6.Belge/Açıklama;

Mavi Kitap için en önemli karşı açıklama ise, kitabın ilk yazarı olan bizzat Arnold Toynbee tarafından yapılmıştır. Mavi Kitap'ı anlatarak, 1915'teki zorunlu Ermeni  tehcirinin amacının güvenlik önlemi olduğunu, bu uygulamanın aynısını ABD'nin, Pearl Horbour baskını sonrası Japon asıllı Amerikalılara  karşı yaptığını söylüyor. James Bryce ile birlikte yazdıkları Mavi Kitap'ın, İngiltere hükümeti tarafından Almanlar aleyhine karşı propaganda amacıyla hazırlatıldığını bilmediklerini söyleyen Arnold Toynbee, 'Bilseydik böyle bir şeyi yapmazdık' demektedir. Toynbee, hatıralarını kaleme aldığı ve Türkiye'de Klasik Yayınları tarafından Türkçe'ye aktarılan kitabında Ermeni Soykırımı iddialarına karşılık şu ifadeleri açıkça belirtmiştir.

"Hükümetin bu kitabı propaganda için hazırlattığını bilseydik yapmazdık. 1915'te Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ermeni hadisesi hakkında gösterilen tavırlar hususunda Lord James Bryce için hazırladığım kitap Türklerle aramda kurduğum dostluğun temelini oluşturmaktadır. Ermeni meselesi hakkındaki araştırmalarımda takip ettiğim yol sayesinde, bu olayın muhataplarıyla aynı vatanı paylaşan insanlarla arkadaşlık kurabilmiştim. Ermenilerin yerli Türk komşuları tarafından böylesi bir muameleye tabi tutulmadıkları açıkça ortadaydı. Türklerin, Ermeni dostlarına yardım etmek üzere ellerinden geleni yaptıklarına dair kanıtlar da vardı. İstanbul hükümetinin emriyle Ermeniler, yaşadıkları yerlerden göç ettirilmişlerdi."  (Sayfa:282)

"O tarihlerde, İngiltere Krallığı hükümetinin bu propaganda faaliyetlerinden habersizdim. Sanırım Lord Bryce da öyleydi. Çünkü eğer gözlerimiz açılsaydı, ne Bryce ne de ben, İngiltere Krallığı hükümetinin yüklediği bu işi yapardık. Lord Bryce, dürüstlüğü ile tanınan bir insandı. Bu siyasal ilişkileri farketmiş olsaydı sanırım teklifi reddederdi. Amerikan kaynaklarına ulaşabiliyordu ve Amerika'da kendisine büyük bir saygı duyuluyordu. Eminim ki söz konusu kitabın ( Mavi Kitap/Blue Book ) yazılması gündeme geldiği dönemde bu işin arkasındaki politik güdümün farkına varmış olsaydım Lord Bryce'ın dairesine doğru yürürken çok rahatsızlık hissederdim." (Sayfa:174-180)

Arnold Toynbee hatıralarını kaleme alıp yazmış olduğu aynı kitabında, Ermeni tehcirinin siyasal nedenlerini şöyle açıklamaktadır;

"Dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır ki o da şudur;Üç kişinin kurduğu hükümetin ( İttihat ve Terakki hükümetinin en yetkili kişileri olan Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal paşa ) Osmanlı'daki Ermenilere yaptığı muamelede öne sürdüğü sebepler kişisel değil, siyasi idi. Anadolu'nun batısında yaşayan Yunanlılar gibi, Ermeniler de bir gün Osmanlı İmparatorluğu'ndan kendilerine bir devlet koparabilecekleri ümidini taşımışlardı. Yunanlıların ve Ermenilerin siyasi amaçlarının meşruiyeti yoktu. Çünkü, iki gurup da Türkler arasında azınlıktaydı. İstekleriyle Türk İmparatorluğu'nu bölmeyi amaçlıyorlardı. Yalnız bu Türk halkına ciddi haksızlıklar yapılmadan gerçekleştirilemezdi. Türk yetkilileri yerli Ermeni toplumunun Rus istilacılar için, 'Beşinci Kol' olarak çalışabileceğini keşfetmişlerdi. Ermenileri savaş bölgesinden çıkartma kararı aldılar. Bu da bir güvenlik önlemi olarak değerlendirilebilir. Benzer koşullar altında, başka hükümetler de benzer kararlar almışlardır. Örnek olarak, Pearl Harbor'da Japonlar, Amerikan donanmasına saldırdıktan sonra, Amerikan hükümeti Japon asıllı Amerikalı vatandaşlarını, Pasifik'ten çıkarıp Mississipi havzasına yerleştirmişti." (Sayfa: 283-284)

