KAHRAMAN SADIKOĞLU BİR DAHİ Mİ İDİ..
06 Eylül 2026, Pazar 15:51Kahraman Sadıkoğlu
Bir dahi mi idi..
Yazan Osman Öndeş
Birgün anlatmıştı; Annesi Vuslat Sadıkoğlu, kendi ailesi gibi Karadeniz kökenli bir aileden gelen ve o yıllarda Kuzey Deniz Saha Komutanı olan Koramiral Celal Eyiceoğlu’nu ziyaret eder..Yedek subay olan oğlu Kahraman Sadıkoğlu o tarihten sonra yaşamına San Fancisco’da devam edecektir..
Yaşamı sinemanın macera filmlerini aratmayan, zeka,cesaret ve girişimcilik, belki de çılgıncasına denilecek hikayeleriyle doludur.
30 Ağıstos 2026 günü vefat etti ve 1 Eylül Salı günü Zincirlikuyu Mezarlığı Camii’de kılınan öğle namazından sonra sonsuzluğa uğurlandı. Geride bıraktığı anılarıyla, fakat hep “Savarona’yı kurtaran kahraman”, “ Savarona’yı jilet olmaktan kurtardı” gibi haberlerle anıldı. Oysa Kahraman Sadıkoğlu çok daha enginlere ulaşmış, çılgıncasına ve akılalmaz yaratıcılığı ile benzersiz bir şahsiyetti.
Vuslat Sadıkoğlu Hanım’ı da tanıdım. Pervasız, kabına sığmaz bir hanımefendi idi. Rize eşrafından Binbaşı Kahraman ve Hüsniye Kalkavan’ın kızı, ünlü armatör Kemal Sadıkoğlu’nun eşi Vuslat Sadıkoğlu Hanım Koç’lar ve Simavi’lerle akrabaydı. Çok güzel bir kız olan Vuslat Hanım, 14 yaşında teyzesinin oğlu Kemal Sadıkoğlu’yla evlendirilmiş. 25 yaşına gelene kadar 4’ü kız, 2’si erkek 6 çocukları olmuş. Kemal Sadıkoğlu Bey vefat ettiğinde 38 yaşında olan Vuslat Sadıkoğlu Hanım oğullarıyla beraber armatörlük işini sürdürmiş direçli bir Karadeniz kadınıydı... Birgün adeta pat diye Deniz Ticaret Odası’na geldi ve toplantıda olan Ziya Kalkavan’ın oturduğu masada “Ziya…” diye başlayarak heyecan dolu bir sesle anlatmaya başladıydı..
Kahraman Sadıkoğlu annesini anlatmıştı. Babası eşine bir otomobil satın almış. Vuslat Sadıkoğlu direksiyonda ve bir benzin istasyonundan benzin almaktalar. Aklına estiği gibi gaza basmış ve arkadan benzin pompasındaki hortumu sürüklenmiş..Kahraman bunları bir güldürü öyküsü gibi anlatırdı.
Göcek’te bir yüzer ev kurmuştu. Bu ev muhteşem bir mimari eserdi.. Tuzla’da bir seferinde bana bu yüzer malikhanesini gezdirmişti. Bu yüzer ev için tüm ahşap malzemeyi Finlandiya’dan getirdi.. Göçek’te karşı çıktıklarından, yüzer evini bir yat gibi göstermek için bu yüzer eve motor ilave etmişti… Kahraman bu…
Anlatacaklarımı, sohbetlerinde Kahraman Sadıkoğlu’ndan dinlemişimdir. Zaten çılgınlıklarını bir nükte gibi tebessümle, eğlenerek anlatırdı. Adeta çok yaramaz, ele avuca sığmaz bir erkek çocuğu sanırdınız. Adeta olası en muzip bir güldürü ustasını dinlerdiniz!. Ve bu hınzırlıkları nasıl bulduğuna şaşırır, ağzınız açıkta..birlikte gülerdiniz. Kahraman Sadıkoğlu ele avuca sığmaz uçları olamayan, yaratıcı bir kişiydi.
Yolunuz Harbiye Taşkışla Caddesi'nde Grand Hyatt Regency Hotel’e düşerse, Kahraman Sadıkoğlu’nun mucizelerinden biri olduğunu hatırlayınız. Eminim birçok dostlarına da eğlenerek, zevk alarak anlatmıştır. Bana da bir gün bu mecarasını anlatmıştı.
Hyatt Regency macerasından önce Fatih Altaylı’nın anlattıpğo öyküyü nakledeceğim:
Süper Kupalı Bir Savarona hikayesi
Bana göre dünya denizlerinde dolaşmakta olan binlerce yatın en güzeli olan Savarona, bir kez daha Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na devredildi.Bundan önce de yatı envanterine alan Deniz Kuvvetleri, emanete gerekli özeni göstermemiş, dünyalar güzeli yat soyulup soğana çevrilmiş ve sonunda da suç izlerini ortadan kaldırmak için insafsızca ateşe verilmişti.
