A.S.P.
parcababa-erce
İstanbul
21 Haziran, 2024, Cuma
  • DOLAR
    32.30
  • EURO
    35.15
  • ALTIN
    2406.9
  • BIST
    10401.67
  • BTC
    67490.92$

Tornistansız Gemi - 2. Bölüm

05 Mart 2024, Salı 13:47
reklam yerim makale içi

 

 

 

 

 

 

 

Makalenin 1. bölümü aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz.

https://www.denizticaretgazetesi.org/makale/tornistansiz-gemi-1-bolum-4790

Senaryo aynen planladığımız gibi gerçekleşti. Loku geçip yanaşacağımız rıhtıma geldik. Baştan ve kıçtan römorkörlere halat verdik. Dümen dinleyecek bir süratle ve med akıntısını arkamızdan alarak pek ağır yolla ilerlemeye devam ederken pilot yarım yol tornistan istedi. İşte şimdi tam zurnanın zırt dediği yerdeydik.

Ya Allah, Bismillah deyip stampanın koluna yapıştım, yarım yol tornistan vurdum makineye. Tık yok tabi, yalnız boşa giden havanın tıslamaları berdevam. Baktım zabitler şaşkın ve çaresiz bir yüz ifadesi ile bakışıp duruyorlar. Gene hızlı hızlı ikaz vurdum ama değişen bir şey olmadı. O anda davlumbazın kapısı koçbaşı ile kırılmış gibi açılarak şiddetle alabandaya vurdu ikinci makinist. Pomak Recep fişek gibi daldı içeri. Tam öğrettiğim gibi yağ tankında yüzmüşcesine yağa bulanmış, yağ ve kirden üzerindeki tulumun rengi atmış, paniklemiş bir Recep daldı içeri.

‘’Süvari Bey makine arıza yaptı, tornistana geçemiyoruz’’ dedi. Ama yüzündeki mimiklerden gülmeye başlayacağını anladım. Ben de üzerine gitmeyecekmiş gibi yaparak ‘’Ciddi ol ulan, sakın gülme. Çok iyi gidiyorsun, devam et’’ diye bağırarak bayrak dolabının üzerine özellikle bıraktığım Brown almanağının eski bir cildini kapıp fırlattım Receğp’e. Pilotun şaşırdığını gördüm. Avazım çıktığı kadar ‘’Bağırın ulan, bağırın’’ dedim.

Aydı Recep, o da başladı abuk sabuk bağırmaya. Tam zamanı deyip yetti lan tosbağa diye narayı patlatıp çektim belimdeki tabancayı, göz ucu ile baktım pilota. Adam paralize olmuş, bön bön bakıp duruyordu. Göstere göstere sürdüm mermiyi namluya. ‘’Al bakalım, hain düşman!’’ diye naralanıp ‘’Kaç ulan’’ deyip bastım tetiğe. Davlumbazı kesif bir barut kokusu ile havaya dağılan pamuk lifleri kapladı. Allahtan pilot panikleyip kendisini radarın arkasına attığından durumun farkına varmamıştı. Çünkü o zaman foyamızın meydana çıkması an meselesiydi. Recep arkasını dönüp gülerek kaçtı.

‘’Tutun ulan kollarımı, alın şu silahı elimden.’’

Çocuklar hemen kollarımı tuttular, aldılar silahı elimden. Telgrafa sarılarak ikaz vurmaya devam ederken bir yandan da kalbimi oğuşturmaya başladım. Nefesimi tutarak yüzümün de kızarmasını sağladım.

‘’Çocuklar bana bir bardak su verin’’ dedim. Elime tutuşturdukları bardaktan bir, iki yudum içerek uzattım bardağı telsiz zabitine.

Pilot panikten sıyrıldı. ‘’Kaptan lütfen sakin olun, bakın tansiyonunuz da yükseldi, kıpkırmızı oldunuz. Makineye tamam vurun lütfen. Makinesiz de yanaşırız, merak etmeyin’’ dedi. Bir oh çektim içimden…

Bu mizansen en fazla bir buçuk, iki dakika sürdü sürmedi. Hemen duruma el koyan pilot römorkörlere gerekli talimatı verdi, manevrayı tamamladı. Sekiz, on dakika içerisinde üçüncü römorkörün de yardımıyla salimen sancaktan aborda olduk. Pilot, ‘’Kaptan, önce geçmiş olsun. Ben P.S.C.’a bir şey söylemeyeceğim. Zaten gelse bile makine çalıştıracak halleri yok. Ben de eski bir uzak yol kaptanıyım. Sizin durumunuzu da çok iyi değerlendiriyorum. Öbür gün ben nöbetçiyim ve büyük bir ihtimalle sizi ben kaldıracağım. Alın bu da kartım. Bir probleminiz olursa bana telefon edebilirsiniz. Yalnız ne olur sakin olun. Emin olun, hiçbir armatör için başınızı belaya sokmaya değmez’’ diyerek elimi sıkıp ayrıldı gemiden.

