BU DÜNYADAN BİR KAHRAMAN SADIKOĞLU GEÇTİ
31 Ağustos 2026, Pazartesi 15:15Bu dünyadan bir Kahraman Sadıkoğlu geçti..
Yazan: Osman Öndeş
Kahraman Sadıkoğlu’nun vefat haberini okuduğumda, rahmete kavuşalı nice yıllar olmuş kıymetli şairlerimizden Yahya Kemal Beyatlı’nın “Sessiz Gemi” başlıklı şiirini mırıldanmaya başladım;
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli
Günlerce siyah ufuka bakar gözleri nemli
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden
50 yıla yakın evimizin olduğu Moda’dan Kartal’da 9 Palmiye Sitesi’ne taşınmıştık. Buradan Tuzla Teraneler bölgesine ulaşmam çok kolay oluyordu ve en büyük dost kişi Kahraman Sadıkoğlu idi. Birgün yine telefon etti, “Rahmi Koç Bey gelecek, hemen gel ..”dedi.Uçarcasına gittim. Rahmi Koç Bey Sadıkoğlu Tersanesi’ne geldi ve ikisi tersanede onarımda olanm FPSO Firenze’nin kıç tarafında yanyana durdular, hatıra olsun diye fotoğraflarını çektim. Makalemdeki fotoğraf arşivimdeydi..
Rahmi Koç Bey, Kahraman Sadıkoğlu’na bilgeç bir tavırla, ama öğrenmek merakı ile hep soruyor, Kahraman Sadıkoğlu coşku ile cevap veriyordu.
Daha önceleri Taksim Divanyolu yokuşunda Grand Hyatt Hotel projesi konusunda tesis ettiği başarının heyecanı içindeydi. Odasının dışında da yine bir Japon yatırımcıyla başardığı Savarona Yatı’nın yeniden yaratılması gibi bir proje çalışılıyordu.
Nasıl biriydi Kahraman Sadıkoğlu.. Nasıl da durmadan yaratıcı olabiliyordu ve yaratıcılık ruhu asla eksilmiyor ve daha da enginlere ulaşıyordu.
Grand Hyatt Hotel’e ait yaşam öyküsünü hayranlıkla, şaşkınlıkla ve yeniden ağzım açıkta dinlemişimdir. Bu yatırım için gittiği ABD’deki yarattığı öykü, muzipçedir ve asla olağan bir insanın işi olamazdı..
Tuzla’da Ertan Balin’den itikal eden tersane çok gerilerde kalmıştı.. Nasıl oldu da İtalya Cenova Liman’ın senelerdir atıl yatan dünyanın en büyüklerinden iki beton yüzer havuzu buldu ve satın aldı.. Haber vermişti “Havuzun biri fırtınadan Çeşme açıklarında battı..Gel..” diye..Yedekleyen römorkörden fırtınada bu yüzer havuzun son saatleri filme kaydedilmişti.. Seyrettik..
Tersaneye giderken çok, ama çok üzgündüm.. Baktım ki Kahraman Sadıkoğlu “Benim antika yelkenli gemi modellerimin olduğu konteyner acaba bulundu mu..” diye dönüp dolaşıyordu.. Römorkörler Çeşme kıyılarında aradılar ve konteyner su almamıştı, Tuzla’daki tersaneye getirdiler.Çok geniş bir salon gibi olan çalışma odasındaki gemi maketleri bunlardı..
Kıza zaman sonrasında Genova Limanı’nda atıl duran ve tamamlanmamış dünyanın en büyük beton yüzer havuzunu da Tuzla’ya getirdi ve bu ytüzer havuz Türk teksiyenlerin çalışmalarıyla çalışır hale geldi. Oysa İtalya’da bazı gazetelerde hafif alaycı yazılar bile çıkmıştı.. Sus pus oldular.
Durmadı “Super Bacino” denilen 3000 ton kaldırma gücüne sahip bir yüzer vinci satın almış ve Tuzla’ya getirmişti.
Durmuyordu ki.. Çok modern 3 Dradger satın almıştı.. Bunlar da Tersaneye geldi..