Kahraman Sadıkoğlu olmasa, Savarona çoktan yok olup gitmiş olacak, ancak fotoğraflarına bakıyor olacaktık. Kahraman Sadıkoğlu’nu tanır mısınız bilmem ama İstanbul’un en renkli, en eğlenceli, en çılgın insanlarından biridir.
Çalkantılı hayatı iniş çıkışlarla geçmiş ama bir o kadar da dolu ve heyecanlı yaşamıştır.
Zaman zaman başı yargı ile derde girse de biz onu deli dolu hayatıyla bilir, hatırlarız.
Boğaz sahilinde karada giden bir VW otomobilin tamponuna bağladığı kayak ipiyle denizde kayak yaparken, ABD’yi America’s Cup’ta temsil eden Stars and Stripes yatlarından biriyle Göcek’te yelken yaparken, vale kılığında New York Yacht Club’a sızarken gözümüzün önündedir.
Bugün size Savarona yatı ve Kahraman Sadıkoğlu ile ilgili eğlenceli bir hikayeyi anlatayım da hem Savarona’yı hem de bu tekneyi yok olmaktan kurtaran adamı birlikte analım.
Sene 2000;Galatasaray futbol takımı Monaco’da Real Madrid ile Süper Kupa finalinde karşı karşıya gelecek.Bu vesile ile Kahraman Sadıkoğlu da Savarona’yı Monaco’ya getirmiş ama ünlü Port Hercules’de 125 metrelik tekneyi bağlayacak yer olmadığı için açıkta demirlemiş, alargada duruyor.
Savarona’nın marinaya girebilmesi için içerdeki benzer boyutta en az birkaç teknenin dışarı çıkması gerek ki bu pek de mümkün görünmüyor.Teknede Sadıkoğlu’nun yanı sıra bazıları Sadıkoğlu ile hısım olan Galatasaraylı yöneticiler de var.
Tekneyi (Tekne denilen dünyanın en son klasik/antika mega yatı Savarona’dır. İnşa ettiren United States’i inşa ettirten ailedir) limana bağlamak ve olası bir galibiyet sonrası teknede bir parti düzenlemek istiyorlar. Ancak olasılık yok gibi.
Ne var ki, Sadıkoğlu kolay pes eden bir adam değil.
Eline telsizi alıyor ve liman başkanına Monaco Sarayı’nın telefonunu soruyor.
Ardından telefonla sarayı arayarak kendini tanıtıyor ve Prens ile görüşmek istediğini, kendisine Galatasaray Kulübü Başkanı ile birlikte getirdikleri bir hediyeyi sunmak ve akşam Savarona’daki partiye davet etmek için Haşmetmeapları ile görüşmek istediklerini belirtiyor.
Teknedeki herkes gülüyor. Monaco Prensi Kahraman ile görüşecek. Daha neler…
Sadıkoğlu ise kendinden emin, “Görürsünüz” diyor.
Gerçekten 20 dakika sonra Prens arıyor ve Sadıkoğlu’na sarayda beklediğini söylüyor.
125 metrelik Savarona adı ve “Hediye” sözcüğü kapıyı açıyor.
Hemen bir hediye aramaya başlıyorlar.
Neye ellerini atsalar tarihi, neye ellerini atsalar önemli.
O Atatürk zamanından kalma, diğeri çok pahalı, öbürü müzayededen alınmış eşsiz.
Sonunda Kahraman Sadıkoğlu tarihi değeri olmayan bir ipek halıyı gözüne kestiriyor, sardırıp paketletiyor, önce bota indiriyorlar, kıyıya çıkarıyorlar.
Önde Kahraman Sadıkoğlu ve Faruk Süren, arkada halıyı taşıyan denizciler yola koyuluyorlar.
Ancak halı hiçbir yere sığmadığı için Saray’a kadar tırmanacaklar.
Tam asansörün önüne geldiklerinde bir minibüs geliyor, halıyı ve ekibi alıyor.
Saray’dan durumu görüp, minibüs yollamışlar.
Halı, Sadıkoğlu ve yöneticiler Prens’in karşısına çıkıyor. İpek halıyı veriyor ve akşam tekneye davet ediyorlar.
Kahraman Sadıkoğlu “Limanda olmayı çok isterdik. Hepimiz için çok kolay olurdu ama ne yazık ki liman bizi almadı. Oysa sadece bir gece için yer istedik. Ne yazık ki sizi tender’la alıp, tekneye götürmek zorunda kalacağız. İnşallah akşam çok dalgalı olmaz deniz” diyor.
Prens “Olur mu öyle şey. Hemen sizi marinaya aldıralım” diyor ve talimatı veriyor.
Ekip yarım saat sonra Savarona’nın kaptan köşkünde telsizi dinliyor.
Port Hercules’ün komodoru marinadaki gemilere emirler yağdırıp, bir gece için marinadaki yerlerini terk etmelerini istiyor.
Yatlar teker teker çözülüp ayrılıyor ve Savarona’ya yer açmaya çalışıyorlar.
