sultanbeyli escort kartal escort maltepe escort tuzla escort ataşehir escort ümraniye escort pendik escort
rexpert
İDO

Bundan 45-50 yıl mukaddem meslekte tekelleşme söz konusu değildi. Zaten tekelleşmeye gerek de yoktu. Çünkü belli bir gemi tipi vardı. Kısaca yolcu ve şilep tabir edilen gemi tipleri meriyetteydi. Badehu zaman içinde dökmeci, ro-ro, konteyner vs. gibi gemi tipleri ortaya çıktıkça meslekte ufaktan tekelleşme başladı. D.B.Cargo’nun M/V Kaptan Asım Alnıak tankerine adım atınca da benim tankercilik serüvenim başlamış oldu. 60 yılı kapsayan aktif deniz hayatımın hemen tamamı tankerlerde geçti. Bizim camiada bir laf vardır. Daha doğrusu bir tekerleme.

 

‘’ Erkeğin aptalı denizci

Denizcinin aptalı tankerci

Tankercinin aptalı kimyasalcı

Kimyasalcının da aptalı makineci olur ‘’  derler.

 

Yalnız şunu belirtmekte fayda var. Bu tekerleme de makineci arkadaşları aşağıladık sanılmasın. Bilhassa onların işlerinin ağırlıklarından, zorluklarından bahsedilmektedir. Malumunuz tankercilik, mesleğin en ağır dallarından biridir. Ayrıca kimyasal tankercilik diğer tankercilikten daha ağır ve rizikoludur. Buna ilaveten de tankerler diğer gemilere nazaran limanlarda çok daha az kaldıklarından ve şehir merkezlerine çok daha uzak ve sapa iskelelere yanaştıklarından bakım ve tutum işleri için ayrılan zaman diğer gemilere oranla daha az olduğu için makineci arkadaşların işlerinin ağırlığını belirtmek için uydurulmuş bir yakıştırmadır. Esasında gemi idaresi bir ekip işi olduğundan her bir branş elemanları birbirlerini tamamlayan bir ekip oluşturur ve gemiyi sevk ve idare eder.

 

Ben tankere ilk adım attığımda çok kıymetli iki usta ile karşılaştım ve onların rahle-i tedrislerinde ikmali tahsil ederek tankerciliğin bütün detaylarını ve af buyurun orostopolluğunu bî hakkın öğrendim. Bugün ikisi de ukbayı balâya dümen tutmuş sayın ustalarım o zamanki 2. Kaptanım Muhsin Yurtal, filodaki lakabı ile Deli Muhsin ağabeyimi  ve pompacı Torik Mehmet’i rahmetle anıyorum. Makamları cennet, kabirleri gülistan olsun.

 

Ben tankerlerde çok mutlu bir hayat sürdüm. Şairin dediği gibi

“ Ne anlar misk-û amberden ehli tersane

Alışmıştır burunları zift ve katrane “

beyitini doğrularcasına belki zamanla koku alma duyularımı körelttim ama o şahane kokular olmadan da uyuyamaz hale geldim. Bazen ezkaza cargo gemilerine filan gidince de kamarama bir teneke içinde motorin, fuel oil  filan getirtir o kokuları teneffüs ederek uyurdum ama sonra emekli edilip de gemiden karaya sürülünce aynı hesap evde sökmedi. Kalorifer peteğinin üzerindeki konserve kutusundaki motorini gören ve kokudan mutazarrır olan hanımın şerri Biscay’ın fırtınalarından beter oldu. Neyse konuyu dağıtmayalım. İnsanın işi olmayınca çenesi açılıyor işte, affola.

 

Uzun bir zaman kaptanlık ve idarecilik yaptıktan sonra aklını çalıştırıp biraz da şansının yaver gitmesi neticesinde kimyasal tanker armatörlüğüne terfi etmiş, tankerciliği bilen, personel hakkı yemeden, sineği ezip yağını çıkartan, posasını da gübre olarak değerlendiren bir meslektaş/armatörün gemilerinde çalıştım. Şimdi rahmeti rahmana kavuşan sayın armatörüm en olmadık limanlardan en olmadık yükleri bulur, hem kazanır, hem kazandırırdı. Allah için tankerlerinde çok para kazandık, maaş harici. Artık ne o tankerler kaldı, ne de o armatörler ve de kaptanlar tabiî ki ve eski anıları anlatmakta , hatırlamakta da  bir mani yok.

