'DENİZ TİCARET GAZETESİ'ni yanınızda taşıyın.Android
İstanbul
09 Ekim, 2026, Cuma
  • DOLAR
    43.72
  • EURO
    51.93
  • ALTIN
    7014.0
  • BIST
    14.181
  • BTC
    68377.802$

Sakarya Vapuru Davası

07 Ekim 2026, Çarşamba 21:21

Sakarya Vapuru Davası

Yazan: Osman Öndeş

Geçtiğimiz haftalarda Aret Taşcıyan ile Newyork’a dönmesinden önce evimizde çok sevecen bir sohbet yaptık. 1975 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden mezun olan Aret Taşçıyan, Deniz Sigortaları kariyerine İstanbul'da P&I Muhabiri ve Lloyd's Temsilcisi olarak başlamıştır. Türk Denizcilik Camiasindan gelen talepler üzerine 1984 yılında sigorta brokerliğine yöneldi. Deniz Ticaret Odası Meclisi'nin ilk üyeleri arasında yer alan Aret Taşçıyan, birkaç yıl Uluslararası Deniz Ticaret Odası'nda Türkiye'yi temsil etti. 1988-1990 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Denizcilik İşletmeciliği Yüksek Lisans programında Deniz Sigortaları dersleri verdi. 1991 yılında Deniz disi brokerlik yapan bir firmanin Deniz sigortalari bolumunu acmak icin aldigi teklifi degerlendirerek , 3 yillik bir kontrat ile ABD'ye taşındı. Bilahare, bir Ingiliz broker firmasının New York şubesini yönetirken 1996 yılında OMNI ile güçlerini birleştirdi. Kariyeri boyunca, uluslararası Denizcilik Sigortaları dünyasında son derece saygın bir duayen olduğunu kanıtladı. Bodrum ve İstanbul tutkunu olan Aret Taşcıyan, Moda’lıdır .Açıkcası Aret ve eşi Meri ile Moda’nın hayli eski ailelerinden olarak ayni mahalleli sayılırız.

Sakarya Şilebi’nin batışı konusunda mahkeme safhatı, iki ayrı dosya halinde kitap olarak yayınlanmıştı. Bu kitapları sahaflardan bulmuş ve geniş bir çalışma yapmıştım. Makalemi mahkeme kayıtlarından özetledim ve Aret Taşcıyan’a armağan ediyorum.

Galata Rıhtımında görülen gemi “Sakarya”dır. 1889 yılında Hamburg- Sudamerikanische Demppfrchiffahrts Gesellschaft- Hamburg adına Blohm Und Voss inşa edilmiş 2574 grt. buharlı posta vapuru idi. 1890’da “Montevideo” (II) adıyla hizmete girdi. 1914’de Aslan Sadıkoğlu Mahdumu Şti’ye satıldı ve “Sakarya” adı verildi. 19 Mayıs 1943 günü Fethiye’nin 25 Mil Güney Doğu mevkiinde karaya oturdu ve battı.  

Çok ender bir Karaköy Rıhtım Caddesi fotoğrafı; solda günümüzde klasik bir otel olan Rıhtım Han görülmekte. Rıhtım Han’ın denize bakan çatısında “Lloyd Triestino” levhası yer alıyor. Yol hizasında ise Lloyd Triestino’nun İstanbul genel merkezi yer almakta. Diğer bina “Çinili Han”. En ötedeki bina ise Frank Han veya asıl adıyla “Frankyan Han’dır. Daha yakın plandan bakıldığında; Spido, Dabcovich ve Foscolo Mango levhaları fark edilecektir. Bu hanlar günümüzde klasik oteller olarak hizmet vermektedirler.

Galata rıhtımlarının son şeklini almadığı yıllarda rıhtım yoldan üç metre kadar daha aşağılardaydı ve rıhtım hem çok dardı ve hem de barakalar vardı ve dekovil hattı bulunuyordu. Rıhtımda görülen gemi “Sakarya” dır. Bu gemi Sadıkzâde Biraderler’e aitken, Avni Nuri Meserretçioğlu akrabası Aslan Sadıkoğlu ile ortak olmak suretiyle bu gemiyle armatörlüğe adım atmıştır. 

