MUAVENET-İ MİLLİYE VE GOLİATH DESTANI

Çanakkale Deniz Savaşı'nın en önemli olaylarından biri, Goliath'ın Muavenet-i Milliye tarafından batırılmasıdır

19 Mart 2018 Pazartesi 21:07 < KÜLTÜR / TARİH / BELGESEL
Muavenet'i Milliye gemimizin de adı önemli. Bu addaki bir gemimiz, biliyorsunuz, 1992'de ABD tarafından "yanlışlıkla" vurulmuştu.

Çanakkale Deniz Savaşı'nın en önemli olaylarından biri Muavenet ile Goliath'ın hikayesidir. İşte O Hikaye...

" Davut ve Goliath, bir su geçidinin kenarında karşılaştılar. Ordusunu kurtarmak için öne çıkan Davut, önce İsrailoğullarının kalkanlarından güneş ışığı yansıtıp dev düşmanının gözünü kamaştırarak miğferini çıkarmasını sağladı. Elindeki sapanla fırlattığı taş, korumasız kalan devin yere serilmesi için yeterli oldu.Goliath'ın kılıcını tutup kınından çektiği gibi onu öldürdü ve başını kesti. Goliath’ın öldüğünü gören Filistinliler kaçtılar." Tevrat - Eski Ahit 1.  

“Davud, Goliath’ı (Câlût'u) öldürdü. Allah ona hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah'ın insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu..."  Kur'an – Bakara suresi 251  

Kutsal kitaplarda bu efsanenin yazılmasından asırlar sonra başka bir su geçidinin girişinde 12- 13 Mayıs 1915 gecesi, HMS Goliath ordusunun askerlerini kurtarmak için öne atılan Muavenet-i Milliye tarafından batırıldı.

Goliath, “Majestelerinin Gemisi”, İngiliz Donanması’na ait 12.950 tonluk dev bir zırhlı savaş gemisi, Muavenet-i Milliye ise Osmanlı Donanması’na katıldığı günden beri küçümsenen, sadece 765 tonluk bir muhripti…
 

Çanakkale Savaşı’nın deniz cephesinde önemli bir rol üstlenen Muavenet-i Milliye muhribinin bu harekatının sonuçları, Boğaz önündeki İngiliz donanma güçlerini paniğe sürükleyecek, harekatın destekleyicilerini koltuklarından edecekti. HMS Goliath’ın batırılmasından sonra Çanakkale seferinin simgesi olan HMS Queen Elizabeth zırhlısı savaş alanından geriye çekilmiş, Deniz Bakanı Winston Leonard Spencer Churchill ile Amirallik Birinci Lordu John Fisher istifa etmek zorunda kalmışlardı.

 

Türk birliklerinin taarruzlarını önlemek amacıyla her gece Morto Koyu’na giren İngiliz HMS Goliath ve HMS Cornwallis zırhlıları, yaptıkları bombardımanlarla birliklerimize kayıplar verdirmektedirler.
 

Bu gemilerin susturulması gerekiyordu. 6 aya yakın bir zamandır Marmara’da denizaltılarla savaşan deneyimli Muavenet-i Milliye muhribi taarruzu icra edecek gemi olarak seçilir 

Muavenet-i Milliye muhribi, 1909 yılında Almanya’nın Schichau tersanesinde denize indirilmiş, Donanma Cemiyeti tarafından 1910’da satın alınmış ilk gemidir. Bu nedenle cemiyetin ismini (Donanma-i Osmani Muavenet-i Milliye Cemiyeti) taşımaktadır. Aslında, alındığı sırada deniz kuvvetleri gemiye pek de sıcak bakmamıştır. Muavenet, donanma içersinde hep “yanlış alınmış” bir gemi olarak kabul edilmiştir.

Bu arada iki adet zırhlı, demir atmış pozisyonda, ışıldakları ile Türk mevzilerini aydınlatarak aralıksız biçimde bombardımanlarını sürdürmektedir.

