A.S.P.
parcababa-erce
İstanbul
22 Haziran, 2024, Cumartesi
  • DOLAR
    32.30
  • EURO
    35.15
  • ALTIN
    2406.9
  • BIST
    10401.67
  • BTC
    67490.92$

SIRADIŞI BİR OSMANLI AYDINI

12 Şubat 2024, Pazartesi 13:22
reklam yerim makale içi

SIRADIŞI BİR OSMANLI AYDINI- HANYALI KAVURZÂDE MUALLİM MEHMED AZİZ BEY.

Muallim Mehmed Aziz Bey’in 1910 yılında yayınladığı “Büyük Bir Derdimiz (Osmanlı Deniz Ticareti)” adlı risalesi, dönemin tüccarlarından Debre Mebusu İsmail Beyzâde Mehmed Fuad Bey ile ortaklaşa giriştikleri, fakat başarısız kalan Marmara’da bir vapur kumpanyası işletme teşebbüsünü anlatmaktadır. Risaleyi yazma sebebi olarak ise, başarılı olamayan bu ticarî teşebbüs sebebiyle deniz ticareti hakkındaki gözlemlerini içeren son derece önemli bilgi ve görüşlerini, bütün vatandaşların ve Osmanlı yetkililerinin dikkatine sunmak olduğunu belirtmektedir. Bu risale, Osmanlı’nın son yüzyılında Türk Deniz Ticaretinin içinde bulunduğu imkansızlıkları ortaya koyması bakımından muhakkak tümüyle değerlendirilmelidir.

Atatürk Kitaplığı arşivinde de olan bu risalenin tamamı Osmanlıca’dan yeni yazıya çevrildi. Müteakiben günümüz diline göre bölüm bölüm düzenledim. Prof. Dr. İlhan Ekinci’nin “Son dönem Osmanlı Deniz Ticaretini Kurtarma Çareleri”1 ve “Osmanlı Devletinde Marmara’da Kabotaj Tartışmaları”2 adlı çalışmalarında bu risalenin bazı sayfaları yer almaktadır ve bana ışık tutmuştur.Risale’nin bazı önemli sayfalarını günümüz diline kazandıran Prod. Dr. İlhan Ekinci’ye bu konuda tüm Türk Denizcilik dünyasına ışık tutması bakımından teşekkür ederim.

Mehmet Aziz Bey “Muallim” unvanı ile tanınmasına karşın bir hukukçu idi; Girit Adası Hanya kasabasından ve Kavurzâde lâkabıyla tanımış aileye mensup Mehmet Aziz Bey, Mekteb-i Hukuk’un ceza hukuku muallimlerindendi; “Muallim” unvanı buna işaret eder. Uzun yıllar Ticaret Mahkemesi’nde zabıt katipliği, mülâzım üyelik ve icra memurluğu görevlerinde bulunmuştur. Mektep-i Hukuk’un altıncı devre (1892) mezunlarındandır. Hanya Rüşdiyesi’ni ve Mektep-i Sultani’yi bitirmiş, Ekim 1888’de Dersaadet Birinci Ticaret Mahkemesi’nde zabıt kâtipliğinde devlet hizmetine girmiş, mektepten mezun olunca mülazım üyeliğe atanmış ve uzun yıllar icra memurluğu görevinde bulunmuştur.

Girit Adası Hanya eşrafından Kavurzâde ailesindan bazılarının 1897 yılında Girit’te muhtariyet ilan edilmesinden sonraki süreçte İstanbul’a göç ettikleri görülmektedir.

Adadan göç eden Kavurzâde ailesi yetimleri akraba meclislerince korunmuşlardır. Kavurzâde Aziz Bey’in yetimleri Nurettin ve Refik için Hanya Eytam Dairesi’nde toplanan akraba meclisi yetimlerin amcaları Kavurzâde Ali Bey ve Kavurzâde İbrahim Efendi ile anne tarafından akrabaları olan Hacı Hasanaki Ağa’dan oluşmakta idi. Yetimlerin Kale Kapı’da sahip oldukları bir dükkânın yıllık 23 Fransız lirası olan kira gelirinden yetimlerin giysileri, yeme-içme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması için yetimlerin vasisi olan büyükbabaları Mehmet Ağa’ya izin verilmesine dair karar akraba meclisinde alınmıştır.

Kişiliği açısından işaret edilmesi gereken diğer bir husus da Eylül 1909’daki tensikat (işten çıkarılma) sırasında Edirne İstinaf Mahkemesi Savcılığına atandığı halde istifa ederek Adliye mesleğinden ayrılmasıdır. Değerli eserler vermiş atılımcı, bir bilim insanıydı. 1325 (1909) yılında İstanbul Ahmed Sâki Bey Matbaası’nda yayınlanmış olan, “İmtiyazat-ı Ecnebiye ve Tensikât-ı Adliye”, özellikle 1888- 1908 aralığı için verdiği bilgilerin değerini arttırmaktadır. Aziz Bey, bir anlamda tensikatın (İşten çıkartılma) mağdurlarından biridir. Buna rağmen yeni adliye idaresini ve ıslahatları (Yenilikleri) destekleyerek bunun önündeki en ciddi engel olarak gördüğü yabancı ayrıcalıklarını konu alan bu kitabı neşretmiştir.

SS Marmara-(Ex Pennsylvania. Ex- State of Pennsylvania, Ex- Medina)

1872 yılında London & Glasgow Enginering & Shipbuilding Co.Ltd tersanesinde 166 Kızak nO.’su ile inşa edildi. İnşa adı “Pennsylvania” olan 2483 dwt,1719 grt,1568 nrt.olan demir gövdeli üç direkli yük gemisi idi.

Yunan bayraklı vapurlara mahkum olan Bursa ahalisini kurtarmak için Marmara vapurunu Marmara Denizinde çalıştırmaya gayret etti.

Muallim Mehmed Aziz Bey, II. Meşrutiyet devrinin oluşturmaya çalıştığı millî ekonominin müteşebbislerinden biri idi. Dönemin yükselen siyasî ve ekonomik koşulları doğrultusunda, “Marmara” vapurunu Mudanya hattına işleterek, Marmara Denizi’nde çalıştırma teşebbüslerinin Yunan boykotunun sürdüğü  zamanlara denk düşmesi, boykotun yarattığı ticarî boşluk ve fırsatlardan yararlanmak üzere harekete geçtiklerini göstermektedir. Bu teşebbüsü, İdare-i Mahsusa vapurlarının yetersizliği karşısında zorunlu olarak Yunan vapurlarına muhtaç olan Bursa ahalisinin, mebusları Tahir Bey’e müracaat ederek Mudanya, Gemlik ve diğer iskelelere Osmanlı vapurlarının işlettirilmesi konusunda dilekte bulunmalarıyla başlamıştır.

Muallim Mehmed Aziz Bey bu dilek üzerine Debre Mebusu İsmail Beyzâde Mehmed Fuad Bey’le “Bursa ahalisini Yunan vapurlarından kurtarmak için” derhal bir Osmanlı vapuru kiralamak ve daha sonra bulunduğu takdirde yeni vapurlar satın alarak işletmek üzere teşebbüse giriştiklerini belirtmektedir.

Osmanlı tebaası olan Marmaralı Pandeli’nin, (Pandelis) Osmanlı sancağını taşıyan “Marmara” vapuru alelacele kiralanmış ve ileride yeni vapurlar da bulmak ümidiyle “Millî Şirket-i Bahriye-i Osmaniye” adıyla bir şirket kurulmuştu. Marmara vapurunun, Mudanya hattına işlemeğe başlaması üzerine Yunan Vapurları çekilmeğe mecbur kalmıştı.

Bu çekilmenin sırf ticarî rekabetle gerçekleştirildiği vurgusu dikkati çekmektedir. 650 ton hacmindeki vapur onüçüncü seferine kadar kira ve diğer masraflarının yarısını bile kazanamamıştı. Daha sonra eşya ve yolcuların artmasıyla kâr elde edilmeye başlanmışsa da bu sefer de İstanbul’da kolera çıkmış ve nakliyat tekrar azalmıştı. Bu ihtiyaç da İdare-i Mahsusa vapurları tarafından karşılanınca, daha büyük zarara uğramamak için başka limanlara, sadece yük taşımak üzere işletmeye mecbur kalmışlardı. Bununla beraber Girit Hanya’dan mübadil Kavurzâde ailesinden Muallim Mehmed Aziz Bey, Debre Mebusu İsmail Beyzâde Fuad Bey ile beraber bizzat Avrupa’ya giderek yeni vapurlar satın almak istemişlerdi. Hatta alacakları vapurların denetlenmesi için Bahriye Nezareti’ne müracaat ederek teknik bilgi ve elaman yardımı istemişlerdi. Fakat “Bazı tecrübeli kişiler” araya girerek İngiltere’ye gidildiği takdirde “broker” denilen simsarların eline düşülebileceği, bunların elinden vapur almanın çok zor ve masraflı olduğunu belirtmişler, bunun yerine fotoğraflarından ve teknik özelliklerini bildirdikleri takdirde, kendileri vapur almalarına aracı olabileceklerini söylemişlerdi. Fotoğraflardan görerek sipariş ettikleri vapurların bedelini bir bankaya yatırmak, İstanbul’a geldiğinde almayı kabul etmek, her türlü masrafları üstlenmek gibi şartları kabul etmelerine rağmen, bu teşebbüsleri gerçekleşememişti. Dolayısıyla Avrupa’ya gitmedikçe istenilen şartlarda vapur bulmanın ve satın almanın mümkün olamayacağı anlaşılmıştı. Bir İngiliz’in aracılığıyla getirttikleri vapur da istenilen özelliklerde çıkmamıştı. Mevsim geçtiği için İngiltere’ye gitmekten vazgeçerek yakın limanlardan bir iki vapur satın almaya karar vermişlerdi. Cenova, Sakız ve İzmir’de bulundukları haber verilen bazı vapurlar görülmüş, nihayet İzmir’de Selanik - İzmir- İskenderiye hattına işletilen üç vapurun istenilen özelliklere uygun olduğu anlaşılmıştı. Vapurların gerekli denetimleri yapılmak şartıyla pazarlığa girişilmişse de bunların hayli eski, yıpranmış, hatta birinin Selanik limanında metruk olduğu haberi alınmıştı.

II. Meşrutiyet ortamında bir Türk müteşebbisin vapur şirketi kurma teşebbüsü başarısız olmuştu. Muallim Mehmet Aziz Bey, bu başarısız deneyimin kendilerini hayli zarara sokmuşsa da deniz ticareti konusunda kendileri için bir deneyim olduğunu belirtiyordu. Kiralamış oldukları vapurun işletilen iskelelerin ticaret hacmiyle uyumlu olmadığı, halbuki bir iskeleye işletilecek vapurun o iskelenin ithalat ve ihracatıyla uygun olması gerektiği, gümrük ve diğer alanlarda çalıştırdıkları kişilerin tecrübeli kişiler olması, her vapurun sarf edeceği kömürün bilinmesi ve zamanında temin edilmesi, Osmanlı vapurlarına münhasır olan Liman Resmi ile diğer olağanüstü vergi ve masrafların dikkate alınması, vapurun seyr-ü sefer (Sefer) programının büyük bir dikkatle korunması, mürettebatın ve çalışanların, acentelerin ihtisas sahibi deneyimli kişiler olması gerektiği, ilk planda kazanılan tecrübelerdi. Öğrendikleri bir şey daha vardı ki, o da yalnızca kişisel gayretlerle bu işin başarılı olunamayacağı, hükümetin de Osmanlı deniz müteşebbislerine gerekli kolaylık ve yardım yapmak zorunda olduğu idi. Osmanlı yetkililerinin yabancı gemilerin denetimi konusundaki istekleri güvenlik kaygılarının nispeten yükseldiği savaş ve gerginlik dönemlerinde kabotaj problemleri de artmaktaydı.

