Kurban Bayramı
parcababa-erce
İstanbul
17 Haziran, 2024, Pazartesi
  • DOLAR
    32.30
  • EURO
    35.15
  • ALTIN
    2406.9
  • BIST
    10401.67
  • BTC
    67490.92$

V SHIP’IN ENSPEKTÖRLERİ

20 Mart 2023, Pazartesi 15:17
reklam yerim makale içi

Teammüllerimize aykırı bir çalışma şekli ve geleneksel İngiliz kalleşliğinin somut bir örneği. Bulundukları yerden yetki alarak insanlara tahakküm etmeye çalışan insanlar.

V SHIP’IN  ENSPEKTÖRLERİ

Denize ineli henüz dört ay olmuş M/T S…….. D isimli tankere kaptan olarak çağrıldığımda teklif edilen ve güne göre bayağı yüksek olan ücreti de duyunca hiç tereddüt etmeden kabul ettim önerilen görevi. Ne tür bir belaya bulaştığımı bilemezdim ki!

Gemi, Türk bayraklı yepyeni bir chemical tankerdi. Son sistem teknoloji ile inşa edilmiş ve gene son sistem elektronik aletlerle donatılmıştı. İki gün içerisinde işlemlerim bitmiş ve Türk Hava Yollarının tayyaresi ile uçmuştum İsrail’in Ben-gurion hava alanına. Acentanın görevlendirdiği bir eleman adımı yazan bir döviz ile beni beklemekteydi. Hemen giriş işlerim tamamlandı ve refakatçi arkadaşın kullandığı araba ile Haifa’ya müteveccihen hareket ettik. Haifa’da acenta karşıladı.

‘’Hoş geldiniz Kaptan. Sizi otele yerleştirelim. Gemi yarına ETA verdi.’’ dedi.

Gittik otele, yerleşip dinlendim biraz. Haifa’yı çok iyi bildiğim için çıkıp dolaştım. Arkadaşları, dostları ziyaret ettim. Akşama da otelde Musevi bir ailenin çocuğunun sünnet merasimi vardı, yiyip içip eğlendik .

Devrisi sabah acenta beni alıp götürdü Kişon porta. Gemi erken gelip yanaşmış ve tahliyeye başlamıştı.Tahliye hitamını müteakip karşıdaki rıhtıma şifting yapacak tahmili müteakip Cenova’ya gidecektik.         

Halef ve selef Kenan Kaptanla devir teslim muamelelerini tamamlayıp gemiyi resmen teslim aldım. Kenan Kaptan ayrılmadan evvel ikimizin de eski firmamızdan tanıdığımız teknik müdür ile anlaşamadığından firmadan ayrıldığını ve benim de dikkatli olmamı söyledi. ‘’Bu adamdan kendini sakın. Şimdi sana gelecek pis bir pilot var, ona da dikkat et arkadaşım. Son olarak da geminin performansı çok iyi.’’ dedi. El sıkışıp sarılıp ayrıldık.

Kenan Kaptan havaalanına gitt, biz de shifting için manevraya hazırlandık. Manevra için bahsettiği bunak pilot geldi. Anında kapıştık tabii. Allah’ın bunağı, yüz elli metre için tam yol istedi. Tabii manevrayı reddettim. ‘’Ben pilotum’’ diye caz yapınca ‘’Ulan sen pilotsan ben gemi kaptanıyım dallama’’ deyip kumandayı alıp yanaştırdım gemiyi ve anında Harboor Mastere dayandım şikayeti acente kanalı ile.

Kalkış hazırlığı yaparken bir msg. geldi V Shıp’ten. Efendim firmanın adeti imiş, her limanda bir enspektörleri gelir diğer limana kadar gemiyi teftiş eder, diğer limanda bir başka enspektöre görevi devredermiş. Bu iş böyle devam edermiş, ne kadar bilen yok. Eski Sovyet gemilerindeki politik subayların bir benzeri.

Biz limanlarda PSC. enspektörlerinden illallah demişken birde bu herifler çıkmıştı karşımıza. Her işte bir hayır vardır deyip kabullendik.