Kaynak: Klasik Yayınları-Arnold Toynbee-Experiences. Çevirmen: Şaban Bıyıklı- "Hatıralar-Tecrübelerim"-2005.

7.Belge/Açıklama;

Ermenilerin hemen hemen Anadolu'nun bir çok yerinde, Rusya ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu'na karşı savaşabileceklerini belirten yüzlerce yazışma, telgraf vs., Rusya Devlet Arşivlerinde bulunmaktadır. Aşağıda bunlardan biri bulunmaktadır. Çarlık Rusyası Dışişleri Bakan Yardımcısı Neratov'un,  Londra Büyükelçisi Benkendorf'a 28 Mart 1915 tarihinde akşam saat 19:00'da çektiği 1613 numaralı telgrafın Türkçe metni yer almaktadır. Neratov bu telgrafta, Zeytunlular'ın ( Kilikya Bölgesi ) Osmanlı İmparatorluğu'na karşı savaşçı sayısını 15.000 kişiye çıkarabileceklerini belirtiyor.

"Kafkas Ordusu Piyade Karargahı, Zeytunlu yetkililer Mavi Nohudyan, Mikael Avordyan ve Gasparyan'ın ağzından şu bilgiler aktarılıyor.Hınçakların örgütü, Kilikya'da bir çok yandaşa sahip. Özellikle 3.000 kişiyle Zeytun'da oldukça kalabalıklar. Adana, Dörtyol, Acin, Sis, Furnuze, Maraş ve Halep'te komiteleri var. Hareketin başına 1895 hareketini yönetenler geçebilir. Tohaçyan, Surenyan, Çakıryan, Yakupyan ve de Gasparyan. Zeytunlular savaşçı sayısının 15.000 kişiye çıkarılabileceğini ve Aleksandret ile çevresinden herhangi bir çıkartmaya gerek kalmadan yüksek miktarda silah sağlayabileceklerini söylüyorlar. Neratov."

Kaynak: Mejdunarodne Otnoşeniya V Epohu İmperializma. Dokumentı İz Arhiva Tsarskogo İ Vremennogo Pravitelstva 1878-1917 gg, seri 3, c7, bölüm 2, Sayfa: 121. Moskova-Leningrad 1935. Mustafa Perinçek- Rus Devlet Arşivlerinde 150 Belgede Ermeni Meselesi-Kırmızı Kedi Yayınları-2012

8.Belge/Açıklama;

Aşağıdaki belge bir rapordur. Raporun üzerinde 589.Rusya Kuban Piyade Birliği Komutanlığı anteti yer almaktadır. Rapor, 589.Rusya Kuban Piyade Birliği Komutanı'nı tarafından, 19 Ocak 1915 tarihinde 143 numaralı yazı olarak Kars Kalesi Komutanı'na iletilmiştir. Bu rapordan da görüleceği gibi, Doğu Anadolu'da sadece Türklere değil, Müslüman Kürtlere de, Ermenilerin yanı sıra Rumlar tarafından da saldırılar yapılmıştır.Aşağıda bu raporun kısa bir bölümü yer almaktadır.

RAPOR

 (.......)

