yeni
İstanbul
20 Şubat, 2026, Cuma
  • DOLAR
    43.72
  • EURO
    51.93
  • ALTIN
    7014.0
  • BIST
    14.181
  • BTC
    68377.802$

Kaptan Nevzat Kaçar Nam-ı Diğer Kürt Nevzat

16 Aralık 2025, Salı 09:00

Konfüçyüs  “Ömür boyu mutlu olmak istiyorsan işini çok sev”demiştir. Bende altmış yıllık kesintisiz deniz hayatımda mesleğimi ve gemileri ve de bilhassa tankerlerde ki yaşamı olağanüstü sevdiğim için çok rahat ve mutlu bir hayat geçirdim vakta ki Hayyam’ın dediği gibi bir kukla sahnesinde oyuna çıkıp, oyun bitiminde kukla sandığının dibini boylayıncaya yani emekli edilip denizde çalışma imkanı elimden alınıncaya kadar. Şimdi etrafımdaki muhtelif işlerde çalışıp emekli olma hayali kuran insanlara acıyarak bakıyorum. Bence maddiyat hiç önemli değil, tabi yaşamak için maddiyat da gerekli ama çalışmak, meşgul olmak bir işle iştigal etmek D’nın en güzel işi. Dedim ya ben bütün ömrümce hem en sevdiğim işi yaptım hem de maddi açıdan hiç sıkıntı çekmedim.

Şimdi ise bir halta yaramayan, üretmeyen, devamlı tüketen asalak ratenin biriyim. Ne kahvehane bilirim, ne lokal. Koca gün salon penceresinde durup dürbünümle kanal tabir ettiğimiz Bosphorus-Dardanel rotasında seyir yapan gemileri kollarım, kendimi onların güvertelerinde, köprüüstlerinde, makine dairelerinde hayal eder avunurum vesselam. Ne demiş şair; insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.

Hava birkaç gün sert poyraz yaptı, sonra lodosa drise etti. Yağmur geldi peşinden sonrada açtı hava, güneş çıktı. Tozdan kirden arınan hava da rüyette alabildiğince berraklaştı, ta Kapıdağ yarımadası, Marmara adası seçilir oldu Selimpaşa’daki evimin pencerelerinden ve bitabi kanalda seyreden gemiler.

Akşam vakt-i keharet gelince, makamlarında Dünya durdukça berhayat olası büyüklerimizin müskirat maddelerine yaptıkları fiyat ayarlamalarından mütevellit yanlarına yaklaşamadığımız mevadın becerilerimizin elverdiği şekilde üretebildiğimiz kadarı ile yetinerek hazırladığımız çilingir soframın  başına geçerek bir yandan demlenip bir yandan tarassuda devam ederken bir bebek belirdi dürbünümün adeselerinde. Normal transit rotasının dışında sahile bayağı yakın Çanakkale Boğaz rotası istikametine seyreden, takribi 25/30.000 dwt’lik all-aft boş/balast seyreden bir tankercik. Tam da benim sevdiğim tonajla güzel,bakımlı bir tankercik. Kimdi, nereden gelip nereye giderdi, ismi,bandırası belli değildi. Dürbünle de olsa ismini filan okumama olanak yoktu. Hayalen ışınlandım ona, ondan Garzan’a, Batman’a, Sivas’a ve dahi çalıştığım bütün tankerlere ışınlanıp hayalen geldim ilk göz ağrım, sevgili tankerim, mesleğimin, tankerciliğimin başladığı ilk tankerim M/T Kaptan Asım Alnıak’ın güvertesine.

Kaptan Asım Alnıak ve Beybaba Nevzat Kaçar ya da filodaki namı ile Kürt Nevzat kaptanın gemisine.

1965 yılıydı, izin hitamında hayatımda ilk defa ordinom bir tankere kesiliyordu ve ben hiç  tankerde çalışmamıştım ve tayin edildiğim tankerin Kaptan Asım Alnıak olduğunu öğrenen tecrübeli arkadaşlar ‘’ule uşağum, ha oraya Kürt Nevzat  varidur ki hemen Allah yardımcın ola’’ dediklerinde işte şimdi s…tık demekten alamadım kendimi, ne büyük hata!

Gemiye Ambarlı tesislerinde katıldım, vardiyaci personel gemideydi. Tahliye yapıyorduk, devrisi gün beybaba ile izinli zabitler ve personel gelecek, ikindiye doğruda hareket edecektik.

Ertesi günü merakla bekledim. Merakım, korku ile anılan Kürt Nevzat kaptanı görebilmekti. Öğleye doğru rıhtımdan beybabayı ve personeli getiren acenta motoru hareket edip yanaştı iskele borda merdiveninin tavasına, tabi ilk olarak Beybaba Kürt Nevzat Kaptan, peşinden Çarkçıbaşı Bulgar Abdullah, Üçüncü Kaptan Nurettin Ceyişakar, Dördüncü Kaptan Atilla Boyçay ve sırayla diğer personel güverteye adım attı. Herkes selam verip tanışlarla konuşup güleşerek gittiler kamaralarına. Henüz kimseyi tanımıyordum, devrelerin arasından seyrettim gelenleri. Tabi bilhassa Nevzat kaptanı.