Kalkış öncesi geldi herif, tanıttı kendini. Misafir kamarasına aldık. Hint asıllı bir İngiliz vatandaşı, kibar adamdı. Yalnız ‘’Kaptan’’ dedi. ‘’Gemiye geldim, lumbar ağzında kimlik sordular ama arama yapmadılar, kimliklerimizi de kontrol etmediler. Biliyorsunuz bu eksi puandır.’’dedi. Buyur buradan yak. ‘’Bakın Beyefendi’’ dedim. ‘’Burası Haifa ve ana kapıdan gemiye kadar üç tane kontrol noktası var. Gemiye gelince kimlik sormuşlar ve nezaketen üst araması yapmamışlar.’’ deyince ‘’Tamam Kaptan, nezaketinize teşekkür ediyorum ama vazife başka, nezaket başka.’’ deyince baktım ikinci kaptanım herifi pataklayacak, ‘’Oğlum’’ dedim ‘’Sakin ol, öbür limanda gelecek olan herifi bir arayın ki yandım Allah diye bağırsın.’’ ‘’Beybaba, hiç merak etmeyin. Ben o dürzüye gemiyi dar etmez miyim…’’ deyip gitti vazifesinin başına.

Neyse gemiyi yükleyip kalktık. Sefer boyunca herif, katip-i kiraman gibi her yerde hazır ve nazırdı. Güzel bir havada seyir yaparak salimen Cenova’ya geldik. Orada PSC gelecek Paris Memerandumuna göre gemiyi teftiş edecekti. Ulan hangi birine yeteceksin? Bir yandan yük işlemleri, bir yandan PSC enspektörleri, bir yandan Vship’in enspektörleri, yük analizcileri, acenta, gümrük, stevadorlar… İnsanın yangın var diye bağırası geliyordu. Bir yandan da dakika başı İstanbul’dan gelen telefonlar…

PSC enspektörleri davlumbazda ilk klemi koydular. ‘’Efendim kağıt haritanız yok.’’ ‘’Yahu’’ dedim. ‘’Efendiler, evet kağıt haritamız yok ama bakın üç adet bağımsız eklis cihazımız var. Ben ve zabitlerim eklis kullanmaya yetkiliyiz ve eğitmenlik belgemiz var.’’ deyince ‘’Tamam Kaptan ama eklis programlarınız çakma yani kopya. Bu vaziyette size tashihler gelmez. Onun için seyir emniyetiniz yok, gemi bu vaziyette hareket edemez.’’ dedi.

‘’Bu’’ dedim ‘’Beni aşan bir konu. Hemen merkeze bildiriyorum. Gerekeni onlar yapsın.’’

‘’Doğru’’ dediler. ‘’Sizin sorununuz değil. Tamam Kaptan’’ dediler. ‘’Biz gidelim siz problem çözülünce acentanızı arayın biz gelir kontrolumuzu yapar kararımızı veririz,adamlar efendice çekilip gittiler.

Durumu şirkete bildirdim, gayet olağan karşıladılar. Tabii dallamalar programların çakma olduğunu biliyorlarmış da kadere kırk beş yediririz diye düşünmüşler.

‘’Sen merak etme Kaptan, yarın gece kalkacaksın.’’ dediler. Devam ettim tahliyeye. Devrisi gün öğleye doğru bir kamyonet dayandı iskele tavasına, komple dünya folyolarını ve bütün seyir kitaplarının hepsini getirmiş. Kamyonetin yanında duran üçüncü kaptanın hiddetle ayrılıp gemiye çıktığını gördüm, beş dakika sonra elinde bir dilekçe ile geldi yanıma.

‘’Beybaba, buyurun’’ dedi.

‘’Nedir oğlum?’’ dedim.

‘’Efendim ben hemen iniyorum gemiden. Dakika durmam.’’

‘’Oğlum, hayrola anlat bakayım ne oldu?’’

‘’Efendim nasıl çalıştığımızı görüyorsunuz. Birde bu dünya folyoları geldi.Ben yüzlerce harita ile uğraşamam, iniyorum.’’ dedi.

Çekti gitti. Çarkçıbaşıya baktım, o da mütereddit. ‘’Bak’’ dedim ‘’Çarkçıbaşım, benim kıçımda külhan yanıyor, bu çocuk yerden göğe kadar haklı. Ama bir inerse gemi en azından dört gün burada. Git şunu ikna et de ne yaparsan yap, sefere devam etsin. Bende işime bakayım.’’