"Yukarıda bildirdiklerime, köylerine geri dönen yerel Rum ve Ermenilerin kaybolan büyükbaş hayvanlarını ve varlıklarını arama bahanesiyle büyük gruplar halinde Kürt köylerini dolaşarak, Kürt köylerini yağmaladıklarını, ve Kürt kadınlarına tecavüz ettiklerini eklemeyi görevim sayarım. Bütün Rum ve Ermeniler silahlanmış."  

Kaynak: (RGVIA fond 2100, Liste 2, Dosya 460, Yaprak 110 ) Mustafa Perinçek- Rus Devlet Arşivlerinde 150 Belgede Ermeni Meselesi-Kırmızı Kedi Yayınları-2012

9.Belge/Açıklama;

Aşağıdaki belge ise, Kars'lı Avraam Kayamaşev tarafından, 8 Ocak 1915 tarihinde, Rus Çarlığı Kafkasya Valisi Kont Vorontsov Daşkov'a yazılmış bir dilekçedir. Dilekçeden kısa bir bölüm şu şekildedir;

"Rus Kafkas Harekat Ordusu saflarında yerimi almak isterken, yurdunu, vatanını ve bütün Hıristiyan nüfusu ezeli düşmanımız Türkiye'ye karşı korumak adına 300 kişilik Ermeni gönüllü birliği oluşturmayı arzuluyorum. Çünkü Harekat Ordusu Atlı Akıncı Birliği'ne bizi almayı kabul ettiğinizi ifade etmiştiniz. Şu an kendimizi feda ediyoruz. Beni de bahsi geçen birliğin üstü olarak kabul etmenizi rica ediyorum."

Kaynak: (RGVIA fond 2100, Liste 1, Dosya 558, Yaprak 19-19 arkası ) Mustafa Perinçek- Rus Devlet Arşivlerinde 150 Belgede Ermeni Meselesi-Kırmızı Kedi Yayınları-2012

10.Belge/Açıklama;

Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ermeni isyanlarına ilişkin en çarpıcı itiraf ise, yine bir Ermeni olan Artaşes Balasiyeviç Karinyan ( Gabrielyan )'dan gelmektedir. A.B.Karinyan, Ermenistan SSC Eğitim Halk Komiser (Bakan) Yardımcısı olarak görev yapmıştır. Aynı zamanda Ermenistan SSC Bilimler Akademisi üyesidir. 1982 yılında ölmüştür. Karinyan'ın "Ermeni Milliyetçi Akımlarının Özelliklerine Dair" isimli makalesindeki şu ifadeler aslında, Ermeni Soykırımı hakkında ileri sürülen tüm iddiaların ne kadar tek taraflı ve tarihsel araştırmadan yoksun olarak dile getirildiğinin de ispatıdır.

"Ermeni gönüllü birlikleri, Türk ve Kürt nüfusu sistematik olarak imha etti.  Artık Ermeniler, şimdi gizli emellerini açıktan göstermeye başlamışlardı. Türkiye Ermenistanı'nda yaşayan Hıristiyan olmayan bütün gruplara karşı nefretlerini artık gizlemiyorlardı. Rus ordularının zaferleriyle coşan 'gönüllüler', şimdi işgal edilmiş bölgelerde bütün gücünü etkisini artırmaya ayırıyordu. Bunu başarabilmek için de Ermeni olmayan nüfusun fiziksel olarak yok edilmesi yöntemine başvuruyordu. Belirlenen bu idealin gerçekleştirilmesindeki en ciddi engel, Türkiye Ermenistanı'nın karışık milli yapısı ve Ermenilerin 'altı vilayette' azınlıkta olmalarıydı. Özellikle Müslüman olan halklar tartışmasız çoğunluğu teşkil ediyordu. Rus ordusunun raporlarından görülüyor ki, Ermeni Gönüllü Birlikleri, en geniş ölçüde, Hıristiyan olmayan halkın ortadan kaldırılmasıyla uğraştılar. Türk ve Kürt nüfusu sistematik olarak imha ederek, Taşnaksütyun Partisi'nin, Ermeni bölgesinin Müslüman öğelerden temizlenmesini ve sınırların çevrilmesini öngören planını yerine getirdiler. Bu 'program' inatla uygulandı. Bu program Ermenilerin kendileri için de yıkıcıydı. Ermeni gönüllüler tarafından gerçekleştirilen zorbalıklara misilleme olarak, Türk ve Kürt köylüleri de Ermeni halkının hakkından geldi."