Yabancı devletler Osmanlı iskelelerine sefer yapan vapurlarının denetimini kabul etmiyorlar

1911 yılında, İstanbul’u bir irtibat limanı haline getirip, buradan başlayarak diğer Osmanlı sahillerinde sefer yapan veya yabancı limanlardan gelip Osmanlı sahillerinde kabotaj yaparak devam eden yabancı gemilerin, eskilikleri, yolda kalmaları, kazalara sebep olmaları öne sürülerek güvenlik için denetlenmek istenmişti. Her zamanki gibi bu istek de sefaretlerin notalarına takıldı. Fransa Sefareti’nin verdiği notada, gemilerin kontrol ve denetimleri “tabi bulundukları devletin ilgili kanunlarının, doğru bir şekilde uygulanmasıyla” olabileceğini belirtmişti. Bunun üzerine yetkililer Osmanlı limanlarına işleyen yabancı bandıralı vapurların, sefer yapmaya yeterli olup olmadıklarının, gemiye gidilmeksizin, gözlenerek ve gizli bir şekilde araştırılarak bildirilmesini istemiştir.

İstanbul ile Bandırma arasında, Marmara Denizi’nden çıkmaksızın sefer yapan, Compagnie Maritime d'Affrètement Mer de
Marmara Express”-
Marmara Ekspresi” adlı Fransız kumpanyası vapurlarının işletilmesinin, bu hakkın Osmanlı bandırası taşıyan gemilere ait olduğu gerekçesiyle engellemesi üzerine Fransız Sefareti’nin tepkisiyle karşılaşılmıştı.

Marmara Ekspresi isimli Fransız kumpanyasının vapurları yabancılara tanınmış olan ayrıcalıklar sayesinde Marmara’da her iskeleye yolcu ve yükseferi yapıyordu

Osmanlı yetkileri daha da ileri giderek Marmara’daki sefer yapan diğer yabancı kumpanyaların vapurlarına yolcu ve yük aldırılmaması ve engellenmesi için talimat verdiler. Devletler hukukuna göre bir devletin karasularında seyri seferler yalnız yerli  tebaa ve millî sefaine (ticaret gemilerine) ait olması gerekirdi. Fakat ortada oluşmuş bir fiili durum vardı ve bu Osmanlı yetkililerini hayli zorluyordu. Eski anlaşmaların yani ayrıcalıkların kabotajla ilgili maddeleri tartışmaya açıktı. Ancak Osmanlı sahillerinde kabotaj yapan yabancı gemiler bazen azalmış olmakla beraber hiçbir zaman eksik olmamıştı. Örneğin Grek adlı tahlisiye kumpanyası tarafından kiralanarak Gelibolu’ya gönderilen Yunan bandıralı bir römorkörün, izinsiz faaliyet göstermesi, dahası savaş sebebiyle taşıdığı sakıncalardan dolayı Gelibolu iskelesinden uzaklaştırılmıştı. Fakat Grek kumpanyasının Çanakkale ve Gelibolu’da 45-50, Şarköy’de 18, Mürefte’de 15-16 yıldan beri faaliyet gösterdiği ifade edilmişti. Dahası Gelibolu’da eskiden beri İngiliz, Fransız ve Alman kumpanyalarının tahlisiye vapurları (Römorkörler) vardı. Fransız römorkörleri Çanakkale’de 15 ve Gelibolu’da 10 yıldan beri çalışıyordu. İstanbul ve çevre iskeleler arasında işleyen Yunan bandıralı gemiler “Marmara Ekspresi” gibi Fransız veya diğer bayrak taşıyan vapurlar bulunmaya devam ettikçe, yolcu ve eşya naklinde zorunlu olarak yükleme boşaltma ve kurtarma hizmeti gerektiren yerlerde bu römorkörler de bulunacaktı. Dolayısıyla Osmanlı sahillerinde ecnebi kabotajların kaldırılmasına teşebbüs olunamayacağı, sefaretlere müracaat etmenin beyhude münakaşadan başka bir netice vermeyeceği belirtilmişti.

Muallim Mehmet Aziz Bey’in risalesinde Osmanlı’da deniz ticaretinin “Yok” denecek kadar zavallı halde olduğu anlatılmıştır. Osmanlı sahillerindeki deniz nakliyatı için muntazam vapur bile yetmezken, mevcut vapurların durumu ve miktarı göz önüne alınırsa Osmanlı’da deniz ticareti olmadığı ortaya çıkardı. Muallim Mehmed Aziz Bey’e göre, Osmanlı Rum Tebaasının Yunanistan merkezli politikaların odak noktası olması, Osmanlı sahillerinde Rum kökenli denizcilik geleneğinin güçlü oluşu, Yunan deniz ticaretinin yükselişi ve buhar teknolojisine uyum sağlama yolunda aldıkları mesafe bu tepkiye hazırlayan bazı sebeplerdendi.. Şöyle devam ediyordu; “…hele Yunan komşumuzun şu 10-15 sene zarfında deniz ticaretinde ihraz eylediği harikulade ilerlemesini bütün limanlarımızı, iskelelerimizi istila eden vapurlarımızdan anlıyoruz. Bugün Yunanlıların deniz ticaretinde Akdeniz’de İngiltere’den sonra ikinci geldiklerini evet tekrar ediyorum, deniz ticaretinde her gün daha ileri gitmekte olan muntazam posta vapurlarıyla, birkaç yüze baliğ olan kargo botlarıyla denizlerimizde İngiltere’den sonra ikinciliği aldıklarını görüyoruz da müteessir olmuyoruz. Daha doğrusu şu küçük komşumuzun deniz ticaretindeki harika başarılarını görüp de ibret almak, deniz ticaretinde şiddetle ihtiyaç duyduğumuz ilerlemeyi temin edebilecek tedbirler ve girişimlerde bulunmak aklımıza gelmiyor..”

Trabzon’dan Trablusgarp’a, İstanbul’dan Selanik’e kadar üç kıta üzerinde topraklarımızın genişliği adalarımızın çokluğu sebebiyle mükemmel deniz vasıtalarına olan büyük ihtiyacımıza rağmen, deniz ticaretindeki halimiz esef vericidir. Fransa gibi zengin bir memleketten daha münbit (Verimli) olan mübarek vatanımızı teşkil eden karalarda dahi vasıtalar acınacak bir haldedir. Osmanlıların gerekirse Trabzon’dan Bağdat’a, Erzurum’dan Irak’a, Trablusgarb’a yürüyerek gidebilecekleri tasavvur olunsa bile, Selanik’ten Suriye’ye, Anadolu’dan Adalara bu şekilde gitmeye imkan olmadığını ve artık yelken gemileriyle, çektirmelerle seyahat edebilecek devirde olmadığımızı pekala biliriz.” diyerek deniz ticaretinin değişen durumuna ve önemine dikkat çekmişti.Muallim Mehmed Aziz Bey ile Debre Mebusu İsmail Beyzâde Mehmed Fuad Bey’in kiraladıkları “Marmara” vapuru Dimitrios Pandeli’yeaitti.

Dimitrios Pandeli, Zannis Pandeli ve Vasilios Pandeli kardeşler Pandeli ailesi olarak İstanbul’ludur. Bilinen evleri Kadıköy Bahariye civarında idi. Osmanlı tabası (Vatandaşı) olmalarına karşın, aidiyet bakımından Yunanlı idiler ve gemileri Yunan bayraklı olarak çalışmaktaydı. Yunanlı deniz ticaret tarihi araştırmacısı Aris Bilalis, Pandeli ailesi hakkında şu bilgileri vermiştir; İstanbul’lu Pandeli ailesinin Zannis, Dimitrios ve Vasilios isimli üç erkek çocuğu vardı. Kurdukları armatörlük şirketi “Pandeli Brothers”dır. Pandeli ailesi I.Dünya Harbi sonunda İstanbul’dan ayrılmıştır. Zannis ve Dimitrios Pire’ye ve Vasilios Londra’ya yerleşmiştir. (190)

Pandeli ailesi İstanbul limanında römorkörleriyle hizmet verdikleri gibi, mavnaları da bulunuyordu. Başlangıçta Türk bayraklı buharlı yolcu / yük gemilerinden oluşan bir filoya sahiptiler. Sonradan hepsi Yunan bayrağına geçmiştir. İstanbul’lu Osmanlı Rum tebaası(191) Zannis Pandeli’ye ait “Marmara” vapuru Aralık 1911 Tarih ve No.174 Sicil kaydı ile Pire limanına kayıtlı idi.

1866 yılında Port Glasgow, Blackwood & Gordon Tersanesi Castle Yard’da 77 Kızak No.’su ile inşa edildi (Official Number: 55119). 554 grt., 322 nrt. demir gövdeli buharlı genel yolcu / yük gemisi “Windsor” 13 Temmuz 1866 günü denize indirildi. Tam boy: 210.5 ft., Genişlik: 28.4 ft., Derinlik 13.5 ft. ve Paisley, Blackwood & Gordon yapımı 2 genişlemeli buhar ana makinesi 120 nhp güç üretiyordu. Ana makinesi J.Shaw & Co., Newcastle’da 2 genişlemeli 130 nhp güç üreten bir makine ile değiştirilmiştir. 1886’da Leith, Hawthorn & Co. yapımı 3 genişlemeli 120 nhp güç üreten makineyle değiştirilmiştir. İlk armatörlük firması Leith merkezli George Gibson & Co. idi. İlk bağlama limanı Leith’dir. . 1907’de İstanbul’lu Osmanlı tebaası armatör Pandeli Kardeşler satın aldı ve “Marmara” adını verdiler. 1912’de Rusya’dan G.N. Courovaclis satın aldı ve “Odessa” adı verildi. Ayni sene Leghorn’dan G.Montefiore firması satın aldı ve “Generale Ameglio” adı verildi. 1915’de Genova’dan Giovanni Mordini satın aldı. Geminin adı değiştirilmedi. 1917’de İtalya’da söküldü. (192)

Muallim Mehmed Aziz Bey; “Büyük Bir Derdimiz (Osmanlı Deniz Ticareti)” Artin Asaduryan ve Mahdumları Matbaası, İstanbul, 1327.(1909-1910) Eserin tamamı (Nakil ve Tercüme Hukuku Mahfuzdur) İfade-i Mahsusa (Önsöz) Büyük bir maksadı muhtevi bulunan şu küçük eseri okuyacak her sahib-i basiret (basiret sahibi kişiler) ihtimal ki yeni peyday-ı vukuf (aydınlatılmış olacak) edilecek bir hakikatten pek müteessir olacak fakat ayni zamanda kalb-i hamiyetinde (en hâlis ve en selâmetli ve en mühim ve en muvaffakıyetli hizmete inanmış) bir müşkil derdimize derman aramak hevesi uyanarak teselli bulacaktır. 312 Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt Muallim Mehmed Aziz Fâtiha-i Kelâm (Sözün başlangıcı) Trabzon’dan Trablusgarb’a, Dersaadet’ten de Selanik’e kadar kıtât-ı selase (Osmanlı İmparatorluğunun sahip olduğu eyaletler) üzerine uzanan sevahilimizin vüsati (Sahillerimizin genişliği) , adalarımızın da kesreti (Çokluğu) sebebiyle mükemmel vesâit-i nakliye-i bahriyeye der kâr (Bilinen, görünen) olan azim ihtiyacımıza rağmen deniz ticaretimizin bu günkü hâl-i esef-i engîzi (Esef edilecek durum) umum Osmanlıları dilhûn (Üzüntüye boğulmak) etmemek kabil değil: bir limanımızdan diğer limanımıza ekser ecnebi vapurlarla hava na hava (Bir yerin hâli ve sıhhat bakımından durumu) seyr ve seyahat ederken mallarımızı eşyalarımızı nakl ederken hiç birimiz yoktur ki az çok müşkilat veya hakarete maruz kalmış olmasın! Bu hakikat cümlemizin şehadeti (Tanıklığı) ve her hangi bir limanımıza atf olunacak bir nazarla rehin-i sübut olduğundan bu babda tafsil-i edilmeye lüzum görmem. Şu kadar ki hürriyetimize mazhar olalı iki buçuk sene kadar bir zaman geçtiği halde şu müthiş noksanımıza çaresâz (Çare bulacak) olacak esaslı ve ciddi bir teşebbüse henüz besmele-keş ibtidar (Bir adım bile atılmamış olması) olmadığımıza teessüf etmemek elde değil. Fransa gibi en zengin bir memleketten daha vâsi’ daha münbit (Bereketli) olan mübarek vatanımızı teşkil eden karalarda dahi vesait-i nakliyemiz (Ulaştırma araçlarımız) acınacak bir halde olmakla beraber Osmanlıların icab eder ise Trabzon’dan Bağdad’a Erzurum’dan Irak’a, Trablusgarp’a mâşiyen (Yaya olarak) gidebilecekleri tasavvur olunsa bile Selanik’ten Suriye’ye Anadolu’dan Adalar’a yürüyerek gitmelerine imkan olmadığını ve artık yelken gemileriyle çekdirmelerle seyahat edilebilecek devirde olmadığımızı pekâlâ biliriz. Bu gün en küçük hükümetlerin bile deniz ticaretine pek büyük ehemmiyet verdiklerini her gün gözümüzün önünde İstanbul Boğazlarından geçen, limanlarımıza uğrayan bî-had ve hesab postalarından kargobotlarından (Yük gemilerinden): hele Yunan komşumuzun şu on on beş sene zarfında deniz ticaretinde ihraz eylediği harikülade terkiyatını bütün limanlarımızı iskelelerimizi istila eden vapurlarından anlıyoruz.