11 Mayıs’ta hazırlıklar sürdürülür. Muavenet-i Milliye, akın için elden geçirilir ve bazı düzenlemeler yapılır. Çekilen su miktarının azaltılması için kömür ve yağın yarısı  boşaltılır. Tüm yanacak maddeler, filikalar ve patalye tahliye edilir. 90 kilo barutlu üç adet A-08 modeli Schwarzkopf torpidosu kovanlara yüklenir ve bir adet yedek torpido da güverteye yerleştirilir. Torpidolara 1.200 metre mesafe ve 34 mil hız verilmiştir. Düşman gemileri denizaltı savunma ağı sarkıtmamaktadırlar. Teğmen Krieger’den alınan bu bilgiye dayanılarak torpido uçlarına ağ makası da takılmaz. 

12 Mayıs günü Müstahkem Mevkii Komutanlığı tarafından Işıldaklar Komutanlığı ve Boğaz Kılavuzluğu’na gereken emirler gönderilir. 

Muavenet-i Milliye, saat 18.40 da demir alarak heyecan verici seyrine başlar. 

Daha sonra raporlarda şunlar yazılacaktı;

" 12 Mayıs 
Saat 19.00–19.30: Şamandıralarla işaretlenen yoldan seyir edilerek mayın engelleri geçildi. Akıntı nedeniyle çok zorlukla dümen tutulabildi. Şamandıralar gözle izlenebiliyordu. Boğaz çıkışı daha net olarak görülmekteydi.

Saat 19.40: Soğanlıdere önüne mayın engellerinin hemen dışında demirlendi. Bu sırada Boğaz’dan içeri bir zırhlı girerek Morto koyunda demir atıyordu. 

Saat 20.00: Hava karanlık. Gökyüzü kapalı ve deniz üzerinde hafif bir sis var.” 

" 13 Mayıs 
Saat 00.30:  Demir alınarak 8 millik ağır yol ile seyre başlandı. Mümkün olduğunca Avrupa kıyısına yaklaşılarak seyrediliyordu. Biraz sonra tam pruvamızda bir düşman zırhlısının dev silüeti görüldü.


Saat 00.45: Karakol yapan birkaç muhribin 600–700 metre borda istikametimizde karşı yöne doğru ağır süratle yol aldığı görüldü. 

Saat 01.00: iki büyük savaş gemisi, tam pruvamızda Morto Koyu önünde ve Eskihisar Burnu’na bordalarını vermişler pruva hatlarında yatıyorlar. Sahile yakın seyre devam ettim. Ancak kara siperlerinden şiddetli bir makineli tüfek ateşi geldi ve mermiler güvertemize düşmeye başladı. Biraz açılmak zorunda kalındı. 

Saat 01.10: Atış mesafesi kazanmak için Hisarlık Burnu’na yakın rotayı  10 derece iskeleye kırıldı. Ağır süratle devam ediliyor. Torpido kovanları sancağa dirisa edildi. Görevli subaylar güverteye çıktılar. 

Saat 01. 13: Önümüzde yatan gemi, el feneri ile iki kez ‘O’ işareti yolluyor. ( parola sorma) Muavenet’te bulunan işaretçi er de verilen talimat doğrultusunda aynı işaretle yanıtlıyor. 

Ateş  izni verildi
Saat 01. 15: Gemi üçüncü defa aynı işareti veriyor. Önce öndeki, sonra orta ve kıç kovanlardaki torpidolar atıldı. Torpido izleri, geminin köprü üstü, bacanın arka kenarı ve kıç kısmına doğru izleniyor. Üç kuvvetli patlama. Birinci infilaktan sonra gemi sancak tarafına doğru yatıyor. Kesif siyah duman bulutları içerisinde kıç direk bir alev sütununa dönüşüyor. Hiçbir insan sesi ve bağırma duyulmuyor. Arkada yatan gemide de hareket görülmüyor. İkinci torpidonun atılmasından sonra dümen alabanda iskele edilerek tam yol sahile doğru dönüldü. Kıç taraftan, ışıldakların yakıldığı ve birçok vasıtanın seyirde olduğu izleniyor. Düşman muhripleri Muavenet’i görmediler. 