Kaynak: A.B.Karinyan, "K Harakteristike Armyanskih Nationalistiçeskih Teçeniy", Bolşevik Zakavkazya, No:9-10, s-65, vd-1928. Mustafa Perinçek- Rus Devlet Arşivlerinde 150 Belgede Ermeni Meselesi-Kırmızı Kedi Yayınları-2012

11.Belge/Açıklama;

Aşağıdaki belge ise, özellikle Diaspora Ermenilerinin gerek nüfus gerekse lobi olarak son derece güçlü oldukları Fransa'dan. Bu belgeyi günümüzde kimse hatırlamak istememektedir. Bu belge, varlığını o zorlu yıllarda, hukuken sürdüren bir devletin yani Osmanlı İmparatorluğu'nun, I.Dünya Savaşı'na henüz girmeden önce ilan ettiği "Genel Seferberlik" ile, sağlık durumu askerliğe uygun olan vatandaşlarından silah altına alınmalarına ilişkin taleple ilgilidir. Fakat, seferberlik ilanından hemen sonra, 5 Ağustos 1914 tarihinde Fransa-Marsilya'da yaşayan Türk Ermenileri büyük katılımlı bir toplantı düzenleyerek bir beyanname düzenlerler.. Ve bu beyanname dönemin önemli Fransız gazetelerinde yayınlanır. Diaspora'nın önde gelenlerinden biri olan Turabian Aram imzası ile yayınlanan beyannamenin bazı satırları şu şekildedir;

"Rus Ermeniler, Moskova orduları saflarında savaşacaklar, vazifelerini yapacaklardır. Bize, Türk tahakkümündeki Ermenilere gelince, hiç bir Ermeninin silahı, ikinci vatanımız olan Fransa'ya ve onun müttefiki ve dostlarına çevrilmemelidir. Türkiye seferberlik yapıyor. Bizi, kime karşı olduğunu söylemeden silah altına çağırıyor. Rusya'ya karşı mı? Haydi canım. Asla Türk Beyler, yanlış adrese geldiniz."

"Ermeniler, kime karşı olduğunu söylemeden Türkiye sizi silah altına çağırıyor.  Sizler, Fransa ve onun müttefiklerinin ordularına gönüllü yazılın."

Kaynak: Aram Turabian - Les Volontaires Armeniens sous les Drapeaux Français. Marseille-1917-Sayfa: 6

Yukarıdaki Ermeni Beyannamesi'nin Fransız gazetelerinde yayınlanmasından sonra, Anadolu'nun muhtelif yerlerinde Ermeni isyanları da tekrar baş göstermeye başlamıştır. Bunlardan biri de Fransızların ve Ermenilerin Kilikya olarak adlandırdıkları Adana, Maraş, Hatay, Antep bölgesinde yer alan Zeytun'da olmuştur.