Adamcağızı selametledik. Ardından derin bir oh çektik. Üçüncü kaptan ‘’Efendim sizde ne cevherler varmış, bırakın kaptanlığı da oyunculuğa soyunun’’ dedi.

‘’Git oğlum işine hadi…’’ dedim.

Devrisi gün tahliyemiz tamamlandı, muameleleri ikmal edip pilot çağırdık. Tanımadığımız bir pilot geldi Şimdi ne yapacağım diye düşünürken pilot ‘’Kaptan, tornistan probleminiz halledildi mi? diye sordu. Ne cevap vereceğimi düşünürken ‘’Merak etmeyin Kaptan. Tornistana ihtiyaç duymayacağız, lütfen rahat olunuz’’ deyince ‘’Size müteşekkirim’’ dedim. ‘’Kaptan önce meslektaşız ve meslek dayanışması diye bir şey vardır. Hadi, hazırsak manevraya başlayalım’’ dedi. Hemen hareketle rahatça römorkörlerin refakatinde loka girip alt suya indik ve kanal çıkışına yöneldik. Pilot kanal çıkışında elimi sıkıp selametler dileyip ayrıldı.

Rotasyon gelmemişti. İstanbul’a döneceğimizi düşünüp sefer planını bile ona göre hazırlamıştı. Bir msg.geldi. Casablanca’dan fosfat tahmili bir Marmara limanına tahliyeyi müteakip tersaneye gireceğimiz acenta detayları filan veriliyordu gerisi teferruat.

Hemen şirketi aradım. ‘’Yahu Allah aşkına bizi tutuklatmak mı istiyorsunuz? Yeter be, şu makineye bir çare bulun. Hala yük bağlıyorsunuz, bıktım be!’’

Gelen cevap: “ Tuncay Kaptan sana güveniyoruz, kolay gelsin’’

Devam ettik bilmecburiye. Gittigimiz ülke Fas, liman Casablanca. Modernde olsa netice de bir arap şehri. Bahşişle yapılamayacak bir şey yok. Tevekkeltü Alallah  diye devam ettik.

Parayı konuşturdum. İki bin dolar, altı kilo kadar helva, yirmi karton sigara ve sayısız tabak yemek vs. gibi şeyler mukabilinde yanaştım, yükledim. P.S.C.’den geçtim ve hareketle salimen Bandırma Gübretaş tesislerine gelip tahliyeyi gerçekleştirdim ve gemiyi tersaneye bağlıyarak izine ayrıldım.

Şirkete gidip evrakları filan teslim ettim. Devrisi gün telefon edip şirkete çağırdılar.

‘’Efendim Cazablanca’da iki bin dolar masraf göstermişsiniz. Bu parayı nereye harcadığınız hakkında şüpheye düştük de size soralım dedik.’’

Sigortalarım attı. ‘’Siz, insanlıktan anlamayan kişiliksiz insanlarsınız.Üç limana girip çıktım,altı manevra yaptım,Ceuta’yı da sayarsanız sekiz manevra yapar. Hiç penaltı yemedim. Bir P.S.C. geçirdim ve siz hala iki bin doların hesabını soruyorsunuz. Pes yani ben sadece mesleğime olan saygımdan dolayı Türk bayraklı bir geminin rezil olmaması için uğraştım ama değmezmiş. Sizinle bu konuda konuşmak bile istemiyorum, ne isterseniz onu yapın.’’ deyip kalktım.

‘’Armatör, bu parayı senin izin parandan keseceğim’’ dedi.

‘’Kesmeyin, ben maaşımı aldım. İzin param içeride, o da benden size hediye olsun’’ deyip  vurup kapıyı çıktım.

Eee, Allah’ın sopası yok. O armatör sonunda cinnet geçirip kendisini vurdu. Üzüldüm mü ? Hayır. Sevindim mi? Hayır. Etme bulma dünyası ama gene de Allah rahmet eylesin.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.