Savarona yatını her hizmet dışı harp gemisine uygulandığı üzere hurdaya çıkartan Deniz Kuvvetler Komutanlığı idi.Hizmet dışı kalan gemiler Kültür Bakanlığı’na ve oradan Maliye Bakanlığı’na intikal eder ver zamanı gelince açık artırma ile satılırlardı.
Nasıl oldu da Kahraman Sadıkoğlu Savarona’yı keşfetti, sahiplenmeyi ve yeniden yaratmayı vicdani ve mill sorumluluk gördü.. İnanılması imkansız bir serüvendir ve ben her safhasına tanık olmuşumdur.. Savarona’yı Almanya’daki arşivler dahil olmak üzere, ABD yıllarındaki dekorasyonun kopyalarına varıncaya kadar temin eden ve onları aynen ve olası en kaliteli olarak yaratan Kahraman Sadıkoğlu id. Ben bunları aylarca yaşadım, tanık oldum.
“Savarona Atatürk’ün anısına gün gelecek müze olacaktır..” diyen Kahraman Sadıkoğlu idi.
Bir akşam vakti idi. Evdeydim.. Telefonum çaldı. Costa Crociere’in CEO’su Gian Liugi Fosci, İstanbul Swiss Hotel’de kalıyormuş ve Kahraman Sadıkoğlu ile sohbet amaçlı tanışmak istediğini ve benim yardımcı olmamı rica ettiler. Kahraman Sadıkoğlu’nu aradım. Mutlulukla buyursunlar dedi.
Ben Swiss Hotel’e intikal etmiş ve Gian Luici Fosci ile henüz sohbete başlamıştım ki bir görevli yanında biri ile geldi. Kahraman Sadıkoğlu’nün şöförü imiş, ve bizi almaya gelmiş.
Dışarı çıktık.. Bineceğimiz otomobil resmen klasik ve herhalde 30 yıl öncesinin sisli açık mavi renkli bir Pontiac idi. Gian Luici Fosci’nin adeta sendelediğini farkettim.
Aklımda kaldığına göre koltukları çok açık sarımsı deve derisindendi ve ışıklar reostalı idi. Boğaz Köprüsü’ni geçtik ve Boğazın yamaçlarında bir yerleşime geldik. Kahraman Sadıkoğlu karşıladı ve “Bana Cadillah aracımı getirin.. Onunla gideceğiz” dedi.
Çelgelköy civarında sahilde çok eski bir taş binada olan rustik bir balıkçı lokantasında geçen gece, herhalde yıllarca iz bırakmış olmalıdır.
Bir gün Lloyd’s List Genel Yayın yönetmeni Londra’dan gelmişti. Kahraman Sadıkoğlu ile görüşmek üzere gün ve saat rica etti.
Birlikte gittik.. Kahraman Sadıkoğlu yine o rahat, mütebessim haliyle kendini ve tersaneyi anlattı. Tersanenin fotoğrafları istenince “Bana onbeş dakika müsaade” dedi.
Biraz sonra bir helikopter sesi duyduk. Kahraman helikopteri ile havalanmıştı. Dünyanın en profesyonel fotoğraf makinelerine sahipti.. Dediği gibi on beş dakika sonra helikopteri yeniden tersanedeki alana indi ve Kahraman Sadıkoğlu bir adamına “ Bunları Tuzla’da benim fotoğrafçıya götür, hemen tabetsin al gel..” dedi.
Biz yarım saat kadar sohbete devam ettik ve görevli geri geldiğinde çok kaliteli ve çok ustalıklı çekilmiş fotoğrafları Lloyd’s List Genel Yönetmeni’ne uzatırken o kişi hayran, hayranlık ve şaşkınlık içinde kalmıştı.

Dünyanın son Okyanus aşırı Transatlantiği S.S. United States idi..Nasıl oldu da Finlandiya’da bir müteşebbisle ortaklaşa New Tork’daki ihaleye katıldı, kazandılar ve S.S. United States ilk ve son defa Akdeniz’den ve Marmara Denizi’nde geçerek Tuzla Tersaneler bölgesinde Sadıkoğlu Tersanesi’ne klasik turistik yolcu gemisi olmak üzere bağlandı!