Bu gün Yunanlıların deniz ticaretinde - Akdeniz’de- İngilizlerden sonra ikinci olarak geldiklerini, evet, tekrar ediyorum: Deniz ticaretinde her gün yeni hatve-i terakki (İlerleme aşaması) atmakta olan Yunanlılar muntazam posta vapurlarıyla birkaç yüze baliğ olan kargobotlarıyla (Yük gemileriyle) denizlerimizde İngilizden sonra ikinciliği ihraz (Yükseldiklerini) eylediklerini görüyoruz da müteessir olmuyoruz. Daha doğrusu şu küçük komşumuzun deniz ticaretindeki harika-i muvaffakiyatını görüpte ibret almak, deniz ticaretinde şiddetle muhtaç bulunduğumuz terakki ve tekamülü temin edebilecek tedabir (Önlemlere) ve teşebbüsata (Atılımlara) tevessül etmek hatırımıza gelmiyor. Saye-i Meşrutiyette epeyce zamandır kemal-i hürriyetle bahren seyr ve seyahat etmeğe muvaffak olduğumuz halde bindiğimiz ecnebi vapurların intizam ve mükemmeliyetine gıbta etmek, yahut ki seyr ve seyahat esnasında maruz kaldığımız müşkilat ve hakaretten sıkılmak ve ale’l-husus deniz ticaretimizin figdanından (Yetersizliğinden) dolayı memleketimizden memalik-i ecnebiye’ye (Yabancı ülkelere) akıp giden paralarımızı acımak hatırımıza gelmiyor! “Bindiğimiz ecnebi vapurların intizam ve mükemmeliyetini gıpta etmek yahut seyahat esnasında maruz kaldığımız yokluğundan dolayı memleketimizden dışarıya akıp giden paralarımızı acımak hatırımıza gelmiyor.

Gemilerimizi Haliç’ten çıkarmak için ecnebi römorkörlerle, odun ve kömürümüzü nakleden kırık dökük yelken gemilerimizi çekmek için limanlarımızda olan Yunan römorkörlerine, bir iskelemizden diğer iskelemize seyahat için Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt 313 Bulgar vapurlarına, İzmit gibi 3-5 saatlik bir limanımıza gitmek için İngiltere’de seyri sefere izin verilmeyen köhne vapurlara ve daha uzak limanlarımıza gitmek içinde yarım asırlık hurda Mesajeri vapurlarına ihtiyaç duyuyoruz. Bunlar içinde de her gün her saat bin müşkülata bin hakarete bin zararlara uğruyoruz. Gerçekte üç beş  müteşebbisimizin bir araya gelmesiyle hükümetimizin de cüzi himmetiyle son verilebilecek bu kötü duruma bir son vermek aklımıza gelmiyor”(193) “Bugün küçük kabotajımızda işleyen vapurların belki büyük kısmı yabancıdır. Mudanya, İzmit, Bandırma gibi iskelelerimizde ecnebi vapurlar cayır cayır işliyor bî-hudûd (Sınırsız) para kazanıyorlar ”. “ … Bir limanımızdan diğer limanımıza genellikle ecnebi vapurlarla seyahat ederken mallarımızı eşyalarımızı naklederken hiçbirimiz yoktur ki az çok müşkülat veya hakarete ma’ruz kalmış olmasın. Bu hakikat hepimizin malûmu olmasına Meşrutiyetin ilanından beri iki buçuk yıl geçmesine rağmen henüz esaslı ve ciddi bir teşebbüse başlanamamış olmasına teessüf etmemek elde değil” “..Bindiğimiz ecnebi vapurların intizam ve mükemmeliyetini gıpta etmek yahut seyahat esnasında maruz kaldığımız yokluğundan dolayı memleketimizden dışarıya giden paralarımıza acımak hatırımıza gelmiyor.