Bir tekne, Omega isimli yat “Ben bir yıllık paramı peşin verdim. Kıpırdayamam” diyor.
Muhtemelen Yunanlı patronun gemisi Türk teknesine yer vermek istemiyor.
Marina komodoru “Anladığım kadarı ile Monte Carlo’daki son senen bu sene olacak. Bir daha burada yer alamazsın”’ diye tehdidi savurunca o da ayrılıyor ve Savarona, kıçında dev Türk bayrağı, direğinde Galatasaray bayrağı ile Monte Carlo’ya yanaşıyor.
Bu, o günün ilk mucizesi.
İkinci mucize ise akşam gerçekleşiyor.
Galatasaray Real Madrid’i yenerek Süper Kupa’yı kaldırıyor.
Eğlencesi ise Savarona’da yapılıyor.
Şimdi ben tanıklığınma devam edeceğim
Kahraman Sadıkoğlu Savarona’nın kamaralarını birzamanlar uzun süreli kiramak için planlama yaptı ve Savarona Miami’ye gitti.. Arşivimde fotoğrafı vardır..Bu tasarısı sırasında başbakan Mesut Yılmaz’ı Tuzla’daki tersanesi’ne davet etmiştir. Beni de haberdar etmişti. Birlikte fotoğrafları arşivimdedir.
Savarona yatının akıbeti konusunda buraya bir not düşmeliyim; Burada yazacaklarım öncelikle o yılların Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na dönüktür. O yıllardaki tüm komutanlar vefat ettiğinden dolayı, sadece Allah rahmet eylesin diyeceğim. Fakat Savarona’yı böyle terkeden, yokluğa gönderen, tarihi kıymetini önemsemeyen ve bir şahsa terk ederek böyle maçlara yem edenler, tarih önünde vicdanı sorumluluk içinde olmalıdırlar. Fatih Altaylı’nın anlattığı olaydaki Savarona’nın maruz bırakıldığı olaylar, benim için devlet katından gelen azap verici bir ilgisizliği gösterir.
Savarona Deniz Kuvvetleri Komutanlığı emrinde iken Deniz Harp Okulu eğitim gemisi olarak görev yaptı. Ama sadece Harp I ve II mezunları yaz aylarında 30 günlük uluslar arası gezilere götürüldüler ve bu sürede uygulamalı ders gördüler. Savarona askeri bir eğitim gemisi değildi.. Bu çok absürd karardır. Hatta baş tarafına 7.62’lik bir top monte etmişlerdi.. Çok zavallı bir nesne idi..Sadece deniz Harp Okulu zabit namzetlerine baştan köprüüstüne kadar izin veriliyordu. Kıç tarafa kadar olan güverteden başlayarak tüm kamaralar ve salonlara girmek yasaktı. Biz ancak görevli Osman Efendi’ye çok rica ederdik. O da birkaç kere gruplar gelinde, o da güverteden içeri bakarak buraları görmemize müsaade ederdi.
Savarona Heybeliada önünde demir yatarken terör eylemine maruz kaldı ve dedikler ki bir hain o muhteşem gemiyi yaktı… Ben Savarona’nın yanışını, batmasın diye Büyükada sığlığında oturtuluşunu ve basılan sulardan dolayı sancak tarafına doğru yatışını kahrolarak, ağlayarak izlemiştim..
Dilerim ki günümüz Deniz Kuvvetleri Komutanlığı komutanları, bu tarihi yatı bir müze gemi olarak envanterine katacaktır.
Çılgıncasına, akıl almaz Hyatt Otel olayı
Kahraman Sadıkoğlu’nu anlatmaya devam için Temmuz 1999 tarihine gideceğim; Basına şu haber gelmişti ve yayınladılar; Japon Kajima Grup, hem sahibi hem de işletmecisi olduğu İstanbul'daki Hyatt Regency Otel'i satışa çıkardı. Kajima Grup'un 45 milyon dolar (19.1 trilyon lira) değer biçtiği otele Doğuş Holding'in de aralarında bulunduğu altı talip olduğu belirtiliyor.
Japonlara'a ait İstanbul Taksim'de kurulu Hyatt Regency Otel satışa çıktı. Otelin hem işletmecisi hem de mal sahibi olan Japon Kajima Grup, otele talip olan altı grupla sıkı bir pazarlık sürdürmeye başladı. Hyatt Regency Otel'e Doğuş Holding'e bağlı Antur Turizm'in teklif verdiği ve pazarlığın sürdüğü öğrenildi. Otele teklif verenler arasında Orjin Holding'in de bulunduğu belirtildi.
1994 yılında işletmeye açılan Hyatt Otel için Kajima'nın 45 milyon dolar (19.1 trilyon lira) değer biçtiği söyleniyor. 2000 yılına kadar otelin işletmesini yapmak üzere sözleşme yapan Kajima Grup, Türkiye stratejisini ise yeniden gözden geçiriyor. 360 oda, değişik suitler, apartman daireleri ve konferans salonları olan Hyatt Otel 44 bin metrekarelik bir alanda kurulu.