 

Efendim, Karadeniz’de bir limandan yüklediğim kargoyu Belçika’da tahliye edip Biscay’da boş olarak Karadeniz’e müteveccihen seyrederken acil bir mesaj geldi. Fas’ın Muhammediye Limanı yakınlarındaki bir terminalden İtalya/Piombino yakınlarında ki bir terminale tahliye edilecek üç bin küsür tonluk bir parti yağ olduğunu alıp alamayacağımızı sorguluyordu şirket. Tabi alabilir misiniz demek, bunu alacaksınız demekti ve karşı çıkmak zaten kaptanlığımızın şanına yakışmazdı ama mesele uluslararası protokollerle ilgiliydi. Gazfire filan gibi ama evvel Allah rahmetli Torik Mehmet’in öğretisi ile hakkından gelinemeyecek sorun değildi. Tabi kitaplar yazmadığı ve okullarda okutulmadığı veçhile ikinci ve üçüncü kaptanlarımın muhalefetine rağmende üstesinden gelemeyeceğimiz bir sorun değildi. Kısaca Okey msg.nı gönderip tebdili rota ile yeni yükleme limanına dümen tuttuk. Gittigimiz terminalde yükümüzü aldık. Bizi acenta ile bir İtalyan karşıladı. İtalyan tam bir Sicilyalı mafya elemanı pozlarında kamarada benimle yalnız konuştu, bazı talimatlar verdi. Zaten işin içinde bir orostopolluk olduğunu anlamıştım ama yapacak bir şey yoktu. Kargo Transförmatör yağı denen bir yüktü. Cebelitarık Boğazı’nı geçip Akdeniz’e duhul edene kadar aklıma bir şey gelmedi. Sonra İstanbul geçişinde şirkete gönderdiğim talepnamede sefer dönüşü tanklardaki hamuleyi ısıtmak için serpantin devrelerindeki eksiği tamamlamak üzere talep ettiğimiz on ton ısıtma yağı geldi. Çarkçıbaşını çağırttım, kamara da kahvelerimizi içerken konuyu açıp bu taşıdığımız kargonun talep edilen yağ ile hemen hemen aynı görünüşe sahip olduğunu ve acaba ikisinin de muhteviyat açısından denk olup olmadığını sordum. B/Ç ‘’ Vallaha bilmem ki Süvari Bey ‘’ dedi. Tankercilik damarım depreşti, hemen her iki yağdan da numune aldırıp getirttim kamarama, kontrol ettik ve aşağı yukarı çok benzer olduğunu gördük ama emin olamadık tabi.Geminin sefer sonu tersaneye girme ihtimali vardı. Şirketin diğer bir gemisi de tersanedeydi. Yani şirketin bu sıra maddi açıdan sıkıntısı olabilirdi. Ben yağ talep edince patron Tuncay biraz daha idare edin şu sıra fazla açılmayalım, bu yağ da bayağı pahalı bir şey demişti. B/Ç ile bir karara varamayınca şirkete sorup bilgi almaya karar verdim. Ancak açık hattan aleni olarak konuşmamıza imkan yoktu. Ayrıca şirket çalışanları teknik müdür, enspektörler filan biz deniz adamlarını ciddiye almaz ve cevap bile verilmeye  tenezzüle değmez yaratıklar, yani bir takım köleler olarak gördükleri için aydınlatıcı bir cevap alamama endişesi doğdu. Günlerden cumaydı ve saat İstanbul’da ikindiye yaklaşıyordu.Yani zaman da dardı. Aklıma bir fikir geldi. Dikkat çeksin diye artık muhaberecilikte kullanılmasına gerek kalmayan, çok eski telsiz zabitlerinin bildiği, Kurtuluş Savaşı’nda askeri muhaberatta kullanılmış “Tayyare.dakika tehir-i mucibi idamdır, makine başında cevabınıza muntazırım “ servis başlığıyla bir msg. çektim .

 

Sayın yetkililer, gemi baş mühendisi ile bir öğlen yemeğine iddiaya girdim. Ancak neticeden emin değilim, ısıtma yağı ve taşıdığımız cargo olan transförmötör yağının aynı evsaf ve karakterde olup olmadığının acilen bildirilmesi hususu beray-ı malümat arz,mahiyetinde ki msg.yolladım.