Gemilerimizi Haliç’ten çıkarmak için ecnebi römorkörlerle, odun ve kömürümüzü nakleden kırık dökük yelkenli gemilerimizi çekmek için limanlarımızda olan Yunan römorkörlerine, bir iskelemizden diğer iskelemize seyahat için Bulgar vapurlarına, İzmir gibi 3-5 saatlik bir limanımıza gitmek için İngiltere’de seyri sefere izin verilmeyen köhne vapurlara ve daha uzak limanlarımıza gitmek için de yarım asırlık hurda Mesajeri vapurlarına ihtiyaç duyuyoruz. Bunlar içinde de her gün her saat bin müşkülata bin hakarete bin zararla uğruyoruz. Gerçekte üç beş müteşebbisimizin bir araya gelmesiyle hükümetimizin de cüzi himmetiyle son verilebilecek bu kötü duruma bir son vermek aklımıza gelmiyor.)(194) Her bir sefinemizi Haliç’ten çıkarmak için ecnebi romorkörlere odun ve kömürümüzü nakl eden kırık dökük yelken gemilerimizi cer (Yedeklemek) için limanlarımızda mebzul (Çok sayıda olan) olan Yunan romörkörlerine bir iskelemizden diğer iskelemize seyahat için Bulgar vapurlarına İzmit gibi üç beş saatlik bir limanımıza gitmek için İngiltere’de seyr ve sefere mezun olmayan köhne vapurlara ve daha uzak limanlarımıza gitmek içinde yarım asırlık salhurde Mesajeri vapurlarına arz-ı iftikâr ediyoruz. bunlar içinde de her gün her saat bin müşkilata bin hakaretlere bin zararlara uğruyoruz da esasen üç beş mütemevvilimizin bir araya gelmesiyle hükümetimizin cüzi himmetiyle nihayet verilebilen şu hâl-i neng iştimale hatime çekmek hatırımıza gelmiyor. “Bindiğimiz ecnebi vapurların intizam ve mükemmeliyetini gıpta etmek yahut seyahat esnasında maruz kaldığımız yokluğundan dolayı memleketimizden dışarıya akıp giden paralarımızı acımak hatırımıza gelmiyor. Gemilerimizi Haliç’ten çıkarmak için ecnebi römorkörlerle, odun ve kömürümüzü nakleden kırık dökük yelken gemilerimizi çekmek için limanlarımızda olan Yunan römorkörlerine, bir iskelemizden diğer iskelemize seyahat için Bulgar vapurlarına, İzmit gibi 3-5 saatlik bir limanımıza gitmek için İngiltere’de seyri sefere izin verilmeyen köhne vapurlara ve daha uzak limanlarımıza gitmek içinde yarım asırlık hurda Mesajeri vapurlarına ihtiyaç duyuyoruz. Bunlar içinde de her gün her saat bin müşkülata bin hakarete bin zararlara uğruyoruz. Gerçekte üç beş müteşebbisimizin bir araya gelmesiyle hükümetimizin de cüzi himmetiyle son verilebilecek bu kötü duruma bir son vermek aklımıza gelmiyor”(195) 314 Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt Bu kayıtsızlık başta ağniyamızın kısmı azamı olduğu halde deniz ticaretimizin muhtaç ve layık olduğu teshilat ve müsaadat-ı himayekârâneyi dirîğ edenlere  râci’ olduğu inkar olunamaz vakıan hükümet doğrudan doğruya böyle şeylerle meşgul olamaz fakat bu babdaki noksanımızın halen ve istikbalen arz edildiği vehameti nazar-ı dikkate alarak bu işi görebilecek adamları ikaz ve teşvik ve hükümetçe mümkünü’l-ifa olan teshilat ve müsaadatı ibzal etmek vazifesi olan nezaret için caiz ve lazım idi mea’t-teessüf ekser sermayedarlarımızın himmetsizliği kadar hükümet dahi müsamaha gösterdi ecnebi bankalarda senevi cüzi bir faizle cesim servetlerini tevdi eden sermayedarlarımız ekseriye yüzde yirmi kırk kadar bir kâr temin eden deniz ticaretine heves etmeyip de nakitlerini başkaların menfaatine olarak haps etmeleri gerek menfaat-i şahsiyeleri ve gerek menfaat-i vatan ve millet nokta-i nazarından aff olunur kusurlardan değildir. Vücuduyla iftihar ettiğimiz genç ve hamiyetli tüccar-ı mutebaranımızın serfirâzânından Debre Mebusu Merhum İsmail Beyzade Mehmed Fuad Bey’le müştereken ettiğimiz bir tecrübe münasebetiyle deniz ticaretimiz ticareti daha vasi olduğu denebilir. Acaba bu gün bizin vesait-i nakliye-i bahriyemiz ne haldedir? Koca Fransa’nın limanlarından adetce ziyade olan liman ve iskelelerimizin kesretine rağmen bu gün seyr ve sefere salih hakiki Osmanlı olarak kaç tüccar vapurumuz var bilirmisiniz? Bi’l-nisbe iyi halde ad olunabilenler (2) ve sahiplerinin saika-i hamiyetleriyle işleyebilen vapurlarımızda (11) adettir. Osmanlı bayrağı altında bazı vapurlar daha var ise de bunların hüviyet ve mahiyet-i hakikiyeleri hakkında malumat-ı mevsukaya desteres olamadığından bittabi hesaba dahil etmedim. Şimdi sahillerimizin vüsatini liman ve iskelemizin kesretini bir de şuradan üç vapurumuzun adedini ve halini düşününüz! Memleketimiz dahilinde nakliyat-ı bahriyemize yüz muntazam vapur bile kifayet etmezken şu mevcud vapurlarımızın halini miktarını anladığınız gibi canınızın sıkıntısından alnınızdan soğuk bir terin akdığını elbette his etmişsiniz! İşte deniz ticaretimizi teşkil eden donanmamız bundan ibaret olduğu halde bizde deniz ticareti var denilebilir mi? Hele düvel-i sairenin mükemmel merakib-i bahriye-i ticariyelerini düşünür isek bizde deniz ticaretinin ismi bile yad olunamayacağını inkar edebilir miyiz? Bu acı hakikati bir kere daha isbat etmek için ufak bir mukayese edelim fakat uzak gitmeyelim en yakın komşularımız olan Romanya ile Yunan’ı ticareti daha vasi olduğu denebilir. Acaba bu gün bizin vesait-i nakliye-i bahriyemiz ne haldedir? Koca Fransa’nın limanlarından adetce ziyade olan liman ve iskelelerimizin kesretine rağmen bu gün seyr ve sefere salih hakiki Osmanlı olarak kaç tüccar vapurumuz var bilir misiniz? Bu teşebbüs hakkında bazı malumat itası faideden hali değildir. Şöyle ki: Beş mah mukaddem İdare-i Mahsusa vapurlarının adem-i kifayetinden bi’l-zarure Yunan vapurlarına muhtaç kalan Bursa ahalisi mebus-ı fazılları Tahir Bey Efendiye müracaat ederek Mudanya ve Gemlik vesair civar iskelelere Osmanlı vapurlarının işlettirilmesine çare bulunmasını rica ettiler. Mîr-i müşarünileyh dahi âcize müracaatla buna bir çare düşünmekliğimi beyan etmesi üzerine hamiyet-i milliye ve muhabbet-i vataniyesiyle meşhur olan Debre Mebusu Merhum İsmail Beyzade Mehmed Fuad Bey’e müracaat ettim. Bursa ahalisini Yunan vapurlarından kurtarmak için derhal bir Osmanlı vapuru isticar etmeğe ve daha sonra münasip vapurlar dahi bulunabilirse iştira (Satın alarak) ederek işletmeğe âmade bulunduğunu söyledi, o sırada teba-i Osmaniyeden (Osmanlı tebasından Rum armatör) Marmaralı Pendeli’nin Osmanlı sancağını hamil Marmara Vapurunu alelacele  isticar ve ileride vapur tedaki edebilmek ümidiyle ve (Milli Şirket-i Bahriye-i Osmaniye) namıyla hususi bir şirket teşkil eyledik. Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt 315 Marmara Vapurunun Mudanya hattına işlemeğe başlaması üzerine Yunan vapurları bittabi çekilmeğe mecbur oldu. Altı yüzelli ton hacminde bulunan Marmara Vapuru’nun on üçünü sefere kadar icare ve sair masarıfına beher sefer için edilen masrafın nısfını kazanamamış ve gerçi bilahare bi-hasbe’l-mevsim yolcu ve emval ve eşya-yı ticariye tekessür ettiğinden biri biri üstüne ancak masrafı çıkarılabilmiş ise de az müddet zarfında üçyüz lira kadar zarar hasıl oldu. Bilahare emval ve eşya ile beraber yolcuların dahi miktarı ziyadeleşerek kârlı hasılat görülmeğe başlamış ise de zararımızın tazmini başladığı bir sırada İstanbul’da kolera zuhur ettiğinden nakliyat hayliden hayliye azalmış ve İdare-i Mahsusa Vapurları kifayet ettiği görülmüş olduğundan Marmara daha büyük zarara uğramamak için başka limanlara hemen heman kargobot (Yük gemisi) halinde işletmeğe mecbur olarak bununla beraber Marmara’yı işletmeğe başladıktan sonra, vapur iştira (Satın almak) ve tedarik etmek teşebbüsünden de geri kalmadık. Bir aralık Fuad Bey ile beraber bizzat Avrupa’ya gidip vapur iştira etmeğe (Satın almaya) karar vermiş ve hatta Bahriye Nezareti’ne ve Liman Riyaseti’ne müracaatla alacağımız vapurları muayene için bir sahib-i ihtisasın (Uzman bir kişinin) tavsiyesini bile rica etmiş isek de o aralık vapur işlerine aşina bazı mütehassisinin doğrudan doğruya bize müracaatla İngiltere’ye gittiğimiz halde (broker) denilen simsarların elinden vapur almak gayet güç ve pek masraflı olacağını ve kendileri bize istediğimiz vapurları fotoğraf ve şerait ve tarifenamelerini göstermek suretiyle celp edebileceklerini ifade ve tatmin eylediklerinden, iki üç vapur sipariş ettik. Tamam üç mah devam eden muhaberat üzerine üç beşyüz vapur numune fotoğraflarını görerek intihap eylediğimiz vapurların bedelini muteber bir bankaya tevdi etmeğe ve vapurlar İstanbul Limanı’na gelip gelip de şerait-i matlubeyi cami’ (Uygun koşullara sahip oldukları) oldukları halde masarıf-ı vakıalarıyla (Gerçekleşen giderler ne ise) beraber kabul eylemeğe mecbur olmak şartıyla mukaveleye girişmeğe razı olmuş ve bu babda pek çok da muhabere etmiş isekte meatteessüf beyhude vakit kaybetmekten başka hiç semere hasıl olmadığı ve Avrupa’ya gitmedikçe matlube muvaffak (İsteğimize uygun) vapur iştirası kabil olamayacağını anladık. Fakat bunu anlayıncaya kadar tamam üç ay geçti. Bir aralık muteber bin İngiliz’in delaletiyle getirdiğimiz bir vapur da matlube muvaffak (İsteğimize uygun çıkmadı ) çıkmadı. Nihayet bir taraftan mevsim geçtiği gibi diğer taraftanda İngiltere’ye gidip vapur iştira ve celb edebilmek için lâ-akıl iki üç ma kadar bir zamana lüzum olduğundan İngiltere’ye gitmekten sarf-ı nazarla yakın limanlardan müstamel olsun (İkinci el uygun olsun) bir iki vapur iştira eylemeğe karar verdik. Bunun üzerine Cenova ve Sakız ve İzmir’de bulundukları haber verilen bazı vapurları görmek için bizzat gittim. Nihayet İzmir’de Mösyö Kifre’nin ? Selanik İzmir İskenderiye hattına işlettirdiği üç vapuru bir dereceye kadar matlube muvafık gördüğümden Fuad Bey’e malûmat verdim, o dahi İzmir’e geldi. Mezkur vapurların muayenesi icra olmak şartıyla (salouzite?) olarak pazarlığa girişmek istedik. Sahibi Paris’te bulunduğundan İzmir’de mukim tüccar-ı muteberândan Mustafa Raşid Efendi biraderimizi pazarlığını ikmale bittevkil İstanbul’a avdet eyledik. O aralık  Sakız’da haber aldığım küçük bir vapuru da görmek için gittim. Beğendim. Bilahare hamiyet-i vataniyesi (Vatan sevgisi herkesce bilinen) cümlece müsellem olan Raşid Efendi kardaşımız bu üç vapurun iştirasına son derece çalışmış ise de tesadüfat-ı garibiyyeden (Garip bir tesadüf olarak) olarak bunların birinin Selanik Limanı’nda kaza-i muhterik (Kazaya uğramış) olması ve sahiplerinin Paris’ten tehir-i avdeti ve boykotaj (Limanına yönelik boykot) münasebetiyle bu vapurlar pek çok kâr etmekte bulunduklarından fazla fiyat istenmesi gibi avarız bu teşebbüsün dahi akim kalmasına neden oldu. Yunanlılardan vapur iştira etmek mümkün ise de biz Yunanlılardan vapur iştira etmeğe henüz kara verememekliliğimiz