İki Grup Tetikte
Hyatt Otel'e talip olan Doğuş Holding'e bağlı Antur Turizm yetkilileri konuyla ilgili bir açıklama yapmıyorlar. Antalya Sheraton, Marmaris Grand Azur ve Antur Tatil köyü ile 5 marina sahibi olan Doğuş Holding'in İstanbul'da beş yıldızlı bir otel almayı planladığı ve Hyatt'la çok yakından ilgilendiği söyleniyor. Geçmişte o zamanki adıyla Mövenpick Otel'i satın alan holding, daha sonra bu oteli kumarhane zinciri sahibi Sudi Özkan'a satmıştı.
Hyatt Otel'e teklif veren ve pazarlık yapan bir başka sürpriz isim ise Orjin Grup. Orjin Deri ismiyle kamuoyunun yakından tanıdığı Orjin Grup ise farklı büyüme stratejisi ile son beş yılın en ilgi çekici grubu.
Kajima Rakamda Israrlı
Türkiye'de sadece tek otelin sahibi ve işletmecisi olan Kajima'nın pazardan çok fazla memnun olmadığı iddia ediliyor. Otelin işletmesini 2000 yılına kadar sürdürecek olan Kajima'nın otel için 40 milyon değer biçtiği ve bunun altındaki teklifleri değerlendirmeye almadığı belirtiliyor. İki yıldır mal sahibi olduğu oteli satmaya çalışan Kajima, altı ay önce otelin satşı için merkezi İngiltere'de bulunan bir emlak şirketi ile anlaştı. Fakat yapılan çalışmadan memnun kalmayan Kajima, iki ay önce oteli kendisi satmaya karar verdi.
Satışla ilgili bilgi veren Hyatt Regency Otel yetkilisi, ‘‘Konu görüşülüyor. 6 hafta içinde bir karara varılacak. Detay vermemiz mümkün değil’’ diyor.
Hyatt Regency İnternational Ltd. şirketinin Türkiye öyküsü ilginç. Bedrettin Dalan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde Elmadağ'da otelin bulunduğu arazi 49 yıllığına armatör Kahraman Sadıkoğlu'na verilmişti. Sadıkoğlu, bu araziyi Kajima Grup'a yüzde 50 ortaklık karşılığında vermişti. Daha sonra iki grup arasında yapılan anlaşmayla Sadıkoğlu, yüzde 50 hissesini satıp otelin işletmeciliğini de yapacak Kajima'ya bırakmıştı.
Japonya’nın uluslar arası firmalarından Kajia Group ve Kahraman Sadıkoğlu
Kahraman Sadıkoğlu bir makalenin birkaç sayfasında anlatmak imkansızdır. Buna karşın 2006 yılında Balçiçek Pamir’in 30 Nisan 2006 günü Sabah Gazetesi’nde “Kadına iltifat Hyatt’ı getirdi” başlıklı neşredilmiş bir söyleşisi Kahraman Sadıkoğlu’nu biraz olsun tanımak için etkin olacaktır. Bu söyleşi şöyledir;
*Armatör Kahraman Sadıkoğlu: 'Otomobille su kayağı yaptım. 25 metrede balıklarla rakı içtim'.
*Hyatt Otelleri sahibi bir türlü randevu vermiyordu. Chicago'ya gittim. Eşi ile yemek yerken şampanya ile masalarına oturdum, oteli Türkiye'ye getirdim.
*Armatör Kahraman Sadıkoğlu "Hayatımda hiçbir zaman 'olmaz' sözcüğünü kabul etmedim. İmkânsız kelimesi lügatimde yok" diyor "25 metreye bir masa bir sandalye indirip balıklarla rakı içtim. Ama çıkarken ölüyordum. Tekne pervanesi başımın yanından teğet geçti".
*Kahraman Sadıkoğlu'nu anlatmak için sayfalar yetmez. "Karşısına bir otur bak ne hikâyeler çıkar" diyenler yanılmıyormuş. Hayatımda hiçbir röportajda bu kadar gülmemiştim. Sadıkoğlu'nun lügatınde imkansız, yapılamaz, olmaz kelimeleri yok. Ama gerçekten de yok. Öyle bir hayatı var ki nereden başlasam bilemiyorum. Karadenizli armatörün Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra anne zoruyla İngiltere'ye üniversite okumaya gönderilmesinden mi bahsetsem, yoksa her gece okulun köpeklerini kasaptan aldığı etle besleyerek üniversiteden kaçmasını mı anlatsam?
Birini Uyutabilirim
Batık Independenta gemisini çıkaran o. Hyatt Regency'i Türkiye'ye getiren o. Göcek'te ilk yüzer evi yaptıran yine o. Basra Limanı'ndaki batık gemileri çıkaran Sadıkoğlu aynı zamanda Dubai Sultanı'na dünyanın en büyük yatını da yaptı. Üstelik Atatürk'ün yatı Savarona'nın da işletmecisi. En iyisi sihirbazlık merakından başlamak. Kahraman Sadıkoğlu okumak için gittiği İngiltere'de bir sihirbazın gösterisinden çok etkilenerek bütün parasını sihirbazlık alet edevatına yatırmış. Örneğin birini uçurabiliyor, parçalara bölebiliyor, uyutabiliyor ve bir kadının sutyenini dokunmadan çıkarabiliyor. Nasıl mı?
