fakülteleri’nde ders olarak da tartışılmaktadır.
Şirzat Doğan ise hatıratında şöyle yazmıştır; “Yıllar yıllar geçti.. Yaşlanmak maziyi yaşamak derlermiş.. Doğru,çok doğru! Yaşlanınca mazi fotoğraflar gibi canlanıyor. .Nasıl bir kaderdir ki en yakın arkadaşımı kazara vurdum. O arkadaşım Rauf Ardahan idi. Çılgına dönmüştüm.. Kucakladığım gibi alıp hastaneye ulaştırdım ve kan verdim. Hastaneye gittiğimizde Rauf hemşireye “Şirzat’ın hiç bir suçu yok, ben kışkırttım onu..” demiş.. Ama hemşire hanım maalesef korktuğu için mahkemede bu ifadeyi veremedi!
17 Aralık 1960 tarihi itibarıyla İstanbul 3.ücü Ağırceza Mahkemesi oy çokluğu ile ve tefhim ettiği ve maznunun kasten adam öldürmekten beraat ve tahliyesini içeren kısa kararın kaydı ve 959/206-287 Sayılı ve keza 17 Aralık 1960 tarihli gerekçeli ve muhalefet şerhi olan ayrıntılı
kararı uyarınca beraat ettim.Hürriyet Gazetesi’nde “Şirzat Doğan tahliye edildi başlığı altında “Tedbirsizlik Af Kanunu kapsamında olduğundan Şirzat Doğan dün sabah Saat 14.3’da cezaevinden serbest bırakılmış” yazılıydı. Fakat, Rauf Ardahan ailesi adına savunma yapan Av.Rıza Erdoğmuş ve Av. Abdurrahim Boyacıgiller 31 Mayıs 1960 tarihinde mahkemeye iddia ve taleplerde bulundular. Türk Ceza Kanunu’nun 448’in maddesine göre 24-30 yıl ağır hapsimi ve idamımı istiyorlardı.
1961 yılı boyunca yeniden dava devam etti ve 12 yıl ağır hapse mahkum edildim.
Umudumun gerçekleşmesi içim Toptaşı Cezaevi’nde 12 yıl mahkum kalmam gerekiyormuş..


1962 yılından 11 Mayıs 2004 tarihine ve Nakkaştepe’deki Abdülmecid Efendi Köşkü’ne uzanacağız.. Yeni Şafak Gazetesi’de Filiz Akgün imzası ile “Abdülmecid Efendi Köşkü Sahibinin Sergisini Ağırlıyor” başlıklı bir haber yayınlanmıştı ve şöyle deniliyordu; “Kültür faaliyetlerini önceleyen kurumların başında gelen Yapı Kredi Bankası, son Halife Abdülmecid Efendi'nin adını taşıyan ve uzun yıllardan beri atıl durumda olan 130 yıllık av köşkünü restore ederek günümüze kazandırdı. Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte Emlak-i Milliye'ye devredilen, sonraki tarihlerde yeni sahipleri Müteahhit/Armatör Mehmed Doğan ailesinin elinde uzun süre kalan Bağlarbaşı'ndaki köşk, Yapı Kredi tarafından satın alınarak yapılan restorasyon çalışmaları sonunda yeniden hizmete açıldı. ..Köşkün eski sahipleri Mehmed Doğan ailesinin yaşayan üyelerinden Şirzat Doğan, köşkün yeni halinin eskisinden farklı olmadığını doğruladı. Köşkün selâmlık binasının giriş kapısındaki kûfi yazı ile "Allah'tan başka galip yoktur" yazılıdır. Çağlar boyunca hep böyle olmuştur.. Devran aynı devrandır!

****

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

google