‘’Tamam tamam Süvari Bey, ben hallederim. Siz işinize bakın, bu iş bende’’ deyip beni rahatlattı.

Derken V Ship’in enspektörü geldi vedaya, elinde V Ship’e verdiği raporun kopyası. Efendim gemiye giren ve çıkanlara gerektiği gibi bakılmıyormuş, üstleri aranmıyormuş filan. Bunun gibi boktan künefe işler. Topladım personeli. Zabit, personel raporunu okudu millet tabii bastı gamatayı. İkinci Kaptan, ‘’Yahu burası askeri gemi mi?’’ filan demeye başladı. ‘’Durun yahu’’ dedim. ‘’Birazdan yeni bir dallama gelecek. Alın tedbirinizi’’ dedim.

‘’Nasıl?’’dediler.

 ‘’Yuh be’’ dedim. ‘’Neredeyse ferasetinizden şüphe duyacağım.’’

Jeton düştü nihayet ikincinin yüzü güldü.

‘’Oh be’’ dedi. ‘’Şimdi yandı o enspektör.’’

‘’Hadi gidin’’ dedim. ‘’Gidinde tedbirinizi alın, yallah.’’

Gülüşerek gittiler.

Gemid ki enspektör defolup gitmişti bir başka geminin başına bela olmaya. Bir saat kadar sonra yeni gelen enspektör göründü yolun başında. Eh festival başlıyordu ve eğlenmek de milletin hakkıydı. Çıktım köprüye çarkçıbaşı ile. Baktım ekip, almışlar aralarına adamı ceketini filan çıkartmışlar. İkinci Kaptan, pantolonunu da çıkartmasını işaret ediyor. Adam çıplak ayaklarını yere vurup bağırıyordu. Pencerelerdeki kalın camlar sesi geçirmiyorsa da ne dediğini anlamak için kahin olmaya gerek yoktu ki. Adamın direnmesi, bizim çocukların ısrarı işin bokunun çıktığının deliliydi. O ara Üçüncü Kaptan göründü. Ha! Bu arada çarkçıbaşı ikna etmiş, seferi tamamlayacakmış. Aynı anda geminin güvenlik zabitiydi, elinde lastik bir copla çıkıp geldi bir yerlerden.

‘’Aman’’ dedim. ‘’İş zıvanadan çıkıyor, yürü çarkçıbaşım.’’

Fırlayıp indik lumbar ağzına, bizi gören personel toparlandı. Sesler kesildi. Adama baktım, gülmemek için zorladım kendimi. Herifin çantası açılıp içindekiler dört yana savrulmuş, yalın ayak, ceket filan çıkartılmış. Herif çıldırma raddesinde…

Gayet sakin İkinci Kaptana dönüp ingilizce ‘’Ne oluyor burada? Kim bu bey? Ne bağırıyorsunuz?’’ dedim. İkinci Kaptan, ‘’Efendim, bey V Ship’n müfettişiymiş. Bizimle sefere gelecek. Rutin kontrol yapıyoruz, bey de itiraz ediyor. Konu bu.’’ dedi.

Espektöre dönüp soran bakışlarla baktım.

‘’Siz kimsiniz?’’ dedi.

‘’Beyefendi, görmüyor musunuz? Sırtımda üniforma var. Geminin kaptanı olduğumu anlamadınız mı? Bir de enspektör olacaksınız, neden mesele çıkartıyorsunuz?’’ dedim.

‘’Ama Kaptan, böyle arama olur mu? Şu halime bakın yahu’’ dedi.

Bu sizin şirketinizin talimatı. Bizde talimatları uyguluyoruz. Burada sadece denetçisiniz. Geminin idaresinde söz hakkınız yoktur, gemi disiplininize uymak zorundasınız yoksa sizi sefere götürmem. Şimdi bırakın da personel görevini yapsın.’’ deyip döndüm arkamı ve Türkçe olarak ‘’Ellerinize sağlık ama fazla bokunu çıkartmayın ha… Bu arada herifin bilgisayarını da kontrol edin.’’ dedim.

Salona gelip oturup çaylarımızı içtik. Bu arada acenta evrakları filan getirdi. Bir saat sonra da pilot geldi, hareket ettik. İspanya’nın Valencia limanından 1500 MT daha yük alıp Fas’ın Muhammediye limanına gidecektik.

