Hardal
30 Ocak 2026, Cuma 09:25Onu anlatıp tanıtmaya benim kalemim kifayet etmez. Aradan geçen onca yıla rağmen siması karşımda duruyor gibi net ve berrak bir şekilde gözlerimin önünde. Aziz Nesin sanki Zübük isimli hikayesini onu tanıdıktan sonra yazmış desem çoğu kimse inanmaz tabi ama ben onu çok iyi tanıdığım için kesinkes inanıyorum ki Zübük karakteri için bir model istenseydi ondan iyisi bulunamazdı fakat hakkını da yememek lazım işin siyasi boyutu ile hiç işi olmazdı. Bütün derdi zoru para kazanmak, yaşamı elinden geldiği kadar ucuza daha da açıkçası beleşe getirmekdi. Esasında ayıplamamak da lazımdı belki. Çünkü bu meziyetleri sayesinde İzmir’de dört,beş katlı bir apartman yine İstanbul / Bostancı’da bahçeli iki katlı bir ev sahibi olabilmişti. Evli, üç çocuk babası daima etrafı gözleyen avanta beleş bir şeyler arayan, kısık gözleri havi, saçsız bir baş, ablak bir yüz, kısa boy, tombulca bir vücut, daima arkası basık ayakkabılar giyen, esmerce, üstü başı eskice seyyar gözlük satıcısı ve tamircisi bir ademdi kendisi. Semtin bütün esnafı ile arası iyi, çoluk çocuğu seven doğruyu söylemek lazım gelirse cana da yakın bir kişiydi Allah için. Kimseye de bir fenalığı yoktu doğrusu, aşırı cimriliği sadece kendisini alakadar eder, etrafına da alay konusu olurdu. Yalnız şimdi anlıyorum ki adamcağızın bir sabit geliri, bir geçerli mesleği yoktu. Evi barkı geçindirmekle yükümlü olduğu bir ailesi vardı ve idareli davranmak zorundaydı herkes gibi ama malum, mesele adamın adı çıkacağına canı çıksın misali bir kere adı çıkmıştı vesselam.
O zamanlar muhit şimdiki gibi dev apartmanlarla dolmamış en kabadayı bina bört, beş katlı apartmanlardan ibaret olduğu için genelde herkes birbirini tanır ve komşuluk ilişkileride çok ileri olduğu veçhile adamcağızın menkıbeleri dilden düşmezdi. Bir inşaat mı yapılıyor, örneğin bir ufak leğen alıp gider inşaat harcından biraz ister, işçi veya ustalar hiç beis görmez, leğeni doldurur evinin bir tarafınıda muhakkak sıvanacak bir köşe filan vardır gidip orayı tamir eder ama bu harç taşıma işi dört, beş sefere inhisar edince de işçiler tersler, hiç gocunmaz yalık yalık gülerek ayrılır başka bir avanta işin peşinden koşardı rahmetli. Biz, yani annem, anneannem, kardeşim ve ben onun Bostancı’daki evinin alt katında kiracı olarak oturuyorduk. Annem bir devlet dairesinde memur, kardeşim devlet yatılı okul talebesi, ben Deniz Yolları gemilerinde çalışıyordum ve anneannemi o evden ebediyete uğurladık ve ben askere gittim. Dolayısıyla mali durumumuz sarsıldı fakat askerde çiğden yediğim için 150 lira tayın parasının yanına 20 lirada maaş alıyordum. Nakliye motorlarında görevli olduğum için yiyecek işini kah taşıdığımız mevattan kah bölükten sağlıyordum,velhasıl aldığım iaşe bedeli hemen ev sahibimize olan kira borcumuza gidiyor bende 20 lira asker maaşımla geçinmeye çalışıyordum. Yeterki ay başı gelip sabahın köründe ev sahibimiz mürai bir yüzle kapıya gelip kirayı istemesin, yokluk böyle bir şeydi işte. Taaal zaman, ruh zaman 36 ayıda hitama erdirip tezkereyi aldık. Bu sefer Denizcilik Bankasına değilde D.B. Cargoya