“Uçurma işlemi çok basit. Yukarıda bir mıknatıs vardır, uçacak kişinin beline bir metal bağlanır. O kadar basit. İkiye bölme durumu hep aynalarla göz yanılsaması. Birden uyutmak ise tamamen krem işi. Nemlendirici krem gibi bir şey. İki parmağınıza sürüp boyun altına uyguluyorsunuz, insan bir süre sonra uyuyor. İngiltere'den döndüğümde eve arkadaşları, aileyi topladım, gösteri yapacağım. Kurban da evin aşçısı. Fakat o heyecanla kreme fazla daldırmışım parmakları adam ona dokunur dokunmaz küt dedi düştü bayıldı. 20 dakikada ayıltamadık. Böyle kazalar oluyor tabii. Geçenlerde sutyen numarasını deniyorum. Pek de tanımadığım bir kalabalık. İşin sırrı bir eşarpta. Eşarbı kadının sutyeninin içine koyuyorsunuz, onu çekip çıkarınca kendiliğinden eşarp sutyen şeklini alıyor herkes öbürü çıktı zannediyor. Ben de onu deniyorum. Fakat denemeyi yaptığım hanım göğüsleri güzel gözüksün diye fazla destek yapmış. Benim eşarbı çekmemle birlikte bütün destekler de ortalığa fırladı. Çok fena oldu tabii."
Soyadının Öyküsü
Kahraman Sadıkoğlu tam bir deniz tutkunu. Kayak kadar dalmaya da meraklı. Hatta 25 metreye bir masa bir sandalye indirip balıklarla rakı içmişliği bile var. Gülerek anlatıyor. “Yüzeye çıkarken ölüyordum. Mustafa Taviloğlu teknesiyle yanaşıyormuş, beni fark etmemiş, pervanesi başımın yanından teğet geçti.”
O Türkiye'nin en eski armatör ailesinin en küçüğü. 142 yıl önce Naravazovski, Odessa, Oti hattında takalarla başlayan serüvendeki o zamanki isim Sadıkzade. Ardından Kalkavanlar ve Sadıkoğulları geliyor. Bir süre önce vefat eden anne Vuslat Sadıkoğlu Atatürk'ün yaveri Kemal Kalkavan'ın kızı. "Atatürk yaverine 'Git dağdan eşkıyanın elinden silahları al silahımız yok' demiş. En sonunda toprak karşılığında eşkıya dağdan inmişler. Atatürk'ün ordusunda silahlı olarak ilk vazife yapanlar eşkıyadır. Bu başarısından sonra Ata, yaverine Kahraman demiş. Benim ismim oradan."
Cenazede Kırmızı Halı
Dayanamayıp araya giriyorum. Geçtiğimiz günlerde annenizin cenazesinde camiye kırmızı halı serildiği için eleştirildiniz. Niye kırmızı halı? "Haberimiz bile yoktu" diyor. "Ama düşünüyorum da Vuslat Hanım'a da kırmızı halı yakışırdı. Cumhuriyet kadınıydı annem. Atatürk'ün kucağına çıkmışlığı vardır bir-iki yaşındayken." Vuslat Sadıkoğlu gibi otoriter bir anne için Kahraman Sadıkoğlu gibi ele avuca sığmayan bir oğlana sahip olmak kolay mı? Değilmiş. "Annemi anlamanız için bir şey anlatacağım. O zamanlar ünlü bir sanatçı ile aşk yaşıyordum. Annem çok mutsuzdu. O zamanın Deniz Kuvvetleri Komutanı'na söylemiş. Ben de komutanı ziyarete gittim. Komutan beni kasımpaşa'da küçücük bir odaya attırdı. Üç saat sonra geldi ve 'Ayıp değil mi askerden kaçmak, seni NATO'da bir boşluk var oraya gönderiyorum, San Francisco'ya' dedi. Eve gitmeme bile izin vermedi. Havaalanına vardığımızda bir baktım dört ablam ve annem beni geçirmeye gelmişler. Meğer annem organize etmiş her şeyi. Amaç beni sevgilimden ayırmak. Askerliği 18 ay San Francisco'da yaptım."