Akşam yemeğine indiğimizde enspektör yoktu. Kamarotu gönderip yemeğe davet ettim. Geldi birazdan, hiçbir şey olmamış gibi selam verdi. Hoş geliş ettik. Yemekte laflarken herifin Pakistan asıllı Müslüman İngiliz vatandaşı olduğunu öğrendik. Şimdi anlaşılmıştı. İşte vehbinin kerrakesi ve de İngilizlerin kalleşliği. Çok ince hesap ve planlamalar vardı bu işin içinde. İngilizler bu parya ruhlu herifleri sörveyor olarak gemilere yolluyorlar ve de bu aşağılık herifler kendi aşağılık komplekslerini tatmin için her türlü rezilliği yapıyorlardı gemide. Meslektaşların kimisi sineye çekiyordu medar-ı maişet motoru dönsün diye kimisi de alın atınızı s….. tımarınızı deyip alıp çantasını iniyordu gemiden. Ama bu sefer karşısında Türk denizcileri vardı ve Allah için ekip çok uyumluydu. Eh bakalım dedik şimdi göreceğiz el mi yaman bey mi yaman!

Herif seyirde gene olmadık şeyler sorup durdu. Gemide çalışma dili İngilizceydi. Kime ne soruyorsa herkes derdini anlatacak kadar İnğilizce bilip anlamasına rağmen katiyen cevap vermiyor sadece bön bön bakıp omuz silkip geçip gidiyorlardı. Ama yılmıyor habire sorup duruyordu. Maaşlarınızı zamanında alabiliyor musunuz, çalışma şartlarından memnun musunuz, içme suyunu nereden alıyorsunuz gibi şeyler.

Neyse Valencia’ya vardık salimen. Anında tahmilata başladık, sabaha da tahmil bitti. Evrak işleri filan 10.00’da hareket kararı alıp pilota haber verdik. Rutin işlemler tamamlandı, manevraya hazırlandık, postalar yerlerini aldı. Pilot gelip çıktı köprüye ardında da bizim enspektör.

Gemi davlumbazı modern tipte kapalı davlumbazdı. Kırlangıç yoktu, master bir kumanda konsolu ve sancak-iskelede de yardımcı manevra konsolları mevcuttu. Çarkçıbaşı manevraları master konsolda yapıyordu. Gemi pitch kontrollu bir makineye sahipti ve genel olarak manevralar köprüde bizzat Çarkçıbaşı tarafından yapılırdı. Pilot ve ben sancak camın önünde durmuş sancaktan aborda geminin rıhtımdan avara etmesine nezaret ediyorduk. Bir ara master konsola kadar gidip bir şeye bakıp döndüm ki bizim hazret benim yerimi almış. Geminin manevrasını izleyebilmem için orada bulunmam gerekiyordu. ‘’Müsaade edin’’ dedim. ‘’Ben enspektörüm’’ dedi.

‘’Ulan sen enspektörsen ben de gemi kaptanıyım, çekil benim yerimden de manevrayı tamamlayayım.’’ dedim.

Çekildi pencere yanından. Tabii tatsız bir hava esmedi değil. Bu tatsız ortamı daha da germeden Muhammediye’ye varıp yükü tahliye ettik. Akabinde hızlı bir tank temizliğini müteakip Samsun tahliyeli tahmilata başladık. Gemide slop tankları olduğundan rıhtımdan avara etmeye bile luzüm kalmamıştı.

Kalkışta hazret, gene teşrif etti davlumbaza. Rıhtımdan avara eder etmez Faslı pilot ‘’Allah selamet versin’’ deyip aldı avantalarını ve anında inip gitti karşıdan gelen  gemiyi pilotlamaya. Bu sefer manevrayı ben yapmıştım, çarkçıbaşının bir işi vardı çıkamamıştı makineden. Manevra bitmiş açık denize çıkmıştı ki çarkçıbaşı ve İkinci Kaptan da köprüye geldiler. Peşinden de reis, bir şey soracakmış. Vardiya Üçüncü Kaptanındı. Stajyer, serdümen köprüde yedi kişi olmuştuk. Tabii biz doğal halimizle gülüp söylüyor, seyir tabii bir halde devam ediyordu. Etrafta trafik yoğundu ama profesyonel ekip için bir problem yoktu tabii. Karşıdan çapariz verir gibi gelen bir gemiden mi korktu nedir birden emredici sert bir sesle ‘’Kaptan, bu beylerin köprüde ne işi var? Daha manevra bitmedi, dikkatiniz dağılıyor. Seyir emniyetimiz yok’’ deyip karşıdan gelen gemiyi işaret etti. Normalde çatışma rotasındaydık ama bir mil kadar sonra gemi tebdil rota ile iskelesine dönüş yapacaktı, tabii biz durumu bildiğimiz için gayet rahattık fakat herif iyice paniklemiş görünüyordu. Gene de sesimi çıkartmadım.Bu sırada elimdeki bir evrak yere düştü, eğilip alırken belimde ki tabancayı gördü.