 

Cevap geldi iki saat kadar sonra ama ben işin muhteviyatını İstanbul’a gelince öğrendim. Bermutad msg şirkete gidince ilgililerce bak şu kaptanın yediği boka gene alay ediyor. İşte bu adamlar hem dünyanın maaşını alıyor, hem de nelerle vakit geçiriyor demişler. Ancak işi bilen armatör her gelen msg.kendi ekranında da gördüğü ve değerlendirdiği için olayı anında anlıyor ve topluyor ihvanları. Evet diyor, buyurun kaptan ne demek istiyor bu msg.da. Efendim estek, köstek işte zaman geçirmek filan. Rahmetli indiriyor yumruğunu masaya. ‘’Evet mektepli beyler ‘’ diyor. ‘’Beğenmediğiniz pratikten tankerci kaptan diyorki: Biz emin olamadık. Bize acilen araştırıp cevap verin talep ettiğimiz ısıtma yağı ile taşıdığımız cargo aynı evsafta mı? Bunu  açıpta telefonla soramayacağı gibi msg. olarakta yollayamayacağı için bir şekilde anlatmak istemiş. Şimdi anladınız mı beyler? ‘’ deyince Teknik müdür ‘’ Ama efendim öyle de olsa ne işe yarar? ‘’  diye sorunca rahmetli gülmüş ve senin karşında dünkü çocuk yok. D.B.Cargo’dan icazetli tankerci var. Umalım da iki yağın evsafı aynı olsun en azından yağ ikmalimizi sıfırlarız. Hadi şimdi gidip hemen araştırın ve neticeyi bana çok çabuk bildirin, msg.çekeceğim.’’ demiş.

 

Cevap msg. bizzat armatör tarafından geldi. Kendi imzası ile. ‘’ Sayın Kaptan engin bilgi ve sezginizi kutluyorum. İddiayı siz kazandınız. B/Ç’ nin yemeğini afiyetle yiyiniz. Ama bu yemeğin ücretini bizzat ben ödeyeceğim. Selamlar. ‘’

 

Msg.alınmıştı. Patron ‘’ Tamam Kaptan ‘’ diyordu. ‘’ Sen haklısın. Gerekeni yap, sefer sonunda sizin bonosunuz ödenecek. ‘’Devrisi gün operasyon tamamlandı. Kendi gemimizin bütün ısıtma yağı devreleri imla edildi. Ayrıca B/Ç ‘ nin ayarladığı bir boş tanka otuz iki ton kadar da eşantiyon yağ alındı. Sağlimen Piombino’ya muvasalat ile üç kağıtçı İtalya’nın malı teslim edildi ki buda ayrı bir anlatı konusudur. Sağlimen gelip tahliyeyi tamamladığımız için yüklüce bir bonus alarak İstanbul’a geldik. Armatör bizzat gelerek çok şişkince bir zarf verdi. Sen istediğin gibi dağıt dedi ve aldığımız yağın maddi değerini bilip bilmediğimi sordu.

 

- Ben ne bilirim Sayın Patron dedim. Ben  gemi kullanırım. Ticaret benim neyime.

-Tuncay dedi. Şunu bil. Bir senelik maaşını bedavaya getirdin.

-Eh patron  dedim. Biz tankerciyiz. Hiçbir iş yapamazsak da bir no tanktan beş no’ya mal aktarır Allaha şükür bugünü de kurtardık deriz dedim.

Rahmetli ‘’ Ulan Tuncay’’ dedi. ‘’Senin tankerciliğine şapka çıkartıyorum. Ustaların seni çok güzel yetiştirmiş. ‘’

 

Sonra bütün personele hak ettikleri kadar bonus dağıtıp B/Ç’yi alıp çıktım dışarı biraz dolaşmaya. Baktım B/Ç biraz muğber. Hayrola dedim ne oluyor?

‘’Yahu Süvari Bey düşünüyorum da adamın malından epeyce aldık. Acaba çok mu günaha girdik yahu? ‘’

 

Bak çarkçıbaşım dedim. Sen kaptanın duasını bilir misin?

Yoo dedi.

O zaman dinle dedim.

Haram, helal ver Allah’ım

Kaptan kulun yer Allah’ım.

‘’Tamam Süvari Bey, tamam’’ dedi. Bonusu da cebine indirmekte gecikmedi tabi.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
yukarı çık