yani işletmenin şilepcilik kısmında işe başlayıp uzak seferlere gitmeye başladım. Tabi maddi durumumuzda düzeldiği için çok daha iyi bir eve çıktık yine aynı muhitte, bir ev öteye. Adamcağız hemoroit illetinden muzdaripmiş, bilmezdik tabi. O zamanlar Manisa gemisi ile Amerika hattında çalışıyordum, bana Hedensa isminde bir ilaç sipariş etti, ilgim olmadığı için bilemiyordum ki. Türkiye’de yok muydu veya varsada hani beleşten gelir mi diye düşündü kim bilir, istedi işte. Bende he he deyip atlattım, sonra da unuttum gitti. Amerika’dan kavanoz içinde hardal ve fıstık ezmesi alırdım koltuk kumanyası için, geceleri vardiyaya kalkınca bir dilim ekmeğin üzerine sürer kifaf-ı nefs ederdim. Bir gün gemi revirini boyarken doktor dediğimiz gemi sağlık memurunun bir kutu içerisine koyup ranzanın üzerine bıraktığı ilaçların içinde Hedensa yazılı bir kutu görüp açtım. Baktım ağız kısmı uzunca bir tüp, alüminyumdan. O zamanlar şimdiki gibi plastik tüpler yaygın değildi galiba, kutuyu alıp sakladım. Sonra aklıma bir muziplik geldi. Ha bu arada hemoroidin halk arasında basur denilen bir hastalık olduğunu, hastanın makatında yaralar açtığını, acı tuzlu-kızartma vs. yendiğinde çok acı verdiğini iyice öğrendiğim için ‘’ulan askerliğimde evinde otururken az çektirmedin hergele, hele dur sen.’’ deyip fikrimi açtım geminin gülü ayrılmaz eküri tornacı Vasken Usta ile mağazacı Kakalak Necmi ağabeylere. Bu ikisi şeytana pabucu ters giydiren kişiler olup maharetleri bütün işletmede nam salmış kişilerdi. Neyse anlattım çektiğim çileleri. ‘’Şu tüpü zedelemeden açıp, içindeki ilacı boşaltıp yerine hardal doldurabilir misiniz?’’ deyince ‘’Ulan oğlum o da iş mi? Gerekirse o tüpü bile yeniden yaparız evelallah.’’ diye cevaplayıp tüpü aldılar ve iki mi üç gün sonra mı unuttum, orijinalinden ayırdı mümkün olmayan bir şekilde de teslim ettiler bana. İlaç boşaltılıp yerine acı hardal doldurulmuş haliyle, sefer hitam buldu eve geldim. Devrisi gün gördüm muhteremi. ‘’Al amca’’ dedim. ‘’Bana bir siparişin vardı, buyur.’’ Bin teşekkürle aldı, tabi para puldan asla kapı açmak zahmetine de girişmedi. Evlerimiz çok yakındı, bitişik denecek derecede,a kşam saat 20.00 sularında filan manda boğazlanır gibi feryatlar gelmeye başladı. Yandım Allah, yanıyorum. Bu nasıl ilaç filan gibi kıs kıs gülüp geçtim tabi, rahat bir uyku çektim. Ulan dedim bana az çektirmedin ama oh olsun hergele, şimdi kıçın yansında gör. Sabah gemiye gittim, iki gün sonra geldim eve işin esasını da o zaman öğrendim. Rahmetli önce buhar banyosu yapmış badehu bu ilaç Amerika’dan geldi çok tesirli olmalı inşallah iyi gelirde kurtulurum bu illetten diye hanımına bolca tatbik ettirmiş yaralı mahale. Tabi acı hardalda hardallığını yapınca matlup hasıl olmuş, adamcağız danalar misali böğürmüş. Sonra ben sefere devam ettim. Bir dahada benden ilaç filan istemedi. Aradan 56-57 yıla yıla yakın zaman geçti. Artık ne o ev sahibem kaldı ne de efradı ailem kardeşimden başka. İkimizde dinazor olup çekildik köşelerimize. Bilmem nereden aklıma geldi bu hatıramda.




Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.