Orta boylu, esmerce, uzun yüzlü, sert bakışlı, takım elbiseli, insana karşısında dik durup toparlanma hissi veren, hemen hemen asık suratlıda diyebileceğimiz bir kişi intibağı bıraktı üzerimde ilk ağızda. Kendisine selam veren iskele başında ki eşhasa mukalebe edip ikinci kaptanla konuşarak kamarasına yöneldi. İkindiden sonra hareket ettik Mersin’e müteveccihen.

Kıç postada görevliydim. Davlumbazda ilk vardiyaya devrisi gün 12.00-16.00 olarak başladım, tabi Üçüncü Kaptan Nurettin Ceyişakar’ın vardiyasıydı ve ben ilk vardiyayı gözcü olarak tutuyordum ama kırlangıçta değil gemiyi tanımak için serdümenin yanında. O zamanlar oto pilot denen tembel icadı bilinmediği için dümen elde tutulur, okyanusları bile elde dümen tutarak aşardık. Saat 14.00’ü geçiyordu geldi köprüye Beybaba. Etrafa nazar etti, beni gördü, şöyle bir inceledi tepeden tırnağa. Adımı sordu. ‘’Hayırlı olsun bakalım’’ dedi ilk tanışmamız böyle oldu beybabayla.

Pazar günü teftiş var dediler, anlamadım, ne teftişi dedim. Beybaba her Pazar 15.00 çayından önce ikinci kaptan nezaretinde bütün personel kamaralarını dolaşıp teftiş edermiş. Ben idarenin hiçbir gemisinde görmediğim bu adeti bu gemide görüyordum. Tabi teftişe hazırlandık, kamaram zaten tertemiz, yatağım yapılı, masam ve kitaplarım tertipliydi. Ama son bir kontrolden geçirdim kamarayı, teftişe hazırdım. Kendi kendime ulan dedim 36 ay askerlik yaptık, bitirip tezkere aldık bu ne, yoksa yeniden askere mi allındıkta haberimiz yok! Beybaba kamarama geldi, etrafa bir göz attı. Masamdaki ders kitaplarımı gördü, gidip yakından inceledi.Telsiz telgraf ve kıyı kaptanlığı imtihanlarına hazırlanıyordum. Bir,iki sual sordu. ‘’Aferim oğlum, çalış’’ dedi. Çıktı kamaradan.

Mersin-İskenderun-Derince arasında devamlı çalışıyorduk, aradan epey zaman geçti. Tabidir ki gemiye ve çalışma şartlarına alıştım. Kimsenin hakkı yenmez, fazla mesailerimiz fazlası ile yazılır, limanlarda izinlerimizde haksızlık olmazdı.

Bir gün seyirde hafif deniz vardı, gemi yalpa yapıyordu. Boş bulundum, elimde içinde az bir sülyen boya olan patlakla fenerliğe giderken ani bir yalpada muvazenemi kaybettim. Ayağım kaydı, düştüm güverteye. Elimdeki patlak yere düşüp devrildi, tabi içindeki az bir boya güverteye döküldü. Tesadüf o anda vasattaki yaşam mahallinin kaptan güvertesinden Beybaba gürledi. ‘’Senin bu gemiye faydadan ziyade mazarratın var.’’ Tamam dedim, raporu yedik. İdarede en korktuğumuz şey rapor edilmekti ama bir şey olmadı. Sonra sormuş ikinci kaptana. ‘’O çocuğa bir şey oldu mu?’’ diye.

Mersin limanına giriyorduk full yükle. Dümendeydim ve Beybaba piloto sinirlendi her nedense. Bir şey söylemedi tabi. Rotayı sordu, bir derece sancaktaydım. Bana patladı. ‘’Adam gibi dümen tutan biri gelsin dümene, yıkıl’’ diye kovaladı beni köprüden. Atilla Kaptan dümene geçti, berbat bir moralle ve elime verseler öldürebilecek kadar kinlenmiş bir şekilde içimden söverek postama iltihak ettim. Nurettin Kaptan ‘’Manevra halidir, olur böyle şeyler’’ dedi ama o zamanki mantığım anladı mı ne gezer! Hıh manevraymış, ne var ki manevrada dedim. Anladım beybabayı yıllar sonra kendim de köprüstüne serdümen olarak değilde beybaba olarak çıktığım zaman. Ama köprülerin altından çok sular akmıştı. Beybaba Kürt Nevzat artık idarenin gemilerinde değil gök okyanusunda sonsuz seferini ifa ediyordu ve ben bana bağırıp davlumbazdan kovduğu zaman koca geminin 22bin ton hamulesi ile denizde değil beybabanın sırtında gittiğinin bilincine varmıştım geç de olsa…

Ah muhterem Kaptanım, keşke o gün sadece davlumbazdan kovarken birde okkalı tekme ataydın da kıçıma ömür boyu İngilizlerin diz bağı nişanı gibi iftiharla saklasaydım. Ömür boyu kendime örnek aldım beybabanın disiplin anlayışını ve gemi idaresini ve belki de ondan lakabım SS Tuncay oldu birazda Almanya’da çalıştığım için bilemem.