Bu gemiye hiçbir şekilde işçi filan girmediği halde asbest var diye acımızsızca saldırdıklarında bana TV’de kendisini anlatacağını, benim de gelmemi ve kanuşma yapmamı rica etmişti. Derhal katıldım ve TV programında anlattık, ama Kahraman Sadıkoğlu’nu asla ve asla anlamadılar.
Zaten ABD’de maziye ait kültür mirası bir eserin terk edilmiş olmasına karşı yükselen itirazlar sonucu, S.S. United States transatlantği son kez ve ebediyen Akdeniz’den Atlantik Okyonosu’na yedeklendi. S.S. United States Preservation Association’in gördüğü muazzam ilgi sonucu birkısım parçaları müze yapıldı ve ana gövdesi le Miami Körfezi bölgesinde sığ suda sualtı müzesi olmaya hazırlanmaktadır. Asbestos diye bağıran, mangalda kül bırakmayanlar nedense ABD’de görünmediler..
Savarona Yatı için, neleri öğrenmek veya okumak isterseniz, internet kayıtlarında onlarcasını bulursunuz. Ben Savarona’yı bir Deniz Harp Okulu son sınıf güverte zabiti namzeti olarak sınıfça yaşadığımız dönemden hatırlayacağım; Savarona Yatı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı emrine verilmiş ve eğitim gemisi yapılmıştı.. Celal Bayar’ın talebiyle 1951 yılında okul gemisi olarak kullanılmak üzere Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na devredildi. Bakımı, tamir ve tadilatı yapılan Savarona’nın baş tarafına öylesine bir top monte edilmişti. Bu top selamlık atışları dışında öylecene kaldı. Savarona artık Deniz Harp Okulu’na devredilmiş bir eğitim gemisiydi.
Biz Harp II.’de iken bir üst sınıf 65 zabit namzeti Savarona’da Hindistan- Pakistan olmak üzere eğitim gezisine çıkmışlardı. Bir yıl sonra biz Savarona’ya intikal ettik. Gemi Komutanı Gv. Yb. Vedat Burak, Seyir subayımız Gv. Yzb. İzzettin Tamer idi. Gv. Üstgm. Mert Bayat, Gv.Yzb. Arif Akdoğanlar ve diğerleri ile Savarona’daki eğitimimize devam edildi.
Savarona Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın yunanistan’a yapacağı resmi ziyaret için görevlendirilmişti. 19 Kasım 1952 günü Haliç’ten çıkarak mazot ikmali için Gölcük’e intikal edildi. Ertesi günü Yunanistan’a yapılacak resmi ziyarette kafile komutanı Tuğamiral Tacettin Talayman komutasında Savarona’ya refakat edecek olan Sultanhisar ve Demirhisar muhripleri ile Gölcük’ten hareketle Dolmabahçe önlerine intikal ettik.
25 Kasım 1952 gününe kadar tüm hazırlıklar ve ikmaller tamamlandı ve o gün Saat 15.00’de Cumhurbaşkanı Celal Bayar Acar motoru ile Savarona’ya intikal ettiler. Muhriplerden ve Savarona’dan selamlık atışları yaparken tüm Harp II. Zabit namzetleri olarak çımariva mevkiinde sıralanmıştık ve Cumhurbaşkanını verilen komutalarla selamladık. Cumhurbaşkanı ve refakatinde zevat Saat 16.00’da tamamiyle Savarona’ya intikal ettikler. Bu sırada bando İstiklal Marşı’nı çaldı ve müteakiben Celal Bayar Kafile Komutanı Tuğamiral Tacettin Talayman, Gemi komutanı Gv. Yb. Vedat Burak ve tabura geçmiş olan tüm Savarona zabitlerinin ellerini sıkarak kıç tarafa geçti.