‘’O da ne, gemide silah mı taşıyorsunuz?’’ diye söylenmeye başladı.

Dayanamadım. ‘’Efendi ileri gidiyorsun. Ben bu geminin kaptanıyım. Ne V Ship’in oyuncağı ne de senin gibi uşak ruhlu heriflerin kölesiyim. Sesini kıs ve davlumbazı terk et.’’ deyince ‘’İyi, derhal V Ship genel merkezine rapor edeceğim ve… ‘’ derhal lafını kestim tek bir laf daha etmeden

‘’Terk edin davlumbazı.’’ dedim.

‘’Fakat’’

Tek bir laf. Şaşırdı, kızardı. Hiç alışık olmadığı bu hitap tarzı, aşağılanma lafını dnletememe, kale alınmama iyice delirtti adamı. Personele döndü ‘’Derhal burayı terk edin. Emrediyorum.’’ diyince Üçüncü Kaptan ‘’Pardon Süvari Bey, müsaadenizle dedikten sonra ‘’Bana bak enspektör efendi, burası senin bildiğin gemilere benzemez. Sesini kıs ve otur. Bu geminin kıçında Türk bayrağı var ve biz sadece ve sadece kendi kaptanımızdan emir alırız. Sen daha da konuşmaya devam edersen sen bilirsin.’’ derken gömleğinin eteğini kasten yukarı çekerek belindeki palaska takılı otuz santimlik komando bıçağını açığa çıkardı.

İkinci Kaptanımın çok kötü bir huyu vardı. Sessiz, içine kapanık, fazla konuşkan olmayan bu arkadaş mesleğinde çok becerikli olmasının yanında meseleleri kökünden halletmekte pek başarılıydı. Başından hiç çıkartmadığı beyzbol kepini çıkartıp, gözlüğünü de eline aldığı anda atik davranamazsan kafayı yediğiniz gibi kırık burnunla soluğu yerde alırdınız.

Benim dalgınlığıma geldi, fark edemedim. Çarkçıbaşı durumu sezmiş, kontrol altına almış ikinciyi. Kepini çıkartıp konsolun üstüne koyunca hemen önüne geçip sarılmış beline. Dedim ya ben son anda ayıldım. ‘’Sakın’’ dedim. ‘’Sakın oğlum, fiziki darp yok. El sürmek yok bu puş...a. Adam sayarlar, başımız belaya girer.’’

Döndüm enspektöre. ‘’Son defa söylüyorum, köprüyü terk edin. Ortamı çok fazla gerdiniz. Benim personelim bu tip hareketlere alışık değildir, ben değil gemi sahibi bile böyle davranamaz personele. Nihayetinde bizler asker değil sivil denizcileriz ve sizin aptal gemicilerinize Hintli, Pakistanlı personelinize uygun kanunlarınıza, talimatlarınıza uymayız. Zaten varış limanında da gemiyi terk ediyoruz. Şimdi son olarak söylüyorum köprüyü terk edin yoksa personelimin davranışlarından mesul olamayacağımı bilin.’’ dedim.

Herif def olup gitti. O zamana kadar ancak filimlerde görebildiğimiz bir telefon taşıyordu yanında. Yelpaze gibi açılıp kapanan, açılınca bir çorba tabağı büyüklüğünde anteni olan bu telefonla gemi muhabere cihazlarını kullanmadan ve cep telefonları devre dışı kalınca kendi firması ile muhabere yapabiliyordu. Herhalde gizli gizli bizi şikayet etti ki yarım saate kalmadan Londra merkezden aradılar. Stajyer çıktı telefona, Kaptanı istemişler. ‘’Evet’’ dedim. Otoriter ve emri dinlenen küçük insanlara özgü ukalaca bir hitapla selam sabah demeden ‘’Kaptan, Enspektör Mr. Fahrettin sizden ve personelinizden şikayetçi’’ deyince ‘’Vallaha’’ dedim ‘’Ben ve personelim de hem kendisinden hem de sizden, şirketinizden de şikayetçiyiz. Biz sizin Hintli, Pakistanlı personelinize benzemeyiz. Şimdi beni neye aradınız? dedim.