Kâhine Çok İnandım
Ya kaçırılma olayı? Saddam'ın askerleri tarafından iki ay rehin tutuldunuz. Korkmadınız mı? "İngiltere'de bir kahine gitmiştim. Ellerinizi siyah bir boyaya batırıyor sonra beyaz bir sayfaya bastırtıyor sonra geleceğinizi söylüyor. O bana 80'li yaşlara kadar yaşayacağımı söylemişti. Yine o kahine giden bir akrabamız, 31 yaşına dikkat et uyarısıyla karşılaşmış ve o yaşta vefat etmişti. Ben bu olaydan çek etkilendim ve sonumun Irak'ta olmayacağına inandım. Kurtarıldıktan sonra askeri bir hastanede kontrole alındım. Doktor 'Ben senin gibi rehine görmedim' dedi. 'Sinirlerin hiç yıpranmamış.' O kadar inandım yani öldürülmeyeceğime." Kahraman Sadıkoğlu'nun vasiyeti de hayatı kadar ilginç. Savarona'dan denize gömülmek istiyor. Bolero eşliğinde. "Mümkünse deniz temiz olsun" diyor gülerek. Vedalaşırken takılıyorum, falcı başka neler söyledi. "Siyaset" diye cevap veriyor, göz kırparak. "Siyasete atılacakmışım."
Patronu ikna eden cümle
Hyatt Otelleri'ni Türkiye'ye getirmek için sahibine başvurdum. Adam oralı bile değil. Tam 4 ay telefonuma bile geri dönmedi. En sonunda atladım Chigaco'ya gittim, en büyük Hyatt'lardan birine yerleştim. İyi de adamı nasıl bulacağım. Kapıdakine biraz rüşvet verip patronun arka kapıdan çıktığını öğrendim ve arka kapıda nöbet tutmaya başladım. Bir gün evine kadar izledim. Konuşmak ne mümkün, izliyorum. En sonunda bir seferinde bir restorana gitti. Meğer bir aile yemeği varmış. Restorana girmeye çalıştım, rezervasyon yok. Ben de otelin lobisinden restoranı arayıp binbir güçlükle barda kendime bir yer ayırttım. Gittim oturdum. Sonra elimde bir şişe en iyi şampanya ile adamın masasına gittim. Eşi Marien Cindy Friend Hanım’a 'Bu gecenin en güzel hanımı sizsiniz' dedim. Kadın tabii çok memnun oldu dönüp kocasına 'Ne kadar centilmen insanlar var sen bir gün bile böyle şeyler söylemezsin' dedi. 'Hanımefendi' dedim, “Ben de kocanızdan şikâyetçiyim. 4 aydır bana bir randevu vermiyor.” Adam şaşırdı. Yani elinde şampanya ile olan bu adam kim, ne randevusu? Kadın oturmamı istedi ama ben ayakta “10 dakikalık bir randevu alıp gideceğim” dedim. Marien Cindy Hanım kendi özel telefonunu verdi “Yarın beni ara sana 10 dakika randevu alırım kocamdan” dedi. Kocası da masada, dinliyor.
Ertesi gün randevuyu aldım. Adam ben içeri girer girmez dedi ki "Ben bir Türk'ten büyük kazık yedim. (Sonradan bu kişinin Mustafa Süzer olduğunu öğreniyoruz) ve İstanbul'u kafamdan sildim." Ben de "O insanı siz bulup kazığı yediğiniz için siz hatalısınız" dedim. Bir insan için İstanbul silinir mi? Hayal kırıklığına uğradım. Vedalaşıp izin istedim. Tabii kalbim küt küt atıyor. Büyük blöf attım, görülmesi lazım. Tam dış kapıdan çıkacakken adamlarından biri gelip "Patron sizi tekrar görmek istiyor" dedi. Hyatt maceramız böyle başladı.
Ancak çok özel üyelere açık olan kulübe kaçak girdim
Savarona’nın eski sahibi bir Amerikalı olduğu için New York Yat Kulübü'ne gidip bilgi almaya karar verdim. Kapıdaki görevli kesinlikle beni içeri sokmadı. Kavga dövüş. Mümkün değil. Müdürünün telefonunu istedim, bir numara verdi. Cebimde 50 dolar var. Dışarı çıktım bozdurmaya çalışıyorum, ankesörlü telefon için, kimseler yok. En sonunda bir dilenci gördüm. Önündeki iki adet 25 cent'i aldım 50 dolar bıraktım. Geldim verdiği numaraya telefon ettim. Meğer adam kendi telefonunu vermiş, müdüre bağlamıyor. Şaka gibi.. Orası öyle bir kulüpmüş ki, birinin koluna takılıp giremiyorsunuz. En az 10 yıllık arkadaşlık lazım. O sırada kalabalık bir grup geldi, kapıdaki görevliyle bir şeyler konuşmaya başladılar. Ben de fırsattan istifade koşarak içeri girdim. Bir üst kata çıktım. Büyük bir salon düşünün. Koltuklarda oturanların kimisi ölmüş gibi, yani o derece yaşlı, kimisi de uyuyor. Hepsine yüksek sesle "Beyler" diye seslendim. "Beyler ben Savarona'nın sahibiyim. Buraya bilgi almaya geldim ama siz beni kapıdan almadınız. Bu nasıl misafirperverlik?"
Bir süre sonra ben salonda ortada oturuyordum, etrafımı sarmış beni dinliyorlardı. Bir de şampanya ısmarladım garsona. Beni sonradan kulübe hemen üye yaptılar.