Osmanlı Hükümeti, 3 Ağustos 1914'de seferberlik ilan etmişti. Zeytunlu Ermeniler, Osmanlı bayrağı altında bulunmayı reddederek, kendi subayları yönetiminde, 'Zeytun Fedai Alayı' kurarak kendi bölgelerinde 30 Ağustos'ta fiilen isyan etmişlerdir. ( Genelkurmay Arşivi: No:1/131, KLS 2287, Dosya 12, F.1-10 )

12.Belge/Açıklama;

Yine Zeytun'da 1915 Şubat ayında Zeytun Ermenileri, savaş ortamında Osmanlı Devleti'nin asker ve cephane sevki yaptığı sırada askeri konvoya saldırarak büyük zarar vermişlerdir. Bölgede silah altına alınan bütün Ermeniler firar etmişler, isyan hareketlerine katılmışlardır. Bu isyanlar tehcir kararının alındığı tarihe kadar devam etmiştir. Bu isyanlar neticesinde, Osmanlı Devleti, bölgede emniyeti sağlamak adına bazı tedbirler almış ve bu durumu  dönemin Halep Amerikan Konsolosluğu, bir rapor yazarak kendi bakanlığına göndermiştir. Konsolos bu raporu gönderirken, bölgedeki Amerikan misyoneri Protestan Papazı John E. Merill'in bir mektubunu da ilave ederek gönderir. Bu mektuptan bazı satırlar aşağıdadır;

"Zeytun'da çatışmalar başlamadan önce, Protestan misyoner Herr Blank ile, iki Gregoryen'den oluşan bir Komite, Zeytun'a gidip eğer mümkünse bir anlaşma temin etmek istedi. Ama bu komite başarı sağlayamadı.Kanun kaçakları Zeytun ile Maraş arasında tepelerde bulunuyorlar. Suları, yiyecekleri, silahları ve cephaneleri var. Bulundukları yere sadece tek kişinin geçebileceği bir keçi yolundan gidilebiliyor.  Köy halkının bir kısmı Maraş'a nakledilmiştir. Maraş bölgesinin okumuş ve kabiliyetli Hıristiyan halkının göç ettirilmesi, Amerikan misyonerlerinin menfaatlerine direkt bir darbedir. 50 yıldan fazla süren bir çalışmanın ve yüz binlerce dolar masrafın neticesi tehlikeye sokulmaktadır."

Kaynak: Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Türk Tarih Kurumu- 1983, Ankara.Sayfa:200 (USNA M-353/6, No:867.00/761,Sayfa:196)

Bu isyan gibi, bir çok farklı yerlerde Ermeni isyanları savaş sırasında çıkarılmıştır. Yukarıdaki gibi yüzlerce farklı rapor ve belge ABD arşivlerinde bulunmaktadır. Tabii ki insan sormadan, şaşırmadan edemiyor. Temiz akıl ve temiz vicdan sahibi olanlar düşünüyor. Savaş halinde olan bir devlette, isyanlar, çatışmalar oluyor. Devlet, bu isyanları çıkaran kanun kaçaklarını yakalamaya çalışıyor, fakat ABD'li misyonerler bu kanun kaçakları ile Devlet arasında arabuluculuğa soyunuyorlar. Bu kaçakları sakladıkları belli olan aileleri tedbir olarak başka yere göç ettiren Devlet için müdahale talebinde bulunup, bu hareketin kendi menfaatlerine darbe olduğunu söylüyorlar. Ve her zaman yaptıkları gibi,  bu kaçaklar çatışmalarda öldürülürse bunun adı da Ermeni katliamı oluyor.

13.Belge/Açıklama;

İngiltere'nin, her ne kadar kirli politikaları için yalanlar üzerine kurgulanmış, Mavi Kitap isimli sahtekarlık ürünü belgeler üretmedeki kabiliyeti ortada ispatlanmış olsa da, bu ülkede gerçekleri gören akıl ve vicdan sahibi kişiler de bulunmaktadır. Bunlardan biri de İngiliz İşçi Partisi Milletvekili Yarbay T. Williams'tır. 25.11.1924 tarihli  İngiltere Parlamentosu'ndaki müzakereler sırasında, T.Williams yaptığı konuşmada şu tarihi sözleri kayıtlara geçirmiştir;