Sakarya Vapuru’nun 19 Mayıs 1943 günü batması nedeniyle Güven Türk Anonim Sigorta Sosyetesi arasında tazminata dayalı dava, İstanbul Asliye Mahkemesi Birinci Ticaret Dairesi tarafından karara bağlanmış, fakat tarafların temyiz etmeleri ile dava Yargıtay Ticaret Dairesi Yüksek Reisliği’ne intikal etmiştir.

 

“Sakarya Vapuru Donatanları ile Güven T.A. Sigorta Sosyetesi Arasında Davada İstanbul Asliye Mahkemesi Birinci Ticaret Dairesi Kararı ile Tarafları Temyiz ve Cevâb Lâyihaları” ilgili makamlara belge olarak dağıtılmak amacıyla 1946 yılında Valentino Basımevi’nde bastırılmıştır, bir nüshası benim arşivimdedir.

Sakarya Vapuru’nun batışı nedeniyle Güven Sigorta T.A. Sigorta Sosyetesi arasındaki dava üç seneye yakın devam etmiştir. Mahkeme Harp Sigortası tazminatı için davacı olan armatörler Aslan Sadıkoğlu ve Kemal Sadıkoğlu aleyhine ekseriyetle karar vermiştir.Bu karar Aslan Sadıkoğlu ve Kemal Sadıkoğlu tarafından temyiz edilmiştir. 

Kemal Sadıkoğlu. İsparta kökenli armatör ve müteşebbis arkadaşı 

Ali Haydar Albayrak ile “Sadıkzâde” şilebinin bağlı olduğu Sirkeci rıhtımında.

Sakarya Vapuru ve Sadıkzâde ailesi

Sadıkzâde Biraderler armatörlük firmasının baca forsu ve flaması. Kaynak- House Flags & Funnels- Lloyd’s List.

Sakarya Vapurunun armatörleri Aslan Sadıkoğlu ve Kemal Sadıkoğlu, Türk armatörlük dünyasının saygın ailelerindiler. Meşrutiyetten önce yelkenli gemilerle Karadeniz, Marmara ve Akdeniz’de milli iskeleler arasında gazyağı, kereste başta olmak üzere, sair eşya taşımaları yaparlardı. 1917’de satın alarak Yeni Dünya adını verdikleri 1,000 tonluk posta vapuruyla yolcu ve yük taşımacılığına başladılar ve bu gemi İstanbul ile Karadeniz iskeleleri arasında seferlere verildi. Bu geminin ardından satın aldıkları gemiye “Aslan” adını vermişlerdir. “Yeni Dünya” Ruslarla olan savaşta Rus savaş gemileri tarafından Nevabesa yakınlarında batırılmıştır.

Sadıkzâdeler; Ruşen, Fehmi, Rıza, Aslan, Hüseyin, Nâzım ve Cafer olmak üzere yedi kardeştiler. Kurdukları “Sadıkzâde Biraderler ve Şurekası” firmasını bizzat bu kardeşler yönetmiş, gemilerinde kaptan olarak görev almışlardır. Diğerleri ise yazıhanede muhtelif sorumlulukları üstlenmişlerdir.Trabzon’lu Nemlizâdeler’e karşın, yine Trabzon’lu olan Sadıkzâdeler tamamiyle armatörlüğü meslek edinmişlerdir. Mürettebatın bir kısmı Sadıkzâdelerin akrabalarından oluşuyordu ki, bu o dönemde tüm Karadenizli armatör ailelerinde görülen bir uygulamaydı.

Sahip oldukları gemilerden Sakarya, Dumlupınar ve İnönü vapurlarında birinci, ikinci mevki yolcular için kamaralar ve salonlar mevcuttu. Diğer gemilerinde de yolcu taşımaya mahsus daha az sayıda kamara ve salon bulunuyordu.

Aslan Sadıkoğlu.

Sadıkzâde Biraderlerin hususi forsu; beyaz zemin üzerine üç yatay kırmızı çizgi ve bunların üzerinde yeşil renkli bir çıpa yeralırdı. Aynı fors gemilerinin bacalarına da işlenmiştir.

Firmanın merkezi İstanbul, Sirkeci’deki Sansaryan Han 2. Kat ve Tel:1234 idi.

Sadıklar şilebi.