ve Yunan vapur sahiplerinin dahi bize mutedil fiyat 316 Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt ile vapurlarını satmağa ruy-i muvafakat (Yakınlık göstermemeleri) göstermemeleri hasebiyle boykotojdan dolayı limanlarımızda muattal olarak şemandire-bend bulunan (Şamandıralara bağlı olarak seferdışı kalmış) birçok Yunan vapurlarından beğendiğimiz iki üç vapuru iştira etmek kabil olmadı. Esasen milli bir maksatta müstenit olarak teşkiline teşebbüs ettiğimiz Şirket-i Bahriye- i Osmaniye’yi deniz ticaretimize maddi bir tecrübe olabilmek mülahazasıyla sarf-ı şahsi olarak (Kişisel bir girişim olarak) teşkil ettik. Şu kadar ki şirket-i hususiyemiz (Özel şirketimiz) hisabete alelacele isticar ettiğimiz vapurun hacmi işlettiğimiz iskelelere gayr-i müsait olması (Uygun olmaması) ve kömürün suret-i tedariki ve müstahdeminin (Gemi adamlarının) erbab-ı ihtisastan intihabı gibi işlerde kısmen acemilik kısmen de talihsizlik asarı görüldü. Daha sonra yoluna girmeğe başlamış olan Mudanya ve civar hattını kolera münasebetiyle terk etmeğe mecbur kalmaklığımız üzerine bir aralık boş kalan Marmara’nın zararı tezayit etti (Zararı giderek arttı). Şu kadar ki beyhude birçok zahmete düçar olmuş ve belki de hiss olunacak kadar bir zarar görmüş isek de bu deniz ticareti hakkında bilmediğimiz pek çok şey öğrendik. Mesela bir iskeleye işletilecek vapur ve iskelenin ithâlât ve ihracatıyla mütenasip hacimde bulunmak, her vapurun sarf edeceği kömürü vakit ve zamanıyla tedarik etmek, (Kapitülasyonlar nedeniyle yabancı bayraklı vapurların ödemediği Liman Resmi) Osmanlı vapurlarına münhasır olan liman resmi ile sair masarıf fevkaladeyi nazar-ı dikkate almak vapurun seyir ve sefer programını kemal-i intizam ile muhafaza etmek mürettebat ve müstahdemin ile acentalar vakit ve zamanıyla erbab-ı ihtisastan intihap edilmek (Deneyimli zabit ve gemi adamı seçmek) gibi hususat-ı mühimmenin deniz ticaretinde ne derece muhtac-ı dikkat olduğunu anladık. Bilfiil isbat ettiğimiz vechile deniz ticaretimizin tevsimi uğurunda bizim de elimizden gelen gayrette sebat etmek elbette ehass-ı âmâlımızdır (Asıl amacımızdır). Fakat yalnız bizim veya birkaç kimsenin şahsi sa’y ve gayretimiz temin-i maksada kifayet etmez. Hükümet dahi Osmanlı deniz ticareti müteşebbislerinin lâyık oldukları teshilat ve müsaadat-ı mümküneyi deriğ etmemek ve Osmanlı deniz ticaretinin muhtaç olduğu himaye-i mahsusayı (Özel korumayı temin etmelidir ki) temin etmek icab eder ki, biz ve bizim gibi bu hayırlı teşebbüste bulunmak isteyenler her adımda bir müşkile bir haksızlığa maruz kalarak heves ve gayretleri münkesir olmasın (Gücenmesin, umudu kırılmasın) da şevk ve aşk ile çalışabilsinler. Bi’l-nisbe iyi halde ad olunabilenler (2) ve sahiplerinin saika-i hamiyetleriyle (Kişisel gayretleriyle) işleyebilen vapurlarımızda (11) adettir. Şimdi sahillerimizin  vüsatini liman ve iskelelerimizin kesretini (İskelelerimizin yetersizliğini, azlığını) bir de şuradan üç vapurumuzun adedini ve halini düşününüz! Memleketimiz dahilinde nakliyat-ı bahriyemize yüz muntazam vapur bile kifayet etmezken şu mevcud vapurlarımızın halini miktarını anladığınız gibi canınızın sıkıntısından alnınızdan soğuk bir terin akdığını elbette his etmişsiniz! İşte deniz ticaretimizi teşkil eden donanmamız bundan ibaret olduğu halde bizde deniz ticareti var denilebilir mi? Hele düvel-i sairenin (Diğer dünya devletlerinin) mükemmel merakib-i bahriye-i ticariyelerini (Deniz ticaret filolarını) düşünür isek bizde deniz ticaretinin ismi bile yad olunamayacağını inkar edebilir miyiz? Bu acı hakikati bir kere daha isbat etmek için ufak bir mukayese edelim, fakat uzak gitmeyelim; en yakın komşularımız olan Romanya ile Yunan’ı ele alalım. Bir kere Romanya ile Yunanistan arazisinin mesaha-i tabiyesiyle sahillerini limanlarını ahalinin nüfusunu düşünelim, sonra da deniz ticaretlerini tedkik edelim bu gün Yunanlıların bir kaçı Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt 317 Amerika’ya işleyen on bin tonluk olmak üzere altmış yetmiş posta vapurları ve beş yüz tondan beş altı bin tonuya kadar bir kaçyüz tüccar vapurları vardır. Posta vapurlarının nısfından (Yarısından fazlası) fazlası sevahil-i Osmaniye’de (Osmanlı sahillerinde) işler hatta bir Yunan vapur kumpanyası bilirim ki Marmara Denizi’nde işletildiği iki küçük vapurun hasılatı ile bu gün on sekiz vapur edinmiştir. Romanya ise beheri elli yüzbin liradan ziyadeye mâl olmuş son sistem en mükemmel dört beş vapura ve pek çok kargobota (Yük gemisine) maliktir. …hele Yunan komşumuzun şu 10-15 sene zarfında deniz ticaretinde ihraz eylediği harikulade terakkiyatını bütün limanlarımızı, iskelelerimizi istila eden vapurlarımızdan anlıyoruz. Bugün Yunanlıların deniz ticaretinde Akdeniz’de İngiltere’den sonra ikinci geldiklerini evet tekrar ediyorum, deniz ticaretinde her gün daha ileri gitmekte olan muntazam posta vapurlarıyla, birkaç yüze baliğ olan kargo botlarıyla denizlerimizde İngiltere’den sonra ikinciliği aldıklarını görüyoruz da müteessir olmuyoruz. Daha doğrusu şu küçük komşumuzun deniz ticaretindeki harika başarılarını görüp de ibret almak, deniz ticaretinde şiddetle ihtiyaç duyduğumuz ilerlemeyi temin edebilecek tedbirler ve girişimlerde bulunmak aklımıza gelmiyor..” “Trabzon’dan Trablusgarp’a, İstanbul’dan Selanik’e kadar üç kıta üzerinde topraklarımızın genişliği adalarımızın çokluğu sebebiyle mükemmel deniz vasıtalarına olan büyük ihtiyacımıza rağmen, deniz ticaretindeki halimiz esef vericidir. Fransa gibi zengin bir memleketten daha münbit (Verimli) olan mübarek vatanımızı teşkil eden karalarda dahi vasıtalar acınacak bir haldedir. Osmanlıların gerekirse Trabzon’dan Bağdat’a, Erzurum’dan Irak’a, Trablusgarb’a yürüyerek gidebilecekleri tasavvur olunsa bile, Selanik’ten Suriye’ye, Anadolu’dan Adalara bu şekilde gitmeye imkan olmadığını ve artık yelken gemileriyle, çektirmelerle seyahat edebilecek devirde olmadığımızı pekala biliriz.”(196) Memleketimizin vesait-i nakliye-i bahriyeye ne derece kadar ihtiyacı olduğu anlaşılmak için limanlarımızda muntazaman işleyen ecnebi vapurları da haber verelim: Evvela (İlk önce) : Romanya Vapur Kumpanyası’nın her hafta bir yere uğramaksızın İstanbul ve İzmir’e gidip gelen mükemmel ve seri vapurları bulunmaktadır. Saniyen (İkinci olarak):Boykotajın ilanına değin Marmara dahilinde ve İstanbulla İzmir ve adalarımızla Antalya ve Suriye sevahiline muntazimen işleyen ve otuza baliğ olan Yunan vapurları  vardır. Salisen (Üçüncü olarak): Her hafta (Messsageries Maritimes) ve (Frassinet) ve (Paquet) nam üç Fransız kumpanyasının müteaddit vapurları limanlarımıza sefer yapmaktadır. Rabian (Dördüncü olarak): Bütün limanlarımıza her hafta müteaddit hatlarda işleyen Nemçe (Avusturya) Kumpanyasının vapurları vardır. Hamisen (Beşinci olarak): İtalya, Almanya, İngiliz Kumpanyalarının cesim ve mükemmel vapurları. Sadisen (Altıncı olarak): Bulgar Kumpanyasının vapurları gelip, gitmektedir. Sabian (Yedinci olarak): Hacı Davud Farkuh’un Amerika bayrağını hamil on dört vapuru tamamiyle limanlarımızla bağlantlı çalışmaktadır. 318 Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt Sâminen (Sekizinci olarak): Mösyö Kifre’nin vapurları bütün sevahil ve limanlarımızda mütemadiyen seyr ve sefer etmekte bulundukları halde, yine nakliyat-ı bahriyemizi yetiştiremiyorlar. Bununla beraber bu ecnebi vapurların sırf limanlarımızdan kazanmakta oldukları paralar akla hayrettir. Geçenlerde bir İtalya Posta Vapuru Selanik’ten İstanbul’a kadar yolcu ve hamuleden bin beşyüz lira navlun yapmıştır. Limanlarımızdan münsahısar hamule nakl eden ecnebi kargobotların çektiği paralar başka! Ya navlunların pahalılığı ve Osmanlı tüccar ve yolcularına ekseriye edilen sû-i muamele (Kötü muamele, aşağılama) ve bilhassa İslam ve muhadderât-ı İslamiye yolcularının çekdikleri zahmet başka! Şunuda unutmayalım şu hal-i esef iştimali gören bazı zenginlerimiz bu babda (Konuda) bazı teşebbüsatta bulunmuşlar ise de bu teşebbüslerin matlub derecede semere-bahş (Yeterli derecede verimli olamadığı ) olamadığı görülüyor. Çünkü malum olduğu üzere alelumum ticaretin ve bilhassa ticaret-i bahriyenin esbab-ı beka (Var oluşunun nedeni) ve idamesinden biri de (sürdürülür olmasının bir nedeni de) rekabettir. Binaenaleyh deniz ticaretine teşebbüs etmeğe kıyam eden Osmanlılar evvel bi-evvel (Öncelikle) limanlarımızda işleyen ecnebi vapur kumpanyalarıyla rekabet edip edemeyeceklerini nazar-ı dikkatine alırlar. Osmanlı sancağını taşıyan vapurlara mahsus ve sınırlı bulunan Liman Resmi, Osmanlıların bu vergiden muaf olan ecnebi vapurlarıyla rekabet edebilmelerine katiyen engel olmaktadır. Düşünüyorlar ki, limanlarımızda mesela bir rub’ asırdan beri işleyen cesim (Büyük tonajlı anlamında) ve mükemmel ecnebi vapurlarla her vechile rekabet edecek mükemmel ve son sistem yeni vapurlar tedarik etmek için muhtaç olduğumuz birkaç yüz bin liralık belki de bir milyonluk sermayeyi bulmak müstahîl (Olması, gerçekleşmesi mümkün olmayan) bunun için hiç olmazsa üçüncü dördüncü derecede küçük bazı ecnebi kumpanyalarının köhne vapurlarına karşı yirmi otuz bin liralık bir sermaye ile biz de o ayarda vapurlar tedarik ederek işe girişir isek Hamiyet-i Osmaniye (Hamiyet-i Milliye ve vataniye- Millet ve vatan için gösterilen fedakârlık, gayret) sayesinde ancak bu gibi küçük ecnebi kumpanyalarla belki rekabet mümkündür. İşte bu maksat ve hesap üzere vukubulan ufak tefek teşebbüsat bile Liman Resmi (Yabancı bayraklı vapurlardan alınmayan, sadece Türk bayraklı vapurlardan alınan vergi) gibi bazı mevani’ (Maniler, engeller) ve müşkilattan dolayı kısmen akim kalmış, muvaffakiyetleri daha temin olunamamıştır. Şüphe yok ki Osmanlı sancağını hamil olan vapurlara mahsus ve münhasır (Sınırlı olan) bulunan Liman Resmi Osmanlıların bu resminden muaf olan ecnebi vapurlarıyla rekabet edebilmelerini katiyen mânidir (Engeldir). Çünkü yeni teşekkül eden bir şirket-i Osmaniye senelerden beri yerleşmiş iktisab-ı servet (Sermaye birikimi sağlamış  olan) etmiş olan ecnebi bir şirketle rekabet edebilmek için mümkün mertebe zarara uğramayarak tasarrufa dikkat etmeğe muhtaç bulunduğundan, ecnebi kumpanyalardan ziyade imtiyazat ve müsâadâta (Daha fazla ayrıcalığa, korunmaya ve kolaylıklara) layik iken bizde bilakis teshilat ve müsâadâttan (Desteklenmekten ve müsaadeden yoksun) mahrum ve fazla Liman Resmi vermeğe mahkumdür. Ecnebi vapurlar ise bu resmi (Liman Vergisi) vermezler, yani kara sularımızda limanlarımızda ve iskelelerimizde işleyerek milyonlar kazanan ecnebi vapurlar hazine-i millete ait olan ve Osmanlılar tarafından verilen bu liman resminden muaftırlar. Halbuki bu liman resmi esasen zengin olmayan Osmanlı deniz ticareti için istisna (Gözardı) olunmayacak kadar mühimdir. Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt 319 Bu babda bir fikir hasıl etmek için bir misal verelim: Mehmed Fuad Bey’le müştereken teşkil etmek istediğimiz Milli Şirket-i Bahriye-i Osmaniye’nin Marmara Vapuru’nu Mudanya hattına işletirken (Yolcu ve yük imkanı) malûm olan Mudanya’ya gidip gelmek için beher seferde tamam (altı yüz yirmi) kuruş Liman Resmi verdik ki, ecnebi vapurlardan alınmayan şu ağır vergi Osmanlı vapurlarına mahsus bir vergi demektir. Şu halde bilfarz (Örneğin) Marmara Vapuru hacminde Mudanya’ya işleyen bir ecnebi vapur her sefer için bizden altı yüz yirmi kuruş daha az masraf etmiş olur ve zaten yolcuların kısmı azamını teşkil eden ikinci mevki on kuruştan ve hamulenin çoğunu teşkil eden beher on çuvaldan kırk paradan ibaret olan hasılata göre biz ecnebi vapurundan ne kadar fazla yolcu ve on çuvalı almaklığımız lazım gelir ki ecnebi vapuruna rekabet edebilelim. Mudanya’ya işlettiğimiz Marmara Vapuru için dört mah (Mahyirmi sekiz, yirmi, dokuz, otuz gün..) zarfında sırf liman resmi olarak yirmi bin kuruş kadar bir masraf verdik ki Marmara Vapuru müntazimen bir sene işlemiş olsa altıyüz lira Liman Resmi vermiş olacaktık. Halbuki bir ecnebi vapuru aynı hatta işlemiş olsa bu altıyüz lirayı vermemiş kazanmış olacaktı!. Böyle küçük bir hatta altıyüz elli tonalık bir Osmanlı vapuru ecnebilerden bu kadar fazla bir resm verir ise bu masrafı kazanan ecnebi vapurlarına rekabet edebilir mi? Hususiyle bir hayli zamandan beri tesis etmemiş sermayelerini kat kat çıkarmış olan ecnebi vapurları zarara mütehammil olmak mümkün iken yeni teşekkül etmekle azim tasarrufa muhtaç olan yeni bir Osmanlı şirketi ecnebi vapurlarla başa çıkarabilir mi? Binaen aleyh (Bu nedenle) yeni teşekkül eden Osmanlı bahrî şirketlerin (Osmanlı armatörlük firmalarının) evvela: pek büyük bir haksızlık olan şu Liman Vergisi’nden dolayı ecanibe (Yabancılarla) rekabet edemeyerek müessislerinin gayret ve hevesleri münkesir (Yatırım heveslerinin kırılması) olmak tabiidir. Bundan maada her devletin kendi deniz ticaretini vikaye (Esirgeme, koruma, himaye) ve tevsi’ (Geliştirmek, büyütmek) için müteşebbislerini mümkün mertebe himaye ve hatta iane bile ettiği halde bizde meatteessüf aksi vaki’ oluyor. Osmanlı deniz ticaretinin terakkisine mâni olan (Gelişmesine engel olan) haksızlıklar bundan ibaret değil; Osmanlı sancağı taşıyan vapurlar Liman İdaresi tarafından yapılan muayenelerinde en ufak bir eksiklik görüldüğünde seferden men olurken, Yabancı bayraklı vapurlar böyle bir liman denetiminden muaf tutuyorlar! Osmanlı sancağını hamil olan tüccar vapur ve sefineleri liman dairesinden alelusul muayene olunarak cüzi bir kusur görüldüğü halde seferden men’ olunurken ecnebi posta vapurlarının hiç biri bu muayaneye tabi’ değil. Bir küçük misal: vaktiyle Şirket-i Hayriye’nin kadro  harici çıkardığı on üç numaralı köhne ve Çoruh Vapuru bu gün İngiliz bayrağı altında İzmit’e bila muayene gidip geliyor! Bu vapuru muayene etmeğe lüzum yok: Bir kere hariçteki köhne ve perişan halini görmek, saatte ancak dört beş mil kat’ ettiğini anlamak derece-i metanet ve kabiliyetini takdire kifayet eder. Sonra ufak bir kusuru olan bir Osmanlı vapurunun seyr ve seferine izin verilmiyor. İşittiğimize göre bu gün bütün sevahilimize işleyen on beş vapura malik olan (Hacı Davud) esasen Osmanlı olduğundan geçen seneye kadar vapurları Osmanlı sancağın hamil iken gerek bu gibi müşkilattan (Osmanlı bayrağı taşıyan ticaret gemilerine çıkartılan zorluklardan) ve gerek Liman Resmi’nden kurtulmak için Amerika bayrağını ihtiyar etmeğe mecbur oldu. Bu sayede hem muayeneden (Liman denetiminden kurtuldu) hemde Liman Resmi’nden vareste (Kurtulmuş oldu) kaldı! Fakat biz Hacı Davud’un şu muamelesini sine-i hamiyete (Vatanperverlik diye çevirdim) muvafık bulmuyoruz. Çünkü eğer hamiyetli bir Osmanlı olsaydı bu müşkilat ve manialara rağmen diğer Osmanlılar gibi şanlı Osmanlı bayrağını kendi vapurlarından indirmeğe razı olmaz idi. 320 Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt Vakian sırf menfaat ve rekabet nokta-i nazarından haklıdır. Lâkin menfaat-i şahsiye (Kişisel çıkar) şiar hamiyete galebe etmemek lüzümunu takdir edecek kadar hiss-i vatanperveriye malik olmayanlar er geç zarar görecekler ve ne kadar para kazansalar mader-i vatan (Ana vatan) hakkını helal etmeyecektir. Her ne ise bu bahsi geçelim. Üçüncü bir müşkil daha vardır ki o da Osmanlı bahriye kapudanlarının mezuniyeti meselesidir. Şu kadar ki bu mesele sırf fenni olduğundan bu babda beyan mutalaaya (Görüş bildirmeye) kendimi salahiyatdar görmediğimden her gün müşkilat-ı azimeyi mucib (Bu büyük zorluklara neden olan) olan bu hususun menafi-i Osmaniye’ye muvafık bir surette hal ve tesviye olunmasını ve birçok sızıltılara ve Osmanlı deniz ticaretinin bu yüzden giriftar olduğu müşkilatın devamına mahal bırakılmamasını temenni etmekle iktifa ederim. Osmanlı deniz ticaretini temin ve tevsiaya medar olan esbabın en mühimlerinden biri de umum devletlerde kabul olunan usule tevfiken Osmanlı bahrî şirketlere hükümetin münasip iânât-ı nakdiyeye bulunmasıdır (Osmanlı armatörlük şirketlerine devçe destekleme yapılmalıdır). Şu kadar ki; bütçemizin pek yüklü bulunduğu şu sırada bu ciheti mevzu-u bahs etmek hamiyetle pek kabil-i telif görmediğimden bütçemizin an-karib (Yakından, çok geçmeden) daha müsait bir zamanına ta’lik ile şimdilik şöylece duyurmakla liman resmi ile müşkilat-ı sairenin defi ve teshilat-ı mümkenin ifası lüzum acilini dermeyan ederim. Maahaza münasebet düşmüş iken hatırlarda kalmak için beyan edelim ki Romanya Hükümeti bu gün limanlarımızda işleyen vapurlarına mühim bir iane-i nakdiyede bulunmakta olduğu gibi Trablusgarp seferini icra eden İtalya Vapuru dahi her sefer için İtalya Hükümetinden bin liraya karib bir iane almaktadır. Vükelâ-yı Millet Hazerâtı - (Saygıdeğer Millet Vekilleri) Milletin güzide birer emin ve mutemedi sıfatıyla hamiyetinize aldığınız büyük ve ağır sorumluluk arasında deniz ticaretimizin temin ve güçlendirilmesi davası memleketimizin bugünki yaşamına ve geleceğine yönelik önem ve dikkat isteyen ağır bir yüktür ve sorumluluktur. Bu nedenle; Evvela; pek haksız olarak bir sınıf sadece Osmanlı arfmatörüne uygulanan şu Liman Resmi’ni yabancı bayraklı gemi şirketlerine de uygulamak imkanı bulamazsanız o zaman bu  vergiyi bütünüyle kaldırınız. Bunu başarırsanız o zaman; Saniyen (İkinci olarak): yoğunlukla sahillerimizde vapur çalıştıran yabancı bayraklı armatörlük firmalarının gemilerinin denize elverişlik durumlarını seyr ve sefere kabiliyeti olup olmadığını herkesin selameti ve güvenliği adına bir tespit olan resmi muayeneye tabi’ ettirebilir iseniz, Salisen (Üçüncü olarak) : Hükümetçe deniz ticaretimize kazandırılması gerekli olan yasal yapılandırmayı ve müsaadeleri temin edebilir iseniz, biliniz ki vatan ve millete pek büyük hizmet etmiş olursunuz. Aksi takdirde deniz ticaretimizin bütün bütün mahvınden cümlenize terettüp edecek sorumluluk o kadar ağır olacaktır ki, bundan dolayı cümleniz büyük bir mesuliyet altında ve ebedi bir vicdan azabı içinde kalacaksınız. Unutmayınız ki mükemmel bir ticaret filosu savaş gemileri kadar da vatan ve millete maddeten ve madeten hizmet edebilir. Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt 321 Unutmayınız ki mükemmel bir ticaret donanması sefain-i harbiye kadar da vatan ve millete maddeten ve madeten hizmet edebilir. Unutmayınız ki senevi kırk elli bin liradan ziyadeye baliğ olamayan bir vergiyi hem de pek haksız olarak bir sınıf tüccar-ı Osmaniye’ye münhasır olan bir vergiyi lağv eder iseniz, milletin hazinesine zarar değil azim bir fayda temin etmiş olacaksınız. Çünkü Osmanlı deniz ticareti müteşebbislerinin (Armatörlerinin) elinde kalacak olan bu meblağ ile her sene yeniden vapurlar tedarik edilmekle deniz ticaretimiz az bir zaman içinde tekemmül ve gelişme imkanı bulabilecektir. Ve bilahare Osmanlı vapurlarının artmasıyla milletin geliri belki daha ziyade yararlanabilir. Unutmayınız ki deniz ticaretimizin takrir ve tevsiîni temin edebilirseniz zaten pek az olan nakdimiz harice çıkmayarak yine memeleketimizde kalmakla servet-i umumiyemizde pek büyük hizmet etmiş olursunuz. Bu Liman Resmi’ni yabancı armatörlere teşmil etmek mümkün olsa hazine-i millet senevi bir milyon liraya yakın bir faide görebileceği muhakkak olduğu halde şimdiye yalnız Osmanlılardan kırk elli bin lira almakla hazinenin bir şey kazanmayacağı gibi vatan ve millet pek ala anlayabileceğiniz vechile çok hem pek çok şey kaybeder. Vükelâ-yı Kiram Hazerâtı (Saygıdeğer Hükümet mensupları) Siz dahi maruzatımı elbette nazar-ı dikkate alarak mübarek vatanımızın milletimizin hal ve istikbaline çok şiddetle olumsuz etkisi olan bu yaşamsal sorun hakkında vatan sevgisi ve sorumluğu ile ve kararlılıkla hareket etmelisiniz. Sermayedarlarımız Hazerâtı (Saygıdeğer Sermayedarlar) Siz dahi maruzatımı ehemmiyetle dinlemiş, ortaya koyduğum iddialarıma kanaat ve vicdaniye hasıl etmişsiniz. Yasama gücü ve yasalarımızın ciddi bir himaye ve hakiki teshilat ve müsâadâtına mazhar olacağını ümitvar olduğumuz deniz ticaretimizin ihya ve tevsiine elinizden geldiği kadar himmet ve gayret etme âmade bulunuz. Emin olunuz ki, istifade-i şahsiyeniz şimdiden defalarca artacağı gibi vatan ve millete de fevkalade mühim ve yüce bir hizmette bulunmuş olacaksınız. Deniz ticareti kadar tatlı ve kârlı bir ticaret yoktur. Hele şimdiki sigorta usulü sayesinde sermayeleriniz katiyen tehlikeye maruz kalmayarak, yalnız yavru ve nâsâze-i tali’den ibaret bir hal kalır ki, o da hangi bir teşebbüste olsa bundan fariğ olmak insan için imkan yoktur. Şayet Yasama gücü ve yasalarımız her türlü teshilat ve müsaadatı tesis eder de siz yine deniz ticaretimize ehemmiyet vermez ve Osmanlıları yine hor görülerek yabancı bayraklı gemilerin şirketlerine sarılmağa maruz bırakırsanız, biliniz ki dünya ve ahirette felah bulamaz, paranızın servetinizin hayrını göremezsiniz. Osmanlı Merakib-i  Bahriye Kapudan ve Mürettabatı Kardeşlerimiz Siz dahi deniz ticaretimizi