‘’Sizin DPA’yınız.’’

‘’Kim dedi?’’  İstanbul ofisinde ki H.D’ın ismini verdim. ‘’Hayır efendim, DPA benim, sizi tanımıyorum. Tanımakta istemiyorum. Ayrıca varış limanında bütün personel gemiyi terk ediyoruz. O zaman istediğiniz gibi DPA’lık oynarsınız artık. Sebebi ise sizin manyakça talimatlarınız ve davranışlarınızdır.’’ deyip kapattım telefonu herifin suratına.

Beş dakikayı bulmadı İstanbul  aradı. ‘’Yahu Tuncay Kaptan, ne oluyor?’’ dediler. ‘’Bakın’’ dedim. ‘’Uzun uzun konuşmaya mahal yok, sefer sonu bütün gemi istifa ettik, ayrılıyoruz. Bu şartlar altında da çalışabilecek personel bulabilirseniz şanslısınız. Şimdiden yerlerimize adam bulun ki sonra sıkışmayasınız. Ayrıca İngiltere’deki beylere de söyleyin lütfen, gemide ki köpeklerinin tasmasını sıkılasınlar yoksa maazallah denize filan düşüverir, baştan tedbirlerini alsınlar.’’ dedim.

‘’Yahu sen ne diyorsun’’ filan dediler ama ‘’Bakın’’ dedim. ‘’Söyleyeceklerimi söyledim, birbirimizi kırmaya gerek yok, gemiyi bağlar bağlamaz bütün zabit ve personel gemiden iniyoruz. Herkesin istifa dilekçesi elimde bilgilerinize. İyi günler.’’ dedim ve kapattım telefonu. Oh be!

Akşam yemeginde geldi yüzsüz herif. ‘’Kaptan’’ dedi ‘’Siz yanlış anladınız’’ filan… ‘’Bakın’’ dedim. ‘’Unutalım ve yemeğimizi yiyelim.Konu kapanmıştır.’’

Aşçıbaşı incir tatlısı yapmış. Kuru inciri ortasından ikiye ayırıp içine yarım ceviz koyup şuruba atmış, tabağa alıp üzerlerine krem şanti koyup servis yapmıştı. Hazret hiç tatmadığı bu tatlıyı pek , bir porsiyonu anında yalayıp yutmuştu. ‘’Pek güzel bir tatlıymış Kaptan’’ deyince ‘’Madem pek beğendiniz, kamaranıza hemen bir tabak yollarım’’ dedim. ‘’Teşekkür ederim’’ deyip çekildi kamarasına.

Üçüncü Kaptana ‘’Fırla revire’’ dedim. ‘’Bana hemen bir kutu müshil ilacı pürsenit getir.’’ En ağır kabızlık hallerinde altı saatte bir tablet alınması gereken tabletlerden sekiz tanesini bir şişe ile ezip un haline getirdikten sonra iki porsiyon tatlının üzerine serperek pay ettim. ‘’Al, şunu götür’’ dedim kamarota. ‘’Herife Süvari Bey’in selamlari ile’’ diye ver. Ver de zıkkımlansın. Kamarot gitti ağzı kulaklarında, biz de neticeyi beklemeye başladık.

Enspektör sabah kahvaltıya inmedi. Telefon ettirdim çok hastayım demiş. Eee dedim bir geçmiş olsuna gidelim bakalım. Çarkçıbaşı, İkinci Kaptan gidip kamarasının kapısını çaldık. Zor duyulur bir ses ‘’Buyurun’’ dedi girdik. Kamara pis pis kokuyordu. Adam 10 saat içinde eriyip gitmişti, bir ishalin insanı bu kadar kısa zamanda böyle eritip bitirmesine gözlerimle görmesem inanmazdım. O esip gürleyen adam kaşık kadar kalmıştı. ‘’Kaptan’’ dedi. ‘’Akşamdan beri alttan üstten gidiyorum, ne yedim ki ne dokundu acaba anlayamadım ki.’’