"Rusya ilk olarak ve tamamen siyasi maksatlarla Ermenileri piyon olarak kullanmaya başlayıncaya kadar Ermeniler ile Türkler, birbirlerine yüz yıllarca iyi muamele etmişlerdi. Ruslar, Ermenilerden Hıristiyan olarak faydalanmışlardır. Ermeni Komitelerin faaliyetleri sonunda, Yakın Doğu durumlarından ve dinlerinden tamamen habersiz olan bu ülke  (İngilizler) halkı hemen Ermenilerin, Hıristiyan oldukları için öldürüldükleri kanaatine kapılırlardı. Halbuki gerçeğin bununla hiç ilgisi yoktu. Onlar (Ermeniler), kendi hükümetlerine karşı bir ayaklanmayı yaptıkları için tedip edilmişlerdi (terbiye edilmişlerdi/yola getirilmişlerdi). Oluşturulan şartlar, aynen son zamanlarda İrlanda'dakilere benzemekteydi. Bir kere bu isyan şartları oluştuktan sonra, artık kim olursa olsun, şiddetle bastırmaya mecbur olursunuz. Bu bakımdan, herhangi bir şekilde bağımsız bir Ermenistan devletini kurmayı amaçlayan bir eylemi protesto ederim. Bu konuda zaman zaman alınan mektuplar bize bazı gerçekleri hatırlatıyor. Bunlar ' Allah aşkına, bizi Türklerle yalnız bırakın. Bizi yalnız bırakırsanız, onlarla yan yana yaşayabiliriz, anlaşabiliriz.' demektedir. Eğer bizler, İngiltere başta olmak üzere, Büyük Güçler işe müdahale etmeyi bırakırsak, Ermeniler pekala Türklerle anlaşabilirler."

Kaynak: Parliamentary Debates ( Commons ), London,1924, vol.170, 25.11.1924. Prof. Dr. Mim Kemal Öke, Ermeni Sorunu, Sayfa: 199-200.

Tehcir kelimesi Arapça bir kelime olup, anlamı "göç ettirmek"tir. Bu kelimenin anlamı zorla bir kampta tutulmak veya kampa gönderilmek değildir. Yer değiştirmek anlamında kullanılmıştır. Fakat, günümüzde özellikle ABD, İngiltere, Fransa gibi ülkeler "Deportation" kelimesini kasıtlı olarak kullanıyorlar. Bunun anlamı bir yerde "mahfuzen ikamete mecbur" tutmaktır. Yani "sürgün edilmek" demektir.  Sürgünde, yani "deportation"da gönderilen kişiler, gidilen yerlerde serbest değillerdir. Bir kalede, kampta, hapishanede, belirli bir yerde dış Dünya ile irtibatı kesik-kopuk olarak yaşarlar. Halbuki Osmanlı Devleti'nin "tehcir" kararında bu tür bir uygulama yapılmamıştır. Hatta Devletin kendi sınırları içinde olacak şekilde göç ettirilenlerin, yerleştirileceği köyler, kasabalar, kentler nerede, ne şekilde olacağı, evlerin yetersiz kaldığı yerlerde ne şekilde evler yapılacağı ve bunların yapım masraflarının hangi bütçeden karşılanacağına kadar yazılı kanun-tebliğ haline getirilmiş ve uygulanmıştır. Bu konuda Osmanlı Arşivleri ve T.C.Genelkurmay Arşivleri'nde bir çok belge bulunmaktadır.

1915 yılı başından itibaren, Ermeni komitelerinin çıkardıkları isyanlar ve terör olayları, askeri açıdan bir tehdit oluşturmaya başlamıştır. Bu nedenle Ermeni vatandaşlarını isyana sürükleyen, komiteler kapatılmış tüm yöneticileri tutuklanmıştır. Sadece İstanbul'da, 235 kişi tutuklanmıştır. Dönemin Dahiliye Nezareti ( İçişleri Bakanlığı ) 14 il ve 10 Kaymakamlığa 24 Nisan 1915 tarihinde ünlü genelgeyi göndermiştir. Ermenilerin bütün Dünyada "Soykırım Günü" olarak andığı 24 Nisan günü, genelgenin yayınlandığı işte bu tarihtir.