Saat 02.00: Soğanlıdere koyuna girildi. Kara bataryaları ve ışıldaklar taarruzdan haberdar edildi. Donanma Komutanlığı’na telsizle şu mesajı çekildi

 ‘Morto koyunda bir düşman zırhlısı üç torpido ile batırıldı 

 

Yazılan raporlarda,Gemiye seyir sırasında Ahmet Efendi’nin komuta ettiği, dümenin Türkler tarafından tutulduğu ve torpidoların Ali Haydar Efendi tarafından atıldığı anlaşılmaktadır. yazılıydı.

Hatıralarında, Yüzbaşı Ahmet Saffet Efendi şöyle anlatıyordu;
Gayret-i Vataniye muhribi ile birlikte değişimli olarak düşman denizaltılarını arama ve avlama görevi sırasında Paşalimanı’nda bulunuyorduk. Bir telsiz emri aldım. Bu telsizde ‘Morto Limanı’nda bulunan düşman gemilerine bir baskın yapılacağı, bu nedenle karargaha gelmem’ emrediliyordu.” 

“İtalya ve Balkan savaşlarında dökülmüş olan serseri mayınların ve işaret şamandıralarının yerlerini kesin olarak bilmemiz gerekiyordu. Önceden Seyrisefain İdaresi’nde kılavuz kaptanı olan Yeniköylü Binbaşı Nazmi Bey tüm planları bize göstererek tafsilatlı bilgi verdi. Nazmi Bey’i baskına katılarak bize kılavuzluk etmesi için Muavenet’e gelmişti 
Gereken bilgilere sahip olduktan sonra onun gemide bulunması için bir neden göremiyordum. Karadan getirttiğim bir araçla bu zatı kıyıya yolladım.”   

“Kuvvetli esen poyraz nedeniyle beklemede kaldık. Ertesi gün Yadigar-ı Millet eşliğinde Nara’ya asker getiren dört nakliye gemimiz, düşman tarafından bombalandı. Üsküdar isimli gemi, 38’lik bir merminin isabetiyle derin sulara batarak yok oldu. Bir sabah önce de düşman bombardımanı neticesinde yanarak dumanlar içinde kalan Gelibolu önünden geçmiştik. Bu acı manzara, kalplerimizi sızlatmıştı. Vatanımızın selameti ile ordumuzun intikamını alma duygularımız, düşmana olan kinimizi kat kat arttırıyordu.

Mayıs’ın on ikinci günü havanın uygunluğu nedeniyle harekata karar verdik ve saat 17.00’de personele aldığımız görevi tebliğ ettim. 25 Türk subay ve  125 kişilik mürettebatımızla saat 19.00’da Çanakkale’den hareket ettik. Bir süre refakat ediyormuş süsü vererek, cepheden dönen Enver Paşayı taşıyan Kütahya torpidosunu izledik. Havanın kararmasından sonra Nağra Burnu’ndan dönüş yaparak, Kilidülbahir’e doğru yol verdim.

Soğanlıdere’ye kadar olan tehlikeli mıntıkada kazaya uğramadan seyir edebilmemiz büyük bir başarı olacaktı. Bu heyecanlı yolda basiret ve itidal ile 50 dakika sonra tehlikeli mayın hatlarından sıyrılarak Soğanlıdere’ye demirledik. Saat 20.00’de bir düşman zırhlısı Seddülbahir’e demir attı. Karanlık ve sakin bir gece idi. Ay görülmüyor, gökyüzü yalnızca yıldızların zayıf ışıklarıyla biraz aydınlanıyordu. Rumeli sırtları, kenar sulara koyu gölgeler düşürüyordu. Yüzlerce mermi sarfeden düşman gemisi, derin bir sessizliğe dalarak ışıldağını söndürmüştü. Amacımız düşman gemisinde uykusu gelen denizcilerle biraz daha uyumak isteyen diğerlerinin nöbet değiştirme saatinde harekete geçmekti. 