Biraz sonra Başbakan Adnan Menderes ve bakanlar ve İstanbul Valisi ile komutanlar Savarona’ya gelerek Cumhurbaşkanı’na hayırlı yolculuk dileklerinde bulundular. Kafile Komutanı Amiral Talayman Cumhurbaşkanı’dan hareket etmek üzere müsaadelerini arz etti. Saat 16.25’de Vira demire başlanıldı. Savarona ve dümen suyunda Sultanhisar ile Demirhisar muhripleri olmak üzere kafile Marmara’ya yol verdi. Akşam yemeği büyük bir neş’e içinde ve uzun bir sohbetle devam etti. Cumhurbaşkanı bir ara köprüüstüne gelerek zabitanla görüştü ver seyir aletleri hakkında bilgi aldı. Harp II. talebeleriyle konuşan Cumhurbaşkanı zabit namzetlerinin vardiya alarak görev yapmalarından memnun olduğunu söyledi. Birara seyir kamarasında Savarona’nın büyük resmine bakarak gemi komutanı Gv. Yb. Vedat Burak’a ;“Şu geminin güzelliğine bakınız. Bu hiç satılır mı idi! Hem de bakınız halen ne kadar hayırlı bir maksada tahsis edilmiş bulunuyor. Gemi şimdi yerini buldu” demek suretiyle memnuniyetini ifade etti. Ardından verilen izahattan çok memnun olduğunu belirterek köprüüstünden ayrıldı.
Bir süre sonra Savarona ile planlandığı üzere Avrupa limanlarına doğru bir eğitim gezisine çıktık.. ve Savarona Malta Adası’nda Valetta’da demirledi.. Günü geldiğinde Fransa’nın Brest Limanı’na, oradan Gibraltar’a uğranıldı.. Derken Okyonus’a açıldık ve İspanya’nın kuzey batısındaki Vigo Limanı’na uğradık.. Vigo’dan sonra Biscay Körfezi’ni aşarak Almanya’nın Hamburg liman kentine rota verildi ve Kiel Kanalı’ndan geçerek Hamburg’da hareketli bir duba rıhtıma yanaşıldı. Karşımızda Blohm Und Voss Tersanesi görülüyordu.. Yorgun ve hâlâ kendini toplamaya çalışan muhteşem bir gemi inşa tersanesi idi.
Hamburg’dan sonra çok yoğun sisler altında İngiltere’nin güneyindeki Dover Limanı’nına ulaştık..Dover’de kaldığımız günlerde bizleri İngiltere’nin Devon Kenti rivierası olan Torquay’de ağırladılar ve bir başka gün Dartmouth’daki British Naval Academy (BRNC) British Royal Naval Collage’e davet ettiler. Böylesine bir askerî okulun heybeti ve haşmeti karşısında bakakalmıştık.. Sonra yemek adabının titizlikle korunduğu sofralarda bizlere kahvaltı ikramında bulundular..Servis yapan garsonlar herhalde amiral üniforması gibi kıyafetler giymişlerdi..
Savarona’nın vasattan kıça kadar olan yaşam alanlarını hep merak eder ve Atatürk’ün kısa ömründe yaşadığı kamarasını ve salonu görmek isterdik. Tam bir İstanbul efendisi olan kamarot Osman Efendi bizleri alır, buraları gezmemize nezaret ederdi.
Savarona’yı ikinci kez, Heybeliada’da Deniz Harb Okulu önünde demirde yatarken sabotaj sonucu yanmaya başladığı sıralarda gördüğümde Dragos’taki evimizde idim.. Yüreğim parçalanacak sandım.. Felaketi saniyelerle izledim.. Alevleri söndürmek için durmadan su sıkılıyordu, fakat Savarona giderek sancağa doğru yatmaya başlamıştı.. Römorkörler iterek Büyükada sığlığında oturttular.. O yıllar ihanetin boy verdiği felaket seneleriydi.. Hıyanet Savarona’yı dahi yakmayı kahramanlık saymıştı. Bir sabotaj sonucu yakılan ve “Kuşkulu” denilerek ucu açık bırakılan bu yangında, Savarona dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korütürk’ün emriyle Gölcük Tersanesi’nde süratle onarılmış, fakat yanan ve harap olan mobilyalar yerine bir mobilya firmasından hazır mobilyalar alınmıştı. Hayli sıradan mobilyalardı!