Bu genelge ile, Ermeni komiteleri kapatılmış, üyeleri ve yöneticileri tutuklanmış, belgelerine el koyulmuştur. Bu amaçla yapılan aramalarda çok sayıda silah, bomba, kurşun ve patlayıcılar ele geçirilmiştir. Bu genelge de isyanları durdurmamış, Van şehri Ermenilerin de desteği ile Rus ordusu tarafından 18 Mayıs 1915'te ele geçirilmiş ve binlerce Türk-Kürt Müslüman halk katledilmiştir. Van'ın işgal edildiği tarihe kadar, tehcir kararı Osmanlı Hükümeti'nin gündemine gelmemiştir. sadece isyanı yöneten, yönlendiren komite merkezlerine ve üyelerine yönelik idari tedbirler alınmıştır.

Bütün bu gelişmelerden sonra, Başkumandanlık tarafından 2 Mayıs 1915 tarihinde, Dahiliye Nezaretine gönderilen yazı ile, Rusların 20 Nisan 1915 günü kendi sınırları içindeki Müslüman halkı sefil ve perişan bir halde sınırlarımızdan içeri sürdükleri belirtiliyor, Van'daki Ermeni isyanına da atıf yapılarak, Ermenileri aileleri ile birlikte Rusya sınırları içine ya da Anadolu içinde farklı yerlere dağıtılması gerektiği belirtiliyordu. Bu yazıda devamla, bir sakıncası yoksa, isyancıların ailelerinin ve isyan çıkaran bölge halkının, sınırlarımız dışına Rusya'ya gönderilmesi ve bunların yerine, Rusya'dan gelen Müslüman halkın yerleştirilmesinin tercih edileceği belirtilmişti.

Böylece, 27 Mayıs 1915'te "Vakt-i seferde icraat-ı hükümete karşı gelenler için cihet-i askeriyyece ittihaz olunacak tedbir hakkında kanun-ı muvakkat" kabul edilerek yürürlüğe girdi.(Takvim-i Vekayi No:2189 )

Arşivlerde yer alan belgelerin asıllarında dahi "tehcir" kelimesi geçmemektedir. Kanun-ı Muvakkatta 'diğer mahallere sevk ve iskan', Dahiliye Tezkeresi ile Bakanlar kurulu kararında ise 'tayin ve tahsis edilen mahallere nakil ve iskan' ifadeleri kullanılmıştır.

27 Mayıs 1915 tarihli kanunla Ermenilerin toplu göç uygulamasında şu hususlar dikkate alınmıştı.

- Harp sahalarına bitişik vilayetler ile, Akdeniz'e bitişik vilayetlerdeki Ermenilerin yer değiştirmesi düşünülmüştür.

- Nakledilecekleri yerlerde, tekrar isyan çıkarmalarına engel olmak amacıyla, yerel Müslüman halkın nüfusunun %10'nu geçmemeleri ve kurulacak köylerin her birinin 50 evden fazla olmaması göz önünde tutulacaktır.

Yer değiştirmenin ne şekilde yapılacağı ise Bakanlar Kurulu kararında şu şekilde belirtilmiştir:

- Ahali, kendilerine tahsis edilen bölgelere rahat bir şekilde, can ve mal emniyetleri sağlanarak nakledilecektir.

- Yeni evlerine yerleşene kadar iaşeleri, "Göçmenler Ödeneği"nden karşılanacaktır.

- Eski mali ve iktisadi durumları göz önünde tutularak, kendilerine emlak ve arazi verilecek, muhtaç olanlara Osmanlı Hükümeti tarafından mesken inşa edilecek, çiftçi ve zanaat erbabına tohumluk ve alet edevat temin olunacaktır.