Sadıkzâde ailesinin lideri durumunda olan Sadıkzâde Aslan Kaptan Milli Mücadele yıllarında Trabzon ve Rize’de Milis Kuvvetleri içersinde yer alarak, Mustafa Kemal Paşa’nın mücadelesine katıldı. Milli Mücadele yıllarından önce Rusların Karadeniz sahillerine olan saldırılarına karşı oluşturulan mahalli milis teşkilatında kardeşleriyle çarpışmalarda yer aldı. Karadeniz’in hırçın dalgalarına göğüs germesini ve denizlerle mücadeleyi de pek ustalıkla bilen Sadıkzâde Aslan, bu mahareti nedeniyle, yörede “Kaptan Aslan” olarak tanınmıştır.

Tüm hayatını gemilerine ve denize adamıştır. Tam anlamıyla Karadenizli bir deniz aşığıydı ve gemilerinde vakit geçirmekten büyük haz duyardı.Aile olarak zamanla Beşiktaş Serencebey’e yerleşmişlerdir. Serencebey Yokuşu’ndaki Sadıkzâde Konağı aynı zamanda akrabaların olduğu kadar, resmî ekânın da sohbet amacıyla buluştukları bir mekan olurdu. Günümüzde “Sadıkoğlu Çıkmazı” olarak anılmaktadır. Armatör Suat Sadıkoğlu’nun köşkü de Ortaköy yamaçlarındaydı. Boğaz köprüsü inşa edilirken istimlak edilmiştir. 

25 Kasım 1982 günü vefat eden Aslan Sadıkoğlu, Rize eşrafından Hüseyin Kaptan ile Mehveş Hanım’ın oğluydu. Kardeşleri Rıza Sadıkoğlu ve Hafize Kolçakoğlu olup, Sadık Sadıkoğlu ve Fethiye ve Sedat Sadıkoğlu’nun ağabeyi idi. Eşi Fürüzan Sadıkoğlu, çocukları Demirhan Sadıkoğlu, Ümran Yalkın, Canan Sadıkoğlu idi. Fuat, Suat Sadıkoğlu, Sudi Sadıkoğlu ve Suzan Çolakoğlu’nun eniştesi oluyordu. Cenazesi 26 Kasım 1982 Cuma günü Teşvikiye Camii’nde kılanan öğle namazını müteakiben Zincirlikuyu Asri Mezarlığı’na defnedildi. 

Sakarya şilebi Sirkeci Rıhtımında. Kaynak:Doğan Bayın arşivi.

Bir zamanlar Türk özel sektör armatörlüğüne devlet katında pek itibar edilmemekteydi. Asıl itibar ise devlet denizcilik şirketleri olarak görülmekteydi. Bu yaklaşım zaten 1932’de çıkartılan ve Türk özel sektör armatörünün yolcu taşımacılığını yasaklayan katı devletçi yasa anlayışı zamanından beri hayli yıllar devam etmiştir.

Sakarya Vapuru davasında Kararı Temyiz edenler: Galata’da Muradiye Han 4-5 Numara’da Aslan Sadıkoğlu ve Kemal Sadıkoğlu’dur.Vekilleri: Beyoğlu, Küçük Parmakkapı Sokağında 25 Numarada Avukat Mekki Hikmet Gelenbeg; Galata, Taptaş Hanı’ında 24-25 Numarada Avukat Şükûfe Ekitler; Galata, Karaköy Palas 6.cı Kat’ta Avukat İsmail Kemal Elbir’dir.

Diğer taraf: Güven Sigorta Türk Anonim Sosyetesi ve Vekili Galata, Nordstern Han No.5’de Avukat Salomon Adato’dur.Temyiz edenlerin Vekillerinin Verdikleri 23 Ocak 1946 tarihli temyiz lâyihasına cevap şöyledir:

Hadise: 

1-Temyiz edenler Aslan ve Kemal Sadıkoğlu’na ait Sakarya Vapuru Fethiye’den 3,000 küsur ton krom yükleyerek, 19 Mayıs 1943 tarihinde Saat 05.00’de İskenderun’a hareket etmiş ve yaklaşık altı saat seyrettikten sonra Kaş Limanı civarında bulunup, haritada Jura Bankı adıyla gösterilen ve fakat su altında bulunduğundan gözle görünmeyen kayalar üzerine oturmuştur.

2-Geminin süvarisi Reşat Erkut Kaptan’ın 45 dakika kadar makineyi tornistana çalıştırmak suretiyle gemiyi yüzdürmek üzere yaptığı bütün teşebbüsler neticesiz kalmış ve gemi belinden kırılarak tamamen batmıştır.