Ölü balığı oltaya takıp Japon işadamına pastırmayla balık tutmuş gibi yaptım
O zamanlar biz Japon işadamı Kajima ile ortağız. Ama ben Savarona'da da ortak olalım istiyorum. Görüşmeleri yaparken onu Göcek'e davet ettim. O zaman yirmi metre teknem var. Kajima'nın adamları gelip tekneyi bir güzel yıkadı, temizledi, kıyafetlerini yerleştirdi. En sonunda yola çıktık. Kajima özel bir olta takımı almış gelmiş. Seyahat boyunca balık avlamaya çalıştı. Ama beceremedi. Çünkü oltanın ucunda yapma yem var. Birkaç kez uyardım, "Minik balık koyalım" diye, kulak asmadı. En sonunda aşağıdaki mutfaktaki aşçıyla anlaştım.
"Mevsim balıklarından bir tanesini aşağıya sallayacağım oltaya tak" dedim. Yukarı çıkıp “Bak Mr. Kajima dedim Biz balığı pastırma ile tutarız”.
Aşçı sallandırdığım balığı oltaya taktı. Ben de sanki canlıymış gibi büyük bir hava içinde balığı sallayarak çekmeye başladım. Aslında balık ölü. Bütün Japonlar, korumaları, adamları Japonca bağrışmaya başladılar. Öyle havaya girmişim ki balığı kamışla birlikte bir çektim teknenin öbür ucuna uçtu. Güleceğim gülemiyorum. Elimde ölü balığı sallıyorum canlıymış gibi. Tutturdular "Bir kez daha" diye. Bu sefer kaşar peyniri taktım. Ama aşağıdaki aşçı durumu bilmiyor. Önüne olta tekrar gelince, bir balık daha takıyor ama takarken balığın gözünün tekini aceleden yanlışlıkla çıkartıyor.
Yine aynı sinema.. Japonlar bağırışıyor. Kajima "Dur" dedi "Bak bu balık tek gözlü." O gece yemek yerken gerçeği anlatmak istedim ama adam inanmadı. "Yok" dedi "Sen biz tutmadık diye kendimizi iyi hissetmemiz için bu yalanı söylüyorsun."
Adamı şaka yaptırdığımıza bir türlü inandıramadım.
Su kayağını karadaki otomobile bağladım
Kral Faysal bana bir çift su kayağı hediye etti. Tabii sürat teknemiz yok. Ben de kayakları iple annemin Vosvos'una bağlardım. Direksiyona da bir arkadaşımı geçirirdim. Annemin haberi yok tabii. Otomobil gider, ben ona bağlı kalarak denizde kayak yapardım. Kıyı kıyı giderdik, direğe rastlayana kadar. Ortaköy'den başlar, annemin yalısına, Bebek'e kadar giderdik. Çok erken saatte çıkardık ki kimseyle karşılaşmayalım diye.
Tabii çok düştüm, kaza geçirdim. Belim boynum büküldü, omzum çıktı. Sonra bir ara, "Ben niye kayak yaparken uçmamayım" dedim. Rahmi Koç bir çift kanat hediye etmişti. Bir sefer onunla havalanmayı denedim. 30 metreden suya kötü düştüm. Bu sefer bir süre mecburen su kayağından uzak kaldım.
Financial Times'ın içinde Red Kit okurum
Belimden, boynumdan rahatsızım. Uçakta uçarken boynumu mecburen arkaya yaslamak zorunda kalıyorum. Sıkılıyorum tabii. En sevdiğim Red Kit, Teksas, Tommiks falan okumak. First ya da Business Class'ta da işadamları ya tarihi roman okur ya da ciddi ekonomik kitaplar. Ben de Financial Times'ın içine Red Kit koyar okurdum. Ciddi gözükeceğiz ya. Bir gün Concorde'un içinde uçağın kalkmasını bekliyorum. Bir kadın dışardan bağırıyor "Orası benim yerim" diye.
Meğer benim oturduğum 1A yeri için kavga ediyormuş. 1A meraklıları çokmuş dünyada. Ben de yerimi verdim, yan tarafa geçtim. Kadın meğer Ivana Trump'mış. (Donald Trump'ın eski eşi). Sohbet etmeye başladık. "Benim teknem sizinkinden büyük" deyince kadın inanmadı. Ben de Savarona'nın planlarını çıkartıp o daracık Concorde uçağı içinde kendisine anlattım. Tekneye davet ettim. İki kez Savarona'ya geldi. Miami ve Fransa'da. Oturduğunuz yerde susup kalmayacaksınız. Sosyal olmak lazım.(Kaynak:Balçiçek PAMİR-Sabah Gazetesi)
.jpg)
Jay Arthur Pritzker kimdi
26 Ağustos 1922 tarihinde Chicago, Cook County, Illinois, ABD’de dünyaya geldi. 23 Ocak 1999 günü 76 yaşında kalp krizi sonucu vefat etti. Chicago Üniversitesi ve Northwestern Üniversitesi ( Lisans , Hukuk Doktorası )’nden mezun olmuştu. Hyatt Corporation'ın kurucu ortağı.Eşi Marien Cindy Friend idi. 101 yaşında vefat etmiştir. Alabildiğine yardım sever bir hanımefendi idi. Jay Pritzker Chicago, Illinois'te Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Pritzker'in büyük anne ve babası 1881'de Kiev'den Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etmişti .