geliştirmeye ve büyüktmeye en ziyade hizmet edebilecek olanlardansınız. Vaktiyle yelken gemilerle dünyayı titretmiş, denizleri tirtir etmiş olan şanlı ecdadımızın ahfadı bulunduğunuzu bu gün mükemmel vapurlarla pek çok iş görerek isbat edeceksiniz. Yasama gücümüzün hükümetimizin ve sermayedarlarımızın himmet ve gayretiyle deniz ticaretimizin terakki ve tevsiini temin için vaz’i memul olan esas ancak sizin gayretlerinizle ve faaliyetinizle tersin edilebileceğini biliniz. Ona göre vakt-i merhununda Osmanlılığa layık azm ve sebat ve istikametle şu sorumluluklarını idrakı içersinde olanca 322 Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt gücünüzle yerine getirilmesi için sahiplenmeye ve gayret etmeğe hazır bulununuz. LAHİKA (EK) Büyük Haksızlıklardan Memleketimizde icrayı ticaret eden ecanibin (Ticaret yapan yabancıların) daima Osmanlı gayretlerinden (Gemi sahibi olmak) ve ticaretinden yasal hale getirilmiş (Kapitülasyonlar) bir imtiyaza (Ayrıcalığa) malik olarak müstesna istifadeler etmekte bulundukları malûmdur. Bâlâda izah eylediğim (Yukarıda, önceki satırlarda açıkladığım) Liman Resmi (İmtiyâzât-ı Ecnebiye / Yabancılara mahsus ayrıcalık) Risalesi’ndeki gösterdiğim uygulamanın yabancılara mahsus uygulama haracı ve henüz gerçekleşmeyen (Yürürlüğe girmeyen) patent resmi yabancı armatörlerin, tüccarların tenezzül eyledikleri haksız istifadeler cümlesindendir. Memleketimizde yaşayan yabancı tüccarların (Burada armatörlerin / Levantenler dahil) ve ticaretin bu imtiyaz sayesinde Osmanlı müteşebbislerinin (Gemi sahiplerinin) ve ticaretin haklarına taarruz etmekte oldukları inkar edilemez. Çünkü bir nevi ticaretle meşgul olan iki tüccardan biri ayni yerde denizden fazla yasal vergi (Liman Resmi- Liman Vergisi) verir ise, fazla yasal vergi veren şüphe yok ki o vergi veya resimden muaf olan tacire rekabet edemeyerek daima zarar eyler. Ticaret şirketlerinde (Dieu et mon droit / Allah ve Benim Hakkım) levhasını asan usul-ı müsavattan (Görünüşte eşitlikten), hukuk-ı mütekabile-i beşeriyeden (Eşit evrensel hukuk haklarından) dem vuran Avrupalıların umum nev-i beni beşer (Herkes için) için tabii ve mukaddes olan hakkı, adl ve müsaveti (Adaleti ve eşitliği) bize gelince nasıl unuttuklarına hayret etmemek elde değil! Memurlarımızdan, mahkemelerinden emin olmadıkları bahanesiyle esnayı muhakeme ve müzakarede taraflarından hakim veya tercüman bulundurmak gibi ahval-i garibe bir dereceye kadar gayr-i makul olmayabilir. Fakat memleketimizde çalışıp da bu toprağın ekmeğiyle ve nimetiyle perverde (Terbiye görmüş, yetiştirilmiş, beslenmiş, varlık sahibi olmuş) olanlarının vergi vermek istemeyenlerine ne diyelim? Acaba buna da (Size emniyetimiz olmadığı için mahkemelerinizde kendi hakim ve tercümanımızı bulundurduğumuz gibi vergi ve resimlerinizi de vermeyiz) mi diyeceğiz? Yoksa (Siz zayıfsınız .Bundan dolayı vergilerinizi keyfimiz ister veririz ister vermeyiz) mi diyecekler, Şüphe yok ki akıl ve mantıka sığmayan birinci cevabı veremezler. Fakat (Le droit du plus fort) (el-hükmü limen galebe) (Kuvvetli olan haklıdır) kaidesine mahmul olabilen ikinci cevabı vermekte hiç sıkıntı çekmezler. Buna karşı bizim vaziyetimiz sabırdan başka bir şey olamaz. Zira karşımızda hakkı teslim eder bir insaf sihiplerini göremeyince birkaç yüz milyon ahali ile harp edecek değiliz ya! Bu güçlü devletler arasında kara ve deniz kuvvetimizin zayıflığını ve boyun eğmek zorunda kalışımızı hissettirecek zamanın geçmesime kadar sabır etmek zaruri ve fakat adalet ve insaniyet namına teessüfümüzü her bar izhar eylemek mukteziyedir (Her vesile ile açıklamak, duyurmak kaçınılmazdır, şarttır). Acaba hak ve hukuku, eşitliği ta adalet kürsüsünden nasihat eden Batılı liderler buna ne cevap verirler? Biz sabır ile cevap vermekle beraber aciz ve zayıfız! O aciz ve zayıf olan lanet okur sözlerimize devam ederiz. Küçük Kabotaj Günümüzde küçük kabotajımızda işleyen vapurların belki kısm-ı azamı (Büyük çoğunluğu) ecnebidir (Yabancı bayraklıdır). Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt 323 Dieu et mon droit / Allah ve Benim Hakkım Aslı “God and My Right” olan simge İskoçya dışındaki İngiliz Birleşik Krallık Hükümdarının sloganıdır. Birleşik Krallık arması versiyonunun kalkanının altında bir şerit üzerinde Fransızca olarak görünür. “Dieu et Mon Droit” Fransız kültüründe de kökleşmiş olup, “Adalet, dürüstlük, başkalarının haklarına saygı” anlamında kullanılır. Küçük kabotaj denilen kara sularda az mesafe beyninde vaki sevahil-i karibiyeye (Ülke iskeleleri arasında) vapur işletmek hakkı münhasıran o sevahile sahip olan devlete ait bir hak olduğu halde bizde meatteessüf bu hak da mevcut değildir. Yani umum devletlerin bu hakkı mahfuz iken biz bu hakkımıza malik değiliz. Bu gün küçük kabotajımızda işleyen vapurların belki kısm-ı azamı (Büyük çoğunluğu) ecnebidir (Yabancı bayraklıdır). Mudanya, İzmit, Bandırma gibi iskelelerimizde ecnebi vapurlar cayır cayır işliyor. Bî had (Hudutsuz) ve hesap para kazanıyorlar, fakat bir para liman resmi vermiyorlar. Gariptir ki bir aralık vapursuzluktan sıkışan küçük kabotaj limanlarımızdan birinin belediye reisi, hatta bir ecnebi kumpanya ile resmî bir sözleşme bile imzaladı: Vapur kiralamak ve satın almak imkanı var iken buna çare bulamayan resmi bir dairemiz, böyle bir sözleşme imzalamakla milli haklarımıza müthiş bir darbe indirecekti. Bereket versin Mehmed Fuad Bey gibi vatanperverin müdahelesiyle bu garip sözleşne hükümsüz kaldı. Bir emsal (precedent) şeklini almazdan bertaraf oldu gitti. Maruzatıma (ecnebilere husumet) mânâsı verilmeyeceğine mutalaatımda memleketimiz ecanibin muavenetinden bi’l-külliye vareste olduğu iddiasında bulunmak gibi yanlış bir tefsire uğrayamayacağına inanıyorum. Çünkü bâlâda ta’dad ettiğimiz ecnebi posta ve nakliye vapurları limanlarımıza işlememiş olsa, halimizin neye varacağını ve bir limanımızdan diğer limanımıza seyr ve seyahatta ve münakalat-ı bahriyemizde düçar olmuş olacağımız müşkilatı idrak edenlerdenim. Binaenaleyh ecnebi postalar limanlarımıza çalışmasın demek istemiyorum. Maksadım ecanibin memleketimizden etmekte oldukları maddi istifadeler nisbetinde memleketimizde hak ve insaf dairesinde o misilli ecanibden maddi istifade etmek hakk-ı tabisini (Doğal hakkını, yasal hakkını) ihtar etmektedir. Yani hiç olmaz ise Bulgaristan ve Yunanistan’da işleyen ecnebi vapurların bu iki küçük hükümetin hukukuna ettikleri riayet kadar bize de riayet etsinler. Bize de Bulgarlara ve Yunanlılara verdikleri liman resmini versinler, bizde de vapurlarını muayene-i mutadiye (Yabancı bayraklı vapurlar limanlarımıza çalışıyorsa, yıllık liman denetimlerine tâbi tutulsunlar) tâbi kalsınlar! Bu bir haktır, her memleket için ihmali gayri caiz bir hakk-ı tabiidir. Mahaza düşünüyorum ki 324 Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt kaviyy-üş-şekîme (Güçlü) olan büyük devletlerin Bulgar ve Yunan limanlarına işleyen tüccar vapurlarının liman resmini vermelerine razı oldukları halde bizi bu kaideden istisna etmeleri kuvve-i galibe neticesi olmamalıdır. Çünkü kuvve-i galibe icabı  olmak lazım gelseydi evvel bi-evvel Bulgar ve Yunan hükümetleri dahi bu istisnaya dahil olmak lazım gelirdir! Şu halde düvel-i muazzamanın Türkiye’ye karşı meşhud olan şu vaziyetlerine ne mânâ verelim?!... Kaide-i hak ve madeletle kabil-i telif olmayan bu hal-i garib hükümet müstebde-i zaileden (Meşrutiyet öncesi Osmanlı yönetimi) kalmış bir adet ise lehü’l-hamdi meşrutiyetimiz tesis edeli hayli zaman geçti fakat heyhat bu haksızlık geçmedi. Anlaşılan diğer imtiyazat gibi bu da lağvı gayr-i caiz imtiyazlardan add olunuyor. Düşünülmüyor ki liman resmi doğrudan doğru parayı, menafi-i şahsiye-i ticariyeye teallük ettiğinden devletlerin hukuk-ı umumiyeleri namına mahkemelerimizde tercüman ve hakim bulundurmak davasına makis olamaz. Liman resmini vermemek Osmanlı deniz ticareti ashabını rekabetten mahrum etmek istemektir ki hiçbir adle sığmayan bu hal doğrudan doğru bir kısım Osmanlı tüccarın hukukuna tecavüzdür. Şu halde liman resmini düvel-i muazzamaya kabul ettirmek iktidarını haiz olmadığımız doğal sayılıyor ise ise, Yunan ve Bulgar gibi küçük hükümetler içinde böyle midir? Memleketimiz limanlarına sefer yapan yunan bayraklı gemilerden Liman Harcı alınmıyor, ama Türk bayraklı vapurlardan Liman Harcı alınıyor.. Biz de onlardan neden olmayalım? Memleketimizde deniz ticaretinden bî had ve hesap paralar (Hudutsuz kazançlar elde eden yabancı bayraklı ve bilhassa Yunan bayraklı gemiler) çeken bu iki komşu bilhassa Yunan bize komşu hakkı komşu hatırı saymazlar ise bunlara da hakkımızı tanıttıracak kadar kuvvetimiz mi yoktur? Limanlarımızda işleyen birkaç düzine Yunan vapuru avuçlarla liralar kazanıp dururken bunlardan da Liman Resmi almak mümkün olamaz mı? Yunanlılar liman resmini Osmanlı merakib-i bahriyesinden, alırken biz onlardan neden olmayalım? Bunlar limanımıza geldikçe liman dairesi resmini almadıkça muamele yaptırmak iktidarını haiz değil mi? Yoksa düvel-i muazzama-i saire bunları himayeten müdahale ederek bir mesele çıkarılacağından ihtiraz olunuyor? Hükümetimiz asayişimizi ihlal eden Yunanlıları yakalarından tutup memleketten dışarı atarken pek tabii olan şu muameleye Yunanistan ne yapabildi? Düvel-i muazzama bu haklı muameleye karşı ne söyleyebildi? Hazine-i milletin hakkı olan şu liman resmi Yunanlılardan Bulgarlardan daha bilmem kimlerden tahsil olunur ise kim ne diyebilir? Berayı seyahat içlerinde teba-i ecnebiye efradından dahi bulunmak mümkün olan Yunan ve Bulgar vapurlarını sevahilimizde seyr ve sefer ederken Sefere Elverişlilik Muayenesine tabi eder isek herkesin selametine, güvenliğine hitap eden bu tedbire karşı kim itiraz edebilir? Halbuki temin ederim ki bu gün bile muayene edilmeden limanlarımıza seyr ve sefer eden Yunan vapurları, Osmanlı vapurlarından daha ziyade muhtaç muayenedir. Büyük güçlere mensup büyük postalar ise münhasıran sevahilimize işlemedikleri gibi ekseriyetle mahallerinde muntazamen muayene ve tamir olduklarından için pekte endişeye mahal yoktur. Birkaç sene evvel Pire’den iki saat kadar açılmış olduğu halde birden bire dibi delinmiş olan Mesajeri Kumpanyası’nın (Niger) Vapuru geçen sene Marmara içinde kazaen bir vapurla dehşetli surette müsademe ederek o vapuru gark ettiği (Batırdığı) halde kendisi yalnız hasara uğrayarak yoluna devam edebildiğine bakılır ise iyi tamir görmüş olduğu