3-Reşad Kaptan gemi sahiplerini haberdar etmek üzere, kaza günü İstanbul’a şu iki telgrafı çekmiştir;

Birinci Telgraf;  On birde Kalkan’ın Şark burnunda topuğa oturduk. Gemi çok su etmekte ve kıçtan denize kayması muhtemel. Acele tahlisiye ve limbo için gemi, mavna ve saire gönderilirse belki kurtarılabilir. Terki sefine ettim( Gemiyi terk ettik). Burada vesait yoktur. 400 lira telleyiniz. Reşat.

İkinci Telgraf;  Gemi ortadan bölündü. Kıç ambar su etmekte. Baca yıkıldı. Gemiden ümid yoktur. Başınız sağ olsun. Reşat.

4-Kaptan Reşat Erkut Kaş Cumhuriyet Savcılığında iki sayfa tutan ifadesinde hadiseyi bütün ayrıntılarıyla izah ettiği gibi, gemide mevcut 23 mürettebatın kendileri ve eşyalarını, gemi evrakı seferiyelerini, jurnalleri, gizli evrakı, bir can kurtarma sandalını, telsiz telgraf ahizesini, mevcut haritaları, seyir saatini, barometreyi, işaret kitaplarını ve bir miktar erzakı kurtardığını beyan etmiştir. 

Kaptan Reşad Erkut verdiği bu uzun ifadede, kazanın sebebini şu suretle izah etmiştir: 

“Hava sakin ve rüzgar mutedil olarak kılavuz seyri yapmaktaydım. Bu şekilde Kalkan Limanı karşısından bulunan ve gemi haritasında Volos diye adlandırılan ada ile limanın garp burnu arasında geçerek iskele tarafından kalan İnce Burun’dan açık bir vaziyette seyrediyordum. 

O esnada rüzgar lodos, kuvveti 4 ve denizler de 3 miktarında idi. Denizler ve rüzgar gemiye sancak kıç omuzluğundan gelmekte ve süratimizi bir miktar artırmakta idi.İnce Burun’un önündeki topuktan yaklaşık bir mil kadar açık vaziyette iken, gemiyi iskeleye almaya başladım. Topuktan henüz kurtaramamış iken bu anda dümenci Refik, geminin sancağa gelmediğini söyledi. Dümende bir arıza olduğunu hissederek bunu gidermeleri için mürettebata emir verdim. Makine ve dümen yollarına baktırdım. Bir şey bulamadılar. Dümen iskelede kaldığından sığlık üzerine gitmekte olduğunu hissederek tam yol tornistan ettim.

Geminin üzerinde tam yol ve yüklü olması, deniz ve rüzgarın kıç sancak omuzluğundan gelmekte olmasından gemiyi birden bire durdurmak mümkün olmayarak İnce Burun önündeki topuğa Saat 11.00’de bindirdim. 

Dümende arıza olduğu haberini almamla gemiyi bindirmem arasında 15 dakika geçmiştir. Takriben geminin dümeninde arıza olduğu haberini aldığım zaman oturduğum topuğun yarım veya bir mil kadar açığında bulunuyordum. Her ne kadar arızayı haber aldığım zaman yarım veya bir mil açıktan bulunuyorsam da sığdan kaçmayı ümid ederek ve dümendeki arızayı gidereceğim ümidiyle yakınlaşınca istaper ve tornistan ettiğim gibi, dümenin iskelede kalmış bulunmasından ve gemi üzerindeki sürat hiçbir surette hafiflemediğinden deniz ve rüzgarın yardımıyla ve daha ziyade artmış bulunması ile bu topuğa bindirdim.”

Sakarya’nın Başmakinisti Mehmet Şakir Savcılıkta bir ifadeyi vermiştir;   “Ben makine başında idim. Kalkan önünden geçtiğimizin farkında idim. Bu sırada saati hatırlamıyorum. Süvari dümende tutukluk var, sancağa gelmiyor, bakın bertaraf edin emrini verdi. Makine çalışıyordu, kazan basıncı 100 lb. idi. Ben bu vapurda beş yıldan beri çalışıyorum. Bir kere daha böyle dümen arızası yapmıştı. O zaman arızayı bulamamıştık ve dümen kendi kendine düzelmişti. Bu sefer de böyle bir arıza haberini alınca telaş ettim. Bu arızanın dümen yollarında, dümen yekesinde, dümen makinasında olması ihtimaline dayanarak hemen açık olan yerlere baktım ve baktırdım. Bir şey tespit edemedim. Bunun üzerine süvariden istaper ve tornistan emrini aldım, emrini yerine getirdim. Bu sırada büyük bir sademe ve gürültü duyduk. Vapurun oturduğunu anladım.”