Savarona Hizmetdışı bırakılıyor
Yıl 1986 - Gemide çok ağır materyal yorgunluğu vardı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Zahit Atakan imzasıyla 27 Temmuz 1986 tarihinde Savanora’nın hizmet dışına çıkarıldığı resmi bir yazıyla duyuruldu. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Savarona’yı kendi envanterinden çıkartarak Kültür Bakanlığı’na devretti. Kültür Bakanlığı da, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı gibi, bu gemiyi bir müze gemi gibi korumak fikrine sahip olamadığından Maliye Bakanlığı’na devretti. Böylece Savarona sökülmek üzere MKE’ye devredilmiş oldu.
İşte bu noktada hakkında bu konuda bin tane lâf etseler de, Kahraman Sadıkoğlu Savarona’ya sahip çıktı ve 2035 yılına kadar olmak üzere 49 yıllığına Maliye Bakanlığı’ndan kiraladı. Türkiye’yi felaketlerden kurtaran, büyük komutan, emsalsiz devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ün anısına hürmet etmek yerine yokluğa itilen Savarona Yatı ilk defa Sadıkoğlu Tersanesi’ne yedekleniyor ve yüzerhavuza alınıyordu.
Ben Savarona’yı yeniden Kahraman Sadıkoğlu’nun Tuzla’daki Tersanesi’nde gördüğümde ağlamaklı olmuştum..
Gördüğüm ve gördüklerim asla unutulur şeyler değildir! O tarihten itibaren Kahraman Sadıkoğlu’nun Savarona’yı nasıl yeniden hayata döndürdüğünü hayranlıkla izledim. Zamanla ve emsalsiz bir bilgeçlikle, sanat anlayışı ve tarihe olan sadakatle Savarona tüm ihmallerden, terk edilmişlikten kurtularak yeniden doğmaya başladı. Kahraman Sadıkoğlu bunları nasıl başardı, akıl alacak gibi değildir.
Kahraman Sadıkoğlu ele avuca sığmayan kocaman bir şahsiyet idi.. Mucizeler yaratan bir belleği vardı.. Daima tebessüm edişini asla unutmadım. Düşündüm düşündüm ve ona “Ele avuca sığmaz dahi” dedim.
Harley Davidson bir motorsıklet vardı ve motorsıklet tutkunu idi.. Birgün Gebze taraflarında çok ağır bir kazaya maruz kaldığını okudum. Vücudunda kırılmadık yeri kalmadı diyorlardı.. Kartal Devlet Hastanesi’nde derhal ameliyata alınmıştı ve hatırladığım kadarıyla aylarca yatmak zorunda kaldı.
Zaman geçti.. Boğaziçi’nden Etiler tarafında bir siteye taşınmıştı.. Bir seferinde telefon ettim. Bir bilgiye ihtiyacım vardı.. Bana yorgun bir sesle “Hepsi bodrum katında sandıklar içinde artık..” dedi..
Bir de bugün vefat ilanını okudum.
Bilmediğim bir yerlerden “Sessiz Gemi” şiirinin okunduğuna duydum;
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli
Günlerce siyah ufuka bakar gözleri nemli
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden
****
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.




Yorumlar
Celal Öcal
31-08-2026 22:43Değerli Komutanım Merhum Kahraman Sadıkoğlu'nu tanımamış olsam da ismen bilirdim. Hem Sadıkoğlu'nu hem de onun Savarona'yı yaşatmak yönünde verdiği büyük savaşı çok güzel anlatmışsınız.Bu kadirşinastlık örneği makaleniz için size çok teşekkür eder eşinizle birlikte size sağlık ve uzun ömür dileğimi sevgi ve saygılarımı sunarım.
M.Deniz VANK
31-08-2026 22:29Sayın ÖNDEŞ,GS Lisesinden çok sevgili vefakâr arkadaşım, dostum merhum Kahraman SADIKOĞLU'nun ardından yazdıklarınız için öncelikle şahsi tebriklerimle birlikte teşekkürlerimin kabulünü istirham ederim.Belleğinize, kaleminize ve emeğinize sağlık.M.Deniz VANK Mülga Denizcilik Müsteşarlığı Deniz Ulaştırması Genel Müdürü