Bir bayram günü salonda bayramlaşmış, saat 10.00’da adet üzere beybabanın salona gelmesini bekliyorduk elini öpmek için. Salona gelmedi, bütün personeli kamarasına davet etti ve kendi eli ile şeker tutup, kolonya ikram etti.

Kamarotlar,  ‘’Efendim, bırakın biz yapalım.’’ dedikçe ‘’Siz benim misafirimsiniz. Nerede görülmüş misafirin servis yaptığı? Oturun evlatlarım.’’ diyecek kadar da yüce gönüllü bir adamdı benim Kürt Nevzat Kaptanım.

Aralık ayı gelmişti. Telsiz-telgraf imtihanları senede iki sefer Aralık ve Haziran aylarında yapılırdı. Çok iyi hazırlanmıştım. Bu  imtihana girmek istiyordum yoksa Haziran’a kadar 6 ay daha beklemem gerekecekti ama gemiden de ayrılmak istemiyordum. Bir sefer geri bırakılmam için ikinci kaptana rica ettim. Muhsin Kaptan, ‘’Beybaba’ya söylerim Tuncay. Ne cevap verir bilemem.’’ Dedi. Bir haber çıkmadı, öğlene doğru hareket ettik. Ertesi gün imtihanım vardı ve gemi İzmir’e müteveccihen sefere başlamıştı. Yapacak bir iş yoktu. Demek ki izin çıkmamıştı geri bırakılmam için, pruvaya doğru gidiyordum ki beni görmüş köprüden ve ikinci kaptana sormuş ‘’Bu çocuk geri bırakılmadı mı? diye. Efendim demiş Muhsin ağabey, ‘’Size söyledim ama o ara başka bir problem çıktı. Cevap vermediniz sonra da ben hatırlatmaktan çekindim.’’ demiş. ‘’Öyle şey olur mu yahu? Bu istikbal meselesi. Hemen hazırlansın, söyleyin.’’

VHF’in bilinmediği, Nuh’un gemisinde bulunduğu söylenilen ama bizim gemimizde bulunmayan, cep telefonunun olmadığı zamanda  TCR (İdarenin özel telsiz istasyonu) aracılığı ile Darıca pilotla temas kurulup pilot botu istenmiş, bill imzalanmış ve Beybaba’nın cebinden özel olarak verilen 50 TL harçlık ile sefer sonu gemiye katılmak üzere geri bırakılmıştım imtihanlarımı yetişebilmem için.

İki gün içerisinde imtihanlarım bitmiş, çok iyi derece ile imtihanlarımı kazanmış ve geminin gelmesini beklemeden tayyare ile İzmir’de gemiye iltihak etmiştim. Beni gemide gören Beybaba ‘’Oğlum  hayrola, sen neden gemiyi beklemedin?’’ deyince ‘’Efendim, imtihanlarım bitti. Gemiyi beklemeden vazifeme başlamak için geldim gemiye.’’ Dedim. ‘’Aferin oğlum, hep böyle ol. İşini sev.’’ diye nasihat verdi ve telsiz zabiti kadrosuna terfi ettirilmem için bizzat yazdı işletmeye.

Terfi ettim. Telsiz zabiti oldum. Müracaat ettim kıyı kaptanlığı imtihanları için hayat-ı bahriyem yetmedi. Tenzili rütbe ile döndüm 8 ay için usta gemiciliğe. Bu arada 19 ay çalıştığım gemimden ayrıldım senelik iznimi kullanmak için. Bir daha da Beybaba ile aynı gemide çalışamadım.

Yıllar geçti aradan. Beybaba emekli olmuş, armatör gemilerinde göreve başlamış. Ne zaman ve nasıl vefat etti bilmiyorum ama aziz hatırasını yaşatmak için çalıştığı firma, filosundaki bir gemiye adını vermişti. Gördüm o gemiyi. Yine aradan yıllar geçti. Şimdi ne Kaptan Asım Alnıak tankeri kaldı, ne Kürt Nevzat Kaptan ve belki de hatırlayanlar bile bir elin parmakları kadar azaldı kim bilir…

Dürbünümün görüş alanından çıkıp gitti adı belirsiz tanker, hayallerimide sürükleyerek peşinden. Şimdi adım gibi eminim ki Beybaba yine gök okyanusunda ordino alan personelini topluyordur yanına ve yine yeminle söylüyorum ki Muhsin ağabeyim, Nurettin kaptan ve ordino alan arkadaşlarım yine aynı gemideler. Benimde ordino almam yaklaştı. Yalnız merak ettiğim bir konu var, malum ben Beybaba’nın emrindeyken usta gemiciydim. Sonra telsiz zabiti, sonunda kaptan oldum ama gemiye gidince sınıfım ne olacak merak ediyorum gerçekten. Ama hiç problem değil. Kaptan da olsam, gemici de olsam farketmez yeter ki o muhterem Beybaba’nın emri kumandasında çalışabilme şerefine erişebileyim, velev ki gök okyanusu olsun.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

google