görülüyor. Tabii Fransa’nın mükemmel inşaat-ı bahriye destgâhlarının muayene ve tamiri ile Pire Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt 325 destgâhlarının muayene ve tamiri  arasında fark-ı azim vardır. Hülasa-i kelâm (Sonuç olarak) millet ve devletimizi kuvvetli ve zengin görmek ister isek bu maksad-ı ulviyenin en büyük hadimlerinden olan deniz ticaretimizin terakki ve tevsii esbabının istikmaline gücümüzün yettiği kadar bezl-i mesai etmeliyiz. Helk Altemesufun ser celilince bu babda vukubulacak cüzi ihmal ve teehhür şimdiye kadar numunesini gördüğümüz vechile bundan sonra dahi vatan ve milletimize tazminatı çok zor büyük zararlar verecek, yaralar açacaktır ki, ecdadımızın cihanı hayran eden denizlerde şan ve azametleri yerine bu gün hak-ferma olan zillet ve meskenetimizin (Miskinlik, Beceriksizlik) devamını tahammül edemeyeceğimiz bir gün gelir de bu gün yapabileceğimiz işi o vakit yapmak ister isek korkarım ki pek geç olacaktır. İdare-i Mahsusa İdare-i mahsusa tabiri diğerle Seyr-i Sefain şirketi şüphe yok ki pek talihsiz bir idare pek bedbaht bir şirkettir. Meşrutiyetin ilanından sonra kaç kalıba girmiş, ne kadar teceddüde uğramak istemiş ise hiç birine muvaffak olamamıştır. Bidayeten Bahriye Nezareti sonra Nafia Nezareti, daha sonra müstakil bir idare tarafından ıslahı düşünülmüş, bazı tedabir kalemiye-i i’dadiye bile ittihaz olunmuş ise de, çare bulunamamıştır. Yine çehre-i cebin nuhusetini göstererek buna da mani olmuştur. Lakin doğrusunu söylemek lazım gelse bu tali’sizlik zaruri mevhum olan şu şirkete değil millet ve devlete aittir. Çünkü Osmanlı deniz ticareti hakkında son bir makale da dahi beyan eylediğim vechile idare-i mahsusanın ıslahı çaresi bulunmaz ise alelhusus Osmanlıların deniz ticaretlerine kavi temeller atmağa henüz muvaffak olamadıkları şu zamanda millet ve devletin düçar olduğu zarar ve müşkillerin temadisi artık şeref-i milliyemize dahi nakisa vermek tabiidir ki buna hiçbir Osmanlı razı olamaz. Efrad ve askeriyenin silahlarının ve cephanesinin sevk ve naklinde karşılaşmakta olduğumuz zorluklar meydandadır. Dilhavah (Dilhavah-ı mübaderet olunarak) ümmetle Yunanlılara edilen boykotla üç beş sahib-i hamiyetin gayretiyle iyi fena beş on vapur bulunmamış olsaydı bu millî beklentinin gerçekleşmesine imkan var mıydı. Halbuki İdare-i Mahsusa seyr ve sefere uygun beş on posta vapura kargobota (Yük gemisi) malik olsaydı millet ve devletin hiç olmaz ise böyle dar zamanlarda ihtiyacı olur Osmanlının millî şerefi ve onuru muhafaza olunurdu. Biraz evvelki zorunlu giderler arasında bütçeye elli altmış bin lira kadar bir meblağ sıkıştırılmış olsaydı şimdiye kadar vapurlarımızı, kayıklarımızı İstanbul limanında olsun yedekleyecek bir iki romorkörümüzle, Trabzon, İzmir, Selanik Suriye hattına işleyebilecek yedi sekiz ikinciel vapur tedarik edilmiş olurdu. Ve her ne vakit mükemmel bir şirket-i bahriye-i Osmaniye vücuda gelmiş olsa, bunlar kömür nakline kargobot (Yük gemisi) olarak işletmeğe işe yararlardı ve tesisi pek kolay olmadığı ve zaman teşekkülünün de gayri kabil olduğu anlaşılan mükemmel bir seyr ü sefain şirketi vücud buluncaya kadar arada geçmiş ve geçecek zaman zarfında çektiğimiz ve daha çekeceğimiz küçüklere mahal kalmazdı demek isterimki vaktiyle o kadarcık bir himmet ve fedakarlık diriğ edilmemiş olsaydı vapursuzluktan çektiğimiz eziyetlere zahmetlere maruz kalmaz idik. Hükümet-i askeriyemiz ahiren buraları nazar-ı dikkate alarak nakliyat-ı askeriye için yeterli sayıda vapurlar kiralamak üzere bulunduğunu maal-iftihar haber aldık. Mevcut hükümetin İdare-i Mahsusa’nın ıslahıyla işe yarayacak bir hale olsun isaline himmet edeceğini temenni ve ümid edelim. Cesim ve mükemmel bir milli Osmanlı seyr- i sefain 326 Türk Armatörleri Tarihi  VII.Cilt şirketinin vücud bulması ise arzu ettiğimiz bir başarıt olduğu halde şimdilik öyle bir önemli bir başarının az zaman içinde meydana gelebileceğine, gerçekleşebileceğine aklımız kesmiyor. Bununla beraber unutmayalım ki deniz ticaretinin geleceğine sahip çıkacak, üstlenecek olan İdare-i Mahsusa’nın acilen ıslahı keyfiyeti vükelayı milletimizin ve nazırlarımızın elbirliğiyle üstlenecekleri görevleriin pek mühimlerindendir. Gazeteler her gün İdare-i Mahsusa’nın su-i idaresinden (Kötü yönetilmesinden) vapurlarının adem-i intizamından (Düzensiz çalışmalarından) şikayet ediyorlar. Fakat bu idarenin ıslahının gerekli kıldığı çarelerden bahs etmiyorlar. Zannederim ki deneyim sahibi olanlar, bu bedbaht idarenin ne gibi tedbir ve vesail ile ıslah olunabileceği basın yoluyla veya yazılı olarak açıklasalar, yol gösterseler, buna her halde çare düşünen hükümeti de teşebbüsatında aydınlatmış olurlar. Yoksa İdare-i Mahsusa’nın şimdiki perişan hali devam etmedikçe zavallı çalışanları ne yapabilir? Zannederim ki böyle çürük vapurlarla muntazam posta işletmek kabil olmadığı halde adalara ve öteye beriye işleyen idare vapurlarını işleten yine o beğenmediğimiz şirket yönetcileri ve mürettebatıdır. Bir kere matluba muvafık vapurlar getirtelim, işletmeğe başlayalım, sonra memurlarıda ve müstahdemininde yetersizlik ve intizamsızlık görülür ise, o halde şikayete hakkımız olur. Marifet son sistem mükemmel vapurlar işletmekte değil, böyle çürük ve devri geçmiş vapurlarla şu kadarcık olsun bir iş görmektedir. İdare cihetini bilmiyorum amma kapudan ve çarkçı ve mürettebat-ı sairenin diğer kumpanyaların çalışanlarına göre pek düşük olan maaşlarına rağmen o çürük vapurlar içinde vazifelerine nasıl bir gayret ve sebat ile ifa eylediklerini açık şekilde görüyoruz ki, bu hale göre bunların haklarını inkar etmek hakka dayalı insaf olamaz görüşündeyim. Osmanlı Tüccar Vapurlarının Sigorta Meselesi Kapudanlarımızın mezuniyeti ile alakadar olan bu mesele mahiyet hazırası itibarıyla bizim için şayan-ı dikkat ise de bu küçük eser bu yolda tafsilata mütehammil olmadığından ileri de bu mesele-i mühimmeyi dahi inzar-ı ammeye vaz’ edebilmek ümidiyle burada yalnız işaret ederek geçerim. Osmanlı Deniz Ticaretinin Çare-i Felahı (Osmanlı Deniz Ticaretinin Kurtarılma çaresi) Dünyada hiçbir şey yoktur ki tekamüle tabi’ olmasın. Her şey derece derece büyür her iş derece derece terakki ve tevessu’ eyler. Binaenaleyh biz dahi deniz ticaretemizin terakki ve tevsii için bu kaide-i umumiye-i tabiyeye tabiyet etmeğe mecburuz. Şimdiye kadar bu babda vuku bulan teşebbüsat efrad ve tefritten hali değildi: Ya bir milyon liraya karib cesim bir sermaye ile şirket yapmak istedik, yahut beş on bin liralık cüzi bir sermaye ile şirketler teşkil etmeğe kalkıştık. Halbuki ne bir milyon lira gibi pek cesim ne de beş on bin lira kadar pek cüzi sermayelerle maksadımızın hasıl olamayacağını anladık. Ben on bin lira ile teşekkül edecek şirket-i bahriye ancak bir ya iki küçük vapura sahib olabileceğinden memleketimizin azim ihtiyacına karşı bu sermayenin hiç mesabesinde olarak kısmen olsun temin-i maksada hadim olamayacağını ve bir milyon lira ise esasen memleketimiz için toplanması müşkil bir yekün olduğunu tecrübe ettik. Bu nedenle bu iki teşebbüsün ortasını aramak lazımdır. Evvela her bir akli bir hattı temin edebilecek kafi hacimde dört beş vapura sahip olarak ayrı ayrı şirketler teşekkül etmeli bu ise her biri için otuz kırk bin lira kadar bir sermaye kifayet eder ki bu sermayeyi tedarik etmek sermayedarlarımız için güç bir şey değildir. Saniyen (İkinci  olarak): üç beş sermayedardan mürekkeb olarak teşekkül edecek olan bu Türk Armatörleri Tarihi VII.Cilt 327 şirketlerin daima birbirini gözeterek rekabetten tevakki aktarma usulüyle yekdiğerlerine muavenet etmeleri icab eder ki bu da ashab-ı hamiyet için güç bir şey değildir. Salisen (Üçüncü olarak): Bu şirketler bidayeten (emniyet-i âmmeyi kazanıncaya kadar) kolektif veya kumandiyet ve yahut hususi olarak teşekkül etmelidir ki bu suretle bir müddet çalışıp ta terakki ve tekamül ettiklerini gören diğer sermayedarlar dahi kendilerinden müracaat edeceklerine ve bilahare o şirketlerin anonim haline kalbiyle sermayelerinin tezyidine ve muamelerinin tevsiine muvaffak olacaklarına şüphe yoktur. Binaenaleyh halkımızın ve sermayedarlarımızın emniyetini kazanmaksızın yeniden hisse senedatı tedavül ettirmek suretiyle anonim vapur şirketlerinin teşkiline kıyam etmek memleketimizin ahval-i ruhiyesine vakıf olmamak demektir. Şimdiye kadar bu babda vukubulan tecrübelerin netayici bu hakikati müsbettir. Yeni teşekkül eden bir şirketin işini, idaresini, muvaffakiyetini maddeten görüp anlamadıkça hiçbir sermayedar yoktur ki her çe bâd âbâd mühim bir nakdini o işe feda edebilsin kezalik hiçbir sermayedar yoktur ki işi, idaresi yolunda, muvaffakiyeti mütezayit bulunan bir şirkete iştirak etmeğe rağbet göstermesin. Rabian (Dördüncü olarak): Kaide-i tekamüle riayet ederek her biri ayrı ayrı teessüs ve derece derece terakki etmiş olan bahri şirketlerimiz bilahare iki üçü bir araya gelerek daha büyük daha vasi’ bir şirket-i müttehide teşkil edilebilir ki bu da pek tabii bir şeydir. Hamisen (Beşinci olarak): Kanun, liman resmi gibi haksızlıkları ber taraf etmekle beraber hükümet dahi elden geldiği kadar bahri şirketlerin esbab-ı beka ve terakkilerini temin etmelidir ki deniz ticareti hakkında umum düvel-i bahriyece kabul olunan bu usul himayenin biz de dahi muhsenatı görülebilsin. Sadisen (Altıncı olarak): Deniz ticaretinin ruhu demek olan ashab-ı ihtisasa riayet yani vapur, acenta, işlerine ehline tevdi’ etmek, âti için de bu işler bihakk ehl olabilecek mütehassıslar yetiştirmek lazım gelir ki bu da hükümet ile alakadaranın cüzi bir himmet ve fedakarlığıyla hasıl olur. Sabian (Yedinci olarak): Tedarik olunacak vapurların işlettirileceği liman ve iskelelerin ihtiyacıyla mütenasip bir hacim ve şekilde olmaları lazımdır ki gerek yolcuların istirahatı ve gerek hamulenin suhuletle nakli temin olunabilsin ve fazla masarıfın men’i dahi mümkün olabilsin. İşte bunlar ve bunlara müteferri’ mevad kemal-i ciddiyetle nazar-ı itibare alınarak vatan ve millet için bir mesele-i hayatiye demek olan işbu milli maksada hüsn-i niyetle tevessül ve teşebbüs olunduğu halde bu mülk ve millete daima Her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah’ın lütuf ve yardımlarını esirgemeyen Hazret-i Allah bunda dahî yardımcımız olur ve derecesi belki de cümlemizce malûm olmamakla gizli ad olunabilen büyük bir derdimize çare bulunmuş olur

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.