‘’Bir şey dokundu diyemem. Bütün gemi aynı yemeği yedik ve kimsede bir hastalık belirtisi yok. Siz herhalde bir mikrop aldınız ama şimdi bir koyu çayla kızarmış iki dilim ekmek, biraz beyaz peynir yerseniz kendinize gelirsiniz. Sonra da prinç çorbası yaptırır aşçıya, yollarım. Kızarmış ekmekle beraber bol limonlu iyi gelir’’ deyip çıktık kamaradan.

‘’Sağ olun Kaptan. Ben de bir duş alır, çamaşır filan değiştiririm. Açılırım belki’’ dedi.

Çıkarken orta masasının üstünde duran tatlı tabağına baktım çaktırmadan. İki porsiyon incir tatlısı yollamıştım, sekiz tane incir vardı. Tabakta bir incir kalmıştı ki pisboğaz herif yedi inciri yemiş oluyordu böylece. Takriben on dört saatte yedi tablet pürsenit yutmuş oluyordu ki bu kadar müshil bir fili bile yere sermeye yeterdi.

‘’Şimdi’’ dedim çarkçıbaşına. ‘’Bu herifin kamarasının suyunu keselim bakalım.’’

İkiletmedi. ‘’Yalnız’’ dedi. ‘’Bir-iki kamaranında suyu kesilir.’’

‘’Boşver’’ dedim. ‘’Kesilirse kesilsin.’’

Armatör kamarasi filan aynı devreye bağlıydı. Biraz bekleyip tahminen duşa girme süresini hesaplayarak suları kestik. Köprüye telefon etmiş, banyoda sabunlu kaldım diye. Stajyer de devrede patlak var, boru değiştiriyorlar. Bitince hemen açacağız demiş. Dört saat kadar sonra suları açtık. O gün öğle ve akşam yemeklerinede gelmedi enspektör. Kamarasına çorba gönderdim iki tabletli, hortum gibi anında yemiş yemeklerini. Ertesi gün akşam üstü çay saatinde geldi. ‘’Kaptan, biraz iyiyim. Şirketle de görüştüm, beni Malta Adasında alacaklar’’ dedi.

Maltaya uğramam için talimat almadım. Ayrıca da Malta Adasını yirmi mil geride bıraktık.’’ dedim. ‘’Ama şirket talimat verirse tabii uğrarım.’’

Şirketten mesaj saatler sonra geldi.Onlarda Malta’yı çoktan geçtiğimizi biliyorlardı da ne şiş yansın ne kabap politikası uyguluyorlardı belli ki. Sonra yeni bir mesaj geldi. ‘’Herifi Pire’de bırakın.’’

Pire acentası ile temas kurdum. ETA verdim. ‘’Tamam Kaptan, demir yerine gelin iskeleye. Lakin bir yere demirlemeden bekleyin, motor hazır bekleyecek. Yolcuyu bırakır yolunuza gidersiniz.’’ dedi.

Pire’ye tam zamanında girdik. Motor da bekliyordu bizi. Herif çarmıhtan zorlukla inerken üzerimizde pek ağır yol vardı, daha motorun küpeştesine adım atamadan sancak alabanda hemen ardından da iskele alabanda yaptım. Sürati beş-altı torna arttırdım, suni bir dalga yarattım. Bir an bocaladı çarmıhta ve resmen düştü

Güverteye. Anında dayandım tam yolu. Hiç de acımadım makineye. Gemi bir şahlandı, aldım rotaya gemiyi. Oh be! Bir yük kalktı sırtımdan. Kurtulmuştuk Allah’ın salağından.

İstanbul’dan transit geçip direkt yanaştım Samsun’a. Biliyorum teamüllere aykırıydı ama yerime gelecek kaptanı bile beklemeden ayrıldım gemiden. Şirkete bile uğramadım. Aybaşı yakındı maaşımı bi tamam ödediler.

Tavsilatlı bir rapor istediler. Derhal mufassal bir rapor tanzim ile postaladım şirkete. Sonra da duydum ki firma gemiyi almış V Ship’ten kendisi çalıştırıyormuş.

Uz. Yl. Kaptan

H.Tuncay Alpman

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.