Saat 00.45’te Soğanlıdere’den demir aldık. Bacalardan alev çıkması üzerine süratimi 8 mile düşürerek ve Rumeli kıyılarının gölgelerine sığınarak seyre başladım. Daha önceden dışarıya ışık göstermemek için lomboz camlarını siyaha boyatmış ve kumanda telsizinin çok ses çıkaran zillerini söktürmüştüm. Baştanbaşa karanlıklar içinde yol alan Muavenet’i Milliye muhribinden ne bir ışık sızıyor ne de hayat olduğuna dair bir ses işitiliyordu. 

Yine de hareketimizden biraz sonra cephede bulunan birliklerimize yeteri kadar bilgi vermediğimiz için sahilden gelen bir yaylım ateşi altında kaldık. Ayaklarımızın dibine düşen ve kulaklarımızın kenarından vızlayarak geçen mermilerden bir zarar görmedik. 

Karşımızda pruvası Seddülbahir Kalesi’ne dönük biçimde dev bir zırhlı yatıyordu. Morto koyunda iki değil yalnızca bir düşman gemisi demirlemişti. 

Gece saat 01.00’de biz zırhlı ile Rumeli sahili arasına girmiştik. Hedef ile aramızda tahminen 1200 metrelik bir mesafe vardı. Zırhlının yanından ayrılarak Anadolu sahili yönünde seyreden iki muhrip karanlığa gömülerek gözden kayboldular. 

Tam bu sırada karadaki düşman mevzilerinden atılan bir aydınlatma mermisinin ışığında bizi gören düşman, işaretle parola sormaya başladı. Hızla rota değiştirerek hedefin pruvasına dönerek, ülkelerarası  işaret diliyle şu cevabı verdirdim; ‘Hazır ol’. Amacım sürekli olarak verdiğim bu işaretle düşmanı şaşırtarak kendi muhriplerinden biri olduğumuzu sanmasıydı. Bu aldatmacada başarılı olduk. Düşman ne ışıldağını kullandı, ne de ateş açtı.

Saat 01.10’da düşmanın 200-300 metre açığından ve sancak baş  omuzluğu istikametinden alabanda iskele ederek birbirini izleyen üç torpido attık. Patlamalardan sonra geminin bulunduğu noktaya baktığımda o dev gövde yerinde yeller esiyordu. Düşman zırhlısı karanlık sularda kaybolmuş, geride boş bir denizden başka hiçbir şey kalmamıştı. İki muhribin hızla olay yerine gelerek kurtulan personeli aramaya başladıklarını gördük. Gemiler ışıldaklarını yakarak bizi de arıyorlardı. Önce tam yol verdim, ancak bacalarımızdan alev çıktığı için tekrar hızı düşürmek zorunda kaldım. 

Mayın hatlarının başladığı yer olan Soğanlıdere’ye ulaşarak, sabahı beklemek amacıyla demir attım. Düşman gemileri Boğaz’ın iki tarafını tarayarak bizi arıyorlardı. Sahil bataryalarımızın açtığı yoğun ateş karşısında tutunamayan düşman, bir süre sonra bu faaliyetine son vererek çekildi. İstihkamlarımızın sağladığı güvenlikle sabahı ettik. Aydınlanmaya başlayan havada şamandıralar fark edilmeye başlamıştı. Havuzlara doğru süzülüp kaydım. Saat 04.45’te etrafı kesif bir sis kapladı ve deniz üzerinde elma gibi görünen şamandıralar arasından kemali muaffakiyetle geçerek bir gece de Paşalimanı’nda dinlenip, Mayıs’ın ondördüncü günü sabahleyin bando ile karşılandığımız, donanmamızın yatmakta olduğu İstinye limanına demirledim. Subaylarım ve efradım görevlerinin tam hakkını vermiş oldukları için Muavenet-i Milliye muhribi bu başarıyı elde etmiştir.”

Ruhları Şad olsun

Kaynak- İclâl-Tunca ÖRSES


 
YORUM EKLE
    YORUMLAR