Fanny (née Doppelt) ve Abram Nicholas Pritzker'in oğlu olan Pritzker'in Donald ve Robert Pritzker adında iki erkek kardeşi vardı . Pritzker, 14 yaşında Chicago Üniversitesi'ne kabul edildi . Daha sonra 1941'de Northwestern Üniversitesi'nden lisans derecesi ve 1947'de Northwestern Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden hukuk doktoru derecesi aldı. Pritzker, II. Dünya Savaşı'nda deniz havacısı olarak görev yaptı. [
Mesleki birikimi
Pritzker, o dönemde amcası Harry tarafından yönetilen Pritzker & Pritzker hukuk firması ve babası ile amcası Jack'in yaptığı yatırımlardan oluşan Chicago merkezli aile şirketini çeşitlendirerek Marmon Group holding şirketini kurdu. Kardeşi Robert ile birlikte 60 çeşitlendirilmiş sanayi şirketinden oluşan bir portföy oluşturdu. 1957'de kardeşi Donald Pritzker ile birlikte Hyatt Otel zincirini kurdu ve 1983-1988 yılları arasında Braniff Havayolları'nın sahibi oldu.
1979'da Pritzker Mimarlık Ödülü'nü tesis etti . 1982'de Ticketmaster'ı satın aldı ve genişletti, Ardından 1993'te %80'ini Microsoft'un kurucu ortağı Paul Allen'a 325 milyon dolardan fazla bir fiyata sattı. 1979'da Pritzker, Amerikan Başarı Akademisi'nin Altın Plaket Ödülü'nü aldı.1996 yılında kendisi ve eşi Cindy , Ulusal Bina Müzesi'nin Onur Ödülü'nü aldı.
.jpg)
Marian “Cindy” Friend Pritzker kimdir
Jay Pritzker , Illinois temyiz hakimi Hugo Friend'in kızı Marian "Cindy" Friend ile 51 yıl evli kaldı. Beş çocukları oldu. Jay Pritzker, 23 Ocak 1999'da Chicago'daki Northwestern Memorial Hastanesi'nde öldü ve Skokie'deki Memorial Park Mezarlığı'na defnedildi.
Bir iyilik meleği olan eşi Marian “Cindy” Pritzker (evlilik öncesi soyadı Friend ; 15 Aralık 1923 – 15 Mart 2025) Amerikalı bir hayırseverdi. Chicago Halk Kütüphanesi yönetim kurulu başkanlığını yaptı ve Pritzker Mimarlık Ödülü'nün kurucu ortaklarından biriydi . Hyatt Otelleri'nin kurucu ortaklarından Jay Pritzker'in eşi olarak , Pritzker ailesinin anaerkiliydi .
Hayırseverlik
1984 yılında Pritzker, Belediye Başkanı Harold Washington tarafından Chicago Halk Kütüphanesi Kurulu'na atandı . Kurulun başkanlığını yaptı ve 1991'de açılan Harold Washington Kütüphane Merkezi'nin inşası için bir çabaya öncülük etti. Marian Pritzker aynı zamanda Chicago Halk Kütüphanesi Vakfı'nın kurucu başkanıydı. Eşiyle birlikte 1979'da Pritzker Mimarlık Ödülü'nü kurdu. Eşinin 1999'daki ölümünün ardından, mimar Frank Gehry'ye Millennium Park'taki Jay Pritzker Pavyonu'nu tasarlaması için görev verdi . 1996 yılında kendisi ve kocası Ulusal Bina Müzesi'nin Onur Ödülü'nü aldı.
15 Mart 2025'te 101 yaşında vefat etti ve Skokie'deki Memorial Park Mezarlığı'na defnedildi
Kahraman Sadıkoğlu böyle muhteşem iki insana ulaşmayı, onlara kendini anlatmayı ve sevdirmeyi başarmıştı.. Bu müthiş bir olaydır!
Japon Kajima Group’u nasıl buldu
Kahraman Sadıkoğlu’nun Japonya’nın uluslarası sanayi ve ticaret devi Kajima Corporation’ı nasıl bulduğu, onları nasıl ikna ettiği de akıllar sığmaz bir olaydır.Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan tarafından kendisine 49 yıllığına tahsis edilen Elmadağ'daki araziyi, %50 ortaklık karşılığında Japon Kajima Group ile paylaşmış, bu sayede hem Hyatt Regency Otel'in inşasını hem de Atatürk'ün tarihi yatı Savarona'nın restorasyonunu bu ortaklıkla finanse eden Kahraman Sadıkoğlu idi..Chicago’daki The Standard Club of Chicago’ya nasıl girebilmişti..Bunu ve bunları başaran Kahraman Sadıkoğlu idi.. Allah rahmet eylesin.
***




Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.