-  Geride bıraktıkları taşınabilir mal ve kıymetler kendilerine uygun şekilde ulaştırılacaktır.

- Ermenilerin boşalttıkları şehir ve köylerdeki gayrimenkulleri tespit ve kıymetleri takdir edildikten sonra, bu köylere yerleştirilecek muhacirlere verilecektir.

- Muhacirlere verilenlerin dışında kalacak zeytinlik, dutluk, bağ, dükkan, fabrika, depo gibi gelir getiren yerler müzayede ile satılacak veya kiraya verilecek, bedelleri sahiplerine ödenmek üzere mal sandıklarınca emanete kaydedilecektir.

- Bütün bu konular, özel komisyonlar marifetiyle yürütülecek, ve bu konuda bir talimatname hazırlanacaktır.

Yukarıda bahsi geçen tüm kanunların ve uygulama esaslarının işlerliği hakkında arşivlerde yüzlerce yazılı belge ve rapor bulunmaktadır. .

Ayrıca, 30 Mayıs 1915 tarihli hükümet talimatnamesinin 3.maddesi şu şekildeydi;

"İskan bölgelerine sevk edilen Ermenilerin yolculukları sırasında, can ve mallarının korunması, yiyeceklerinin ve rahatlarının sağlanması, yolları üzerinde bulunan vilayet görevlilerine aittir. Bu konudaki herhangi bir gecikme ve ihmalden her kademedeki devlet görevlileri sorumludur."

Arşiv belgelerinde de özellikle bu konuda, Osmanlı Devleti'nin, zorunlu göçün uygulanmasında, insani olarak gerekli tedbirlerin alınması yönünde gerekli düzenleme ve faaliyetleri yaptığı ve aksayan hususlarda ve kanun dışı olaylarda gerekli müdahalelerde bulunduğunu ve bu konuları ciddi şekilde takip ettiğini, meydana gelen suistimalleri araştırmak için komisyonlar kurduğunu gösteren yüzlerce belge bulunmaktadır.

Bu madde uyarınca, 1915 yılı sonuna kadar 1.673 kişi mahkemelere verilmiştir. Devlet görevlisi olanlar da Osmanlı Divan-ı Harb Mahkemesi'nde yargılanmışlardır. Bunların 528'i asker ve polis, 170'i sıhhiye müdürü, kaymakam, belediye başkanı, sevk memuru ve telgraf müdürü, 975'i çete mensubu ve halktan kimselerdi.

Mahkemelerde görülen davalarda alınan kararlara örnek olarak; 19 Şubat-12 Mart-22 Mayıs 1916 tarihlerinde sonuçlandırılan davalarda; 67 kişi idama, 524 kişi hapis cezasına, 68 kişi kürek,para ve sürgün cezalarına çarptırılmıştı.227 kişi ise beraat etmişti.

Özellikle burada önemli bir nokta dikkat çekmektedir. Suçlanan devlet görevlilerinin mahkemelere ve Divan-ı Harb'e sevk yazılarının bizzat Talat Paşa'nın imzasını taşıması, Ermenilere karşı işlenen suçların Osmanlı Hükümeti'nin bilgisi dışında olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Bütün bu belgeler, mahkeme kararları, idamlar dahil cezaların infazları, zorunlu göç sırasında yaşanan olayların hükümet tarafından önceden planlanmadığını, hükümetin bilgisi dahilinde yapılmadığını açıkça göstermektedir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU / DEVAM EDECEK

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
  • Misafir
    Misafir 12.12.2019

    Sayın Ertem. Öncelikle bu yazı diziniz ve emekleriniz için teşekkür etmek isterim. Basınımızda maalesef bu konuyu sürekli gündemde tutacak, gençlere açıklayacak, hafızamızı tazeleyecek yazıları göremiyoruz. Aslında ne kadar önemli olduğunun farkına varmamız ve ülke, devlet ve millet olarak gözümüzü açmamız gerek.

Son Dakika Haberleri
yukarı çık