Baş Makinist Mehmet Şakir’in ifadesi Süvari Reşat Erkud’un ifadesini doğrular ve tekrarlar niteliktedir. Kazadan evvel serseri mayın kollamakla görevlendirilmiş mürettebattan gözcü Ahmet Yıldız olayı şöyle anlatmıştır:  “Ben pruvada mayın kolluyordum. Hadiseden beş on dakika evvel süvari yukarıdan bağırdı ve “Dümen sancağa gelmiyor, dümen yataklarına bakın” dedi. Baktık bir şey bulamadık ve beş on dakika sonra vapur oturdu.”

Kazanın vuku bulduğu tarihte Sakarya vapuru, muhtelif meblağlar için muhtelif rizikolara karşı iki ayrı Sigorta Şirketi nezdinde sigortalı idi. Yapılan iki sigorta sözleşmesi hükümlerine göre, Sakarya vapuru fırtına, kaptanın hatası veyahut sefer esnasında gemide meydana gelen herhangi bir arıza neticesinde batmış ise, davacılar Anadolu Sigorta Şirketi’nden yalnız 80,000 lira alabileceklerdir. 

Sakarya Vapuru Sirkeci’de.Kaynak:Doğan Bayın arşivi.

Kazadan 45 dakika evvel tesadüf edildiği iddia olunan mayını gördükten sonra Sakarya vapuru yoluna devam etmiş ve daha sonra birinci ifadede izah edildiği üzere, topuk üzerine oturmadan 15 dakika evvel kaptan dümenin bozulduğu haberini almıştır. Kazadan on bir gün sonra Kaptan Reşat Erkut tarafından Fethiye Mahkemesi’ne verilen deniz raporunda bu imkânsızlık dikkate alınmıştır. Filhakika kaptan deniz raporunda mayını bu defa Jura Sığlığı hizasında gördüğünü ve mayından kaçmak için gemiyi iskeleye aldığını ve yapılan bu manevra neticesinde gemisini oturduğunu beyan etmiş ve ayni mahkemede ifade vermiş olan telsiz memuru da Kaş Savcılığı’na verdiği ifadeye aykırı olarak, mayının mevcudiyetini telsizle umuma bildirdiğini iddia etmiştir. 

Genel Kurmay Başkanlığı’nın “Sahil Tanıma”

adlı kitabından çıkarılan Kroki

II.Dünya Harbi’nin meydana getirdiği tehlikeler nedeniyle tarafsız ülke olmasına rağmen,Türk bayraklı ticaret gemilerinin farkedilebilmesi amacıyla bordalarına Türk bayrağı

Boyalı idi. Sakarya vapuru Fethiye’den yüklü olarak hareket ettiğindeki görünümü fotoğraftaki gibiydi. Açıkcası “Harp koşulları dahilinde” seyir yapmaktaydı ve “Harp rizikosu” altında bulunuyordu.

Karaya oturmuş ve ambarlarına su hücum etmeye başlamış olan Sakarya vapurunun telsizi, TCCZ işaretiyle ismini bildirdikten sonra, diğer gemilerin onu dinlemeye davet için TTT işaretini vermiş ve durumun vahim olduğunu ve çok acele edilmesi gerektiğini XXX işareti ile haber vererek batmak üzere olduğundan S.O.S. ile imdat istemiştir. Asliye mahkemesi, mayın ve rota iddiaları hakkında toplanan delilleri takdir ederek geminin Jura Topuğu’na oturmasından evvel sancak baş omuzluğunda mayın görüldüğü ve mayın kaçınmak için karaya oturduğu yolundaki iddia ve batma hadisesinin ibraz olunmuş 4 Mayıs 1943 tarihli sigorta poliçesiyle bağlantılı harp sigortasına ait klozunda gösterilen ve sigorta mevzuunu teşkil eden harp rizikoları ile alâkadar olduğu sabit bulunmadığından davacının davasının 30 Ocak 1945 tarihinde reddine ekseriyetle karar vermiştir. 

Aslan ve Kemal Sadıkoğlu avukatı Mekki Hikmet ve Şükufe tarafından Galata voyvoda Caddesi Sümer Bank yanındaki Güven Türk Anonim Sigorta sosyetesi aleyhine 17 Kasım 1943 tarihinde açılan davanın özü: Davalı Sigorta sosyetesi tarafından sigorta edilmiş bulunan ve müvekkillerine ait Sakarya vapuru 19 Mayıs 1943 tarihinde Kaş civarında battığı cihetle 4 Mayıs 1953 tarih ve 42517 sayılı sigorta poliçesi gereğince sigorta bedeli olan 265,000 liranın faiz, mahkeme gideri ve avukatlık ücretiyle birlikte tahsiline karar verilmesi isteğinden ibarettir.

Sakarya Vapuru vasattan ikiye kırılmış halde 70 metre derinlikte. Kaynak- Savaş Karakaş- İz TV.; www.divebubbleclub.co

Davalı avukatı yazılı olarak verdiği cevabın özü’nde şu yazılıdır: Davacının Sakarya vapurunu yalnız harp rizikolarına karşı yani poliçeye bağlı harp klozunun B bendinin ikinci fıkrasında yazılı mayın, torpido, bomba veya sair harp alet ve edevatından meydana gelecek hasar ve zararlar için sigorta edilmiş olup, ibraz edilen deniz raporunun gerçek olarak kabulü halinde bile iddia edilen geminin batışı mayından dolayı bulunmadığından ve hadisede temin edilen harp rizikosu tahakkuk etmediğinden davanın reddini ve mahkeme gideriyle avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesini istemiştir.

Jura Topuğu’na bindirerek bölünmek suretiyle batan Sayarya vapurunun Sancak taraf demiri. Kaynak- www.divebubbleclub.co; Savaş Karakaş- İz TV. 

Karar:  Davacıların tasarrufunda bulunan Sakarya vapurunun krom yüklü olarak 4 Mayıs 1943 tarihli sigorta poliçesi ve buna bağlı harp rizikosu klozları münderecatına göre harp rizikolarından muayyen kısmına karşı iki yüz altmış beş bin Türk lirası için davalı Sosyete tarafından sigortalı olarak Fethiye’den hareketle İskenderun’a gitmek üzere Kaş önlerinde seyretmekte iken 19 Mayıs 1943 tarihinde Kalkan limanının batı tarafındaki burun ile Volos Adası arasından geçeceği sırada Saat 11.00’de İnce Burun’un önündeki topuğa bindirmesinde ve kurtarılması yolundaki önlemlerin bir netice vermediği anlaşıldıktan sonra 23 şahıstan ibaret gemi mürettebatıyla Kalkan limanına çıkan gemi süvarisi Reşad Erkut’un Kaş Cumhuriyet Savcılığı’nda hadise dolayısıyla hadise günü akşamında kaydedilen ilk ifadesinden hareketle….. tüm ifadeler ve deliler toplamında;

Geminin Jura Topuğu’na oturmasından evvel sancak baş omuzluğunda mayın görüldüğü ve mayın kaçabilmek için karaya vurduğu yolundaki iddia ve batma hadisesinin mevcut 4 Mayıs 1943 tarihli sigorta poliçesiyle uyumu harp sigortasına ait klozda gösterilen ve sigorta mevzuunu teşkil eden harp rizikoları ile alakadar olduğu sabit bulunmadığından, davacının havasının reddine, tarife ile gerçekleşen 3441 lira avukatlık ücretinin davacılardan tahsil edilerek davalıya verilmesine, müfredatı aşağıda yazılı 3399 kuruş yargılama giderinin davacılara aidiyetine Yargıtay’a gidilebilmek üzere 30 Kasım 1945 tarihinde iki taraf vekillerinin yüzlerine karşı çoğunlukla karar verilerek alenen tefhim  (Yargıcın, bütün kanıtlar toplandıktan sonra yasa yargılarına ve kanısına göre kararını bildirmesi)  edildi.

İmza- Kâzım Suda, Muhiddin Taylan

Muhalif kalan üye Behzat Anış.

                                                                 ****

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

google